ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER:Üçüncü Dünya ülkelerinin kan kaybetmesine sebep olan bir önemli unsur da çok uluslu şirketlerdir. Bu

Belgede ÖZETİ BULUNAN KİTAPLAR. BİLGİ TOPLUMU VE EKONOMİK GELİŞME Prof. Dr. Hüsnü ERKAN İş Bankası Yay. Ankara-1993 (sayfa 34-39)

3.DÜNYANIN BATILILAŞTIRILMASI

72- ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER:Üçüncü Dünya ülkelerinin kan kaybetmesine sebep olan bir önemli unsur da çok uluslu şirketlerdir. Bu

devasa kuruluşlar, etki alanları içerisine dahil ettikleri ülkelerin gelişme faaliyetleri üzerinde karşı konulmaz baskılar icra edebilmektedirler. Dış ticaret dengeleri ile dilediklerince oynayabilmekte, endüstriyel gelişmenin yönünü tayin edebilmekte, teknoloji seçiminde söz sahibi olmakta, ulusal kaynakların nerelerde ve nasıl değerlendirileceği hususunda hükümetlere görüş empoze edebilmekte, işi daha ileri götürüp sokaktaki insanın kültürünü, değer yargılarını ve duygularını hamur yoğurur gibi yoğurup canının çektiği şekilde yeniden biçimlendirebilmektedir.(219)

73- Dünyanın en büyük şirketlerinin sunduğu yatırım tekliflerinin cazibesi, beraberinde getirdiği risklerin görülebilmesine engel olmaktadır.

Doğrudan doğruya sermaye girişimini gerçekleştirerek dış ödemeler dengesi üzerinde yaptığı olumlu etki, o güne kadar ithal edilenin ülkede üretileceği ve hatta günü geldiğinde ihraç edileceği yolundaki beklenti, yabancı sermayeye sevecen gözlerle bakılmasını sağlamaktadır. İşin aslı çok uluslu şirketlerin Üçüncü Dünya’da üretim yapabilmek için Batı’dan ihraç ettiği parçalara ödediği para, ürettiklerini ithal etmek suretiyle getirdiği dövizden fazladır.

Çok uluslu şirketler, endüstrinin hızla gelişmesini, Batı standartlarının tesis edilip yürütülmesini sağlamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin en çok hoşuna giden de budur. Yabancı sermaye ile birlikte sermaye, teknoloji, yönetim tecrübesi ve son derece iyi organize olmuş Batı pazarına girebilme şansı birlikte gelmektedir. Bir yoksul ülkenin bu dört öğeyi bir araya getirebilmesi

ise neredeyse imkansızdır. Üst yönetimde görev almak üzere çok az sayıda kalifiye elemanı dışardan yüksek ücretlerle getirmekte, bunların dışında kalan elemanları ülke içinden seçip, bir yandan istihdam ederken, öte yandan eğitip, gelişmelerini sağlamaktadırlar. (220)

74- Çokuluslu şirketler girdikleri ülkelerde endüstrinin direksiyonunu, yerli kuruluşların kontrolünü ellerine geçirirler. Mevcut bilgi ve sermaye birikimleri sayesinde bu işi kolayca gerçekleştirirler. Çokuluslu şirketlerin uzantıları, çoğu ülkede endüstri sektörünün önemli bir parçasını ellerine geçirmiş durumdadırlar. (220)

75- Amacı, Batılı sahiplerinin karlarına kar katmak olan; yatırım yaptığı ülkeye bu ülkenin hayrı için gitmemiş olan yabancı sermayenin insafına ülkenin ekonomik geleceğini terk etmek son derece riskli bir iştir. Döviz transferlerinde yapacakları bir takım numaralarla kurların kendi lehlerinde seyretmesini sağlayabilirler. Bir ülkenin dünya pazarlarına sunduğu mallar son derece değerli ve nadir nesneler değilse, bu ülkenin hemen her sahada yabancı sermayenin istismarına açık demektir. Yabancı sermaye, kendi çıkarlarına uygun olan teknolojiyi seçer(Örneğin renksiz televizyon/merdaneli çamaşır makinesi...) ve bu teknoloji genellikle sermaye yoğun teknoloji olmaktadır. (221)

76- Çokuluslu şirketlerin arz ettiği risklerden bir başkası da kazançlarının bir kısmını kendi ülkelerine transfer edebilme hakkından kaynaklanmaktadır.

(223)

77- Resmi makamlar bile bu şirketlerin bir yatırdıkları ülkeden en az üç götürdüklerini göstermektedir. Altmışlı yılların sonlarında Üçüncü Dünya ülkelerinden Batı’ya her sene yapılan kar transferi, yapılan yeni yatırımların tutarından 3.4 milyar dolar daha fazlaydı.(223) (Oysa, bu şirketler, bu yatırımları gerekçe göstererek, kendi ülkelerindeki karlılık oranlarına göre yatırım yaptıkları ülkelerdeki kar oranları çok farklıdır. Örneğin, kendi ülkelerinde %7.9 olan kar oranı, aynı mallar için, yatırım yaptıkları ülkelerde

%17.5 idi.)(223) (Bütün bunlar işlenip, gazino misaline bağlanacak)

78- Çokuluslu şirketlerin gelir kaynakları arasında patent hakkı, önemli bir yer tutmaktadır. (224)

79- Çokuluslu şirketler yasal gelir transferi yanında, hileli yollardan da gelir transferi yapmaktadırlar. Şöyle ki, bir ülkede yatırım yapan yabancı sermayenin alt kuruluşları birbiriyle ticaret yapmaktadır. Birinin ihraç ettiğini diğeri ithal etmektedir. Çokuluslu bir şirket için ithal ettiği malların fiyatını yüksek, ihraç ettiği malların fiyatını ise düşük göstermek bir sorun çıkartmaz.

Sonuç itibariyle ithal eden de, ihraç eden de aynı kuruluşun farklı alt birimleridir. Kar ise dört bir yandan oluk oluk akıp ana şirketin kasasında toplanmaktadır. Bu suretle yatırım yapılan ülke, bir yandan ithalat, öte yandan da ihracat yoluyla iki kez soyulmuş olur.(225-226)

80- Dünya ticaretinin Batı lehine çalışan kuralları, sanayileşmenin bedelinin giderek artması, gelişmekte olan ülkelerin zaten ağrıyan başına bir başka bela daha sarmıştır: Borç... (229)

81- Borç, ülke ekonomisine İMF müdahalesinin bir aracıdır.

Böylece,borçlandırılmış bir ülke, gerekli tedbirleri kendi özgür iradesiyle alamaz bir duruma getirilir. Amaç, bu ülkenin ekonomisinin düzeltilmesinden ziyade, o ülkenin yabancı sermayeye açılmasını, özelleştirmeyi teşvik ederek, ekonomik kuruluşları çokuluslu şirketlere devretmek, halktan toplanan vergileri borç faizlerine yatırmayı, böylece o ülkeyi sürekli faiz öder duruma düşürmeyi sağlamaktır. Faiz oranları, döviz kurları ve borsa gibi araçlarla ekonomik yapıyı yönlendirip, kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeyi...

82- Küresel Adalet...

83- Yardım, fukaradan zenginlerce alınan çoğun azıcık bir kısmını fukaralara tekrar iade etmek demektir... (235)Böylece ekonomik sömürü katlanılabilir seviyede tutulur(-)

84- Bir ülkede seçkinlerin (iç ve dış çıkar çevrelerinin) siyasi sistemi etkisi altına almağa çalışması boşuna değildir. (256)

85- Devlet, sosyal guruplar arasında servet dağılımını düzenleyen yasaları ve yönetmelikleri çıkarıp hayata geçirmektedir. Dolaylı ve dolaysız vergileri ve oranlarını belirlemek devletin işidir. Asgari ücretin belirlenmesinde devletin büyük bir ağırlığı vardır. Devlete ait taşınmazları kiralayarak kullananlar iin devlet, arazi sahibidir, dükkan sahibidir, ev sahibidir. Yasa koyarak toprak dağılımını düzenlemekte, ticari birliklerin yetkilerini tayin etmektedir. İthalat tarifelerini belirleyen, çoğu malın fiyatını tespit eden devlettir. Ordu ve polis üzerinde mutlak hakimiyet sahibidir. Bu iki gücü kullanarak koyduğu yasalar karşısında toplumun her kesiminin tam bir itaat içerisinde olmasını, en azından teorik planda, sağlayabilir. Bir yanda böylesine imtiyazlarla donatılmış devlet, öte yanda toplumun (Etki gücüne sahip çıkar çevreleri) seçkinleri. Bu insanlar elbette ki devleti tabii işleyişine bırakmayacak, kendi çıkarları doğrultusunda çarklarının işlemesini sağlamak için ellerinden geleni yapacaklardır. Seçkinlerle halk arasındaki uçurum ne kadar derinse, seçkinlerin devleti ele geçirip, dilediklerince at oynatmaları o kadar kolay olmaktadır. (256)

86- (Bu sebeple, üçüncü dünya ülkelerinde seçkinler ile halk arasında mevcut ortak değerler yok edilir. Halkın değerleri, seçkinler için gericilik, çağ dışılık ve ilkelliği ifade eder.)(-)

87- Her dönüşüm, yeni bir sürecin başlangıcıdır. Kurulan her sistem, başlangıçta ne kadar ideal bir düzeni temsil ederse etsin, bir müddet sonra, başlangıçtaki mahiyeti tamamen değişmiş, birilerinin çıkarlarına hizmet eder duruma gelmiştir. Ancak, başlangıçtaki ideal özellikler, fiiliyatta kalmadığı

halde, artık, bu özellikler ileri sürülerek kutsallığı ve dokunulmazlığı pekiştirilir. Çıkarları koruyan sisteme karşı gelişen tavırlar, bu kutsal düzeni yıkmaya yönelmiş yasa dışı hareketlerdir. İdeal sistemi koruyan yasalar ve bu yasaları uygulayan kurumlar devreye girer ve bu hareketleri derhal ezer. (-)

88- Yasalar, dünyanın hemen her yerinde zenginlerin kendilerini büyük bir kolaylıkla savunduğu, fukaraların ise yerinden bile kıpırdatamadığı bir silah gibidir.(259)

89- Tipik bir Üçüncü Dünya hükümeti genellikle istikrarsızdır.(265)

90- Avrupalılar sömürgelerini aralarında paylaşıp sınırları tayin ederken yeterince özen göstermediler. İki Avrupa devletinin askeri birliklerinin karşı karşıya geldiği nokta, sınırın çizilmesinde bir başlangıç noktası olarak kullanılabildi. Örneğin: İspanyollar ve Portekizliler, hayatında Latin Amerika’da hiç bulunmamış bir papanın harita üzerinde çizdiği bir hattı esas olarak Latin Amerika’yı aralarında paylaştılar. Sömürgeciliğin son bulup(sömürgeci devletlerin sömürge topraklarından çekilmesiyle) bağımsızlığın elde edilmesiyle ortaya çıkan devletlerin sınırlarının tayininde kullanılan ölçü rast geleydi. Köklü, herkesçe kabul görecek özelliklerden yoksundu. Nitekim kısa bir süre sonra herkes komşusunun toprakları üzerinde hak iddia etmeğe başladı. Komşular hem pahalı hem de yararsız savaşların tarafları oldular. (265-266)

91- 1865-1870 yılları arasında Uruguay, Arjantin ve Brezilya’ya karşı savaşan Paraguay, kelimenin tam anlamı ile perişan oldu. (

92- Bolivya ile Peru bir olup 1979 da Şili’ye karşı savaş açtılar.Bolivya, nitrat bakımından son derece zengin Atakama çölünü, dolayısıyla denize çıkış yolunu kaybetti.

93- 1935-1937 yılları arasında bu kez Bolivya ile Paraguay kapıştılar.

Bolivya, topraklarının büyük bir kısmını kaybetti.

94- 1941 senesinde Ekvador ile Peru, kılıçlarını kuşanmış oldukları halde tarih sahnesinde arz-ı endam ettiler.

95- Arjantin ile Şili, Patagonya üzerinde iddia ettikleri haklarını karşı tarafa bir türlü kabul ettiremedikleri için sürekli olarak birbirleriyle didişip durmaktadırlar.(266)

96- Afrika’da Somali, Etyopya’ya saldırıp topraklarının bir kısmını ilhak etti. Gerekçesi son derece makuldu. İlhak ettiği toprakların çok uzun yıllardır kendisine ait olduğunu, hatalı olarak çizilen sınır sebebiyle, Etyopya’nın topraklarında kaldığını ileri sürmekteydi.

97- Fransızların boşalttığı topraklar üzerinde kurulan Yukarı Volta ve Mali arasında da, rastgele belirlenmiş olan sınırlar sebebiyle ihtilaf hiç eksik olmamaktadır.

98- İspanya’nın boşalttığı İspanyol Sahrası üzerinde Cezayir, Fas ve Moritanya hak iddia etmekte, aralarında zaman zaman silahlı çatışma çıkmaktadır.

99- Asya’da Borneo’nun sömürgeciler tarafından paylaştırılış tarzı, Endonezya, Malezya ve Filipinler arasında sürekli bir ihtilaf mevzuu olmuştur. 1969’lı yılların başlarında Malezya ve Filipinler bir çatışmanın eşiğinden dönmüşlerdir.

100- Hinduçin’in sınırları, çizildiği tarihten bu yana iki tarafındakileri hoşnut edememiştir. Güney Asya, sınır ihtilaflarından en fazla rahatsız olan bölgedir. 1962 Senesinde Çin ile Hindistan sınır ihtilafı sebebiyle savaştılar.

İhtilafa sebep olan bölge, Hindistan’a o kadar uzak öylesine seyrek bir nüfus yapısına sahipti ki, Çinliler, bu bölge üzerinde hiçbir Hintliye fark ettirmedin askeri amaçlı bir yol yapmayı başardılar.

101- Keşmir yüzünden 1965 senesinde Hindistan ile Pakistan savaştılar. Keşmir’in nüfusunun büyük bir kısmı Müslüman’dır. Ne var ki bu yöre, üzerinde yaşayanların hiç birine sorulmaksızın Hindistan’a bağlanmıştır.

102- Pathan bölgesi, Pakistan ile Afganistan arasında bitmek tükenmez bilmez sürtüşmelerin kaynağı olmuştur.(267)

103- Orta Doğu açmazını Üçüncü Dünya’nın başına saran da Batıdır.

Filistin’in İngiliz mandası olduğu yıllardı. İngiltere, bu toprakların uzun yıllardır Avrupalıların zulmü altında inlemiş olan Yahudilere vatan olarak tahsis edilmesine karar verdi. Bu kararını verirken Filistin halkının görüşünü almak aklının ucundan bile geçmedi. (268)

104- Mevcut gelişmeler, Üçüncü Dünya ülkelerinin kıt kaynaklarını kalkınma için değil ama savaş için tahsis etmesi sonucunu doğurmuştur. Bu işten ise zengin Batı doya doya yararlanmıştır. Stokholm Uluslar arası Barış Araştırma Enstitüsü, 1970’li yıllarda dünya genelinde silah ticaretinin bir senelik hacminin 10 milyar dolar civarında olduğunu tahmin etmektedir.

Satılan silahların dörtte üçü Üçüncü Dünya’ya, silah satışından elde edilen paranın üçte ikisi ise Batıya gitmektedir. 1976 senesinde Üçüncü Dünya ülkelerinin askeri harcamalarının tutarı 51 milyar doları bulmuştur. (268)

105- Afrika devletleri, bünyelerindeki ayrılıkçı gurupların elinde paramparça oldu. Kongo’da Katanga, Nijerya’da Biafra, zencilerin çoğunlukta olduğu Çad’da Araplar, Arapların çoğunlukta olduğu Sudan, Eritre ve Etyopya’da zenciler hep baş ağrısı oldular. Ürdün, Lübnan, Irak ve Suriye;

Filistinliler ve ayrılıkçı gurupların varlığından büyük rahatsızlıklar duydu, istikrarsızlığa sürüklendi. (275)

106- Gelişmekte olan ülkelerin harici istikrarsızlığı, kalkınma için harcayacakları paraları askeri amaçlar için harcamalarına sebep olmuştur.(269)

İç istikrarsızlıklar, orduları, dış tehlikelere olduğu kadar, iç tehlikelere karşı da oluşmuş bir organizasyona dönüştürmüş, bu da askeri müdahalelere yol açmıştır. (-)

107- Sömürgecilik üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Cecil Rhodes, sömürgeci ülkelerin işgücü fazlasını sömürdükleri ülkelere transfer ederek işsizlik sorununa, ürettikleri fazla malları sömürdükleri insanlara satarak Pazar problemine çare bulduklarına işaret etmektedir.(271)

108- Üçüncü Dünya ülkelerinde, televizyonlarda sık duyulan bir haber vardır:”ordu yönetime el koydu” Askeri darbeler, Üçüncü Dünya ülkelerinin istikrarsız yapısının karakteristik özelliklerinden biridir.(270)

109- Bir ülkede din birliği, dil birliği, kültür birliği mevcutsa, o ülkede (iç istikrarsızlık) sorunları oluşturulması ihtimali daha azdır. (280)

110- Tipik bir Üçüncü Dünya devleti, sürekli olarak iç ve dış tehditlerin gölgesi altında yaşamaktadır.(284)

111- Dünya üzerinde hiçbir Pazar, bütünüyle serbest Pazar değildir.

Şartları, güçlü olanlar belirlemektedir. İki çocuk arasındaki oyunda bile, oyunun türü ne olursa olsun, güçlü olan eğer isterse oyunun akışını lehine çevirebilir. Güçlü olan, zengin olan, bilgili olan, iyi organize olan, hemen her zaman kazanandır. Alıcı ve satıcının gücünün birbirine denk olmadığı bir pazarda fiyatların arz-talep esasına göre belirlendiğini söylemek safdillik olur.

Pazarın adaletini, alıcı ile satıcının güçleri arasındaki dengesizlik yok etmektedir.(309)

112- Dün Batılıların uyguladığı sömürü düzenini, bugün ülkenin insanları memur(...) kılığına bürünüp ülkenin fukaraları üzerinde aynen sürdürmektedirler.(314)

BİR DEĞİŞİM SÜRECİ OLARAK MODERNLEŞME Kadir CANATAN; İnsan Yay. -İst. 1995

Belgede ÖZETİ BULUNAN KİTAPLAR. BİLGİ TOPLUMU VE EKONOMİK GELİŞME Prof. Dr. Hüsnü ERKAN İş Bankası Yay. Ankara-1993 (sayfa 34-39)

Outline

Benzer Belgeler