YAKINÇAĞ BATI DÜNYASI VE TÜRKİYE’DEKİ YANSIMALARI Alaeddin Özdenören, Akabe Yayınevi, 1.Basım 1986 İst

Belgede ÖZETİ BULUNAN KİTAPLAR. BİLGİ TOPLUMU VE EKONOMİK GELİŞME Prof. Dr. Hüsnü ERKAN İş Bankası Yay. Ankara-1993 (sayfa 111-116)

1. Pratikte böyle bir sorumluluk anlayışının değeri nedir? (8)

2. İnsanları ...çağıran ...içinde yanan mum(...), ruhları adalet aşkıyla tutuşturmak gücünden yoksundur. (12)

3. ...kahramanlık ruhunun ve ahlak disiplininin yeniden uyarlanması...(14-ten)

4. İnsanın karşısına ahlaki taleplerle çıkmak.(15)

5. Ahlaki kanun teorik aklın ortaya koyduğu fizik kanunundan tamamıyla farklı bir yapıya ve güzelliğe sahiptir. Fizik kanunu kendisine karşı durulamayan ve mukadder bir şeydir; oysa ahlaki kanun zorlamaz, mükellef kılar; şu halde özgürlüğü gerektirir veya daha doğrusu tazammum eder. (17) (cebri disipline uyarlanacak)

6. Aklın yanı sıra insanın içgüdüleri, eğilimleri, dürtüleri vardır. İçgüdü, dürtü, itki ve eğilimleri insanı bilinen aleme yani salt düşünülen aleme(Nomen) bağlar.(18)

7. Yüksek bir değeri şahsi çıkarı için vasıta...(20)

8. Biz bir davranışı, bir hareketi ya da eylemi kişinin kendisinden soyutlayarak değerlendiremeyiz. (24)

9. Cemiyeti bir ahlak bütünlüğünde birleştirmek...

10. *Gerek kalkınmada ve gerekse içtimai hayatımızda vardığımız neticeler teşhis mantığımızı doğrulamamaktadır.(..)

11. Çünkü bu sahada hayatın(...) keyfiliğe tahammülü yoktur. İnsan objelerin özelliklerini ve esas prensiplerini göz önünde bulundurmadan hiçbir maddi aracı(...) gerçekleştiremez. Nitekim yanlış varsayımlardan hareket edilerek inşa edilen bina çöker, uçak düşer, köprü yıkılır...(26)

12. Demek oluyor ki Kant’ın “madem ki teorik akıl doğaya kanunlarını dikte ediyor, öyleyse ahlaka da kanunlarını dikte eden bir pratik akıl vardır”

temellendirmesi tutarsız, asılsız bir temellendirmedir. (27) 13. iradeyi etkileyen güç....akıl, inanç, cebri disiplin v.s.

14. Akıl, içtimai zaruretlerden bağımsız, tek başına düşünüldüğünde, ileri sürülen her gerekçeye, başka bir gerekçeyle karşılık verebilir. (35)

15. Tek başına akıl, ya da salt akıl insanı egoizme ve ferdiyetçiliğe sürükler. Şimdi hukuki kanunlar, totem ve tabu, batıl inanç veya eğitim gibi insan varlığını güvenlik altına almaya yarayan her çeşit kuralın topluluk kavramına göre topluluğa uygun gelecek şekilde biçimlendirilmesi gerektiğini biliyoruz. (35)

16. Fertleri birbirine bağlayan tesanüd bağları bir anda kopardı. Her biri kendi nefisleri için yaşayan bir canavar sürüsü haline dönüşürlerdi. (39)

17. ...kurmuş olduğu varsayımı olaylar doğrulamıyorsa, bu varsayımdan vazgeçmek zorundadır. (zira), hayatın bu konuda keyfiliğe tahammülü yoktur. (44) (üstte 11.madde ile bağlı)

18. Akıl tarafından teklif edilen hiçbir gaye, irademiz üzerinde mecburi tarzda kendisini empoze edemez. Menfaat düşüncesini herşeyin üstüne koyan adam için akla uygun hareket etmediğini iddia etmek mümkün müdür? (45)

19. İşte temeldeki bu farklar batı kurumları ile ...kurumlarını birbirinden ayırır. Batıda oluşmuş sosyal kurumlar akla dayalıdır.(...) hakim sınıf ve zümrelerin ifadesini yansıtır. Bir başka deyişle hakim sınıf ve zümrelerin toplum üzerindeki egemenlik ve baskılarını sürdürmek için kurumlar akılla temellendirilmişlerdir. Oysa (...) kurumları akla değil, (..) dayalıdır;....(47)

20. ...Eriştiğim ve bütün incelemelerime öncülük eden genel konularımı şöyle özetleyebilirim.(51)

21. ...Din hayatının temelinde iman ve aşk vardır. Bu iman ve aşk sönerse, din hayatı bir alışkanlıklar sistemine dönüşür. (54)

22. *Bilimsel hakikatler zincirinde ilk halka üstün bir önem taşır. (58) (Descartes)

23. Benzetmeye dayanan akıl yürütmelerle ilkel insanı, çocuğa ya da hayvana benzetmeye kalkışmak ve bu benzetmeden bir takım sonuçlar çıkarmak yanlıştır. (62)

24. Dinin asıl amacı bireyin toplum bilinciyle toplum ruhuyla olan bağını güçlendirmektir. (66)

25. Cemiyetin tüm problemleri; insan problemi sebebinde kesişir....

26. *(-) İnsanın bu vasıflarının mükemmelliği ile cemiyetin içtimai sulh ve kalkınma kudreti arasında doğru bir orantı bulunmaktadır.

27. *Böylece batıcılar, kendi çıkarlarına uygun dogmatik kafalar yetiştirmeyi başarıyorlar...(70)

28. *Bizde eğitim kurumu sosyal birliğin görüş tarzını kökünden değiştirmek, ona yeni bir yön vermek istiyor.(76)

29. Bizde eğitim kurumlaşmamış, bireylerin kişisel görüşlerinden bağımsız, objektif bir kimliğe bürünememiştir. (...) Eline yetki geçiren herkes kendi inançlarına ve bağlandığı değerlere göre eğitime bir yön vermeyi deniyor. (76)

30. Toplumun bireyden beklediği şeyler vardır. Birey toplumun kendisinden beklediğini gerçekleştirdiği ölçüde topluma bağlanabilir. (77)

31. *Eğitimin görevi, bireyi toplumun kendisinden beklediklerini gerçekleştirebilecek bir karakter yapısına kavuşturmaktadır. (77)

32. Toplumun bireyden bekledikleri ile bireyin yapıp etmeleri arasında bir uyumsuzluk varsa o toplum çözülmeye ve dağılmaya yüz tutmuş demektir.

(77)

33. Toplum kendi görüş tarzına göre olaylara yön verir, onları anlamlandırır, değerlendirir ve bir şekil kazandırır. (78)

34. *Çünkü kurumlar kendilerine yön veren kültürel değerlerden uzaklaşırsa, içeriksiz, donmuş ve katı geleneklerin sürdürücüsü durumuna düşerler. Gelenekler canlılık ve fonksiyonlarını yitirir, gereksiz bir yük olur.

Katı ve donmuş gelenekler ve bunlara gösterilen bilinçsiz bağlılık kültür dirilişini engelleyen bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Nasıl ki kaynağından mahrum edilen bir akarsu bir süre sonra kurumaya ve geride boş bir yatak bırakmaya mahkumsa , kaynağından mahrum edilen bir gelenekte içeriksiz bir formdan ibaret kalmaya mahkumdur. (79)

Gelenekleri yeniden canlı ve diri hale getirme, onlara gerçek fonksiyonlarını yerine getirici bir akıcılık sağlama, beslendikleri kültür kaynakları ile aralarındaki kopukluğu gidermek ve bu kaynaklarla yeniden bütünleşmeyi sağalmakla mümkün olur. Bizde böyle bir yola gidilecek yerde kurumlar büsbütün ortadan kaldırılmak istenmiştir. Sanılıyordu ki içinde bulunduğumuz kaosun nedeni bu kurumlardır. Bunlar ortadan kaldırılır, egemen durumda olan batı toplumlarından kurumlar transfer edilir ve bunlara işlerlik kazandırılırsa güçlüklerden kurtuluruz. (79)

35. Sosyal olaylar hiçbir zaman olmuş bitmiş olaylar değil, olmakta olan olaylardır, sürekli bir akış içindedirler ve kesintiye uğramazlar. (79)

36. Oysa önemli olan kurumları değiştirmek değildi. Önemli olan bireylerin görüşlerini yeni baştan düzenlemektir. (Bunun için her şeyden önce devletle toplum arasında bir dengenin kurulmuş olması şarttır. Bu denge yönetenlerle yönetilenlerin aynı ilkelere bağlanmış olmasından doğar...(80)

37. Yönetici kadroların kabul ve dikte etmeye çalıştıkları ilkelerle, toplumun bağlandığı ilkeler birbirinden faklı olursa, o toplumda yaşayan bireyler giderek duyumsamazlığa kapılır ve kendilerini harekete geçiren her türlü teessüri şema parçalanır. Devlet toplumsal vicdanın örgütlenmesi olmaktan çıkar. (80-81)

38. Devlet toplumla inanç, duygu, ve düşünce ortaklığından kendisini koparır, toplumun varlık yapısına olan uygunluğu kaybeder, yapay bir varlık alanı haline dönüşürse bir baskı ve zulüm aracı olur. Artık toplum hayatını determine eden değerler boşluktadır. Hatta devlet toplumla bu değerler arasına girmiştir. (81)

39. *Din düşmanlıklarını meşru gösterebilmek için bu dogmaya dört elle sarılırlar... Onlara göre mücerret din, bilime karşıdır. O halde bilimsel

değerlerle bağdaşması mümkün olmayan dini değerlerin tamamen eğitim kurumlarından ve toplum hayatından tasfiye edilmesi gerekir. (90)

Aslında batının bütün niyeti zaten 1839 yılından itibaren aktif olarak başlatılmış olan batılılaşma hareketinin doğurduğu sosyal çözülmeyi, Cumhuriyetten sonra kesin bir sonuca ulaştırmaktı. Böylece Türkiye’yi gerek ekonomisi, gerek sosyal yapısı ile kontrol altına almak imkanına kavuşmuş olacaktı.

Bunun için ülkedeki batıcı şartlanmış kadroları bir alet olarak kullanmıştır. Bilimsel değerlerle, dini değerlerin birbiriyle bağdaşmaz olduğunu temel bir varsayım olarak kabul eden batıcılar, eğitim kurumlarının bütün programlarını bu varsayıma dayandırmışlardır.

Özellikle laiklik ilkesini dini değerleri toplumdan tasfiye etmek için bir vasıta olarak kullanmışlardır. (91)

40. Okullarda sadece zihin eğitimi yapılmış, karakter teşkiline hiç önem verilmemiştir. (92)

41. Aydınlık çağı sistem fikrinin insan zihnini inkişaf ettireceğine değil, tersine onun inkişafına bir engel teşkil ederek , kuvvetini sınırlayacağına kani idi... (uyarlanacak) (98)

42. Bu eşitsizlik bir kısım insanların diğerlerinin zararına olarak faydalandıkları çeşitli ayrıcalıklardan ibarettir.(105)

43. İhtiyaçlar yeni yeni keşiflere yol açtı; yeni keşifler, yeni sosyal durumların doğmasına neden oldu. (108)

44. ...efradda olan kuvvetlerin içtimaından husule gelir. (121) (N.

Kemal)

45. Ferdi iradeleri genel bir amaca yönelten objektif (töre) (137) 46. İnsan toplum hayatı yaşamak zorunda olan bir varlıktır. (148)

47. İnsan disharmonik bir varlıktır; yani hem iyiye hem de kötüye eğilimlidir. (143)

48. Devlet kişi ve zümrelerin değil toplumun varlık yapısının gerektirdiği objektif gaye ve hedeflere uygun olarak yönetilirse, toplumda gelişme ve ilerleme olur. (150)

49. Devlet yapısı ve karakteri gereği hiçbir kişi ve zümrenin subjektif gayesi için değil, toplumun objektif gaye ve idealini gerçekleştirmek için vardır. (150)

50. Kendisinin hakkını alıncaya kadar da zayıf kuvvetlidir.(150)

51. *...devletin sınırlarının bittiği yerde bunlarda biter. Devletin başka milletlere karşı hiçbir ahlaki ve hukuki bir yükümlülüğü yoktur. (152) (insan hakları)

52. *Bu bakımdan ...uygarlığın (...) sebebi değil, sonucudur...(154)

53. *Toplumun sosyal(...) ve ekonomik biçimden kazanarak ortaya çıkan kültürel değerleri(problemleri)...(158)

54. *Neyi amaçladıklarını ilgili ülkelerin devlet adamlarının sözlerine göre değil, o ülkenin politikalarına yön veren kültürel dinamikleri inceleyerek tespit (etmek gerekir)...Böylece karşı önlemlerin alınmasında inisiyatifi kendi elimizde tutarız. (160)

55. Tanzimattan beri batı ülkemizi değil, kendi politikalarını sürdüren politikacıları destekleyegelmiştir. (163)

56. Bazen aynı öyküler, ayrı gerçeklerden seyrettirilir, bunları tekrar saymamalı...

56. Bir toplumda en zayıf en kuvvetliden hakkını alabiliyorsa, o toplumda adalet var demektir.

Belgede ÖZETİ BULUNAN KİTAPLAR. BİLGİ TOPLUMU VE EKONOMİK GELİŞME Prof. Dr. Hüsnü ERKAN İş Bankası Yay. Ankara-1993 (sayfa 111-116)

Outline

Benzer Belgeler