1- Farklı özellikleriyle toplumların işleyen bir bütüne ve sisteme sahip oldukları gerçeği: (giriş)

2- Tylor’a göre: “Kültür, bilgiyi, imânı, sanatı, ahlâkı, hukuku, örf ve âdeti ve insanın, toplumun bir üyesi olması dolayısıyla kazandığı diğer maharet ve alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür…” (3)

3- Toplumların devamlılığını sağlayan faktör, bazı ilim adamlarınca, kültürün “muhazafakâr taşıyıcı fonksiyonudur” (Ottoway) (4)

4- Reymoned ARON’a göre insanlık tarihi sadece gelişme ve değişmeden ibaret değildir. İnsanlık tarihi aynı zamanda muhafazakâr bir karaktere de sahiptir. (ARON, Rİ Sanayi toplumu, Çev.A.O.Güner İst.1974-sh. 73 ) (4)

5- Sürekli değişiklik bu açıdan düzensizliğin istikrarsızlığın adıdır. (4) 6- Kültür , maddi ve manevi kültür olarak ikiye ayrılmaktadır.

(WFOGBURN) Manevi kültürü sadece kültür, maddi kültüre ise medeniyet de denmektedir. Maddi kültür, teknik, araç ve gereç, makine, üretim araçları ile maddi yapılardır. (Mimari-şehirleşme- v.s.)

7- Manevi kültür ise, bir milleti diğer bir milletten ayırt edebilme imkânı veren örf ve âdetler, kolektif davranışlar, değer hükümleri, ahlâk anlayışı, sosyal normlar ve zihniyet değişikliğidir. (6)

8- Bir topluluk bağımsızlığını kaybetse bile, kültürel varlığı sürebilir ve tekrar bağımsızlığı sağlayabilir. (9)

9- Kültür tarihçileri, kültürün şu ana prensiplere bağlanabileceğini belirtmişlerdir: Düşünce sistemi, dil, din, hak anlayışı, san-at, ahlâki davranış ve bunların kontrolünde gelişerek, topluluk hizmetine konulan âlet ve vasıtalar….Yine incelemeler göstermiştir ki, bu prensiplerin muhtevaları her kültürde başkadır ve yeryüzünde ayrı ayrı insan kütlelerinin ortaya çıkışına yol açan, aynı zamanda bir kitleyi diğerinden ayırt etmeyi mümkün kılan başlıca sosyal görüntü de düşünce, dil, din, halk telakkisi, ahlâk muhtevalarındaki bu farklılıklardır. Demek ki her topluluk kendine mahsus bir kültüre sahip bulunmakta her kültür de tek başına var olabilen bir topluluğu temsil etmektedir. Bunlardan birinin kaybolması, ötekinin de tarihten silinmesi mânasına gelir. (İ.Kafesoğlu- Kültür ve Milli Kültür- Milli Kültür ve Sanat şenliği ….) (10)

10- (Dürüstlük) ………. Kimsenin inhisarında olmadığı için bir odacı bile bir profesör aynı (mükellefiyeti) taşıyorsa, aralarında (bu açıdan) bir fark yoktur. Her ikisinin arasındaki fark fonksiyonel olarak iş bölümünden doğan bir farktır ve meslekleri itibariyle farkı statülere sahiptirler. (19)

11- (Mesleki fonksiyonun boyutuna göre dürüstlüğün fonksiyonu da değişmektedir. Odacını dürüstlüğü ile, Profesörün dürüstlüğü topluma etkisi bakımından farklı olur…)

12- Sosyal Yapı: Bir toplumun hızla değişen maddi kültürü ile daha yavaş ve adeta haymedilerek değişen, daha doğrusu yenilenen manevi kültürünü kapsar… (59)

13- Vatan sadece üstünde yaşadığımız toprak değildir. Vatan milli kültür dediğimiz şeydir ki, üstünde oturduğumuz toprak onun zarfından ibarettir.

(19)

14- Sosyal bir bütünleşme eylemi zayıf olan ve bilhassa dış çevrelerce harekete geçirilen yoğun azınlık şuuruna sahip bazı çevreleri de çözülme sürecini kolaylaştıran (sol) eğilim içine girebildikleri görülebilmektedir. (20)

15- Fertleri ve sosyal grupları saran sosyal çevre ikilli bir özellik taşır.

Bunlar kültürel yapı ve sosyal yapıdır. Kültürel yapı toplum hayatındaki örf ve adetlerden, gelenek ve göreneklerden yaygın değer hükümlerinden ve inançlardan örülmüş bir ağdır. Herhangi bir toplumda yapıyı oluşturan unsurların nasıl olması gerektiğini bize gösterir. Sosyal yapı ise yukarıda belirttiğimiz hususların nasıl olması gerektiğini değil ama nasıl olduğunu ortaya koyar.

16- Bir toplumda kültürel yapı (nasıl olması gerektiği) ile sosyal yapı (nasıl olduğu) arasında belirli bir oranda farklılaşma görülebilir. Ancak, bu farklılaşma eğer büyük boyutlara ulaşıyorsa, o takdirde, toplumun sosyal bütünleşme kanalların da bir tıkanıklık var demektir. (58)

17- Kültürel ve fiziki yapının yanı sıra sosyal yapıyı belirleyen bir faktör de sosyal tabakalaşmadır.

18- Bir kültür sorunudur. Sosyal bütünleşme- Sosyal çözülme.

19- Sistemin çökmesi / mevcut, sistemi elinde bulunduranlar / sosyal bünyede oluşan alternatif sistemi temsil edenlere sahneyi bırakması…

20- Sosyal tabakalaşma nitelik ve nicelik yönü değişen insan topluluklarında rastlanan bir gelişmedir. Genel olarak tabakalaşma otorite, prestij, statü ve güce göre doğan farklılaşmanın nüfus içinde hiyerarşik olarak sırlanmasıdır. Günümüzde toplumlar çoğulcu bir tabakalaşma içinde bulunmaktadırlar. (60) (Bk. Diğer kaynaklardan sosyal tabakalaşma - manevi değerle bu hiyerarşi içinde dikey bir adalet - manevi değerler zayıf toplumlarda ise hiyerarşik bir adaletsizlik ve zulüm özelikleri bir sosyal yapı ortaya çıkar… (tabakalaşma kaçınılmaz….)(Bu da sosyal tabakalar sınıf ve gruplar arasındaki sosyal bütünleşmeyi tahrip eder…..)

21- Toplumun herhangi bir sosyal sınıfı (işçiler gibi) , diğer sınıf ve gruplarla ortak değer hükümlerine ve sosyal normları paylaşmam idraki

içinde olmak bütünleşmeden sapmayı önlemektedir. (67) (Şu halde, bütün sosyal sınıf ve gruplara şamil ortak değer yargılarının muhafazası zaruridir…)

22- Hiçbir iktisadi sistem manevi yapısından tecrit edilerek uygulanamaz.

Sosyolog Max Weber ‘e göre; iktisadi sistemlerin manevi yapısı, zihniyeti ve ideolojisi bulunmaktadır. (insan faktöründe)…(111)

23- İktisadi faaliyet ve iktisadi olay sosyolojik bir açıdan ele alınırken, farklı ülkelerde, farklı kültürlerin bunlara şekil vermesi akla gelebilir. Bu açıdan konuya bakıldığında, kıymet, üretim, mübadele, tasarruf, tüketim, işbölümü, ve mülkiyet gibi temel konular o toplumun kültürel yapı özelliklerine göre yürütülecektir anlamı çıkar. Nitekim, Osmanlıların son dönemlerinde ticaretin hor görülmesi zihniyeti yüzünden ticaret azınlıklara kalmış ve Türk müteşebbisleri doğamamıştır. Bundan dolayı, iktisat tarihi, kültür tarih ile birlikte yürümüştür. Fikir ve zihniyet tarihini göz önüne olamadan iktisat tarihini anlamaya imkân yoktur. (S.Ülgener - İktisadi çözülmeni Ahlâk ve zihniyet dünyası - 1981 -İst. Sh.11) (111)

24- İktisadi olan bir olay, sosyalden ayrılmaz (112)

25- Aynı üretim ameliyesini ve aynı hukuk tekniğini olduğu gibi kopya eden ülkelerde iktisadi hayat batıdakinden farklı sonuçlar vermekte devam ediyorsa, sebebi, altta, zihniyet ve tutum farkından başka nerede arayabiliriz?

(113) (F.Sabri Ülgener - Zihniyet Aydınlar ve İzmler, Ank. 1983. sh. 17)

26- (İstesek de, istemesek de İslâm değer hükümleri iktisadi hayata şekil vermektedir. Müslüman toplumlarda bu alanda görülen sapmalar kültürel yapı, ile sosyal yapının farklılaşmasından doğmaktadır.. (114) (Bk. 12. Cümle)

27- Schumpeter’e göre ; ekonomik gelişmeyi iktisadi akamın alışılmış yörüngesini terk edip, daha yüksek seviyede ikinci bir denge sathına sıçraması şeklindeki anlayışına paralel olarak karmaşık modern cemiyetler değişen yörüngede yeni bir dengeye gidiş kanallarını açmak problemiyle karşı karşıyadırlar. Bu nokta, sosyal bütünleşme bakımından önem taşımaktadır.

(Gelişme ve büyüme sosyal bütünleşme ile desteklenmiyorsa, sistem aksayabilmektedir. (120-121)

28- (-) Sosyal bütünleşme zaafları, ekonomik durgunluğu (kalkınma disiplini zaafına) O da dönüp tekrar sosyal bütünleşme zaaflarını şiddetlendirmeye sebep olmaktadır. Bu kısır döngüden ancak bir kültür atmosferinde kurtulunabilir….)

29- (Batıcı) aydın tipi, kendi ülkesi ve kültür açısından “yabancılaşmış aydın” dır. (133)

30- Milli niteliğini kaybeden aydın için hür düşünmenin (çağdaşlaşma - kalkınma - gelişme) anlamı da yabancılaşma doğrultusunda şartlanmadır.

(133)

31- Milliliği kaybeden ve kültür esiri haline gelen aydının özgür düşüncesi, şartlandığı dünya görüşüne hizmeti kolaylaştırır. (133)

32- Şahsiyetin kaynağı kültürdür, o halde, bir fert ne kadar millileşirse, o kadar çok şahsiyet kazanmış olur.. (133) (O.Türkdoğan)

33- İktisadi faaliyetlerin ortaya çıktığı zemin, farklı özellikleri ile teşkilatlanmış insan topluluklarıdır. Fert ve toplumların değer hükümleri davranış şekilleri, örf ve adetleri iktisadi analizin dışında tutulamaz. Üretim , tüketim, yatırım ve tasarruf gibi konular basit birer davranış şekilleri (her toplumda aynı sebep ve saiklere dayanan) değildir. Bunlar öncelikle birer sosyal ilişki, insanlar ve toplumlar arasındaki sosyal ilişkiler düzeninin birer parçasıdırlar. İktisada sosyal muhteva kazandıran bir çok düşünür ve bu arada meselâ Max Weber iktisadi sistemlerin manevi yapısı ve zihniyeti bulunduğunu belirtmektedir. Hiçbir iktisadi sistem, içinde yeşerdiği yapının manevi özelliklerinden tecrit edilerek uygulanamaz. Hiçbir iktisadi sistem içinde yeşerdiği yapının manevi özelliklerinden tecrit edilerek uygulanamaz.

İktisadi sistemler içinde geliştikleri toplumların kültürel değerleri, norm ve inanç sistemlerinin izlerini taşırlar. Üretim ilişkileri de toplumların farklı özelliklerine göre şekillenir. Bu bakımdan iktisadi olaylara insanın dışında onu çevreleyen kültürlerin dışında sadece mal ve para akımı olarak bakış eksiktir.

Aynı üretim faktörlerinin farklı toplumlarda nicelik ve nitelik bakımdan sanayide girdi olarak eşit kullanımı halinde dahi, sonuçta farklı hasıla ve verim elde edilmektedir. Şu halde insanı sadece bir üretim faktörü, makine, araç, gereç gibi gören, onun sosyal ve manevi yönünü değişmez varsayan yaklaşımlar yanlış ve eksiktir. Hele iktisadi hayata önceden tayin edilmiş gerekirci sebeplerin belirli sonuçları doğuracağı bir üretim ilişkileri dizisi olarak bakılamaz. (İktisadi yapı) … Sosyal sistemin bir parçasıdır. Farklı statü sahibi ve vasıftaki çalışanları bünyesinde barındırmaktadır. Bunu için kalkınmada önemli bir faktör olan insan gücünün sadece gerekli bilgilerle donatılması yeterli değildir. Eğer ülkede kültürel bütünleşme gerek fertlerde, gerek sosyal gruplarda yoğunlaşmamışsa, o toplumu gerçek manada sanayileşmiş sayamayız. (145-146)

34- Nasıl ki tabii çevre sorunları içinde su, hava ve toprak kirlenmesi tabi çevreyi bozuyor, tarım verimini ve kaliteyi düşünüyorsa (tabi çevrede fonksiyonel bütünleşmeyi bozmak suretiyle) terör ve anarşi de beşeri çevre üzerinde olumsuz tesirler oluşturur. (151)

35- 26/1- Fonksiyonel bütünleşme, Fonksiyonel tamamlama.

36- Fertlerin kendi içinde oluşan değiştirici ve tepkici davranışların hayalci ve yıkıcı değil, yapısı alanlara kaydırılması gerekir….(154)

37- 27/1- (-) Toplumu geçmişle olan bağlarından kopararak, “rejime uygun bir fert ve toplum üretilmesi” politikası “devlet” nasıl tarif eder?

(…………..)

38- Unutmayalım ki, devletin rejimden ibaret sayıldığı ve iktidarın devletin üstünde tutulduğu ülkelerde, öncelikle aşılması gereken sorun, “rejim sorunu” dur. (rejim mi değişecek - insan mı çözümlemesi ile karşılaştır…) Çünkü, devleti de emrine alan rejim, kendisini temsil, edenlerin, iktidarı tam anlamıyla despotik bir idare biçimiyle kullanmasına ve toplumun gerek bireysel varlığına, gerekse kimlik değerlerine karşı vahşi bir mücadele yürütmesine yetki vermektedir…Faruk Köse- Akit - 09.08.99

TOPLUMSAL DEĞİŞME KURAMLARI VE TÜRKİYE GERÇEĞİ Emre KONGAR, Bilgi Yayınevi, 2. Basım, Ocak-1979

1- Toplumsal Değişme Dinamiği 2- Psikodinamikler...

3- Toplumsal değişme kavramının altında toplumu, insan toplumlarının tümünü biçimlendiren iki temel ilişki, ya da daha doğru bir deyişle iki temel çelişki yatmaktadır. Birinci temel çelişki insan - doğa çelişkisidir. Bunun sonunda ortaya insan - insan çelişkisi çıkar. (21)

4- Daldan toplanan yiyecek biriktiriliri. İşte hemen bu noktada insan-insan çelişkisi başlar: Depo edilmiş malı olanlar ve olmayanlar.

5- İnsanlar ararsı farklılaşma, sahip olunan, mal esasına göre başlamıştır artık: Yaşamın sürdürülmesi için gerekil besin maddelerine sahip olanlar olmayanlar üzerinde egemenlik kurar. (21)

6- İlkel de olsa, insan aleti yapar. Alet yapıldığı anda insan-insan çelişkisi büyür. Artık alet mülkiyeti insanlar arası farklılaşmanın en önemli kaynağı olur. Mülkiyet bireysel olursa, bireyler arası eşitsizliğin, toplumsal olursa da toplumlar arası (ya da sürüler, kabileler, klanlar) arası eşitsizliğin nedenidir. Teknoloji, ister bireysel, isterse toplumsal olsun, insanlar arası eşitsizliği yaratır. Yöneten-yönetilen ayırımını temelinde de işte bu mal ve alet denetimi yatar. Mal ve alet denetimi, hizmet denetimine, bu ise yönetimde farklılaşmaya yol açar. (22)

7- Kültür bu süreç içinde, insanoğlunun doğayı denetimine almak için yarattığı her şey ve bütün bu çaba sonunda beliren anlamlar, değerler, kurallarıdır. Toplumsal değişme ise, temelinde teknolojik değişmenin yattığı, insanlar arası ilişkilerin değişmesidir.

8- Maddi külütürün altında ise teknoloji yatar. Böylece teknoloji, insanlar arası ilişkileri düzenleyen anlamları, değerleri ve kuralları biçimlendiren güç olmaktadır. (22)

9- Maddi olmayan kültür, en genel anlamıyla bir yaşam görüşü belirler.

“Adam öldürmek kötüdür” , “çalışmak iyidir” gibi, hem değer, hem de kural niteliğinde olan kural yargılar, aslanda bir yaşam görüşünün, bir ideolojinin

öğeleridir. Bu öğeler, bir arada bir kişinin, ya da bir toplumun ideolojisini ortaya koyar. (22)

10- İnsanlar arası ilişkilerin değişmesi demek olan toplumsal değişme, hem üretim ve mülkiyet ilişkisini değişmesine, hem de anlamların, değerlerin, kuralların değişmesine bağlıdır. Öte yandan, hem üretim ve mülkiyet ilişkilerinin değişmesi, hem de anlamların, değerlerin, kuralların değişmesi genel toplumsal değişmeye yol açabilir. Bir başka deyişle toplumsal değişmeni temelinde belli bir anda, belli bir toplumda ya teknoloji, ya da ideoloji yatar. Değişme bir defa başladıktan sonra ise, teknoloji ve ideoloji birbirlerini etkilemeye başlarlar. (22)

11- Bir toplum kendi içindeki teknolojik gelişmeler yolu ile değiştiği zaman, ideolojisi de bu teknolojik gelişmelere paralel olarak oluşur. Bu durumda ideoloji toplumsal değişmenin bir sonucu olarak ele alınabilir.

Toplum, dışarıdan teknoloji ithal ediyorsa, genellikle bu teknolojiye uygun ideolojiyi de ithal eder. Kimi durumlarda ise, bir ideolojinin benimsenmesi, güdümlü toplumsal değişmenin başlatıcısı olur. (23)

12- İnsan - doğa ve insan-insan çelişkileri, bir toplumun sahip olduğu teknoloji ve ideoloji doğrultusunda çözüme doğru gider. Bu anlamıyla ideoloji, teknolojinin nasıl kullanılacağını belirleyen bir öğe olmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, atomun parçalanması bir teknolojik gelişmedir. Bunu, insanın kendi cinsini yok etmek için bomba olarak mı, yoksa elektrik ve ısı olarak insanların mutluluğu için mi kullanılacağı bir ideoloji sorunudur.

13- İdeolojik ve teknolojik gelişmenin evrensel doğrultusu, iki temel çelişki yönünden şöyle belirlenebilir: ideoloji ve teknoloji, insan-doğa çelişkisi yönünden teknolojinin insana değil, insanın teknolojiye egemen olmasını ve insanın doğayı denetim altına almasını sağlayacak birikimi ve bireşimi ortaya koymalıdır. İnsan- insan çelişkisi yönünden ise insanlar arası sömürünün her türlüsüne çözüm getirmelidir. (23)

14- Sosyoloji, daha çok bu insanların ilişkilerini ve bu ilişkilerin nasıl ortaya çıktığını, nasıl değiştiğini inceler. Sosyal Antropoloji bu insanların değerleri, inançları, gelenekleri üzerinde odaklaşır. Sosyal Çalışma, toplumsal refahı ve mutluluğu arttırmak için bu insanların nasıl etkileneceği konusuna yönelir. Sosyal Psikoloji ise grupların nitelikleri ve işleyiş mekanizmalarını inceler. (24)

15- Unutulmamalıdır ki uçaklar, doğla kanunlara uygun olduğu için uçar.

Rejimler de (toplumsal ya da siyasal) ancak toplumsal işleyiş kanunlarına uygun olursa yaşar. (25)

16- Toplumsal birimlerin konusu toplumsal olay ve varlıklardır. Bir başka deyişle toplum, toplumun ortaya çıkışı, işleyişi, değişmesi, toplumsal bilimlerin konusudur. (27)

17- Toplumsal gerçek bir bütündür(27)

18- Marx’ın kapitalist toplumun geleceği hakkındaki yargıları, bir ölçüde de olsa, toplumların, yeni kapitalizme (neo kapitalizme) ve sosyalizme doğru geçişlerini etkilemiştir. (29)

19- Toplumsal gerçek tektir ve hangi açıdan bakılırsa bakılsın ortaya konan gerçek, objektif (nesnel) verilere dayandığı ölçüde, farklı açılar ve modeller uygulayanlar tarafından yorumlanabilirler. (29)

20- Görüldüğü gibi doğru gerçeklerden hareket eden bilim adamları hangi modeli kullanırlarsa kullansınlar, aslında aynı noktalarda buluşmaktadırlar.

Pek doğal olarak bu buluşma yorumlar alanında değil, veriler alanında olmaktadır.

21- Toplumsal bilimlerin ortaya koyduğu kuralların, doğal bilimlerin ortaya koyduğu kurallardan daha az kesin olmasıdır. İkinci sonuç ise, toplumsal bilimlerin kurallarının, doğal bilimlerin kurallarından daha dar kapsamlı olmaları, yani toplumsal gerçeğin daha küçük parçalarını açıklayabilmeleridir. (30)

22- Toplumsal yapı. Toplumsal yapı’nın altında birey yatar.

23- Toplum içinde olan bireye aktör diyoruz. Aktör, toplumsal netilek kazanmış bir bireyder. Kendine toplumun belirlediği roller verildiği için bireye aktör diyoruz. Bu roller anne rolü, baba rolü,evlat rolü, öğrenci rolü, öğretmen rolü, memur rolü, amir rolü, politikacı rolü gibi toplumun, o rol içinde olan kişiden neler beklediğini belirler. Bir kişinin, toplum içinde genellikle çeşitli rolleri vardır. Bu rollerin gereklerini yerine getirmesi için toplum ona baskı yapar. İnsanın rolleri bazen çatışabilir. Örneğin kendi evladının aynı zamanda öğretmeni de olan bir baba: çocuğu tembelse, baba olarak, onun yüksek not almasını isterken, öğretmen olarak düşük not vermeye zorlanabilir.

24- Aktör, artık toplum içinde yaşayan ve toplumdan etkilenen bir bireydir. Çünkü toplum, belli bir role ilişkin beklentilerini değiştirirse, birey de bundan etkilenir.

25- Aktörlerin bir araya gelmesi ve birbirlerinin etkilemesi sonunda ortaya çıkan varlığa da toplumsal istem diyoruz. Toplumsal sistem, bir arada olan ve birbirlerini etkileyen aktörlerdir.

26- Biz sistemi, ögeler arasında ahenkli olması zorunlu bulunmayan belli bir etkileşimin varlığını belirleyen bir terim olarak kabul ediyoruz.

27- Toplumsal kurum ya da kurumsal kalıp belli bir toplumda hangi toplumsal eylemlerin ya da toplumsal ilişkilerin meşru ya da beklenen eylem ve ilişkiler olduğunu belirler.

28- Bir başa deyişle toplumsal kurum, bireye, belli şekilde eylemlerde bulunması için bir dış baskı yapar.

29- Durkheim toplumsal olguyu “bireyin üzerine belli davranışların yapılması için dış bir baskı” olarak tanımlar.(32)

30- Bir toplumsal sistem içindeki ilişkiler, toplumsal olgular ya da toplumsal kurumlar ile düzenlendiği zaman ortaya toplumsal yapı çıkar. Yapı, birimlerin nispeten istikrarlı bir kalıp gösteren ilişkilerdir. Toplumsal sistemin birimi aktör olduğuna göre, toplumsal yapı aktörlerin toplumsal ilişkilerinin kalıplaşmış sistemidir.

31- Toplumsal yapı, sadece kalıtıma ya da insan dışı çevreye dayalı olarak açıklanması olanaklı olmayan ortak insan davranışlarının tümüdür.

32- Toplumsal yapı’nın düzenli insan ilişkileri olduğu konusunda birleşiyorlar. (33)

33- Üretim ve mülkiyet alanıdaki ilişkilere alt yapı denir. Din, ahlak, siyaset gibi üretim ve mülkiyet ilişkileri dışında kalan toplumsal bilincin varlığını gösteren öteki toplumsal ilişkilere de üst yapı denir.

34- Kültürel yapı toplumsal yapıdan ayrı olarak, belli bir toplum ya da grup üyelerinin ortak davranışlarını yöneten, örgütlenmiş bir seri normatif değerlerdir.

35- Alt yapı sınıfları, üst yapı toplumsal bilinci belirler. Alt yapı ile üst yapı kendi aralarında etkileşim halindedir.

36- Sınıf, üretim araçları karşısında yanı durumda bulunan aynı yaşam biçimini paylaşan, bütün bunların bilincinde olan insanlar topluluğudur.

37- Aslında birbiriden ayrılması olanaklı olmayan toplumsal yapı ve kültürel yapı, yani insan ilişkileri ile, insanların kullandıkları araçlar ile değerleri , kuralları, anlamları, bir arada sosyo - kültürel yapıyı, ya da sosyo-kültürel olayları meydana getirirler.

38- Yapı kavramının içinde, devamlılık, istikrarlılık ve düzenlik vardır.

Gerek kültürel yapı gerekse toplumsal yapı, hem toplumun her kesiminde aynı değildirler, hem de değişirler. Toplumun çoğunluğunu kabul ettiği ilişki ve değerlere genellikle yapı denir. Bu durumda genel değer kural ve anlamlardan farklı olanlara (bir toplum içinde) alt kültür, genel ilişkiler dışında kalan insanlara da alt grup diyoruz. (34)

39- Birey toplumun içine girince aktör olur. Aktörlerin bir araya gelmesi toplumsal sistemi doğurur.

40- Toplumsal kurum ya da olguları belirlenmiş olan toplumsal sistem, toplumsal yapıyı meydana getirir. Toplumsal yapı (ilişkiler) üretim ve

mülkiyet ilişkileri olan alt yapı ile öteki ilişkiler demek olan üst yapı’dan meydana gelir. Alt yapı sınıfları, üst yapı toplumsal bilinci belirler.

41- Çevremizdeki gerçek, toplumun gerçeğidir. Toplum gerçeğini hiçbir parçası, ötekinden ayrılmaz. Ancak bir çözümleme amacı ile bunları ayırmaya çalışırı.

42- Toplumsal yapı ile bireylerin etkileşimidir. Rolü, toplumsal yapı tarafından belirlenen birey, daha sonra, toplumla arasındaki etkileşime göre kendisini belirleyen toplumu da yeniden biçimlendirmeye başlar (35)

43- Toplum kendisini meydana getiren bireylerin aritmetik toplamı değildir. Tek bir bireyin özellikleri, nitelikleri başkadır, bir arada yaşan bireylerin nitelikleri, özellikleri başkadır.

44- Bir adada tek başına yaşayan Robenson ile, bir toplum içinde yaşayan bir Robenson aynı varlıklar değildir.

45- Sorokin sosyo-kültürel olayın üç öğesini belirler: 1) Anlamlar, değerler, kurallar. 2) Bunları nesnelleştiren (objektifleştiren) bio-fiziksel araçlar (ortam). 3) Bunları yaratan, işleten ve anlamlı etkileşimlerle kullanılan kişiler ve gruplardır. (36)

46- Sorokin’in belirlediği öğelere göre toplum, belli anlam, değer ve kurallara sahip olan, belli bir çevrede bu anlam değerlere ve kurallara birbirleriyle yaptıkları etkileşimlerde kullanan bilinçli kişi ve gruplardan

46- Sorokin’in belirlediği öğelere göre toplum, belli anlam, değer ve kurallara sahip olan, belli bir çevrede bu anlam değerlere ve kurallara birbirleriyle yaptıkları etkileşimlerde kullanan bilinçli kişi ve gruplardan

Belgede ÖZETİ BULUNAN KİTAPLAR. BİLGİ TOPLUMU VE EKONOMİK GELİŞME Prof. Dr. Hüsnü ERKAN İş Bankası Yay. Ankara-1993 (sayfa 95-106)

Outline

Benzer Belgeler