ÇAĞDAŞ SÖMÜRGE İMPARATORLUĞU Kemal Kahraman, Seha Neşriyat ; 1989- İstanbul

Belgede ÖZETİ BULUNAN KİTAPLAR. BİLGİ TOPLUMU VE EKONOMİK GELİŞME Prof. Dr. Hüsnü ERKAN İş Bankası Yay. Ankara-1993 (sayfa 51-58)

1- (Batı’lılara göre ) İslam dünyasında halk “çağdışı” bir kültürün (İslâm) içinde yaşamakta, bu da batılı eğitiminden geçmiş azınlık zümrelerin hakimiyetini gerektirmektedir.(8)

2- Teknolojik araçların ve gelişmelerin manivelâsını ellerinde tutmak, batılı güçlere (Rusya dahil) siyaset, toplum, ekonomi, kültür ve ahlâk gibi bütün alanlarda dünyayı kontrol etme, yönlendirme ve baskı uygulama imkânı vermiştir. (8)

3- Hiçbir dış güç biz batılıları kendi çıkarlarımız doğrultusunda ilerlemekten alıkoyamaz, ne Tanrı, ne Ruslar, ne de başka birisi .... (Mc.

Namara...) (14)

4- Batıda örgütlenmiş mekanizma doysun diye nice yoksul ülkeler kendi ihtiyaçları olan tarım ürünlerini ihraç ediyor. (....) istatistikler muz üreticisi ülkelere, her bir dolardan sadece 10 sent kaldığını tespit etmiş. Kalan 90 sent ise batılı ticaret şirketini cebine girmektedir. Karşılığında ise (10 sent) astronomik rakamlarla değer biçilen sanayi ürünleri satılmaktadır. (14)

5- TV, insanları bir merkezden yönetilmesi ve baskı altında tutulması işini pekâlâ başarmaktadır. (16)

6- A.B.D. nin II. Dünya savaşına girmekte gecikmesinin sebebi, İngiltere’nin zayıflamasın beklemek ... bilahare Almanya’yı imha .... böylece dünyanın tek ekonomik gücü haline gelmek ... (21-den özet)

7- B.M. nin asıl fonksiyonu, mevcut uluslararası statüyü yani nüfus bölgeleri yapısını korumak ve buna riayet edilmesini sağlamaktır. (26)

8- Yeni bir oluşumu önlemek.... (27)

9- İran – Irak savaşı denilen şey, ABD’ye karşı bağımsızlık savaşı veren İran’ı (ABD’nin kontrolü dışında yani bir oluşuma yönelen İran-ı demek daha doğru) durdurmak üzere Irak’ın maşa olarak kullanılmasını hazin hikayesidir.

(27)

10- Afganistan’ın işgali, Ruslar’ ın kendi ideolojilerine indirdiği son darbe oldu. (29)

11- (Batı kültürü, Batı’ da bile sönmeye yüz tutmuş iken, hâlâ üçüncü dünya ülkelerinde çağdaşlaşma olarak yansıyama devam etmesi ...) (Bu durum) gezegenler ve uydular gibi fonksiyon gösteriyor. Işık kaynağına ise oldukça uzak bir noktada bulunduklarından çok önceden gönderilmiş ışıklar (... yıllarında) hâlâ yansıtıyorlar. Oysa ışık kaynağı ya sönmüştür, ya sönmeye yüz tutmuştur. (30)

12- Kısaca söylemek gerekirse, televizyonlarda devamlı seyrettiğimiz

“Amerika rüyası” , bilmeliyiz ki üçüncü dünyanın sırtında yükselmiştir düşmesi de Amerikan şirketlerinin, kongrenin veya UNESCO- nun insafa gelmesine değil, bu dünyanın silkinmesine bağlıdır. (31)

13- Kelimeler, toplumsal değişmelere göre anlam kaymasına uğrayarak, orijinallerinden tamamen farklı şeyler ifade etmeye başlayabiliyor.(35)

14- Halk: Batılı güçler hegemonyası altında bulunan bütün dünya (35) 15- İyi bir Kızılderili, ancak ölü bir Kızılderili’dir. (36) (Amerikalı bir general)

16- (Ortadoğu- 3.dünya ülkelerindeki) Bu ülkelerdeki yönetimler mevcut evrensel sistemi rahatsız eden unsurları “vekâleten” ve gözünü kırpmadan cezalandırabiliyor. ABD, “bu işe” Müslümanların aklının bir türlü yatmadığını bildiğinden, özellikle İslâm ülkeleri denilen gruptaki devletlerden gözünü ayırmıyor. (37)

17- Dünya barışı: Politik bir ifadedir ve gerçekten “ABD hakimiyeti ” anlamına gelmektedir. (dünya bugünlerde iyi Kızılderililer doludur) (38)

18- BM, batı uygarlığının bir ürünüdür ve bu uygarlığın çıkarlarını korumak ve geliştirmek üzere şekillendirilmiştir. (45)

19- Siyasi tavır olarak İslâm uygarlığı, kabile, toplum ve uygarlıkların çeşitliliği gerçeğini tanımış ve bu çeşitliliğe asla yukarıdan bakmamıştır.

Aksine çeşitliliğin ilahi irade tarafından verildiğini kabul etmiştir . (47)

20- İster NATO da ister AET de olsun, batının gözünde Türkiye’nin belli bir yeri vardır. O, aileden değildir. Çeşitli “yararlılıkları” nedeniyle evlât edinilmiştir (54)

21- İslâm Batı teknolojisi ürünlerini tüketilmesine hiç de uygun olmayan, aksine Batılı dev şirketlerin uluslararası pazarını baltalayan, sömürüye meyden vermeyen bir yaşayış biçimi önermektedir. (56)

22- Batı, Türkiye ile olan ilişkilerinde her fırsatta Türkiye’nin kimliğini sorgulamaktadır. Türkiye’nin AT’a kabul edilmemesinin gerçek nedeni de henüz batı toplumunun kültürel yapısı içinde yeterince “asimile”

olmamasıdır.(56)

23- (1985 yılında Reagan Gorbaçov arsında gerçekleşen Cenevre zirvesi ) Bu zirve toplantısı ABD ve Rusya için iyi bir gövde gösterisi fırsatıydı.

Yeryüzünü aralarında paylaşama kavgası veren bu iki devlet, hiçbir zaman karşı karşıya gelmediler ve çıkar çatışmalarını küçük devletlerin sırtında yürüttüler. Bu amaçla önce iki amansız düşman olduklarını bütün insanlara kabul ettirdiler. Bu imajdan iki yönde yararlanıyorlar: önce, çeşitli ulusları ve kültürleri barındıran kendi ülkelerinde, ortak bir duygu atmosferi oluşturarak iç bütünlüğü koruyorlar. Nüfusun üçte biri Müslüman olan, Rusya için önemli bir faktör bu. Genç Gorbaçov karşısında puan ve itibar kaybetmemekte olan ABD başkanı Reagan içinse, bir kendini yenileme fırsatı.

İkinci olarak, yeryüzündeki diğer insanları bu iki devletin kanatları altına girmekten başka çare olmadığına inandırıyorlar. Bu da, kontrolü altındaki ülkelerin yarıdan fazlası Müslüman olan ABD için önemli bir faktör. Kendileri için bunca önemli bir mekanizmayı çalıştırmak amacıyla, ABD ve SSCB doğal olarak, “yalnız kendi güçlerini değil, karşısındakini gücünü de üstün gösterme gayreti” içindedirler. (53)

24- ABD ve Rusya’nın çoktan kararlaştırdıkları bir şey vardı: Başka hiç bir ülkeni nükleer silah üretmesine izin vermemek ; Buradaki başka denilen

ülkeler: İngiltere, Fransa ve İsrail gibi ABD müttefiki ülkeler değil, İslam ülkeleridir. Pakistan, bu yöndeki girişimleri dolayısıyla tehdit edilmektedir.

(61)

25- Gorbaçov Rusya’nın üçüncü dünya ülkelerini işgal ederek marksist rejimler kurmasını, her zaman “özgürlük savaşların destekleyecekleri şekilde cevaplamakta idi. Bilindiği gibi aynı şekilde ABD, kendisine bağlı ülkeleri “ özgürlükçü demokrasi ülkeleri” olarak adlandırmaktadır. Batıda Fas, Tunus, Mısır gibi Arap ülkelerinden başlayarak doğuda Malezya ve Endonezya’ya kadar uzanan “İslâm ülkelerinde” gelişen İslâmi duyarlılığa karşı azınlık yönetimlerinin demokrasiyi koruma yolunda ortak destekçisi ABD’dir (61-62)

26- Ortadoğu, zirvedeki iki ülkenin çıkarlarının çatışma bölgesidir.

Fakat, İran’ı ayrı tutacak olursak, bu bölgede ABD’nin borusu ötmektedir.

27- Türkiye’nin Ortadoğu’daki İslâm ülkeleri ile ilişkilerini daha da derinleştirmesi, ittifakı (NATO) endişeye sürükler. (62)

28- Bu gün Rusya’da olup bitenlerin ışığında söyleyebiliriz ki, Marx (...) bir anti-marxistti . (...) Sovyetlerde uygulanana ve adına marksizim denilen devlet kapitalizmi kuşkusuz marx’in düşündüğü türden bir sistem değildir. Marks Rusya’ nın çehresini, değiştirdiği gibi, Rusya da Marx’ ın çehresini iyice değiştirmiştir. (68)

29- Mark’a göre, insan ilişkilerinin temel faktörü ekonomidir. (69)

30- Rusya 1880-1890 yıllarında hızlı bir endüstrileşmeyi ve buna bağlı olarak sosyal değişmeyi yaşamıştır. (70)

31- Sovyetler’in 19. Yüzyılda Orta Asya’daki baş gösteren isyanlara karşı kullandıkları doktrin : (Afganistan’da da uygulanmıştır.) (Aynı doktrin ABD hegomanyasına karşıt yönetimler içi de geçerli : )

32- Gizlice sızmak, etkilemek, önde gelen liderleri ve kumandanları öldürmek suretiyle direniş organizasyonlarının yönetim kadrosunu dağıtmak veya ele geçirmek, Sivil nüfus üzerine dayanılmaz zorluklar yükleyerek direnişçilerin halkı desteğini ve ekonomik temelini yıkmak. İşgal altındaki bölgenin direniş bölgesinden etkili bir şekilde izole edilmesi. (92)

33- İngilizlerin Mekke şerifi Şerif Hüsiyen’e Osmanlı

“boyunduruğundan” kurtulmaları halinde kendisine halifelik ve Arap ülkelerinin krallığını vadettikleri, O’nun da 10.06.1916 tarihinde Osmanlıya karşı Arap isyanı başlattı, Oysa, bu tarihten tam 22 gün önce müttefikler arasında Sykes-Picot anlaşması yapıldığı (gizli) bu anlaşmaya göre Osmanlı dan ayrılan toprakların manda yönetimi sistemi kabul edilerek paylaşılmıştır.

Bu durum batılı güçlere umut bağlayan Arapları şaşkına çevirmiştir. (102) 34- Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sürecinde Orta Doğu’da kurulan irili ufaklı devletlerin temelinde hep batılı eski kolonicilerin imzaları var. Hem

de bu devletlere “milliyetçilik cereyanını ” yayarak, kendi kendilerine kurtuldukları izlenimini bırakmışlar. Meselâ, İngilizlerin gitmesinden sonraki Mısır’a bakarsanız Mısır nasyonalistlerinin bağımsızlık yolunda mangalda kül bırakmadıklarına şahit olursunuz. Tabii, nasyonalister, elit aydın kesimi oluşturuyor da ve aslında ülkeye hakim olan batılı gücün (İngilizlerin) tezgahında yetişmiştir. Bu tek taraflı bir olaydır ve tamamen batılı gücün kontrolünde gerçekleşmiştir demek istemiyorum. Ancak, Batılılar şartlara en uygun tavrı aldılar, alıyorlar. Kendilerine aracılık edecek yerli, batılı eğitimden geçmiş bir eli kesimi zaten yetiştirmişlerdi. Ve bu kesimin kendi topraklarında iktidar hırsına kapılması normaldi; yabancılara karşı halkı harekete geçirebilirlerdi, yani alternatif bir güce sahiptiler. Halkın bağımsızlık asabiyeti çatışmaya dönüşünce, daha usta politikacı olan İngilizler Mısır’dan

“uygun şartlarda” ayrılmasın bildi fakat, Cezayir halkını uzun ve yakıcı bir mücadele bekliyordu; Fransızlar modası geçmiş bir hakimiyet teorisinden vazgeçmemekte ısrar ediyordu. Uzun yıllar sonra da olsa Fransa İngiltere yi izlemek zorunda kaldı. Cezayir’in Müslüman halkı yüzyılın en şanlı ve uzun direniş savaşlarından birini gerçekleştirdikten sonra yönetimi, Cezayir kökenli olmaktan başka fazla bir özelliği bulunmayan bir elit kesime bıraktı ve yeniden sessizliğe gömüldü (...)

35- .... kendilerin böyle bir ideolojiye atfeden bir zümrenin diktası altında yaşıyor ... halkı (110)

36- Uluslar arası meşrutiyet kazandırma mekanizmaları ...(114)

37- Bir devletin meşru sayılmasını sağlayacak kriterler nelerdir? Siyaset biliminin “meşrutiyet sorunu” için dikkate aldığı temel kriter; temsil yetkisi.

Bir devletin gerçekten kendi halkını temsil edip etmediğine bakılır, meşru olup olmadığına karar verilir. Halkın sosyal ve kültürel yapısının bir ifadesi olmayan devlet, temsil yetkisini meşru olarak elinde tutmuyor demektir. (115)

38- Bugün, Müslüman ülkelerde de Müslümanlar ikinci sınıf muamelesine maruz bulunmaktadırlar (115)

39- Suriye, Irak ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri düşünelim; Bu ülkeler hakkında bütün bildiğimiz, bir avuç asker ve hanedan; halkın varlığından söz edemeyiz...(116)

40- Filistinliler bugün, baskı gurubu oluşturma ve haklarının dile getirme imkânı bakımından, bir çok Arap ülkesindeki Müslüman halktan daha iyi durumdadır. (116)

41- Batı için sistemin ne olduğu değil, kime çalıştığı önemlidir.(118) 42- Olay ne ve nasıl olursa olsun, herkes onunla kendi fikrini ispatlıyor (121)

43- Olaylar ve durumlar karşısında bize düşen, ortalığı kasıp kavuran propagandaların yoğun baskısından sıyrılarak sağlıklı değerlendirmelere bir yol bulabilmektir (123)

44- İslam’ın politik gücü ...(129)

45- Aslında açık bir kapıya yüklenmek ... (129)

46- Bugün Afrika’daki Fransız İmparatorluğu’ndan geriye 12 küçük devlet kalmıştır. Bu devletler, uzun süren sömürge döneminde zorla yerleştirilen ekonomik ve politik sistem nedeniyle, fiilen bağımlı hale getirildikten bağımsızlık simgeleri (sınırlar, bayrak, lider, para v.s.) hep göstermelik düzeyde kalmıştır. Bunlar hep yeni sömürgecilik çağının göstergeleridir. (Washington hakimiyetinin etkisi daha derinlerde ve daha yıkıcıdır.) (Yüzyılımızın başlarına kadar İstanbul’un konumu, İslâm dünyasını kuşatan, kavran bir yerdeydi. Kolları Filipinler’den Atlas Okyanusuna kadar ulaşan bir devin denge merkeziydi İstanbul. Bu yüzden bu devi düşürmek isteyenler İstanbul’u hedef aldılar. Şimdi, dünya bu devin doğrulma girişimlerine sahne oluyor. Bu girişimler, artık karşısında Londra’yı değil, Washington ve Moskova’yı buluyor. (İstanbul, İslâm dünyasının ve bütün sömürgeleştirilmiş insanların umuduydu.) (ŞEHİRLERİN MİSYONU) (131)

47- Günümüzde ABD ve Rusya birbirleri hakkında korku hikâyeleri üretiyorlar. Bu hikâyeler doğru olabilir ama bu iki gücün düşmanlığı senaryosuna inanmak kolay değildir. Çünkü henüz karşı karşıya gelmiş değillerdir. Bunun yerine kendilerine zarar vermeyecek zaman ve ortamlarda yerel savaşlar çıkararak silah teknolojilerin deniyorlar. Teknolojik gelişmeler,

“üçüncü dünyada” yönetici elitin ve varlıklı kesimin hakimiyetlerin pekiştiriyor (130)

48- Misyoner çalışmaları, halkı yaşam biçimi ve kültür olarak parçalara bölmektedir. (136)

49- (5-137-142) – fotokopi (Endonezya Kiliseler birliğinin hazırladığı çalışma programı)

50- Bir güç olarak değil – bir uygarlık olarak hakim olmak.

51- Halkın çıkarları ile değil, yönetici konumdaki kimselerin çıkarları ile bağdaşan sistemler.

52- İngilizler, sömürgelerinde toplumlar ve kültürler arası farkları her fırsatta körüklemektedirler. Cephemizi güçlendirme işinde Çinli etnik azınlık bize daha yakındır. Çünkü onları Hıristiyanlaştırmak (...) daha kolaydır.

Çinlilerin Endonezya’daki etnik rolü Hıristiyanların lehine olduğundan Çinliler mümkün olduğu kadar korunmalıdır. (139) (...)

53- Hindistan, milli bir devlet karakteristiğine sahip değildir. Batının (İngiltere) ortaya çıkardığı suni bir yapının uyumsuz özelliklerini taşır. Fakat

her şey “demokrasi” şemsiyesi altında Hindu aristokrasisinin kontrolüne terkedilmiştir. (144-145)

54- Hindistan’da Brahman sınıfı, bütün nüfusun %3 ünü oluşturur fakat ülke varlığının %85’ini elinde bulundurur. (145)

55- ABD dış politikasında ...in görevi:

56- Sömürgeciler tarafından seçilen yerel yöneticiler, halka karşı bir politika izlediler ve doğal kaynakların maksimum sömürüsünü esas alan bir sistemi kurumlaştırdılar. (160)

57- Lokal ihtiyacı karşılamak için yapılan üretim, dış Pazar için yapılan üretim ... (para sistemine göre yiyecek (üretilen mal) ihtiyacın değil, paranın olduğu yere gitmektedir. (162) Kıtlık bazıların mahkum ederken, bazıların zengin eder. (163)

58- İhraç ürünü tuzağı (tarımda) uyuşturucu alışkanlığı gibidir. (166) 59- Yiyecek bakımından kendine yeterliliğe dayana geleneksel sistem ....(168)

60- Yaygın kanaatin aksine olarak bugün Afrika’nın içinde bulunduğu kriz, tabii afetlerin bir sonucu değildir. Afrika gözü doymayan bir uluslararası sömürü mekanizmasının göstergesidir. (170)

61- Üretimin artış göstermesine rağmen, Afrika’da hayat standartları kötüye gitmiştir. (171)

62- Bölgenin tabiatına göre yüzyıllar içinde şekillenmiş bir ekonomik ve sosyal yapı, koloniciler tarafından bozulmuş ve batının (çıkarlarına göre) lehine değiştirilmiştir. (173)

63- Afrika bugün çelişkiler içindedir. Bir yandan yoksulluk vardır. Öte yandan milyarlarca dolarlık askeri yatırımlar. Ellerinde hiç bir güç bulunmayan Afrika halkına direnmek için islâm kafi gelmektedir. İste bu pervasız tehlikeye karşı Afrika,cetvelle parsellenmiş her isime bir bayrak ve bir diktatör bağışlanmıştır. (bu silahların Müslümanların kontrolüne geçmemesi için batı yanlısı (batıcı elitlerin kontrolündeki ) yönetimlerde Müslümanları ayıklayan bir mekanizma bulunmaktadır.) (173)

64- (Dış yardımların amacı) yerel çözümleri engelleme fonksiyonu ...(yerli sektörleri baltalayan dış yardımlar....)

65- Amaç, devamlı yardıma muhtaç bir yapıyı korumaktır.

66- Eskini siyasal bağımlılıkları artık ekonomik bağımlılığa dönüşmüştür.

(174)

67- Milli endüstrileri geliştirmek çabaları, Batı’nın mevcut pazarlarını tehdit etmektedir. (-)

68- Öğrencilerin hastalıkların sosyal ve ekonomik temellerini görmesini engelleyen, pahalı ilaçlar ve tedavi yöntemlerini kullanmaya teşvik eden bir tıp eğitimi ... (187)

69- İçinde islâmi motifler ağır basan milli kültürler, her ne kadar (batı kültürü içinde) erimelerini engelliyorsa da, aynı kültürler, (batı’ya karşı birleşip) bütünleşmeyi de önlüyor. (195)

Belgede ÖZETİ BULUNAN KİTAPLAR. BİLGİ TOPLUMU VE EKONOMİK GELİŞME Prof. Dr. Hüsnü ERKAN İş Bankası Yay. Ankara-1993 (sayfa 51-58)

Outline

Benzer Belgeler