Val Duchesse Toplantıları ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun

Belgede KURULUŞU, SENDİKAL ANLAYIŞI VE SOSYAL AVRUPA’NIN ŞEKİLLENMESİNE ETKİSİ (sayfa 168-174)

III. BÖLÜM

2.1. Akdeniz Genişlemesi, Doğu Bloğu’nun Çöküşü ve Sosyal Avrupa’ya Dair İlk

2.2.2. Val Duchesse Toplantıları ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun

Jacques Delors’un 14 Ocak 1985 tarihinde Parlamentoya yaptığı ve sosyal diyaloğa verdiği önemi vurguladığı konuşmasından kısa bir süre sonra Val Duchesse toplantılarının ilki 31 Ocak 1985 tarihinde düzenlenmiştir. Böylece Delors, Avrupa tek pazarına sosyal bir boyut kazandırmak amacıyla sosyal tarafları aynı masa etrafında toplamaya karar vermiştir. İlk toplantıda, ETUC Başkanı Georges Debunne ve Genel Sekreteri Mathias Hinterscheid de dâhil olmak üzere 10 üye devletten 18 sendika lideri,

UNICE ve CEEP’i temsilen işveren örgütlerinin 15 temsilcisi, Komisyon Başkanı Delors ve komiserler bir araya gelmiştir. Toplantı öncesinde ETUC ve UNICE ile Komisyon arasında 8-9 Ocak 1985 tarihleri arasında bir hazırlık buluşması gerçekleştirilmiştir (Lapeyre, 2018: 35-36).

Tartışılacak konular toplantı öncesinde Komisyon üyeleri tarafından hazırlanmış, sosyal taraflarla paylaşılmıştır. Bunlardan ilki Cockfield ve Narjes tarafından hazırlanan raporla tek pazar ve endüstriyel kalkınma üzerine yoğunlaşırken diğeri ise Pfeiffer ve Sutherland tarafından hazırlanan raporla büyüme ve istihdama yönelik olmuştur. Bu raporlarla ilgili görüş alışverişi ETUC ile Komiserler arasında toplantı öncesinde de gerçekleştirilmiştir (Commission, 1985a; Commission, 1985b).

Tartışma konuları noktasında katılımcıların oldukça ilgili ve aynı zamanda da endişeli oldukları görülmüştür. Kısaca tek pazar tartışmaları sendikalar tarafından reddedilmemişse de koşulsuz bir kabul de söz konusu olmamıştır. Genel itibariyle ekonomik gelişme ile işsizliğin azaltılması arasındaki bağlantı katılımcılar tarafından genel kabul görmüştür. İlgili toplantıda ETUC’un taleplerinden biri olan kısa çalışma süreleri konusu da istişare edilmiştir. Ayrıca sosyal taraflara karar süreçlerinde etkin bir rol verilmesi gerekliliği tartışılmıştır. Bu kapsamda ulusal ve Avrupa düzeyinde normatif düzenlemelere bağlı bir işgücü piyasası politikası oluşturulması gereğine Komisyon tarafından dikkat çekilmiştir. Kısaca ilgili toplantıya iki konu üzerine yürütülen tartışmalar hâkim olmuştur. Çalışma süresi de dâhil olmak üzere işgücü piyasasının işleyişi ve yeni teknolojilerin çalışma yaşamı ve sosyal yaşam üzerindeki etkileri belirtilen konuları oluşturmuştur (Lapeyre, 2018: 36-38).

Toplantıda ETUC adına söz alan Debunne, Delors’un 14 Ocak’ta Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmanın genel felsefesine katıldıklarını, bu konuşmada yer alan ifadelerin sendikalar tarafından Avrupa Toplum Modeli noktasında olumlu karşılandığını ifade etmiştir. Debunne ayrıca, sendikaların orta vadede ortaya çıkan sorunlarla birlikte, işsizlikle mücadele için acil tedbirlere ve Topluluğun İspanya ve Portekiz’e genişlemesi gibi konulara öncelik verdiklerini dile getirmiştir. Sendikaların norm ve standartların oluşturulması sürecinde söz sahibi olmak istedikleri, kısaca sadece pastanın paylaşımında danışılmak değil yapımında aktif rol alma talepleri, Debunne tarafından dikkat çekilen konular arasında yer almıştır (ETUC, 1985e: 2-3).

Avrupa düzeyinde toplu pazarlık adına, ETUC’un daha fazla diyalog ve taahhüt adına

baskı yapacağı belirtilirken, ücretler ve sosyal maliyetlerin kısılması yoluyla bir rekabet anlayışının önüne geçilmesi gerektiği dile getirilen diğer konular olmuştur (ETUC, 1985e: 3-4). Bu doğrultuda ETUC, hem işçi hem de işveren tarafı için bağlayıcı bir unsur olarak Avrupa düzeyinde toplu pazarlığa dikkat çekmiştir.

ETUC, tek pazarın oluşturulması sürecinde işçilerin ve tüketicilerin hak ve çıkarının da risk altında olduğunu belirterek, standardizasyon ve yeniden yapılanma faaliyetlerinde, sürecin tamamen sanayicilere bırakılmaması gerektiğine dikkat çekmiştir. Bu sürecin oluşturulan sosyal standartlara dokunulmaksızın, yeni sosyal standartların geliştirilmesi yoluyla yönetilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca piyasaların liberalizasyonu aşamasında da hayata geçirilen uygulamaların, istihdam ve yaşam standartları üzerinde olumlu bir etki bırakması ETUC’un beklentileri arasında sıralanmıştır. ETUC, yeni teknolojik gelişmelerle ilgili olan sürecin de işveren ve işçilerle karşılıklı müzakere edilmesi gerektiğini savunmuştur (ETUC, 1985e: 4-6).

ETUC, ilk Val Duchesse toplantısını bütün taraflar adına faydalı ve verimli bir fikir alışverişi olarak değerlendirmiştir. Toplantıda işverenler, önceki temaslara göre iletişime çok daha açık ve yapıcı bir tutum sergilemişlerdir. Toplantı, taraflar açısından yapıcı bir zeminde gerçekleşmiş, sosyal taraflar arasında iletişim anlamında bir ivme kazanıldığı düşünülmüştür. ETUC, toplantı sonuçlarının iyi değerlendirilmesi ve bu diyaloğun hangi koşullarda daha etkin şekilde sürdürülebileceğinin yollarının aranması gerektiğini kendi içerisinde tartışmıştır. Bu doğrultuda temasların ikili, üçlü veya dörtlü olmak üzere hangi seviyede daha etkin gerçekleştirileceği sorgulanmıştır (ETUC, 2018xe: 6-7).

İlk toplantının ardından ETUC ile UNICE arasında ikili görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İki örgütün sekreteryası 28 Şubat 1985 tarihinde bir araya gelerek ikili görüşmelerin gerçekleştirilmesi adına mutabakat sağlamıştır. Bu toplantıda karşılıklı temasların sürekliliği ve ilk Val Duchesse toplantısında alınan kararların karşılıklı istişare yoluyla değerlendirilmesi ve uygulanması noktasında fikir alışverişinde bulunulmuştur (ETUC, 1985f). İki örgüt sekreteryası arasında 1985 yılı Nisan ve Mayıs ayları içerisinde de toplantılar gerçekleştirilmiştir. 24 Nisan ve 20 Mayıs 1985 tarihlerinde gerçekleştirilen toplantılar sonucunda ortak bir taslak bildiri yayınlanmıştır. Bu bildiride her iki örgütün de yatırımlara dayalı enflasyonist olmayan ekonomik büyümenin, istihdamda kalıcı bir iyileşmenin ön şartı olduğu kabul edilmiş,

yatırımlarda yaşanan artışın enflasyonun yeniden diriliş riskini ortaya çıkarmaması adına rekabetçi ve kârlı bir özel sektör ve sağlam kamu bütçeleri ile finanse edilmesi gerektiği duyrulmuştur. Her iki örgüt de iç pazar konusunda benzer fikirlere sahip olduklarını belirtmiş, Avrupa sosyal boyutunun oluşturulması noktasında mutabakat içerisinde olduklarını vurgulamışlardır. Avrupa düzeyinde çalışanlara yönelik asgari standartların sağlanması, yeni teknolojilerin üretim süreci üzerindeki etkisi ve geçiş sürecinin oluşturacağı maliyetler de bu taslak bildiri içerisinde ETUC ve UNICE’nin ortak duruşlarını ortaya koydukları konular arasında yer almıştır (ETUC, 1985g).

ETUC, UNICE, CEEP ve Komisyon temsilcilerinin katılım sağladığı ikinci Val Duchesse toplantısı, 12 Kasım 1985 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bu toplantıda da büyüme, yatırımlar, istihdam ve yeni teknolojiler yoğun bir şekilde tartışılmıştır. İlgili toplantıda belirli sorunlar üzerinde hem işveren hem de işçi tarafının tespitlerinin ortaklaştığı görülmüştür. Gerçek bir iç pazarın kazanılması, yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılması, Avrupa'da sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın temelini oluşturan kaçınılmaz araçlar olarak kabul edilmiştir. Bu toplantıda işverenler, iç pazarın, işbirliği ve istikrar ortamında kullanılması halinde istenen sonuçları verebileceğini ve böyle bir iklimin sosyal bir gerileme halinde düşünülemez olduğunu kabul etmişlerdir.

Her iki taraf da, Avrupa Komisyonu'nun yıllık ekonomik raporunda geliştirdiği istihdam ve büyüme için işbirliği stratejisinin, ekonomik ve sosyal politikalar noktasında bir temel oluşturduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle işçi ve işveren tarafları, Komisyon'a ekonomi ve istihdam durumunun gelişmesini izlemesi ve Komisyon Raporunda gündeme getirilen soruları daha detaylı tartışması için görüş verecek bir çalışma grubu kurma konusunda anlaşmışlardır (ETUC, 1985h; ETUC, 1985i).

Bu toplantıların ardından 12 Kasım 1985 tarihli niyet beyanına dayanan Makro Ekonomik Çalışma Grubu ve Yeni Teknolojiler ve Sosyal Boyut Çalışma Grubu olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Bu iki çalışma grubunun faaliyetleri, UNICE ve ETUC’un ortak görüşlerinin kabul edilmesini sağlamıştır. Bu ortak görüşlerden ilki 6 Kasım 1986 tarihinde kabul edilen "istihdam için işbirlikçi büyüme stratejisi", ikincisi ise 6 Mart 1987'de, "motivasyon, eğitim, bilgi ve danışma" konusunda olmuştur. Bunları daha sonra 26 Kasım 1987'de, Komisyon’un “1988 Ekonomik Raporu”na ilişkin ortak bir görüş izlemiştir. Bu ortak görüşlerin benimsenmesi, ETUC Yönetim Kurulu’nda, sosyal diyaloğun sınırlarının ortaya koyulmasıyla ilgili önemli tartışmalara yol açmıştır.

Bu doğrultuda sosyal diyaloğa ilişkin iki karşıt bakış açısı ortaya çıkmıştır. İşverenler, işçi tarafıyla Avrupa düzeyinde bir görüş alışverişine olumlu yaklaşmış, ancak diyalog süreci sonunda Avrupa düzeyinde bağlayıcı düzenlemelerin oluşturulmasına karşı çıkmışlardır. İşverenler bu tutumları doğrultusunda sosyal diyaloğu somut politikalar oluşturmaktan uzak kalıcı bir forum olarak görmüşlerdir. Diğer taraftan, ETUC, sosyal diyaloğu, içeriği ulusal veya sektörel düzeyde müzakere edilebilecek Avrupa çerçeve anlaşmalarına götürmesi gereken niteliksel bir sıçrama olarak değerlendirmiştir. Ayrıca sosyal diyaloğun, sosyal alanda Avrupa mevzuatı ve düzenlemelerinin geliştirilmesinde bir temel oluşturması gerektiği savunulmuştur. İşçi ve işveren tarafı arasındaki bu farklılık 1987 yılı sonlarında çalışma gruplarının toplantılarına da yansımıştır. Makro-Ekonomik Grup, 26 Kasım'da ortak bir görüşe varılmasında başarılı olmasına rağmen, Yeni Teknoloji Grubu, işgücü piyasasına ilişkin tartışmalarda net bir sonuç elde edememiştir. Bu kilitlenme, esas olarak işverenlerin, istişare ve müzakere konusundaki sendika meşruiyetini reddetmeye yönelik sürekli girişimi gibi nedenlerden kaynaklanmıştır. Kısaca sosyal diyalog, bu süreçte ETUC’un deyimiyle "öğrenme aşamasından" daha operasyonel bir aşamaya geçememiştir (ETUC, 1988f; ETUC, 1986a; ETUC, 1986b; ETUC, 1986c; ETUC, 1986d).

Sosyal diyaloğun geliştirilmesi yönünde tüm bu olumlu katkılara rağmen Val Duchesse diyalogları istenilen somut çıktıların oluşmasını sağlayamamış, Topluluk karar mekanizmalarını etkileyebilecek araçlara ihtiyaç duyulmuştur. Delors, konuyla ilgili düşüncelerini ETUC’un 1988 yılında gerçekleştirilen Stockholm Kongresi’nde yaptığı konuşmasında dile getirmiştir. Delors konuşmasında, Val Duchesse sürecine büyük önem atfettiğini ancak umut verici bir başlangıçtan sonra sonuçlarının hayal kırıklığı yarattığını belirtmiştir. Diyalogdan vazgeçilmesi halinde, Avrupa sendikal hareketinin pozisyonunun zayıflayacağının ve Topluluğun sosyal boyutuna ilişkin hedeflerden uzaklaşılacağının altını çizen Delors, ayrıca Avrupa düzeyinde toplu pazarlık mekanizmasının oluşturulması yönünde niyetini ortaya koymuştur (Delors, 1988).

2.2.3. 1985 Tarihli Beyaz Kitap: Tek Pazar Tartışmaları ve Sendikal Tutum

Lord Cockfield tarafından 1985 yılında iç pazarın tamamlanmasıyla ilgili yayınlanan “Beyaz Kitap” daha geniş bir bütünleşmeyi teşvik etme anlamında bir fırsat

olarak sunulmuştur. Kitap’ta rekabeti artırmak için gerekli olan mali ve teknik koşulları içeren tek tip bir pazar oluşturmak adına yol gösterici olan 300 önlemden oluşan bir eylem planı oluşturulmuştur. Tek pazarın tamamlanmasını hedefleyen bu plan, ticari stratejinin şirket birleşmeleri ve satın alma dalgasına yöneldiği bir dönemde işveren örgütlerinin desteğini almıştır. Bu kapsamda bir yandan Avrupalı işletmelerin ekonomik performanslarının artırılması adına yeni imkânlar sağlanırken diğer yandan Topluluğun az gelişmiş sosyal mevzuatına dokunulmadığı noktasında eleştiriler yükselmiştir.

Dolayısıyla istihdam, çalışma koşulları, işçilerin yaşam standartları ve sendikal haklar üzerindeki olası riskler görülmüş, bu doğrultuda Beyaz Kitap sendikal hareket içerisinde yoğun olarak tartışılmıştır (ETUC, 1988f; UNICE, 1985).

ETUC, Cockfield tarafından oluşturulan Beyaz Kitap’ta ortaya konulan önlemlerin benimsenmesi için oluşturulan zaman çizelgesinin çok ayrıntılı olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla Beyaz Kitap’ta 1992 yılı gibi kısa bir süre içerisinde üye devletlerin işlerini yürütme biçimlerinde çok keskin değişikliklere gittiğine dikkat çekilmiştir. ETUC, işsizliğin yoğun olduğu bir dönemde kimi işleri ortadan kaldırma riski taşıyan iç pazara yönelik tedbirlerin alınmasının zor olduğunu ifade etmiştir. Bu doğrultuda ETUC, Milan Kongresi’nde kabul edilen kararlardan hareketle, iç pazarın ancak işsizlikle mücadele edecek aktif stratejilerin ve Topluluk sosyal, endüstriyel, bölgesel ve ekonomik politikalarının oluşturulması koşuluyla kabul edilebileceğini belirtmiştir. Topluluk iç pazarının tamamlanmaması ve her ülkenin ayrı hareket etmesi sonucunda, istihdam sorunlarının daha kötüye gitme ihtimalinin olduğu da ETUC’un vurguladığı konular arasında yer almıştır. Beyaz Kitap’ın, Avrupa sendikal hareketinin sınır ötesi faaliyet gösteren şirketler üzerinde baskı yapabilmesine olanak tanıdığına da dikkat çekilmiş, ETUC’un bu doğrultuda nasıl bir strateji izleyebileceği tartışmaya başlanmıştır. Ayrıca ETUC, sosyal, ekonomik ve endüstriyel cephelerde iç pazarı daha fazla desteklemesini mümkün kılacak yeterli ilerlemenin olup olmadığını sorgulamıştır.

Belirtmek gerekir ki Komisyon’un tüm engellerin kaldırılması yönündeki yaklaşımının aşırılığı Konfederasyon içerisinde dile getirilen eleştiriler arasında yer almıştır (ETUC, 1985jx; ETUC, 1985k).

ETUC, 10-11 Kasım 1985 tarihinde gerçekleştirilen Yönetim Kurulu toplantısı sonucunda iç pazara ve Beyaz Kitap’a ilişkin taslak bir bildiri kaleme almıştır. İlgili bildiride, siyasi, ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı ETUC’un otuz beş yıldır

süregelen Avrupa bütünleşme sürecini savunduğu ve bu tutumdan herhangi bir endişe duyulmadığı belirtilirken, Beyaz Kitapla ilgili kaygılara dikkat çekilmiştir. Ardından 12-13 Aralık 1985 tarihinde gerçekleştirilen Yönetim Kurulu sonucunda, iç pazar ve Avrupa Sosyal boyutuna ilişkin daha net bir karar alınmıştır. Bu kararda Komisyon tarafından yayınlanan Beyaz Kitap’ın işsizlikle mücadele ve yaşam standartlarının yükseltilmesi açısından yetersiz olduğuna değinilmiş, gerekli tedbirler alınmaksızın Beyaz Kitap’ın uygulanması halinde işsizliğin ve bölgeler arası eşitsizliğin artacağına dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla ETUC, Topluluğun istihdam ve ekonomiye olumlu yansıyacak koordineli ekonomik politikalar benimsemesi gerektiğine vurgu yapmıştır.

Ayrıca ETUC, Topluluğun koordine edilmiş sanayi politikaları benimseyerek malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımındaki engelleri kaldırmanın ötesinde bir tutum sergilemesi noktasında ısrarcı hareket etmiştir. Sadece piyasa mekanizmasına güvenmenin yeterli olmadığı, aktif sanayi politikaları ile Topluluğun yalnızca uluslararası alanda rekabet etmekle kalmayıp aynı zamanda insanların ihtiyaçlarını karşılayan ve iş yaratan bir endüstriyel yapının geliştirilmesini sağlayacağı ETUC’un üzerinde durduğu konular arasında yer almıştır. İlgili tartışmalar kapsamında ETUC, İç pazarın tamamlanmasının çalışanların zararına haksız rekabet doğurmayacağından emin olmak adına, Avrupa düzeyinde ortak kurallar getirilmesini talep etmiştir. ETUC, iç pazarla birlikte, istihdam, eğitim, çalışma koşulları ve işin organizasyonu, hijyen, güvenlik ve sağlık, çalışma süresi, gelir ve sosyal koruma, sektörel politika gibi alanları kapsayan bir Avrupa sosyal boyutunun oluşturulması gerektiğini savunmuştur (ETUC, 1985l; ETUC, 1985m). ETUC tarafından ortaya konulan bu kriterler ve öneriler, Tek Avrupa Senedi’nin sosyal boyutunun anlaşılması ve değerlendirilmesi açısından önemli görülmüştür. ETUC tarafından dile getirilen kaygılar her ne kadar Tek Senet içerisinde doğrudan karşılık bulmasa da belirli bir alt yapının ortaya konulması anlamında etkili olmuştur.

2.2.4. Tek Avrupa Senedi: Belirli Alanlarda Nitelikli Oy Çokluğu ve Sınırlı Sosyal

Belgede KURULUŞU, SENDİKAL ANLAYIŞI VE SOSYAL AVRUPA’NIN ŞEKİLLENMESİNE ETKİSİ (sayfa 168-174)