AVRUPA SENDİKALAR KONFEDERASYONU’NUN KURULUŞU: DEVAM

In document KURULUŞU, SENDİKAL ANLAYIŞI VE SOSYAL AVRUPA’NIN ŞEKİLLENMESİNE ETKİSİ (Page 106-113)

II. BÖLÜM

3. AVRUPA SENDİKALAR KONFEDERASYONU’NUN KURULUŞU: DEVAM

Özellikle TUC’un örgütsel büyüklüğü sorunun uzlaşmayla çözümünü çok daha anlamlı hale getirmiştir. TUC’un üye sayısının neredeyse EEC’nin tüm örgütlü işçi hareketine eşit olması, TUC’un dışarıda kaldığı bir örgüt düşüncesine sıcak bakılmamasına neden olmuştur. DGB’nin tavrında ısrarı halinde Avrupa işçi hareketinde büyük bir kriz yaşanabileceği üzerinde durulmuştur. Eğer yeni örgütün coğrafi sınırları konusunda bir uzlaşma sağlanamazsa Avrupa sendikal hareketinin sadece üç ideolojik gruba değil aynı zamanda iki farklı bölgesel bloğa ayrılabileceğine dikkat çekilmiştir. Bu görüşmeler ve baskılar üzerine DGB yönetim kurulu olağanüstü bir oturumla kısıtlı bir örgüte olan eski ısrarından vazgeçme ve çözümü kabul etme kararı almıştır. Avrupa’da faaliyet gösteren 21 ulusal sendika, 1 Aralık 1972 tarihinde Avrupa Sendika Liderleri Konferansı’nda coğrafi genişleme hakkında uzlaşmak için Lüksemburg’ta toplanmıştır (Barnouin, 1986:

18-19; Mitchell, 2014: 408). Böylece 1972 yılı sonlarında coğrafi tartışmalar çözülmüş, ideolojik tartışmalar ise ertelenmiştir. TUC-DGB uzlaşması sonucunda yeni örgütün en azından geçici olarak ICFTU’ya bağlı “hür sosyal demokrat” sendikalardan oluşmasına karar verilmiştir. Uzlaşma sonucunda 1973 yılı Şubat ayında ETUC’un kuruluş yolu açılmıştır (Mitchell, 2014: 408).

3. AVRUPA SENDİKALAR KONFEDERASYONU’NUN KURULUŞU: DEVAM

sorun haline gelmiştir. Tüm tartışmalarda olduğu gibi bu konuda da ulusal sendikaların farklı konumu ve geleneksel anlamdaki farklılıklar konunun tartışılması aşamasında belirleyici olmuştur. Almanya, Belçika ve Fransız sendikaları, Sanayi Komiteleri’nin ETUC’la bütünleşmesini desteklerken, İngiliz ve İskandinav sendikaları uluslararası örgütlerin zayıflamasına neden olabileceği ve komitelerin özerk yapılarına zarar verebileceği endişesiyle bu doğrultuda kurumsal bir bütünleşmeye karşı çıkmışlardır.

Bu doğrultuda İngiliz ve İskandinav sendikaların karşı çıkışına uyumlu bir şekilde, Sanayi Komiteleri’nin özerk yapıları korunarak yeni kurulacak örgütün kongrelerinde temsil edilmesi ve oy hakkı elde etmeleri yönünde bir mutabakat sağlanmış, ancak finansal ve yasal konular oy hakkına dâhil edilmemiştir (Gabaglio, 2003: 33).

Yeni Örgüt’ün anayasası ve yapısal yönleri hakkındaki nihai anlaşma 1972 yılı sonunda Lüksenburg’da gerçekleştirilen bir toplantı sonrasında sonuca bağlanmıştır.

ETUC’un 8 Şubat 1973 tarihinde kurucu Meclisi ve 9 Şubat 1973 tarihinde kurucu kongresi FGTB’nin genel merkez binasında Maison des Hurt Heures’de gerçekleştirilmiştir. FGTB Genel Sekreteri Georges Debunne, 17 ulusal örgütün katıldığı bu meclise başkanlık etmiştir. Başkan TUC’den Victor Feather olurken, Genel Sekreterliğe Theo Rasschcert seçilmiştir. Üç başkan yardımcısı ise DGB’den H.O.

Vetter, LO’dan T. Nielsen ve FGTB’den G. Debunne olmuştur. Kuruluşunda ETUC’un

“demokratik” ülkelerden tüm sendikaları kapsaması yönünde mutabakat sağlanmıştır.

Bu karar aslında Franco, Salazar ve Albaylar rejiminin (İspanya, Portekiz ve Yunan sendikalarının) hüküm sürdüğü ülkelerdeki sendikaların ETUC’un dışında tutulması anlamına gelmiştir. Ancak İspanyol UGT Franco rejiminin muhalifi olması nedeniyle, istisnai bir şekilde ETUC’un kurucu üyesi olarak kabul edilmiştir. Yeni Konfederasyon EEC üyeleri, EFTA üyeleri, Finlandiya, İzlanda ve İspanya’dan (Exiled Movement/Sürgün Hareketi) ulusal sendikalar tarafından kurulmuştur. Örgütün adı iç tartışmalara rağmen oy çokluğuyla Avrupa Sendikalar Konfederasyonu olarak belirlenmiştir. Seçilen isim DGB’nin istediğini yansıtmamış ve örgüt ismi ile ICFTU arasında hiçbir organik bağlantı kurulmamıştır. DGB için yetersiz kalmakla birlikte ETUC’un Anayasası’nın başlangıcında ICFTU’ya bağlı kuruluşlar tarafından kurulduğu belirtilmiş, böylece en azından örgütün kapsadığı sendikalar anlamında bir ICFTU etkisine dikkat çekilmiştir. Ayrıca ETUC’un sadece EEC ve EFTA ile ilgili sorunlarla değil, tüm Avrupa’daki sendikal ve toplumsal sorunlarla ilgilenmesine ve politikalarını

çok daha geniş bir alanda şekillendirmesine karar verilmiştir (European Communities, 1984: 4; ETUI, 1991: 9; Gabaglio, 2003: 34).

ETUC ilk etapta Hristiyan eğilimli ve WFTU etkisindeki sendikaları kapsamamıştır. Örgütün kuruluş aşamasında EO, WCL’e bağlı bölgesel bir örgüt olarak varlığını sürdürme yönünde ısrarcı hareket etmiştir. Bu durum üzerine ICFTU’lu sendikalar kendi içlerinde gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda bağımsız bir bölgesel örgüt kurma düşüncesini, EO’yu dışarıda tutarak uygulamaya geçirmişlerdir.

Sonrasında yeni oluşumun dışında kalan EO’nun bölgede güçsüz kalması, ETUC ile ilişkiler kurmasını zorunlu hale getirmiştir. Yoğun tartışmalar sonucunda EO’ya bağlı üyelerin de ETUC’a katılması yönünde fikir birliği sağlanması ve ETUC’un kendi iç tartışmalarının da sonuçlanmasıyla birlikte Hristiyan sendikaların ETUC’a üyeliği sonuçlanmıştır. İlk başlarda WCL üyesi sendikal merkezler her ne kadar ETUC’a blok halinde katılmak ve yeni örgütün kuruluşunda bu şekilde yer almak isteseler de katılım bireysel üyelikler şeklinde ETUC’un kuruluşundan sonra gerçekleşmiştir (ETUC, 1974d, 2-3; ETUC, 1973y; ETUC, 1973z: 2-6; ETUC, 1973x: 3; ETUC, 1974g).

ETUC’un 23-25 Mayıs 1974 tarihleri arasında gerçekleştirdiği olağanüstü kongresinde WCL üyesi hristiyan sendikalar27 ETUC üyeliğine kabul edilmişlerdir. Hristiyan sendikalar ETUC’a üye olmalarının ardından WCL üyeliklerini devam ettirmişlerdir (Gumbrell, 2013: 12).

ETUC üyeliğine ilk olarak kabul edilen daha önce WFTU üyesi olan sendika İtalya’dan CGIL olmuştur. II. Dünya Savaşı’ndan bir kaç yıl sonra İtalyan sendikal hareketindeki bölünme iki büyük konfederasyonun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Bunlardan biri 1948 yılında kurulan ve Hristiyan kökenli CSIL diğeri ise Sovyetler Birliği ile yakın ilişki içerisinde olan CGIL’dır. Ancak CGIL, 1950’lerin sonunda

27 Belçika’dan Hristiyan Sendikalar Konfederasyonu (Algemeen Christelijk Vakverbond/ Confederation of Christian Trade Unions- ACV), İspanya’dan Bask İşçi Dayanışması (Euskal Langileen Alkartasuna / Basque Workers Solidarity-ELA-STV), Hollanda’dan Katolik Sendikalar Federasyonu (Nederlands Katholiek Vakverbond/ Netherland Catholic Trade Union Federation- NKV) ve Ulusal Hristiyan Sendikalar Federasyonu (Christelijk Nationaal Vakverbond/ National Federation of Christian Trade Unions- CNV), Fransa’dan Demokratik İşçi Konfederasyonu (Confédération française démocratique du travail/ French Democratic Confederation of Labour- CFDT), Lüksemburg’dan Hristiyan Sendikalar Konfederasyonu (Luxemburg Confederation of Christian Trade Unions- LCGB), Danimarka’dan FDTF, İrlanda’dan Sendikalar Kongresi (Irish Congress of Trade Unions- ICTU), Malta’dan Genel İşçi Sendikaları (General Workers’ Union- GWU), Finlandiya’dan Merkezi Sendikalar Örgütü (Suomen Ammattiliittojen Keskusjärjestö/ Central Organisation of Finnish Trade Unions- SAK), İsviçre’den Hristiyan Sendikalar Konfederasyonu (Christlich Nationale Gewerkschaftsbund der Schweiz/ Swiss Confederation of Christian Trade Unions- CNG) ve Protestan İşçi Birliği (Schweizerischer Verband

görüşlerini yeniden gözden geçirmiş, sendikal yapısını değişen iç ve dış çevreye uyarlamak için bir takım değişiklikler gerçekleştirmiştir. Başlangıçta Avrupa Toplulukları’na karşı diğer WFTU üyesi sendikalarla benzer tutumu paylaşan CGIL, daha sonra ekonomik bütünleşmenin değerli olduğunu, hedeflenen bütünleşmenin işçilerin yaşam standartlarını arttırabileceğini kabul etmiştir. Bu nedenle CGIL, Avrupa Toplulukları’ndan sendikaların, Ortak Pazar içinde çok uluslu şirketler ve hükümetlerin emek karşıtı politikalarına karşı mücadele etmek için işbirliği yapmaları gerektiğini savunmuştur. Bu tutumları doğrultusunda kendilerine WFTU içinde destek bulmaları mümkün olmamış,28 belirtilen tutum karşısında CGIL, WFTU’dan daha büyük bir bölgesel ve ulusal özerkliğe dönüşmüştür. CGIL liderleri kendi tutumları doğrultusunda EEC ülkelerinden WFTU üyesi ulusal sendikal merkezlerden destek almaya çalışmışlardır. Ancak görüşlerinin kabul edilmediğini anlayınca inisiyatiflerini kendileri belirlemeye karar vermişlerdir. Brüksel’deki irtibat bürosu böyle bir sürecin sonunda kurulmuştur. Ayrıca benzer bir inisiyatif ulusal düzeyde de alınmış, CGIL, Hristiyan CISL ve sosyal demokrat UIL ile uzlaşma için gittikçe daha fazla çaba harcamıştır.

Kısaca CGIL, WFTU’ya bir değişiklik getirmeye çalışmış ancak sert bir muhalefetle karşı karşıya kalınca WFTU üyeliği devam etmesine rağmen ilgisini ETUC’a yöneltmiştir. ETUC ile temas kurulmasının ardından CGIL liderleri yeni kurulan örgüte üyelik için baskı oluşturmuşlardır. CSIL ve UIL’ın desteğine rağmen CGIL, WFTU üyeliği nedeniyle ETUC tarafından reddedilmiştir (Cajo, 1993: 19-20). Sonuç olarak CGIL, WFTU içindeki statüsünü ve durumunu tek taraflı olarak yeniden tanımlamış, herhangi bir WFTU kararına bağlı kalmayacağını belirtmiştir. Tüm bu çabalara rağmen ETUC içinde CGIL’ın üyeliği ile ilgili Yönetim Kurulundaki ayrışma devam etmiştir.

İtalyan CISL ve UIL, CGIL’ın adaylığını ilk destekleyen konfederasyonlar olmuştur. CGIL’ın üyeliği, ETUC’un başlıca amacının tüm Avrupalı işçileri temsil edecek bir örgüt oluşturulması görüşünü savunan TUC de dâhil diğer sendikalar tarafından da desteklenmiştir. Birleşme yönünde artan eğilimler ve sendikal gücün ulusal düzeyde genişletilmesi gibi fikirler arttıkça, bazı sendikaların sırf ideolojik

28Dikkat çekilmesi gereken nokta, ETUC ve ICFTU gibi örgütlerin ancak net duruşlarından taviz veren WFTU etkisindeki sendikalara kapıları açmalarıdır. Dolayısıyla genel itibariyle değerlendirildiğinde aslında her iki örgüt de kendi felsefe ve politikalarını benimsemeyen örgütleri üyeliğe kabul etmemektedir. Bu doğrultuda ETUC ve ICFTU’nun farklı ideolojilerden sendikalara yapıları içinde yer verdiklerine dair bir yorum yerine farklı ideolojilerdeki sendikaların kendi duruşlarından taviz vermeleri ve çizgilerini kaybetmeleri sonucunda ilgili örgütlerin çatısı altında kendilerine yer bulabildiklerini belirtmek daha doğru olacaktır.

nedenlerle Avrupa düzeyinde dışlanmaması gerektiği vurgusu ön plana çıkmış, aksi halde Avrupa sendikal hareketinin kan kaybedeceği dile getirilmiştir. Öte yandan, Alman DGB ve benzer şekilde yönlendirilen Fransız FO farklı nedenlerden dolayı CGIL üyeliğine karşı çıkmışlardır. DGB, CGIL ile WFTU arasındaki yakın ilişkileri sebep göstererek CGIL’ın ETUC üyeliğini engellemeye çalışmıştır. FO ise CGIL’ın kabulünün CGT’nin de ETUC’a üyeliğini mümkün hale getireceği kaygısıyla hareket etmiştir. ICFTU içinde de CGIL üyeliği yoğun şekilde tartışılmıştır. Özellikle de Asya’daki bazı üyeler CGIL’ın ETUC üyeliğinin hem Avrupa’da hem de Asya’da WFTU etkisindeki sendikalara ve komünist politikalara sendikal hareket içinde avantaj sağlayacağını düşünmüşlerdir. Ancak dile getirilen tüm bu kaygılar ve eleştiriler CGIL’ın WFTU’nun konumunu zayıflatacağını savunan ETUC yöneticileri tarafından geçerli sebepler olarak değerlendirilmemiştir (Cajo, 1993: 21).

9 Temmuz 1974 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla İtalyan CGIL’da ETUC üyeliğine kabul edilmiştir. CGIL’ın kabul süreci bir yılı aşkın tartışmalar ve örgüt içerisindeki yoğun muhalefet sonucunda gerçekleşmiştir. 9 Temmuz 1974 tarihli Yönetim Kurulu’nda Alman DGB, CGIL’ın üyeliğine karşı duruşunu WFTU ile ilişkilerinin belirsizliği nedeniyle korumuş, müzakerelerin ertelenmesini talep etmiştir.

Bu talep Yönetim Kurulu’nda oylanmış ve 18 karşı oyla reddedilmiştir. Yönetim Kurulu’nda gerçekleştirilen diğer tartışmaların ardından CGIL’ın üyeliği oylanmış, 21 olumlu oya karşı 7 olumsuz oyla CGIL, ETUC üyeliğine kabul edilmiştir (ETUC, 1974e: 1-7; ETUC, 1974f). Böylece Hristiyanlar ve sosyalistler aynı dönemlerde ETUC içerisinde kendilerine yer bulmuştur.

Fransız CGT’nin durumu CGIL’dan biraz daha farklı ve karışık bir süreç izlemiştir. WFTU’nun genel politika çizgisini sıkı bir şekilde savunan CGT, Ortak Pazar projesinin yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa bütünleşmesini en katı eleştirenler arasında yer almıştır. CGT Ortak Pazar’ın kurulmasının Fransa’da yüksek işsizlik ve sosyal dampingle sonuçlanan felaketlere yol açacağını ileri sürmüştür. Bu nedenle CGT, WFTU sekreterliği ile uyum içinde 1960’lı yılların ortalarına kadar CGIL’ın sosyal demokrat sendikalarla işbirliği girişimlerini sürekli olarak engellemiş ve eleştirmiştir.

Fransa’daki De Gaulle hükümetine karşı sosyal demokrat güçlerle işbirliği sonrası CGT tavrını kısmen değiştirmiştir. WFTU etkisindeki sendikaların sendikal hareket içinde daha etkili bir aktör haline gelmeleri için EEC karşısında aldıkları sert tutumu

yumuşatmaları gerektiğini kabul etmiş, 1965 yılında Brüksel’de CGIL ile oluşturulan ortak komite bu doğrultuda ortaya çıkmıştır. 1973 yılında ETUC’un kurulmasından sonra CGT, yeni Avrupa örgütüne katılım sağlamak ve EEC Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin işçi grubuna tam bütünleşme olasılığını araştırmak için bir dizi girişim başlatmıştır. Ancak bu girişimlere rağmen Ortak Pazar konusunda ETUC politikalarını eleştirmeye de devam etmiştir. Belirtilen tutumu nedeniyle CGT, ETUC üyeleri özellikle DGB tarafından eleştirilmiştir. CGT’nin ETUC müzakerelerini engelleyen faktörler, bir yandan WFTU üyeliği iken diğer yandan FO’nun güçlü muhalefeti olmuştur. ETUC’un aynı ülkenin bağlı kuruluşunun onayı olmadan hiçbir kuruluşun üyeliğe kabul edilemeyeceği yönündeki kriteri nedeniyle bu muhalefet son derece etkili bir sonuç ortaya koymuş ve CGT’nin ETUC’a üyeliği uzun bir süre mümkün olmamıştır (Cajo, 1993: 21-22).

Bu tartışmalar devam ederken ETUC’da üyeliğe kabul kriterleri sorunu ortaya çıkmış, bu sorun ancak 1979 yılında çözülebilmiştir. Gerçekleştirilen düzenlemeler sonucunda, bir sendikanın faaliyetlerinin hür, demokratik ve bağımsız sendikacılıkla uyumlu olması zorunluluğu üyeliğe kabul için temel bir kriter haline gelmiş, buna rağmen ETUC’un CGT’yi üyeliğe kabul süreci sorunsuz ilerlememiştir. 1980 yılında CGT, üyelik talebini yenilemiş ancak ETUC bu başvuruyu da olumsuz karşılamış, CGT’nin ETUC üyeliği ancak 1999 yılında gerçekleşebilmiştir (Buschak, 2003: 11).

Sonuç olarak ETUC’un ilk yıllarında, örgüt içerisinde ortaya çıkan ideolojik çatışmalar, sorunsuz bir Batı Avrupa işçi hareketinin önünde büyük bir engel oluşturmuştur.

Görüldüğü gibi, ETUC; ICFTU, WCL ve bunlar dışında iki örgüte de üye olmayan birçok sendikayı aynı örgüt çatısı altında toplamıştır. Bölgesel düzeyde oluşturulan bu çoğulcu yapı, dünya genelinde oluşturulacak benzer bir yapıya yönelik umutları da tazelemiştir (Gumbrell, 2013; 12; Cajo, 1993: 18-23).

Şemsiye bir örgüt olarak faaliyet gösterme çabasında olan ETUC içerisindeki çeşitlilik ve ulusal sendikalar arasındaki yapısal ve geleneksel farklılıklar Örgüt’ün ilk dönemlerinde faaliyet ve politikalarının belirlenmesinde çok fazla paradigmanın belirleyici olmasına yol açmıştır. ETUC’un kurulmasıyla birlikte farklılıklara dayalı çatışmalar da ortaya çıkmış, ideolojik genişleme sorunu ICFTU’a bağlı olmayan sendikaların katılımıyla yeniden gündeme gelmiştir. Hristiyan sendikaların katılımı bireysel olarak çözülürken, CGIL’ın katılımı ciddi tartışmaları beraberinde getirmiştir.

Belirtmek gerekir ki ulusal sektörel sendikalardan oluşan ve ETUC’un ikinci bileşeni olan Avrupa Sanayi Komiteleri, ETUC içinde sürekli bir uyumsuzluk kaynağı oluşturmuştur. Anlaşmazlık politik ve organizasyonel olmak üzere iki eksen üzerinden ilerlemiştir. Hristiyan eğilimli ve WFTU etkisindeki sendikaların bütünleşmesi Örgüt içindeki en önemli sorunlar arasında yer almıştır. Sektörelizm ve konfederalizm arasındaki etkileşimin sonu ise kaçınılmaz bir şekilde karanlık bir alanı işaret etmiştir.

ETUC içinde çıkarların temsili ve politikaların tanımı başından itibaren düşmanca bir karışıklık ve politik uyumsuzlukla yüzleşmiştir. ETUC içindeki örgütlerin sendikal mirasları ve ulusal gelenekleri farklılık göstermiş, bu farklılıklar örgütün ilk yıllarında ETUC’un özellikle Topluluk düzeyinde etkin bir aktör olmasının önünü tıkamıştır (Gabaglio, 2003: 35-38).

ETUC’un belirlediği misyon, işçilerin tüm Avrupa düzeyinde özellikle de Avrupa kurumları açısından sosyal ekonomik ve kültürel çıkarlarını temsil ve teşvik etmek olmuştur. Sonuç olarak konsensus sağlanması için faydacı bir arayışa girilmiş ve büyük ölçüde fikir birliği gerekli görülmüştür. Böylece kurumsal çerçeve, bilgi alışverişine ve politikaların gönüllü olarak eşgüdümüne uyarlanmıştır. Bu eğilimle birlikte ulus-öteciliğin başlangıcı söz konusu olurken, genel fikir birliği öne çıkmış özellikle DGB ve TUC gibi büyük üye sendikaların örgüt içerisindeki hegemonyası engellenmeye çalışılmıştır (Gabaglio, 2003: 34- 35). Bu gelişmeler ETUC içerisinde hemen gerçekleşmemiş, Avrupa bütünleşme süreciyle eşgüdümlü şekilde ihtiyaç ortaya çıktıkça, Örgüt yaşanan gelişmelere cevap veremeyecek hale geldikçe çeşitli reformlarla örgütsel yapısını ve işleyişini güncellemiştir. ETUC’un iç işleyişindeki dönüşümler hem çeşitli sorunların çözüm arayışıyla iç tartışmalar sonucunda hem de Topluluk politikaları üzerinde etkin bir rol üstlenmek amacıyla dış gereklilikler nedeniyle gerçekleşmiştir. Ancak ETUC’un kuruluşu sonrasında çözülmesi gereken birçok sorunun varlığı kabul edilmiştir. ETUC içerisinde üyeler arasındaki farklılıklar, çeşitli konulardaki tartışmaları ve çatışmaları da beraberinde getirmiştir.

4. AVRUPA SENDİKALAR KONFEDERASYONU’NUN AMAÇLARI VE

In document KURULUŞU, SENDİKAL ANLAYIŞI VE SOSYAL AVRUPA’NIN ŞEKİLLENMESİNE ETKİSİ (Page 106-113)