Uluslararası Hür Sendikalar Konfederasyonu Schuman Planı Komitesi 45

Belgede KURULUŞU, SENDİKAL ANLAYIŞI VE SOSYAL AVRUPA’NIN ŞEKİLLENMESİNE ETKİSİ (sayfa 71-77)

I. BÖLÜM

2. II. DÜNYA SAVAŞI SONRASI AVRUPA VE AVRUPA SENDİKAL HAREKETİ

2.3. Avrupa Topluluklarının Oluşum Sürecinde Sendikal Tutum

2.3.2. Avrupa Sendikal Hareketi’nin Schuman Planı’na Yönelik Tavrı

2.3.2.1. Uluslararası Hür Sendikalar Konfederasyonu Schuman Planı Komitesi 45

Planı’nı Avrupa’nın birleşmesine yönelik ilk somut adım olarak değerlendirmiştir (Muynck, 1951). Birleşik bir Avrupa için her zaman hevesli ve olumlu bir tutum sergileyen ICFTU, bu öneriyi kendi Schuman Planı Komitesi’ni kurarak desteklemiştir.

Komite, kurucu altı ülkenin konfederasyon delegelerinden ve metal ve maden işçileri uluslararası işkolu sekreterlikleri temsilcilerinden oluşmuştur. Schuman Planı Komitesi aracılığıyla sendikalar ve hükümetler arasında koordinasyon kurulması ve yüksek otoriteye öneriler sunulması hedeflenmiştir. Bu girişimlerle, özellikle ICFTU’nun projenin operasyonel aşamalarına katılımının sağlanması ve Plan dâhilinde istihdam ve

16Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda bu altı devleti oluşturmaktadır.

sosyal politikaların etkilenmesi hedeflenmiştir (Barnouin, 1986: 4-5;). Schuman Planı Komitesi, belirtilen hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için sendikalar arasında, Schuman Planı’na ilişkin faaliyetlerin koordinasyonunu temel görevleri arasında belirlemiştir (Kinnock, 1993: 8).

Komite, Roma Antlaşması’nın hükümlerinde emek lehine değişiklikler yapılması, Yüksek Otorite’nin rolü, istihdam politikaları ve yaşam standardının yükseltilmesi sorunlarının çözüme ulaşması için yoğun çaba harcamıştır. Ayrıca Komite, ECSC kurumlarına sendikaların katılımı için sürekli olarak baskı yapmıştır.

Schuman Komitesi’nin çabaları ECSC Antlaşması’ndaki sosyal politika hükümleriyle, ECSC kurumlarına sendika katılımının kabulüyle ve ICFTU ve ulusal sendikaların Yüksek Otorite’ye aday listeleri sunma hakkı tanınmasıyla sonuca ulaşmıştır. Bir Danışma Komitesi’nin kurulması ve bir sendika temsilcisinin Adalet Divanı’na atanması da Komite’nin diğer başarıları arasında yer almıştır. Kısaca bu Komite’nin çabaları sayesinde sendika çıkarlarını gözeten kişiler Yüksek Otorite’de yer almış, işçilerin çıkarlarına yönelik kimi özel güvencelerin benimsenmesi mümkün hale gelmiştir. Ancak ECSC’nin kartelleri ortadan kaldırmaması Komite’nin hayal kırıklıkları arasında yer almıştır. Ayrıca Genel Kurul’a verilen yetkiler, Komite’nin talep ettiği Yüksek Otorite’nin demokratik kontrolüne olumsuz yansımıştır (Bouvard, 1972: 44-46).

Bu çabalara paralel şekilde aynı dönemlerde Jean Monnet tarafından kurulan Avrupa Birleşik Devletler Eylem Komitesi (Comité d'action pour les États-Unis d'Europe/ Action Committee for the United States of Europe)17’ne de işçi sendikaları katılmıştır. Monnet, sendikaları Komite’nin kuruluşundan itibaren en aktif üyeleri olarak tanımlamıştır. Sendikaların da Jean Monnet’in eylemine karşı tutumları son derece olumlu olmuştur. Sendikalar bu Komiteyi, Avrupa fikrinin canlanması için son derece değerli bir araç olarak görmüşlerdir. Kısaca sendikalar bu dönemde sadece Robert Schuman tarafından başlatılan süreci takip etmekle kalmamış, aynı zamanda Avrupa birliğine doğru yöneltilen tehditlere karşı çözüm çabaları içinde olan oluşumlarda da yer almışlardır. Hür ve demokratik sendikaların, Avrupa Birleşik Devletler Eylem Komitesi’ne aktif olarak katılmaları ve Başkan Jean Monnet’i

17 Bu komite, Avrupa bütünleşmesinin ruhunu canlandırmak için kurulmuştur. Avrupa bütünleşmesinde Komite aracılığıyla Ortak Pazarın oluşturulması, Avrupa Para Sistemi, Avrupa Konseyi'ndeki zirveler ve

desteklemeleri bu duruma verilebilecek önemli örnekler arasındadır. Ayrıca Monnet tarafından kurulan Komite’nin Hristiyan ve sosyal demokrat sendikalar için önemli bir buluşma noktası olması da anlamlıdır. Böylece iki farklı sendikal anlayışın, Avrupa sorunları ile ilgili tartışmalar ve öneriler konusunda Komite aracılığıyla bir araya gelerek temas içerisinde hareket etmeleri mümkün kılınmıştır. Sonrasında Komite içindeki bu yakınlaşma ETUC’un oluşum sürecindeki görüşmelere ve uzlaşmaya da katkı sağlamıştır (Barnouin, 1986: 6).

2.3.3. Avrupa Kömür Çelik Topluluğu Antlaşması ve Sendikal Tutum

Ağırlıklı olarak politik ve ekonomik kaygıları ön plana çıkaran, ancak sosyal anlamda da ortak bir işleyiş oluşturma amacı taşıyan ECSC, Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda arasında 18 Nisan 1951 tarihinde imzalanan Paris Antlaşması ile kurulmuştur. ECSC Antlaşması 23 Temmuz 1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlgili Antlaşma, savaş için kullanılan temel maddeler arasında yer alan kömür ve çeliğin üretim ve dağıtımını, özellikle Almanya’nın denetiminden çıkararak uluslarüstü niteliğe sahip bir Yüksek Otorite’nin (High Authority) yönetiminde gerçekleştirme amacı taşımıştır. Kısaca Antlaşma ile Fransa ve Almanya arasındaki rekabete son verilmesi böylece en azından materyal olarak savaş riskinin ortadan kaldırılması gözetilmiştir. Serbest dolaşım ve serbest rekabetin sağlandığı bir ortak pazar fikri de Antlaşma içerisinde güdülen önemli amaçlar arasında yer almıştır.

Böylece dünya tarihinde ilk defa devletler, kendi iradeleri ile egemenliklerinin bir kısmını uluslarüstü bir kuruma devretmişlerdir (Gülmez, 2003: 6-7; Tokol, 2017: 135;

Çelik, 2017: 348; Bozkurt, Özcan ve Köktaş, 2008: 15- 16).

ECSC Antlaşması, ekonomik kaygıları ön planda tutmasına rağmen az sayıda sosyal hüküme de yer vermiştir. Ancak ECSC Antlaşması’nda yer verilen sosyal hükümler, kömür ve çelik sanayii ile sınırlı tutulmuştur. İstihdamın geliştirilmesi ve yaşam düzeyinin yükseltilmesi, işçilerin yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işletmelerin teknik alanda yaşanan değişimlere uyumlu hale getirilmesi ve işlerini kaybeden işçilerin yeniden çalışma yaşamına adaptasyonu ve istihdama kazandırılmaları, işçi ve işveren sendikalarının kömür ve çelik ortak pazarının işleyişine katılmaları, iş güvenliği, ücretlerin garanti altına alınması, ilgili sektörlerde çalışanların sosyal güvenlik hakları ve serbest dolaşım haklarının düzenlenmesi gibi konular ECSC

Antlaşması’nda ele alınan sosyal hükümler arasında yer almıştır. Kömür ve çelik sektörlerinde yeniden yapılanma sürecinden olumsuz etkilenen işçiler gözetilerek 1954-1965 yılları arasında 188 bin işçi parasal yardımlar aracılığıyla çalışma yaşamına yeniden dâhil edilmeye çalışılmıştır (Gülmez, 2005: 7-8; Tokol, 2017: 152-153; Çelik, 2014: 113).

ECSC’nin oluşturulması aşamasında ülkelerin Topluluğun oluşturulmasına yönelik tepkileri farklılık göstermiştir. Özellikle İngiltere, bu doğrultuda bir oluşuma çekinceli yaklaşmıştır. ABD, Milletler Topluluğu (Commonwealth)18 ile ilişkilerinin kötüleşmesine neden olabilecek tekliflere ve girişimlere mesafeli bir duruş sergilemiştir.

Almanya ve Fransa arasında oluşturulacak olan işbirliğinin İngiltere’ye karşı kullanılabileceği düşüncesi de bu mesafeli duruşu güçlendirmiştir. Almanya ise bu oluşuma siyasi bağımsızlığını güçlendireceği düşüncesiyle olumlu yaklaşmıştır. İtalya ve Benelüks ülkeleri ise ekonomik beklentiler nedeniyle ECSC’ye katılma eğilimi içinde hareket etmişlerdir. İsviçre, Avusturya, İsveç ve Finlandiya gibi ülkeler tarafsızlık politikalarını gerekçe göstererek topluluğa üye olmamışlardır (Bozkurt, 1993:

42-43).

ECSC’nin kurulmasına işverenlerin verdiği tepki de sendikal refleksin değerlendirilmesi açısından son derece anlamlı bir yere sahiptir. Özellikle Alman ağır sanayicileri, böylesi bir Topluluk fikrine sıcak yaklaşmış, ilgili oluşum içerisinde yer alma yönünde olumlu bir tutum sergilemişlerdir. Ancak bununla birlikte kimi temel çekincelerini de dile getirmişlerdir. Topluluğun, Fransız ekonomik çıkarlarını geliştirilmesi kaygısı taşıyor olabileceği özellikle Alman ağır sanayicilerinin en çok tedirgin oldukları konular arasında yer almıştır. ECSC Antlaşması içinde yer verilen antitröst19 şartları ise işverenlerin endişelerini artıran diğer bir konu olarak dikkat çekmiştir. Buna rağmen Alman sanayicileri Ruhr Bölgesi Uluslararası Otoritesi’nin Alman kömür ihracatı üzerindeki kontrolünden kurtulmak adına ECSC Yüksek Otoritesi’ni olumlu karşılamışlardır. Fransız sanayicileri de belirli endişelere sahip olmakla birlikte ECSC’yi destekleyen bir tutum içerisinde hareket etmişlerdir. İtalya sanayicilerinin, ECSC’nin kurulması karşısındaki tutumları ise olumsuz olmuştur.

18Britanya İmparatorluğu tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak yönetilen devletler tarafından kurulmuş olan uluslararası bir birlikteliktir. İlk etapta İngiliz Milletler Topluluğu olarak kurulmuştur.

1949 yılında Milletler Topluluğu olarak bugünkü halini almış, böylece Afrika, Amerika, Avrupa ve Pasifik’ten bağımsız devletler de Milletler Topluluğu’na katılmıştır (Commonwealth, 2019).

İtalyan sanayicilerin bu olumsuz tutumunun nedeni, İtalya’daki çelik endüstrisinde maliyetlerin yüksek olmasından ve İtalaya’nın dâhil olacağı ve kömür ve çelik alanında oluşturulacak ortak bir pazarın rekabet edebilirlik anlamında kendilerini olumsuz etkileyebilecek olmasından kaynaklanmıştır. İngiliz sanayicileri ise konuyla ilgili olumlu ya da olumsuz bir tutum sergilemekten kaçınmışlardır. Genel olarak değerlendirildiğinde ECSC’ye üye ülkelerin işverenlerinin büyük çoğunluğunun konuya olumlu yaklaştıkları görülmüştür (Bozkurt, 1993: 52-56).

Avrupa sendikal hareketi içinde ECSC’ye karşı tutumun nasıl şekillendiğini anlamak açısından bazı ülke sendikalarının konuya yaklaşımlarına değinilmelidir. DGB başta olmak üzere Alman sendikaları ECSC’nin oluşumuna destek verirken, bunun koşulsuz bir anlaşma içerisinde gerçekleşmediği görülmüştür. Fransa’da CGT, ECSC’ye karşı çıkarken, FO ve Hristiyan Sendikalar Konfederasyonu (Confédération française des travailleurs chrétiens/ Frech Confederation of Christian Workers- CFTC) tam istihdam ve Topluluk’ta sendikal temsil beklentilerini dile getirerek, aslında koşullu bir tutum ortaya koymuşlardır. İngiltere’de TUC ise böylesi bir oluşumu olumlu karşıladıklarını açıklarken, ECSC’nin kısıtlayıcı bir kartel olmaması gerektiğini dile getirmiştir. Ayrıca Topluluk karar mekanizmalarında sendikal temsilin önemi TUC tarafından vurgulanan konular arasında yer almıştır. Konuya ilişkin yaklaşım bir hükümet politikası olarak değerlendirilmiş ve çok büyük bir ilgiyle karşılanmamıştır.

Genel Kurulu sonrasında TUC, özellikle 3 Ekim 1956 tarihinde hükümet tarafından Avrupa ile ekonomik ilişki konusunda yapılan açıklama ve 23 Ekim’deki Ticaret Kurulu Başkanı, Başbakan ve temsilciler arasındaki toplantıları dikkate alarak, 2 Kasım 1956 tarihinde bir politika bildirisi yayınlamıştır. Bu bildiride İngiltere Hükümeti’nin tartışılan mevcut haliyle bir Avrupa Ortak Pazar ve Gümrük Birliği'ne tam üye olamayacağı yönündeki görüşüne TUC’un de katıldığı belirtilmiş ancak İngiltere’nin Avrupa’nın geri kalanındaki gelişmelerden kendisini dışarıda tutması halinde hem ekonomik hem de politik olarak ciddi dezavantajların ortaya çıkabileceği de dile getirilmiştir (TUC, 1956).

Belçika’da Hristiyan Sendikalar Konfederasyonu (Confédération des syndicats chrétiens/ Confederation of Christian Trade Unions of Belgian- CSC), oluşturulmaya çalışılan Avrupa birlikteliği düşüncesine karşı olmadıklarını belirtirken, Belçika Genel Emek Federasyonu (General Federation of Belgiam Labour- FGBT), ECSC’ye yönelik

tekliflere katıldıklarını ve oluşumu desteklediklerini dile getirmiştir. İtalya’da WFTU etkisindeki sendikalar ECSC’nin oluşumuna net bir şekilde karşı çıkarken, Lüksemburg sendikaları ise ECSC’nin oluşumunu olumlu karşılayan tarafta yer almışlardır (Bozkurt, 1993: 56-61). Kısaca Avrupa sendikalarının çoğu ECSC’nin oluşturulmasına sıcak yaklaşırken, tam istihdam ve Topluluk kurullarında sendika temsilcilerinin yer alması, sendikaların üzerinde önemle durdukları konular arasında yer almıştır. Sürece olumlu yaklaşan Avrupa sendikalarının koşullu bir desteğin altını çizdikleri görülmüştür.

2.3.3.1. 21’ler Komitesi

Schuman Deklerasyonu öncesinde hem Hristiyan hem de sosyalist sendikalar, yaşam standartlarının yükseltilmesi ve ekonomik çelişkilerin ortadan kaldırılması arasında bağ olduğunu belirtmiş, Avrupa’nın bütünleşmesi lehine tutumlarını bu doğrultuda ortaya koymuşlardır (Degryse ve Tilly, 2013: 14). Avrupa Sendikal Hareketi ECSC içinde kendilerine lobi ve temsil hakkı sağlayacak bir pozisyona ihtiyaç duymuş, bu doğrultuda bir sendika komitesinin oluşturulması kararlaştırılmıştır. Ayrıca Schuman Planı ile ilgili eski Sendikalar Komitesi’nin görevini tamamladığı öne çıkan görüşler arasında yer almıştır (ERO, 1952: 11). Böylece ECSC’nin faaliyete geçmesiyle birlikte Schuman Planı Komitesi dağılmış, bu dönemde ERO, ECSC içerisindeki sendikal faaliyetleri koordine etme eğiliminde olsa da kurucu altı ülkenin metal ve maden işçileri örgütleri kendi koordinasyon komitelerini kurma konusunda daha istekli bir tutum sergilemişlerdir (Bouvard, 1972: 1972).

ECSC içinde sendikal faaliyetleri koordine etmek adına bağımsız iki sendika komitesi ortaya çıkmıştır. Altı ülkenin maden ve metal işçilerini, onların uluslararası işkolu sekreterliklerini, ICFTU ve ERO’dan temsilcileri kapsayacak şekilde 15 delegeden oluşan 15’ler Komitesi bunlardan ilki olmuştur. 15’ler Komitesi’ne ulusal sendika federasyonlarının eklenmesiyle birlikte ise 21’ler Komitesi meydana gelmiştir.

Bu Komite, Maden İşçileri Federasyonu’ndan 6, Metal İşçileri Federasyonu’ndan 6, ulusal sendikal merkezlerden 6, ICFTU’dan, Metal İşçileri Enternasyonali’nden ve Maden İşçileri Enternasyonali’nden birer delegeden oluşmuştur (Bouvard, 1972: 51-52;

ERO, 1954c: 14- 15; ERO, 1952: 11; ETUI, 1991: 7; Degryse ve Tilly, 2013: 14).

Kısaca Komite’nin üyeleri, ICFTU’ya bağlı ulusal sendikal merkezlerin yanı sıra ECSC üyesi altı ülkede, kömür çelik endüstrilerinde faaliyet gösteren işkolu sendikalarıyla

sınırlı kalmıştır (Belçika, Fransa, Almanya, Lüksemburg, Hollanda, İtalya) (European Communities, 1984: 1). Komite, 1952 yılı sonbaharında Lüksemburg’da açılan bir irtibat bürosu aracılığıyla çalışmıştır (Degryse ve Tilly, 2013: 14; ERO, 1954c: 14-15).

Ayrıca İrtibat Bürosu’na ek olarak 21’ler Komitesi’nin oturumları arasındaki güncel işlerin yönetimine yardımcı olmak üzere 6 kişilik küçük bir komite daha oluşturulmuştur (ERO, 1954c: 15).

21’ler Komitesi’nin amacı ECSC’nin Yüksek Otoritesi karşısında sendika çıkarlarını teşvik ve temsil etmek olmuştur. Yüksek Otorite ile periyodik olarak temasa geçmek ve üretimin dağıtımı, maliyet fiyatları, işçi ücretleri, vb. konuları teknik yönleriyle ele almak Komite’nin üstlendiği görevler arasında yer almıştır. Komite’de kararlar oybirliği ile alınmıştır. Komite, üye sendikalarının çıkarlarını ve faaliyetlerini koordine ederken aynı zamanda sendikalar ulusal özerkliklerini de sürdürmeye devam etmiştir. ERO, Komite’yi kendi bünyesine dâhil etme yönünde girişimlerde bulunsa da üye örgütlerin tercihleri özerklik yönünde olmuştur. Belirtmek gerekir ki 21’ler Komitesi siyasi güçten yoksun lobi merkezi olarak çalışan bir irtibat bürosu olarak kalmıştır (European Communities, 1984: 1; Gabaglio, 2003: 31; ERO, 1952: 11).

Komite, EEC’nin ve paralelinde ETUS’un kurulmasından sonra faaliyetlerine Lüksemburg’ta ECSC Sendikalar Arası Komite (ECSC Inter-Union) ismi ile devam etmiştir. Bu Komite ise maden ve metal işçileri ulusal sendikaları ve onların uluslararası işkolu sekreterliklerinden 25 temsilciden oluşmuştur. Sendikalar Arası Komite’nin tek amacı ECSC ile ilgili konularda bilgi paylaşmak, koordinasyon sağlamak ve işçilerin Topluluk düzeyinde etkin şekilde temsil edilmesi olmuştur. Komite faaliyetlerini, politika uygulamalarını etkileyen güçlü bir organ olmaktan çok etkin bir koordinasyon aracı olarak gerçekleştirmiştir (Blanpain, 1972: 282; Buschak, 2003: 10).

Belgede KURULUŞU, SENDİKAL ANLAYIŞI VE SOSYAL AVRUPA’NIN ŞEKİLLENMESİNE ETKİSİ (sayfa 71-77)