Uygur Devleti

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 127-131)

4. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK KÜLTÜRÜ

6.4. Uygur Devleti

Kök-Türk devleti ortadan kalkınca, 743 yılında Basmılların yönetiminde yeni bir devlet kurulur. Uygurlar, bu Basmıl Kağanlığı'nın sol Yabgusu, yani Doğu Yabgusu, Karluklar ise sağ Yabgusu, yani batı Yabgusu olurlar. Bu yeni devlet, tam bir federe devlet biçimindedir (Taşağıl, 2004a, 4,67).

744 yılında Uygur Yabgusu, Basmıl Kağan'ını yenerek kendini kağan ilan eder. Kağanlık, ünvanı olarak da Kutluk Bilge Kül Kağan ünvanını alır. Böylece Uygur Devleti kurulmuş olur.

Bu devlet ünvanından da anlaşılacağı üzere, Kök-Türk devletinin gelenek ve töreleri yeni Uygur Devleti'nde de devam etmiştir. Ancak Uygurlar arasında Buda ve Mani dini gibi yabancı inanışlar yayıldıkça, Kağan ünvanlarında da birtakım değişiklikler olmaya başlamıştır. Uygur Devleti’ni kuranlar, Orhun bölgesini yurt tuttukları için, bunlara Orhun Uygurları denilmektedir (Ercilasun, 2005, 222).

Kutluk Bilge Kül Kağan ölünce yerine, oğlu Bayan Çur kağan olur. Uygurların en büyük kağanı olan Bayan Çur Kağan, ünvan olarak da "Tengride bolmış, il itmiş Bilge Kağan" ünvanını almıştır. Bu ünvanın anlamı ise Gökte doğmuş, devlet yönetmiş, Bilge Kağan demektir.

Bayan Çur Kağan dönemi (747–759), Uygurların dört yönde genişledikleri bir devirdir. Batıda Kara Türgeş devleti, Uygur egemenliğini tanımak zorunda kalır. Kırgız, Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatar gibi Türk boyları egemenlik altına alınarak, devlet otoritesi güçlendirilir. Öte yandan yine bu devirde, güneydeki Beş-balıg, Kuça ve Karaşar gibi zengin tarım ve ticaret kentleri de Uygur etkisi altına alınmıştır. Turfan bölgesi ile Uygurlar arasındaki ilişkiler de, yine bu devirden başlamış olur (Kafesoğlu, 2004, 244).

Bayan Çur Kağan'ın önemli işlerinden birisi de, Uygurlar arasında kentleşme çabalarını başlatmasıdır. Ordu-balıg adında başkentleri olan bir kent kurdurmuştur.

Diğer yandan aynı kağan, gittikçe güçlenmekte olan Tibet tehlikesini farkederek onlara karşı cephe alır. Hükümdarın isteği üzerine, Çin'de büyük bir tehlike yaratan An- luşan adlı Türk asıllı bir generalin isyanının bastırılmasına yardım etmiştir. Bu yardım sonunda yapılan anlaşma ile Uygur tüccarlarına, Çin kapıları da açılmıştır.

Bayan Çur Kağan'ın, Şine-usu gölü yakınında bulunmuş, Kök-Türk yazısı ile yazılmış olan bir yazıtı vardır. Bu yazıtta kağan olarak yaptığı işler anlatılmaktadır (Avcıoğlu, 1999b, 689–691).

Bayan Çur kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu Bögü Kağan geçer. Bögü Kağan'ın faaliyetleri siyasi ve dini olmak üzere başlıca iki alanda olmuştur. Siyasi faaliyetleri daha çok Çin’e yöneliktir. Çin'de baş gösteren isyanların bastırılması nedeniyle sık sık Çin'e girilmiştir. Ancak Uygurların Çin'e girişlerinde, Çin'in çeşitli bölgelerine yağma akınları da yapılmıştır. Çin'deki isyanların en önemlisi yabancı kavimlerin, Tibetliler etrafında birleşmeleri sonucunda ortaya çıkan isyan olmuştur. Bu Tibet isyanı, ancak Uygurların yardımı ile önlenebilmiştir.

Bögü Kağan'ın dini alandaki en büyük faaliyeti, Maniheizm dinini kabul etmesi olmuştur. Bögü Kağan, aynı zamanda bu dinin öncülüğünü de üstlenmiştir. Bir tüccar ve kent dini olan Mani dininin kabulünün, Uygurların savaşçı ruhlarını gevşetmekle beraber, bilim, sanat ve edebiyatta ilerlemelerine katkısı olmuştur (Ercilasun, 2005, 225).

Eskiden beri Orta Asya Türk kavimleri arasında, çok geniş ve köklü bir kültüre sahip olan Çin'in işgal edilemeyeceği, bu olsa bile uzun süre elde tutulamayacağına dair yaygın bir inanış vardır. Bögü Kağan, Çin'in zayıf bir anında Çin'i ele geçirmek istemiştir. Fakat veziri Baga Tarkan, Kağan'ın bu girişimine karşı çıkar. Ancak sözünü dinletemeyince Bögü Kağan'ı öldürüp, Alp Kutluk Bilge Kağan ünvanıyla tahta geçer (779). Bu durum hanedan değişimi için dikkate değer bir olaydır. Bundan sonraki kağanlar onun soyundan gelmiştir. Bu tarihten sonra Uygur devletini oluşturan kabileler arasında huzursuzluklar da başlamıştır (Kafesoğlu, 2004, 246).

Kültür ve ticaret bakımından gelişen Uygurların, savaşçılık tarafları zayıflamıştır. 840 yılında, Uygurların kuzeybatı kısımlarında yaşayan Kırgızlar 100 bin kişilik atlı güçleri ile Uygur başkentine baskın düzenleyerek kağanlarını öldürüp, halkı kılıçtan geçirirler. Bu şekilde Bayan Çur ve Kutlug Bilge Kağan zamanında uğradıkları saldırıların intikamını almış olurlar. Bu baskından kurtulan Uygurlar, canlarını kurtarmak için çeşitli bölgelere dağılmak zorunda kalırlar (Taşağıl, 2004a, 71).

Kırgız baskınından kaçan Uygur boylarının önemli bir kısmı Doğu Türkistan'a göçmüşlerdir. Burada Turfan ve Karaşar kentlerinin civarında yerleşen Uygurlar, Türk uygarlık tarihi açısından büyük değer taşırlar. Daha Orhun Uygurları zamanında tarım ve ticaret merkezleri olan Türkistan'ın bu büyük kentleri, Uygurların etkisi altına girmişlerdir. Bu nedenle Uygur Devleti’nin yıkılmasından sonra, Turfan dolaylarına kaçan Uygurlar için bu bölge güvenilir bir yer olmuştur. 848 yılından sonra kendilerini toparlayıp, varlıklarını komşularına kabul ettiren Uygurlar 856 yılında ise kağanlıklarını ilan etmişlerdir. Bu dönemde başlarında Mengli Kağan bulunmaktadır. Mengli Kağan, Uluğ Tengride Kut Bulmış Alp Külük Bilge Kağan, (Ulu Tanrı da güç ve mutluluk bulmuş, kahraman, çalışkan Bilge Kağan) ünvanını taşımıştır (Kafesoğlu, 2004, 136).

Kağanlık merkezi olarak Turfan kentini seçtikleri için kendilerine Turfan Uygurları denilmiştir. Ayrıca yazlık başkentleri olarak Beş-balıg kentini kullandıkları için, kaynaklarda Beş-balıg Uygurları adı da kullanılmıştır.

Çin yönetimi, bu Uygur Devleti’ni Tibet tehlikesine karşı desteklemiştir. Uygurlar da Doğu Türkistan'da, etkinliklerini artırmış olan Tibetlileri bu bölgeden çıkarmışlardır. Böylece batıdaki sınırlarını Urumçi kentine kadar uzatmışlardır.

Turfan Uygurları Mani dinine inanırlardı. Bu dini, siyasi amaçları için de kullanan Uygurlar, dinlerini himaye bahanesiyle Çin üzerinde baskı kurmuşlardır.

Kültür ve uygarlık bakımından büyük gelişmeler gösteren Uygurlar, 1335 yılına kadar devletlerini yaşatmışlardır. Gerek 10. yüzyılda Çin'in kuzeyinde Hıtay devletinin kuruluşunda, gerekse Cengiz Han devletinin gelişmesinde bu Uygurların öncülük, bilgi ve deneyimlerinin çok büyük payı olmuştur. Uygurlara devlet örgütlenmesi zamanı çok önemli görevler veren Moğollar, yazı olarak da Uygur yazısını kullanmışlardır. Moğollar'ın 16. yüzyıla gelindiğinde büyük oranda Türkleşmesinde Uygurlar önemli rol oynamışlardır.

840 yılındaki Kırgız baskınından sonra dört bir yana dağılan Uygurların bir kısmı güney kesimlere, yani Çin ile Doğu Türkistan arasındaki Kansu bölgesine indiler. Önemli bir ticaret merkezi olan bu bölge İpek yolu üzerindedir. Bu bölgede yerleşen Uygurlar, büyük bir kent olan Kan-Cou'da yeni bir devlet kurmuşlardır. Sonradan, Sarı Uygurlar adı ile anılacak olan bu Uygurlar, bu bölgenin yerli halkı ile karışmadan kalmışlardır (Avcıoğlu, 1999b, 710–720).

Din olarak Budizm'i kabul etmiş olan Sarı Uygurlar, ticaret ve uygarlık bakımından çok gelişmişlerdir. Budizmin en kıymetli eserlerinin bulunduğu Bin Buda Mağaraları, Sarı Uygurların yaşadığı bölgededir.

7. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRKLERDE EGEMENLİK KAVRAMI VE

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 127-131)