İslamiyet Öncesi Türklerde Hükümdar

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 144-147)

8. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DEVLETLERİNİN BENZERLİKLERİ VE

8.1. İslamiyet Öncesi Türklerde Devlet Örgütlenmesi

8.1.2. İslamiyet Öncesi Türklerde Hükümdar

Bozkır Türk devletlerinde hükümdarlar çeşitli ünvanlar taşımışlardır. Taşıdıkları ünvanlar, Tanhu veya şan-yü (5. yy. ortalarına kadar), kağan (khagan), kan (han, kral), yabgu (cabgu), idi-kut, il-teber, erkin (kül erkin, ulug erkin) vb. gibidir. Bunlar arasında Türk tarihinde en yaygın olan "kağan"dır (Kafesoğlu, 2004, 268).

Eski Türklerde Kağanlık, doğuştan Kağanın ailesinden birisine geçmiştir. Kağan olabilmek için mutlaka kut verilmiş aileye mensup olmak gerekmiştir.Bununla birlikte kutun verileceği aileye mensup olmak hükümdar olmak için yeterli değildir. Çünkü aile içerisinde kime kut verileceği konusunda kesin bir ölçü yoktur. Tüm hanedan üyeleri hükümdar olma hak ve yetkisine sahiptirler.

Eski Türklerde hükümdarın, Kut'u Gök Tanrı'dan aldığına inanılmaktadır. Kut verilme takdir anlamındadır. Seçim tamamen o devirde olabilecek en demokratik yönetemlerle yapılmıştır. Hükümdar seçmek için Kurultay toplanmıştır. Kurultaya beyler ve ileri gelen kişilerden başka halk da katılabilmiştir (Kaşıkçı, 2002, 890). Kurultay tarafından tercih edilen aday hükümdar olarak görev alabilmiştir.

Hükümdarlığa yükselmiş olan kişi, kutsal bir yerde yapılan törenle kendisini, başında bulunduğu topluluğun hükümdarı ilan edip tahta çıkmıştır ve belirli ünvanlar almıştır. Bu, aynı zamanda yeni hükümdarın iktidarını halka tanıtması ve onaylatması anlamına gelmektedir.

Kağan tahta çıkınca, ileri gelen kişiler tarafından bir keçe halı üzerine oturtularak havaya kaldırılır ve güneşin hareketine göre dokuz kez çevrilir. Boğazı, bir ipek kumaşla kendini kaybedinceye kadar sıkılır. Yarı boğulmuş durumda Kağanın ağzından çıkan sözler, onun hükümdarlık süresinin belirler. Süresi dolan hükümdar görevinden ayrılır (Avcıoğlu, 1999b, 593).

Hükümdarlığın ilanıyla birlikte, fiilen devlet kurumlarının örgütlenmesi başlar. Devletin en önemli görevleri, başkanın yakınlarına ve başkana girişiminde destek veren boy beylerine verilmiştir. Bu kadro hem yönetimsel, hem de askeri örgütün çekirdeğini oluşturmaktadır. Çekirdek ve üst kadro da kendi alt kadrolarını kurmaktadır. Görev ve sorumlulukları da, devlet başkanının verdiği rütbe ve dereceler ile belirlenmektedir.

İktidarın yeni sahibi örgütünü kurarken, önceki Türk devletlerinin deneyimlerinden büyük ölçüde yararlanmıştır. Hatta çoğu defa teslim almış olduğu

devletin örgütünü devam ettirip, onun görev ve sorumluluklarını tümüyle üstlenmiştir. Değişiklik ise, iktidara yeni bir hükümdarın gelmesidir (Avcıoğlu, 1999b, 743).

Diğer taraftan, yeni hükümdara komşu bir devletten elçi gelmesiyle ve kendi elçilerinin de komşu devletler tarafından kabul edilmesiyle yeni kurulan devlet hukuken tanınmış olur.

Eski Türk devletinin başında tanınmış bir aileye veya boya mensup bir hükümdar bulunmuştur. Her hükümdar belirli hükümdarlık ve egemenlik simgeleri kullanmıştır. Böylece hükümdar hem içerde hem de dışarda bu simgelerler aracılığıyla tanınmıştır (Koca, 2002, 830). Otağ (hakan çadırı); örgin (taht) (Pınarbaşı, 2004, 14), tuğ, davul kotuz (sorguç) , yay, altun-otağ diye de adlandırılan hakan çadırıdır. Kök-Türk, Uygur ve Türgiş hükümdarları, tepesine altun bir kurt başı takılmak suretiyle belirlenmiştir. Köbrüge (davul) egemenlik belgesidir. Hükümdarın makamının bulunduğu kalelere veya sefer zamanında kurulan ordugâha yine ordu adı verilmiştir (Esin, 2006, 25).

Ayrıca, hükümdarın çeşitli nedenlerle verdiği halka açık "toy"lar da hükümdarlık simgesi sayılmaktadır. Bu toylar, Türk devlet başkanının iktidarını ve maddi gücünü sergilediği ve gösterdiği bir yer olmuştur. Daha doğrusu, Türk hükümdarı bu toylar aracılığıyla kendisine destek veren beyler ve halk için ne kadar büyük özveriler yapabileceğini göstermektedir (Koca, 2002, 831).

Eski Türk hükümdarı, hem tüm devlet örgütünün başı hem de toplumun lideri durumundadır. Hükümdar sadece içinde yaşadığı zamandan değil, aynı zamanda devletin ve toplumun geleceğinden de sorumludur. Bu görevi de ancak iyi yetişmiş, yetenekli, bilgili ve deneyimli olan kimseler başarabilmiştir. Bundan dolayı Türk hükümdarının bazı yüksek özelliklere sahip olması gerekmiştir. Bunların başında cesur, kahraman, bilge ve erdemli olmak gibi önemli özellikler gelmiştir.

Her kültür, kendisini yaşatacak ve devam ettirecek insan tipini yetiştirmeye çalışır. Atlı-göçebe kültürün ideal insan tipi cesur ve kahraman insandır. Atlı-göçebe bir hayat yaşayan eski Türk toplumu tehlikeler ve güçlüklerle dolu doğal çevre içinde yaşamıştır. Bu hayat şeklinde savaşlar, akınlar, hayatta kalabilmek ve hayatı devam ettirebilmek için adeta zorunlu, hatta kaçınılmaz bir faaliyettir. Tehlikeler ve güçlükler, ancak onların cesareti ve kahramanlığı sayesinde alt edilebilmektedir. Akınların ve savaşların zafere ulaşması da, ancak onların cesareti ve kahramanlığı sayesinde olabilmekteydi. Kısaca söylemek gerekirse, toplumun ve devletin kaderi büyük ölçüde kahramanların başarılarına bağlıdır (Kaşıkçı, 2002, 892).

Kahramanlar için kendi hayatlarının fazla bir değeri ve önemi yoktur. Toplumun yararına hayatlarını hiç düşünmeden feda etmek, onlar için en büyük erdemdir. Türk toplumunda hiçbir menfaat kaygısı gütmeksizin kendi hayatlarını tehlikeye atan, hatta feda eden insanlara büyük değer verilmekte ve onlara karşı büyük sevgi ve hayranlık duyulmaktadır. Türklerde "kahramanlık kültü" (kutsal kabul edilen varlıklara saygı duyma) vardır.

Devletin başı ve toplumun lideri olan Türk Kağanı'ndan istenilen en önemli özellik, onun “cesur ve kahraman” olmasıdır. Türk Kağanı, Türk topluluklarını bir devlet çatısı altında toplamak, isyan eden toplulukları denetim altına almak, düzeni sağlamak, akın ye savaşlarda zafere ulaşmak ve özgürlüğü korumak gibi devlet ve toplum hayatında son derece önemli ve büyük işleri başarmak zorundadır

Türk kağanında olması gereken ikinci özellik ise, onun “bilge” olmasıdır. Bilge, yüksek kavrayış, derin düşünce ve büyük sezgi gücünü anlatan bir kavramdır. Türklerde bu özelliklere sahip olan kimseye de bazen "bilge kişi" veya sadece "bilge" denmiştir. Bilge Türk kağanı, felsefi düşüncelerle uğraşan bir filozof değildir. Onun düşünce ve tasavvurları sadece devletin ve toplumun geleceği ile ilgilidir. Çünkü o, kendini daima Türk devletinin ve ulusunun geleceğinden sorumlu saymaktadır (Koca, 2002, 834).

Türk kağanının üçüncü önemli özelliği de onun "erdemli" olmasıdır. Erdem Türklük kadar eski bir kavramdır. Bu kavram yüksek ahlaki değerlerin ve üstün özelliklerin toplamını anlatır. Erdem kavramı "cesaret, alplık ve bilgelik" gibi özellikleri de içine alır. Bunlardan cesaret ve kahramanlık, erdemin ilk ve en belirgin özelliğidir. Erdem kavramı sadece bu özellikleri değil, toplumu birlik ve dayanışma içinde tutan özveri, bağlılık, dostluk, vefa, samimiyet, mertlik, dürüstlük, cömertlik ve konukseverlik gibi özellikleri de içine almaktadır.

Türk hükümdarı tüm devlet örgütünün başı ve toplumun lideri olarak, en büyük güç ve yetkileri kendi şahsında toplamıştır. Her emri kanun etkisindedir. Devletin her bölümündeki görevliler ve halk bu emirlere uymak zorundadır. Öte yandan, Türk hükümdarı en büyük yargıç durumundadır. Hükümdar bu nitelği ile yüksek mahkemeye başkanlık etmiştir. Şahsına ve devlete karşı suç işleyenler için tutuklama kararı alabilmiş, bizzat yargılamasını yapabilmiş, ölüm dâhil çeşitli cezalar verebilmiştir (Kafesoğlu, 2004, 270).

Türk kağanı, devletin başı olarak iç ve dış siyaseti düzenler; savaş ve barışa karar verir; savaşta ordulara komuta eder; elçiler gönderir, elçiler kabul eder, devlet örgütünün her bölümündeki görevlileri tayin eder veya görevlerinden alabilir.

Türklerde, devleti yönetmekte yetersiz kalan kağanların zamanında devlet ve toplum düzeni sarsılmış, töre bozulmuştur. Böyle durumlarda töreyi yeniden düzenlemek ve korumak Türk kağanına düşmüştür (Anadol, 2001, 75).

Türk kağanının görevlerinden biri de ekonomik alandadır. Türklerde “halk devlet için değil, devlet halk için” vardır. Bu anlayışın doğal sonucu olarak, Türk kağanları, halkı ekonomik bakımdan tümüyle refaha ulaştırmayı ve refah içinde yaşatmayı kendilerine başlıca amaç edinmişlerdir.

Ekonomik önlemlerden biri de, komşu devletlerle ticari anlaşmalar yaparak, halkın ihtiyacı olan malları bu devletlerden temin etmektir. Orta Asya'nın doğa ve iklim şartları hayvancılığa olduğu kadar, tarıma olanak vermemiştir. Bundan dolayı Türk toplulukları bazı ihtiyaçlarını komşu ülkelerden sağlamak zorunda kalmıştır. Bu da ya komşu devletlerle ticari anlaşmalar yapmak ya da yağmalı akınlar düzenlemek veya bazı devletleri vergiye bağlamak şeklinde olmuştur (Koca, 2002, 840).

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 144-147)