İslamiyet Öncesi Türklerde Ordunun Devlet İşleyişine Etkileri

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 162-166)

8. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DEVLETLERİNİN BENZERLİKLERİ VE

8.5. İslamiyet Öncesi Türklerde Ordunun Devlet İşleyişine Etkileri

Eski Türk devletleri iki temel kuruma dayanmaktadır. Bunlardan biri aile, diğeri ordudur. Ordu, Türk devletlerinin hem temelini hem de başlıca güç kaynağını oluşturmaktadır. Türklerin, gerek Orta Asya'da gerekse Orta Asya dışındaki geniş sahalarda ve çeşitli yabancı kavimler üzerinde egemenlik kurmaları, egemenliklerini devam ettirebilmeleri, ancak güçlü orduları sayesinde olabilmiştir. Gelişmiş toplumlar gelişmiş ordular kurarlar. Bu konuda erişilen düzey, aynı zamanda bu orduları içinden çıkaran toplumun gelişkinlik düzeyinin de bir göstergesidir. Çadırda yaşayan, tarımı bilmeyen ya da bir şey üretemeyen bir toplumun, tarihin hemen hiç bir döneminde ve geniş alanlarda uzun süren egemenlikler kurması, buradaki toplumlar içinde eritebilmesi olanaksızdır (Aydoğan, 2004b, 537)

Gök kültüne bağlanması nedeniyle olağanüstü önem kazanan devlet ve ordu, binlerce yıl bu eylem içinde olan Türkler için yaşamlarıyla birleştirdikleri kutsal varlıklardır. Bu varlığa bağlılık, toplumsal kimliğin vazgeçilmez öğesidir (Aydoğan, 2004b, 534) .

Eski Türklerde askerliğe özel bir meslek gözüyle bakılmamıştır. Şahsını, ailesini ve malını korumak isteyen herkes asker olarak yetişmek zorundadır. Bundan dolayı, her Türk bir savaşçıdır. Daha doğrusu, savaş zamanında tüm halk bir ordu haline gelmektedir (Koca, 2002, 837).

Türk ordusunun başkomutanı kağandır. Türk kağanı her savaşta ordunun başında bulunur ve orduya bizzat komuta eder. Kağanlar, halkın kamu düzenine ve devlete olan saygısını üzerinde toplayan, bu nedenle buyruklarına disiplinle uyulan önderler olmuştur. Kağan, devleti toplumsal yaşamın gereklerine ve törelere uygun olarak yönetmekle yükümlüdür (Aydoğan, 2004b, 550).

Ordunun diğer komuta kurulunu da, hükümdar ailesinin bireyleri ile akraba boyların başkanları meydana getirmektedir. Bunlar, Hunlarda “dört köşe” ve “altı köşe” diye isimlendirilen büyük memuriyetlere tayin edilmektedirler. Emirlerinde de, sayısı bazen on binlere (bir tümen) kadar varan çeşitli büyüklükte birlikler bulunmuştur. Bu birlikler devletin merkez ordusunu oluşturmaktadır. Hunlarda ayrıca, başlarında boy başkanlarının bulunduğu 24 büyük komutan vardır, bunlar da savaş zamanlarında emirlerindeki birliklerle merkezi orduya katılmaktadırlar. İleri gelen yöneticilerin hepsi aynı zamanda silahlı kuvvetlerin başında savaşa hazır komutanlardır (Anadol, 2001, 254). Eski Türklerde siyasi örgütlenme ile askeri örgütlenme aynıdır. Aynı nedenden, Türk devletinin devamlılığı ordusuna bağlıdır. Devletin ve ordunun örgütlenmesi incelediğinde aynı yapıyla karşılaşılmıştır. Ordunun varlığı devletin varlığı, devletin varlığı ordunun varlığı anlamına gelmiştir.

Mo-tun'un Hun Devletini, sol ve sağ kanat olmak üzere ikiye ayırmasının askeri ihtiyaçlardan dolayı olduğu düşünülmektedir. Fakat eski Türk devletlerinin örgütlenmesinde askeri zorunluluklar olduğu kadar, o çağa kadar alışılagelen devlet gelenekleri ile devlet örgütü ve hatta din ile mitoloji bile rol oynamıştır. Türk devlet örgütlenmesinde, boy ve aile düzeninden bile gelen temelleri bulunmaktadır. Devlet yıkıldıktan sonra, onun yerine kurulan diğer devletler de hemen hemen aynı örgütlenmeyi devam ettirmiştir. Devlet ve ordu örgütlenmesinin temel ve çekirdeğini taşıyan tutucu bir gelenek bulunmaktadır (Avcıoğlu, 1999a, 337).

Hunlarda devletin ve ordunun Sol kanadını, yani Doğu bölgesini Hun hükümdarının büyük oğlu temsil etmiştir. Sağ kanat, yani devletin Batı bölgesi ile ordularını da, Hun hükümdarının kardeşleri ile yakın akrabaları yönetir. Sivil ve askeri yönetim diye bir ayırım yoktur.

Asya Hun devletin dış görünüş bakımından sivil, fakat gerçekte ise askeri bir örgüte sahiptir. Devlet yöneticiliğinde olduğu gibi ordu komutanlığı da, bilgeliğe dayanır. Bilge Kağan gençliğinde Türk Tar-duş boyları üzerinde şad, yani komutan olarak görevlendirilmiştir. Kağan olmadan önce de, Çinlilerin deyimi ile “Tso - hsien – waug”, yani Sol Bilge Prens ünvanlıdır. Bu ünvan ve konum, Asya Hun devletindeki veliahtlara ait bir ünvandır. Kök-Türk devletinde de, aynı ünvanı devletin en güçlü ve saygı duyulan bir prensi taşımıştır. Bilge Kağan kağanlık tahtına oturunca, yerine küçük kardeşi Kül - Tegin geçmiştir. Kül-Tegin'in en büyük özelliği de yine büyük bir komutan olmasıdır (Anadol, 2001, 248).

Asya Hun Devleti’ndeki örgütlenme, Kök-Türklerde de devam etmiştir. Kök-Türk yazıtlarında hükümdarın olduğu kadar, vezirinin de bilge ve alp olması gerekmiştir. Hükümdar ile halktan gelen vezir birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılmayan özelliklere sahiptir. Asya Hun Devleti’nde olduğu gibi bilgelik, alp olmaktan daha önce gelen bir özelliktir. Devletin üst yöneticilerinin, devleti ve orduyu yönetme yönetmeleri cesaretinden ve bilgeliğinden geçmektedir.

Asya Hun Devleti’ndeki büyük memur ve komutanlar başlıca iki gruba ayrılırlar. Bunlar, Hükümdar ailesinden gelen büyük memur ve komutanlar ve Hun boylarından çıkan boyların meydana getirdikleri büyük memuriyet ve komutanlıklardır (Ögel, 1982, 345). Hükümdar ailesine verilen memuriyetler miras yolu ile geçer. Bu miras “kişiden oğula” değil, “aileden oğullara” geçme şeklindedir. Devleti kuran boylar, devlet içinde büyük bir ayrıcalığa sahiptir. Hun boyları için, yine “Sağ ve Sol” olmak üzere “Sekiz komutanlık” kurulmuştur. Bunların başında ise, “Sol ve sağ Ku-tu hou” ünvanını taşıyan komutanlıklar gelir. Hunların yaptıkları savaşlarda adları en çok geçen komutanlar ise yine bunlardır.

Hun hükümdar ailesinden olmayan bir boyun da yurdu olabilir. Bunun için kendisi, halka ait bir komutanlık ünvanı taşıyabilmiştir. Hun hükümdar ailesine akraba olan boyların dışındaki Hun ordularının ve komutanlarının ünvanlarında bazı özellikler vardır. Diğer büyük boylar Sol ve Sağ Ku-tuhou'dur. Sıraya göre bunu, Sihih-chu Ku-tu hou takip etmiş, geri kalanlar ise Jih-chu Chü-chü, Tong-hu gibi diğer memuriyetler olmuştur. Asya Hun devletinde, başkomutanlık ve merkezi otorite devlet yönetiminin en önemli yeridir. Bununla birlikte, her boyun devlet içindeki durumu ve derecesi, o boyun sahip olduğu güç ve nüfus çokluğuna dayanır. Devlet ve askerlik gücüne ne kadar çok katkıda bulunursa, onun devlet içindeki değeri de o kadar yüksek olmuştur (Anadol, 2001, 360).

Hun tarihinde Ku-tu-hou ve Tung-ho gibi hemen hemen her savaşta görülen komutanlar bu ünvanlarını kendi boy adlarından almışlardır. Boy ve bölge komutanlarının ünvanları, özellikle memur sıralamasında yalnız olarak geçmemektedir. Fakat bunların başına, başkentteki hükümdar ailesinden gelen, Altı köşe komutanlarından bazılarının ünvanları da eklenmektedir. Boy beylerine ait olan Ku-tu- hou ünvanı, başına bir merkez komutanlığının ünvanını alarak “Shih-tu Ku-tu-hou” haline gelmektedir. Böyle iki ünvanlı komutanlıklar sonradan Uygur zamanında da görülür. Bu ikili ünvanlar iki çeşit ordu oluştuğunu gösterir. Bunlar merkez ordularına

bağlı bölge kolorduları, hükümdar ailesine pay olarak verilmiş ulus ordularıdır (Ögel, 1982, 345).

Her hükümdar değiştikçe komutanlar da değiştirilerek, yerine yeni tayinler yapılmıştır. Yeni bir prens hükümdar olunca, onun yerini doldurmak için aşağıdan yukarıya doğru terfi şeklinde bir konum değişimi meydana gelmiştir ya da yeni tayinler yapılmıştır. Fakat bu, daha çok büyük hanedan kavgalarından sonra görülmüştür. Bazı Hun prenslerine ise, zamanla bazı bölgeler ulus olarak verilmiştir. Hun başkentinden epeyce uzakta olan bu beylikler de, yarı bağımsız bir şekilde uluslarını yönetmişlerdir (Koca, 2002, 848).

Türk olmayan veya Türklerin az bulunduğu bölge ve kentlere, yerli valiler tayin edilmiştir. Kök-Türk çağında yerli valilere eski ad ve ünvanlarının yanında, şeklen llteber, Teğin, Yabgu gibi bir Türk ünvanı verilmiştir. Fakat bunların yanında ayrı bir Türk komutanı da bulunmuştur. Güvenliğin sağlanması ve vergilerin kontrolü da bu komutanlara aittir. Bunlara Kök-Türk çağında “udun” ve daha sonraki çağlarda ise, “baksak” adı verilmiştir. Merkeze bağlı bölge valisinin kontrolsüz bırakılmadığı görülmektedir.

Orta Asya Türk devletlerinde her zaman için hükümdarların yanında Türk olmayan vezirler de bulunmuştur. Özellikle Kök-Türk devletinde ticaret ve dış ilişkileri iyi bilen Batı Türkistanlılar, kağanın yanında önemli bir yer tutmuşlardır. İstemi Kağan'ın elçisi Maniah buna bir örnektir (Ögel, 1982, 355).

Türk devletlerinde aslen Türk olmayan komutanlar da hizmet vermiştir. Bununla beraber devlet zayıfladıkça, bunların birçok zararları da olmuştur.

9. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DEVLET GELENEĞİNDEN GÜNÜMÜZE

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 162-166)