Türklerde Hakanlık ve Halk Kavramı

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 34-37)

3. TÜRK VE TÜRKLÜK KAVRAMININ TARİHSEL KÖKENİ

3.2. Türklerde Hakanlık ve Halk Kavramı

Türk hakanı devletin tek temsilcisi ve sahibidir. Ancak devleti oluşturan halk, insanoğlu veya eski Türklerin deyişiyle kişioğludur. Kök-Türk yazıtlarına göre, “yer ve gök yaratıldığında, yer ile gök arasında da insanoğlu yaratıldığında, Türk hakanı insanoğlunun üzerine hakan olarak oturmuştur”. Yer yer, gök göktür. İnsanoğlu ise insanoğludur. Hepsi de ayrı ayrı Tanrı tarafından yaratılmıştır. Türk hakanı ise insanoğlunu yönetmesi için, Tanrı tarafından yüceltilmiştir. Türk hakanı, Tanrı'nın emri ile insanoğlunu yalnızca yönetmesi için görevlendirilmiştir (Ergin, 2003, 23). Bu görüş ve anlayış, Kök-Türk yazıtlarının girişinde çok daha açık olarak görülür. Türklerin bu evren devleti anlayışında kabile geleneklerinin izleri görülmemektedir.

Kök-Türk yazıtlarında ise Türk hakanı, İnsanoğlu üzerine hakan olarak gelir. Tanrının buyruğuna göre, hizmet ve adaletini, tüm insanoğlu arasında paylaştırmak zorundadır. Zaten Kök-Türk Yazıtlarındaki Türk budun sözü de tüm genişlik ve derinliği ile iyice anlaşılamamaktadır. Türk budunu, Türk devleti içinde yaşayan herkestir, yani siyasi bir birliktir. Mo-tun'un M.Ö. 176'da Çin İmparatoruna yazdığı

mektupta da aynı anlayış görülmektedir. Mo-tun, “eli yay tutabilen kavimlerin hepsi Hun oldu” demektedir. Yani, Mo-tun'un devleti içinde toplanan kavimlerin hepsinin Hun adı altında birleştiği görülmektedir. Mo-tun’da bir tek devlet, bir tek halk ve bir tek hakan anlayışı ve inanışı görülmektedir. Ancak, Kök-Türklerde devleti kuran ve onun güveninden sorumlu olan ordu ve Türk unsuru devletin çekirdeğini oluşturur. Kervanlar işleyip, vergiler geldikçe her şey yolundadır. Kök-Türk kağanı Bizans'a Batı Türkistanlı ve Türk olmayan Maniah adlı birini elçi olarak göndermeğe güvenebilmektedir. Hun ve Kök-Türk saraylarında Çinli ve Batı Türkistanlılar devletin güveni ve gelişmesi için çalışmaktadırlar. Hun ve Kök-Türk devletlerinde Türkistan ticaret kentleri Türklere bağlıdılar ve Çin baskısına karşı Türklerin yanında yer alırlar. Türk hakanının halka karşı olan tutumu ile görevleri, devlet içinde yer alan tüm halka yönelik olduğu kadar, bağlı devletleri de içine almaktadır (Ögel, 1982, 110).

Divan ile devlet bürokrasisi ve düzeni kurulduktan sonra, hakan ile halkın ilişkileri simgesel bir çerçevede kalmaktadır. Ancak, veliahtın halk arasında saygınlık ve sevgi kazanması, özellikle kuruluş çağlarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu sorumluluk anlayışı, aileden başlayıp devlete kadar gelişmektedir. Türk boyları ile beylerine dayanan Hun ve Kök-Türk devletlerinin başlangıçları birleşik ve benzer karakterler gösterirler. Tüm yapılan savaşlar ve anlaşmalar halkın refah düzenini sağlamak amaçlıdır (Ögel, 1982, 110).

Hunlar, kabile devletlerinde görülen çevresindeki askerlere yarar sağlayan bir çete reisi gibi görünmemektedir. Devlete karşı gelenleri kendi askerleri de dağıtmıştır. Gerçi başkentte bulunan hakanlar, çoğu zaman başkent ve saray tarafından tutulmuştur. Halkı karşısına alan hükümdar hiçbir koşulda desteklenmemiştir. Diktatörlüğe yeltenenler kendi halkı tarafında devrilmiştir. Yönetici, yönetimin adil olması, halkın özgür ve huzurlu olmasını sağlama görevinin tanrı tarafından verildiğini düşünerek hareket etmiştir (Ögel, 1982, 113).

Hun Hakanı Huluku'nun üvey kardeşini iyi bir general olarak halk çok tutmuştur. Fakat Ulu Hatun'un baskısı üzerine bu şehzade tahta çıkamamıştır. Çünkü yeteri derecede soylu değildir. Ünlü Kök-Türk Kağanı Mohan Kağanın alp ve bilge oğlu Talopien de halk tarafından sevilmesine ve tutulmasına rağmen, annesi yeterince soylu veya birinci hatun olmadığından tahta çıkamamıştır (Taşağıl, 1999, 16–17).

Güçlü ve savaşçı bir Batı Kök-Türk Kağanı olan Tulu Kağanın çağı, Batı Kök- Türklerin batıya yönelme çağıdır. Çin kaynaklarına göre Tulu Kağan acımasızlığıyla ünlüdür. Sefer sırasında askerleriyle anlaşmazlık çıkar ve bir kısmını ağır bir şekilde

cezalandırır. Bunun üzerine askerler, Kağanın tekrar başa geçmesini istemez ve otoritesini tanımazlar (Taşağıl, 1999, 19).

Türk devletlerinin güçlü olduğu çağlarda, hakan olacak veliahtın kişiliğine büyük bir öncelik ve değer verilmiştir. Şu veya bu veliahtın hakan olması önemli değildir. Veliahtlardan biri ölür veya öldürülürse, sağ kalan ve güçlü olan veliaht, devleti halkın da desteğiyle devam ettirir. M.Ö. 53 kurultayında taht kavgaları olmasına rağmen, ulus ve devlet ikiye bölünmez. İşte Türk devlet gelenğinin ana temellerinden biride budur. M.S. 580 yılında ölen Kök-Türk Kağanı T’a-po Kağanın yerine oğlu Anio geçer. Ancak, yeni kağanın kişiliği zayıftır. Daha önceki ünlü Kök-Türk Kağanı Mohan Kağan, Talopien veya Apa Kağan yeni Kök-Türk Kağanına kötü sözler yaymaya ve Türk devlet töresine uygun olmayan şeyler yapmağa başlar. Bunun üzerine derhal büyük kurultay toplanır. Kağan tahttan indirilip, yerine ünlü Kök-Türk kağanı İşbara Kağan geçirilir. Çin kaynakları Işbara Kağan’ın, cesaretiyle halkın desteğini kazandığını belirtir (Taşağıl, 2003, 80–85).

Hunlarda, Timurlu devletinde olduğu gibi, mirasın güvence altına alınması nedeniyle iki büyük hatun vardır. Hatunlar arasında miras konusunda çok az çekişme görülür. En büyük hatunun oğlunun tahta çıkacağı bilinir. Devletin devamlılığını zora sokacak durumlarda uzlaşma ile diğer hatunun oğlu tahta geçebilmiştir (Ögel, 1982, 116).

Hunlar ile Kök-Türklerde, halkın tepkisinden çekinilmiştir. Yöneticinin elçiler veya olaylar karşısındaki tavrı, halkın yöneticiye olan tavrınıda belirlemiştir. Yetersizlik ve beceriksizlik gösteren yöneticinin ömrü çok uzun olmamıştır. Dirayetli ve cesur yönetici halkın her zaman desteğini alabilmiştir (Ögel, 1982, 117–118).

Kök-Türk Yazıtlarında da, devletin çöküş nedeni olarak beyleri ile halkın uyumlu olmadıkları gösterilir. Devletin sürekliliği için beyler ile ulusun uyumlu olmaları gerekir (Ergin, 2003, 14). Bu, halk ile hakan arasındaki ilişkileri gösteren çok önemli bir ölçüdür. Avrupa’daki derebeyliklerde yaşayan halkın karşılıksız olarak ne gibi hizmetler yaptıkları çok iyi bilinmektedir. Çin'de ise, devlet angaryası halk için korkunç bir yüktür. Örnek olarak, M.Ö. 167 Çin'indeki kanunlar ahlaki olarak yıpranmıştır. Yönetenler ile yönetilenler arasında kin ve düşmanlık vardır. Halk köle gibi yaşamakta ve çalıştırılmaktadır. Bunların üstüne savaş zamanı savaşması beklenmiştir. Hunlarda ise, askerlik eğitimi zaten günlük hayatın bir parçasıdır. Savaş sonrası herkes kendi yaşamını sürdürecek işle uğraşmıştır. Bu döngünün kendi refahları için olduğunu bildiklerinden tereddütsüz yapmışlardır (Ögel, 1982, 119).

Belgede İslamiyet öncesi türk devlet geleneği (sayfa 34-37)