Düşünce ve Yayılım Özniteliğine Sahip Bir Varlık: Tanrı

Belgede Geleneksel toplumdan modern topluma etik'in sosyolojik temelleri (sayfa 184-187)

2. Aydınlanma Yolculuğu

2.2. Erdem Kendini Koruma Çabasıdır

2.2.1. Düşünce ve Yayılım Özniteliğine Sahip Bir Varlık: Tanrı

Âlemde mutlak anlamda, sonsuz olan tek bir cevher vardır (Spinoza, 2009a: 40). Var olan bütün diğer şeyler, ondan zorunlu olarak çıkarlar. Tanrı, onların aşkın nedeni değil, içkin nedenidir. “Tanrı’nın insan gibi can ve tenden, ruh ve bedenden birleşik olduğunu, onun gibi pasif hallere, edilgilere konu olduğunu tasarlayan kimseler vardır.” Bunlar, Tanrı’nın tabiatını, uzamsal bir cevherle bağdaştıramazlar. Çünkü onlara göre, uzamlı cevher, cisimsel olana gönderimde bulunur. Cisimsel olan ise bölünebilir olana, edilgin olana. Bu anlamda, Tanrı uzamlı bir varlık olamaz. Spinoza’ya göre, bu düşünceyi savunanlar, Tanrı’yı her türlü cisimsel şeyden uzak tutmaya çalışsalar da, Tanrı’nın cisimsel olanı nasıl yarattığını bir türlü anlaşılır şekilde ortaya koyamazlar. Çünkü yaratmadan söz ettikleri zaman, ne dediklerini kendileri de bilmiyorlardır. O zaman, Spinoza’ya göre, Tanrı’nın uzamlı bir cevher olduğunu kanıtlamalıdır. Bunu gerçekleştirilebilmesi için, yöneltilmesi muhtemel eleştirilere yanıt aramalıdır.

1) Önce diyorlar ki, cisimsel, tensel cevher, cevher olmak

bakımından, parçalardan meydana gelmiştir ve buradan da şu sonuç çıkar ki, o sonsuz olamaz ve bundan dolayı Tanrı’ya ait olamaz. (Spinoza, 2009a: 47). Niceliğin sonsuz diye varsayıldığı bir sistemden çıkan saçmalıklar bunlardır ve bundan da şu sonuç çıkar ki, madde veya cisimsel cevher zorunlu olarak sonludur ve Tanrı’nın tabiatına uygun değildir (Spinoza, 2009a: 48).

187

2) Tanrı, üstün bir surette yetkin olduğu için edilgin olamaz. Cisimsel

cevher bölünebildiği için, edilgin, ancak o olabilir. Bu nedenle, cisimsel cevher, Tanrı’nın özüne ait değildir (Spinoza, 2009a: 49).

Tabiatta boşluk yoktur. Evrenin bütün bölümleri, kendi aralarında hiçbir boşluk olamayacak şekilde sıkıdan sıkıya bağlandıkları için, bu parçalardan herhangi biri seçik olamaz. Bu durum, Cevher olmak bakımından cisimsel cevherin bölünemezliğini yeterince açıklar.

Tanrı’nın uzamlı bir cevher olmasına karşı çıkanların, temel yanlışı, sonsuz bir niceliğin ortak ölçülebilir veya sonlu parçalardan meydana geldiğini varsaymalarından ileri geliyor. Temel hata, nicelik algısından kaynaklanmaktadır. İnsanlardan bir kısmı, niceliği soyutlayarak, onu hayal güçleriyle göz önüne alırlar. Bir kısmı da, onu, kendi başına ve bir cevher gibi alırlar. Bunu da hayal güçleriyle değil, akıllarıyla yaparlar. Niceliği hayal güçlerinin belirlenimlerine göre anlayanlar, onun, bölünebilir bir şey olduğunu zannederler. Akıllarıyla anlamaya çalışanlar ise onu, sonsuz, tek ve bölünemez görürler. Çünkü akıllarıyla anlamaya çalışanlar, onu, cevher olmak bakımından gördüklerinden onun değişmediğini, bölünmediğini anlarlar. “Diyelim ki, suyun su olmak bakımından bölünebilir ve parçalarının birbirinden ayrı olduklarını tasarlarız da, cevher olmak bakımından bu bölünebilmeyi tasarlayamayız; zira cevher olmak bakımından o, bölünemez. Nitekim su olmak bakımından su birleşir ve dağılır, fakat cevher olmak bakımından ne meydana getirilebilir ne bozulabilir.” (Spinoza, 2009a: 49-50)

İkinci eleştiri de geçerli değildir. Çünkü Tanrı’dan başka cevher yoktur ve bundan dolayı da, Tanrı, başka bir cevherden edilgin olamaz. “…her şey Tanrıdadır; tekrar ediyorum, her şey ancak onun sonsuz tabiatının kanunlarına göre ve başka yerde göstereceğim gibi, tabiatın zorunlu sonucu olarak meydana gelir. Böylece denilemez ki Tanrı başka bir varlıkta edilgin olabilsin, ya da madde bölünebilir diye varsayıldığı zaman da tabiatına uygun olmayan bir sıfat olsun; yeter ki Tanrı ezeli ve sonsuz olsun.” (Spinoza, 2009a: 50).

188

Spinoza’nın, Tanrı’nın, Düşünce gibi bir başka nitelik olan Yayılım, uzam özniteliğine sahip olduğunu kanıtlamaya yönelik argümanları güçlüdür. Ancak bazı, anlaşılmaz güçlükleri de içermektedir. Öncelikle, onun nicelik algısı, gerçekten anlaşılması güçtür. Nicelik, ona göre, tabiatta boşluğun olmamasıyla aşılır bir karaktere sahiptir. Boşluğun olmayışı, niceliğin bölünebilir olmadığını yeterince açıklar. Ancak nicelik algısı, karşıt bir düşünceyi ifade ediyor değil midir? Bölünebilir olana referansta bulunmuyor mudur? Spinoza’ya göre, hatalı olan görüş, tam da budur. Niceliği akılsal ilkelere göre ele alanlar, onun bölünemediğini görürler. Onu sonsuz şekilde tasarlamayı bilenler, bunu anlamakta güçlük çekmezler.

Bir tek töz vardır, o da Tanrı’dır. Var olan her şey, ondan zorunlu olarak çıkar. Bu anlamda, Tanrı’nın kendisi de zorunluluğa tabidir. Eğer yine de özgür bir varlıktan bahsetmek gerekirse, onun da Tanrı olacağını söyleyebiliriz. “Çünkü kendi tabiatının zorunluluğu ile yalnız Tanrı vardır ve yalnız o kendi tabiatının zorunluluğuyla tesir eder; öyle ise hür bir neden olan yalnız odur.” (Spinoza, 2009a: 51) Zorlama yoktur, dikkat edelim! Zorunluluk var. Zorunluluk ile eylemde bulunan varlığın onunla uyumu, özgürlüğe yer açar. Bu anlamda, Tanrı, kendi doğasının zorunluluğunu kabul edip ona göre davrandığı için özgürdür. Aynı şekilde, insan da bu zorunluluğun bilincinde olup onu benimserse, özgürlüğü elde eder.

Zorlama kavramı ise daha farklı bir anlama gelir. İçsel bir zorunluluktan ziyade, dışsal bir zorunluluğu içerir, dışsal bir zorunluluğa vurgu yapar. Tanrı’ya, Tanrı dışında böyle bir güç uygulanamayacağına göre, kullanmamız gereken kavram, zorlama değil, zorunluluktur. Spinoza, her ne kadar zorlama kavramını kullanmayıp zorunluluk kavramını kullanmış olsa da, bu durum, Tanrı’nın yetkin olmaklığının zarar görmesini engellemez. Çünkü Tanrı’nın bile zorunluluğa bağlı eylediğini düşünmek, Tanrı’dan da üstün bir şeyin var olduğunu kabul etmek anlamına gelir.

Spinoza’da, özgürlük ile zorunluluk iç içe geçer. Zorunluluğun farkındalığı, özgürlüğü doğurur. Özgürlük ile zorunluluk, çatışma içerisinde değildir. Şaşırtıcı olsa da, zorunluluk, özgürlüğün nedenidir. Zorunluluğun bilincine sahip olmaklıktan doğan özgürlük, aynı zamanda, bir erdemdir. Özgürlük, Spinoza’da, insanın

189

güçsüzlüğüyle ilişkili düşünülmez (Spinoza, 2009b: 18). Özgürlük, insanın sahip olduğu güçle ilişkilidir.

Belgede Geleneksel toplumdan modern topluma etik'in sosyolojik temelleri (sayfa 184-187)