3. TÜRK SİNEMASINDA İSLAMCI İFADE

3.3. İslamcı İzler Taşıyan Türk Filmleri

3.3.5. Memleketim (1974)

Yönetmenliğini Yücel Çakmaklı, senaryosunu Atilla Gökbörü’nün yazdığı film 1974 yılında vizyona girmiştir. Başrollerini Tarık Akan ve Filiz Akın’ın oynadığı film hikayesi çekildiği zamanda geçmektedir. Hikaye Avrupa’da Mehmet’le (Tarık Akan) tanışan Leyla’nın (Filiz Akın) fikri dönüşümünü bu ikilinin sonuçsuz kalan aşkı etrafında anlatır. Filmde Avrupa’da ki Osmanlı izlerini anlatan uzun didaktik sekanslara yer verilmiştir. Bu açıdan yönetmenin Oğlum Osman (Çakmaklı, 1972) filmine oldukça benzemektedir. Bu filmde de tarihi mekanlar ve olaylar izleyiciye ve başrole birlikte anlatılır. Çakmaklı bu filmiyle sosyal hadiseleri toplumsal sınıfları göz ardı ederek belli kalıplara indirgeyip halkın kimi duygularını ticaret metaı durumuna getirmekle itham edilmiştir(Aktepe, 1975; 40-46). Çakmaklı ise bu eleştirilere Türkiye’nin mevcut bulunan toplumsal sınıf tanımlarına oturtularak anlaşılamayacağını düşündüğünü ve bu film çerçevesinde batı ülkeleri ile Türkiye arasındaki farkları ortaya koymayı amaçladığını ifade etmiştir(Çakmaklı, 1975; 75-76). Bununla birlikte Milli Selamet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi koalisyonuna zamanına denk gelen bu filmiyle Çakmaklı Atatürkçülerle İslami kesimin anlaşabileceğini de savunmuştur

(http://milliyetsanat.com/kitap/kapak-konusu/asirlik-turk-sinemasi-tarihinden-100-film/384, 6.9.2018).

Leyla zengin bir aileye mensup Avrupa’da müzik eğitimi gören, batılı düşünce tarzını benimsemiş olarak tasvir edilen genç bir kızdır. Mehmet ise tıp alanında yüksek lisans yapmak için Avrupa’ya gelmiştir ve Leyla’dan farklı olarak geleneksel bir aileye mensuptur. Taşrada doğup büyümüştür. Milli değerlerine bağlı, tarih şuuruna sahip idealist bir bir genç olarak tasvir edilmiştir. Mehmet karakterinin dinle olan ilişkisine film boyunca bir atıfta bulunulmaz. Dini temalar filmin içerisinde gezdikleri camiler ve Mehmet’in atalarına olan sempatisi üzerinden örtük ve zayıf bir biçimde verilmiştir.

Dini sembollere sahip tek karakter Leyla’nın babaannesidir. Film hippi gençlerin müzik eğlencesiyle başlar, hippilerin yaşam tarzları ve eğlenceleri, boğuk tasvirler, abartılı müzikler ve anlamsız olmasına özen gösterilmiş davranışların bulunduğu sahnelerle anlatılır. İlk sahnede Leyla hippi arkadaşlarına İngilizce esrar temin etmek ile ilgili tüyolar verir ve bu sırada kendisinin Afganistanlı olduğunu söyler. Mehmet de hippilerin arasındadır ve Leyla’nın Türk olduğunu anlar. İkili bu sahnede tanışmış olurlar. Hippiler ile geçirdikleri günlerden bir gün Leyla Mehmet’in defterini görür ve içindeki notları okur ve Mehmet’in hippi olmadığını ve buradaki insanlarla alakalı notlar tutmuş olduğunu fark eder. Mehmet uyuşturucu kullanımı üzerine bir tez yazdığını ve bu yüzden hippileri incelediğini söyler ve filmin burasında hippilerden ayrışır. Yönetmen filmin mesajını bu sahnede ilk olarak hippiler üzerinden verir; Leyla hippilere denek olarak yaklaşan ve onlardanmış gibi davranan Mehmet’e kızmıştır, burada hippiler üzerinden bir tartışma başlar, Leyla’ya göre hippiler özgür insanlardır bu onları olumlu bir özelliğidir ve onları diğer tüm insanlardan ayırır, Mehmet göre ise hippiler kendi toplumlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen yararsız ve vasıfsız insanlardır ve yalnızca yararsız olmakta özgürdürler.

Hippi faslının kapandığı bölümde Leyla da hippi kıyafetlerinden farklı kıyafetlerde alışveriş yaparken görülür. Leyla da hippi değildir ve sadece o insanları daha iyi tanımak için onların arasına karışmıştır. İkili tesadüf sonucu tekrar karşılaşır.

Bu sahneden sonra karakterler kendilerini tanıtır. Leyla modern ailesinden bahseder, annesi ressam olmasını istemiştir babası ise kimyager olmasını, ailenin tek geleneksel öznesi olan babaanne ise Avrupa’ya gitmesine karşı çıkmıştır.

Tanışma, tanıtma sahnesinin sonrasında Leyla karakterinin derinliğine ilişkin bir tirat yer alır, Mehmet’in her mevsimin güzelliği ayrıdır demesi üzerine Leyla buna karşı çıkar ve teker teker mevsimlerden bahseder, ilk bahar varoluşu ve yaşamı temsil etmektedir ona göre ve “Ömrüm hep ilkbahar gibi olsun istiyorum” der. Modern yaşamın neyi önerdiği, neyi iyi ve yaşanabilir olarak kabul ettiği üzerine yönetmenin yargıları işlenir bu tiratla. Batılı gencin derinliği ve anlayışı ilkbahar isteği ve yaşama olan bağıyla tarif sembolize edilmiştir.

Leyla’nın Mehmet’i yabancı arkadaşlarıyla tanıştırdığı sahnede, Mehmet ve Leyla’nın yabancı arkadaşları tartışırlar, tartışma birinin bizim medeniyetimiz her zaman doğudan daha üstün olmuştur demesiyle başlar. Mehmet ise buna karşı çıkar, İbn-i Sina’dan, diğer Müslüman bilim adamlarından ve Endülüs’ten örnekler verir. Bu sahne ile Mehmet’in düşünce dünyası iyiden iyiye anlatılmış olur zaten devamındaki sahnede Mehmet’in odası gösterilir. Odadaki eşyalar teker teker ekranda gösterilir;

öncelikle masadaki Atatürk resmi gösterilir, hat sanatı ile yazılmış Arapça bir ifade, cami resimleri ve Türkiye fiziki haritası. Bir yandan da Mehmet alaturka müzik çalmaktadır. Filmde müzik türleri üzerinden doğu batı ayrışması defalarca kez işlenmiştir. Mehmet Leyla’ya insan kendi müziğini bilmeden bir başka kültürün müziğine ilgi duymamalıdır der ve Dede Efendiden, diğer bestekarlardan bahseder.

Bu sahnelerle Mehmet ve Leyla arasındaki fark belirginleştirilir. Ve son olarak Mehmet Leyla’ya kendisi ile Türkiye’ye dönmesini ister Leyla kabul etmez ve ayrılırlar. Bundan sonra filmin son sahnesinde Mehmet’in başkasıyla evlenmiş olduğu ve birleşemeyecekleri gösterilene kadar film Mehmet’in hikayesi üzerinde fazla durmaz; Erzurum’da küçük bir ilçe doktorluk yapmaktadır. Kişinin ülkesine karşı sorumlulukları vardır sözünün karşılığını Mehmet’in yerine getirdiği anlatılır bu sahnelerle. Filmin bu kısmından sonra Leyla’nın hikayesi anlatılır; Leyla’nın arkadaşı Helga intihar eder. İçindeki boşluğu hippilikle telafi etmeye çalışmış tatmin olamamış eski yaşantısına dönmüş fakat kurallarından nefret ettiği yaşamına uyum sağlayamamış aristokrat bir aileye mensup genç bir kızdır. Babası “halktan” biri ile evlenmesine müsaade etmemiştir. Helga bileklerini kestikten hemen sonra hastaneye kaldırılır ve Leyla durumu babasına haber verir “Von Schtrinberg” kızı ile bir ilgisinin olmadığını söyler. Bunun üzerine Leyla Helga’nın abisi Helmut’a haber verir aynı cevabı ondan da alır, Helmut telaşlanmaz işlerinin olduğunu söyler. Helga ölür. Fakat bu ölüm yine de

Leyla’nın Avrupa kültürü ile alakalı düşüncelerini çok etkilemez ve filmin sonrasına önemli bir etkide bulunmaz. Yalnızca seyirci için konmuş bir olaydır Helga’nın intiharı.

Filmin Helga’nın ailesinin anlatıldığı kısmı bir hayli ilginçtir zira Yücel Çakmaklının üzerinden Avrupa kültürünü eleştireceği aile modern burjuva aile değil, Aristokrat bir ailedir, gelenekseldir. Aile seçimindeki bu anakronizmin bilinçli mi yoksa hataen mi yapıldığı filmin devamından da anlaşılmaz.

Bu arada Helmut ve Leyla tanışırlar evlenmeye karar verirler. Leyla’nın bütün düşünceleri nikah töreninde değişir, kilisede evlenmek ona ağır gelmiştir. Düğünden kaçar ve günlerce çan sesleri ve kilise tasvirleri bulunan kabuslar görür. Bir gün uyandığında ezan sesi duyar; Üsküp’tedir. Didaktik sahneler başlar ve uzun uzun buradaki Osmanlı izleri anlatılır. Leyla’nın geçirdiği dönüşüm bu sahnelerle tamama erdirilir. Leyla memleketine dönmeye karar verir ailesi ve çevresi bu yeni Leylaya uyum sağlayamaz. Aralarında ki çatışma belirgin şekilde anlatılır. Leyla Mehmet’e dönmeye karar verir, evine gittiğinde evlenmiş olduğunu görür. Leyla ve Mehmet kavuşamazlar ve Leyla Almanya’ya döner; oradaki Türk çocuklarına öğretmenlik yapmaya karar vermiştir. Kendisinin yaşadığı kültür bunalımından korumak ister oradaki çocukları, ülkesine bu şekilde faydalı olacaktır.

Film dönemin hükümetinin anıtkabir ziyaretleri, Fahri Korutürk’ün askerleri selamlaması, tankların, panzerlerin, kız öğrencilerin geçit resmi düzenlemelerinin olduğu sahnelerle anlaşılmaz bir şekilde sonlanır. Bu kadar lafı geçmişken Türkiye Cumhuriyeti devletinin de modern ve güçlü olduğu vurgulanır bu sahnelerle. Yönetmen sisteme ve kurucu ilkelere bağlılığının bu sahnelerle altını çizer. Didaktik bir anlatı tarzı içeren film drama ve didaktiğin dengede tutulması ile Oğlum Osman filminden ayrılır.

Oğlum Osman filmine kıyasla İslami temalar oldukça sınırlıdır ve verilen bilgiler Osmanlı Devleti tarihi ile İslam medeniyeti kültür tarihi sathında kalmıştır. Ortak nokta ise filmlerin rejimin kurucu ilkeleriyle olan barışık görüntüsü ve milliyetçi arka planıdır.

In document İslamcı ı̇fadedekı̇ değı̇şı̇mı̇n Türk sı̇nemasındakı̇ ı̇z düşümü (Page 45-48)