3. TÜRK SİNEMASINDA İSLAMCI İFADE

3.3. İslamcı İzler Taşıyan Türk Filmleri

3.3.9. Bir Adam Yaratmak (1977)

“İnanmıyorum yeryüzünde hiçbir ferdin, hiçbir cemiyetin mutlu olduğuna , bir nizam arıyorum, memlekette tek sahipsiz çocuk, tek serseri, tek işsiz, tek sakat bırakmayacak ve hiç olmazsa bunları göz planından silecek bir nizam. Bir nizam arıyorum, her şeyiyle benden olan bir nizam.”

kurgu ile alakalı derin tahlilleri izleyiciye aktarır. Bu sahnede Doktor Nevzat’ın silahını alarak olayın nasıl gerçekleştiğini konuklarına göstermek isteyen Husrev, tıpkı piyesteki gibi silahı annesine doğrultur bu sırada onun önünde eğilmiş olan Selma yine piyesteki gibi boş sanılan silahın dolu çıkmasıyla vurulur. Daha sonra Husrev’i annesine babasının kendisi 8 yaşındayken intihar etmesiyle ilgili sorular sorarken görürüz.

Savcılığa Doktor Nevzat’ın verdiği rapor sayesinde Husrev hapse girmekten kurtulmuştur. Bu arada İstanbul basını yalıda gerçekleşmiş olan vurulma hadisesiyle çalkalanmaktadır. Gazete patronu Şeref’in gazetesinde vurulma hadisesi Selma’nın not defterinden elde edilmiş bilgiler ışığında yeniden yazılır. Selma’nın Husrev’e ilgi duyduğu ve bu ilginin karşılıksız olmadığı söylenir ve kazaya Mansur’un da dahil olmasıyla çizilen aşk üçgeni içinde bir cinayet havası verilir. Gazeteyi okuyan Husrev’in muhakemesini kaybetmesinden endişe eden yakınları çareler ararlar. Zeynep Husrev’in duygusal zayıflığından faydalanmak için onu ziyaret eder fakat yine Husrev tarafından tahkir edici ifadelerle reddedilir. Bu arada Şeref haberin etkisini öğrenmek için yalıya gelir. Husrev Şeref’in mahremiyetine olan bu saldırısını ve iş etiğini sorgular. Onun bu olaya iş olarak baktığını ve kendisiyle ile ilgili bile olsa böyle bir haberi yayınlayacağını öğrenince karısıyla olan ilişkisini ifşa eder. Bu olay üzerine Şeref kinlenerek Husrev’i akıl hastanesine kapattırmaya karar verir. Bu arada Psikolog Nevzat, hastanesini Ulviye Hanım’a gezdirmeyi istemektedir. Aslında tasarımı Husrev gibi ünlü bir yazarın hastanesinde müşahede altına alınmasıyla oluşacak reklamdan faydalanmaktır. Onun bu tasarımını anlayan Husrev Şeref’e ettiği hakaretlerin benzerlerini ona da ederek onu kovar.

Hadiselerin üzerine gelmesiyle bunalan Husrev Mansur’a dostluğu, hakikati insanoğlunun yalnızlığını sorgulayan bir söylev verir. Sanatçının yaratı tecrübesinden yola çıkarak hadiselerin kendisinden yüce bir iradeye işaret ettiğine hükmeder.

Çevresindeki insanlardan bunalan Husrev başıboş bir şekilde dolaşmaya başlar.

Kendisine bir zarar vermesinden endişe eden annesi, yalıdaki görevliye babasının kendisini astığı incir ağacını kesmesini emreder. Yalıya gelen Husrev buradaki emektar görevli Osman’a da insan ve ölüm hakkında durduramadığı düşüncelerini açar. Akli melekelerini yitirmek üzeredir artık. Bahçeye çıkar ve ağacın kesilmiş olduğunu görüp öfkelenir. Bu sırada anlatının başında Husrev’in mülakat verdiği gazetecinin, Nevzat ve Şeref’in Husrev’i bir hükümet doktoru tarafından muayene ettirerek müşahede altına

alınmasını sağlama planlarını Ulviye hanımla Mansur’a haber vermesi üzerine Mansur, Gazeteci ve Ulviye hanım yalıya gelirler. Husrev annesiyle duygu değişimleriyle dolu bir konuşma yaşar. Daha sonra da bu konuşmanın bir benzerini Mansur’la yaşar ve artık delirdiğine hükmettiğini dostuna açar. Husrev’in yalıya gelen hükümet doktoru tarafından bir devlet hastanesinde müşahede altına alınmayı kabul etmesiyle film sona erer.

Bir Adam Yaratmak adlı televizyon filmi içerdiği sanatsal kaygılarla yönetmenin daha önce çektiği sinema filmlerinden ayrılır. Filmin TRT için yapılması gişesine yönelik kaygıları ortadan kaldırmış ve yönetmene ortaya koyduğu eserde hareket alanı tanımıştır. Yine de eserde sinema dilinin müdahalesi asgari düzeydedir ve yönetmen Necip Fazıl’ın eserini aynen beyaz cama yansıtma amacını gütmüştür. Filmin başlangıcında Husrev’in gazeteciye verdiği mülakat filmin motiflerini açık eder niteliktedir. Bahçedeki incir ağacının oyundaki incir ağacıyla ilişkisinin sorgulanması oyunun yazıldığı tarihte henüz 12 yaşında olan Fransız filozof Deleuze tarafından Türkçe’ye “böylelik” olarak çevrilebilecek haecceity kavramını akıllara getirir.

Deleuze’e göre özgünlüğün ortaya çıktığı böylelik kavramının en güzel örneği yani bir nesneyi kendi benzerinden ayıran niteliği en açık şekilde inceleyebileceğimiz örnek sanatçıların örneğin yazarların bilgi dağarcığındaki nesnelerin kendilerini bir eserde bulması ve böylece o eserle karşılaşan milyonlarca kişinin hayatının önemsiz ve kendilerinden uzaktaki bir nesneyle önceki hayatlarından farklılaşmasıdır. Daha açık ifade edecek olursak, Necip Fazıl’ın yaşadığı evin bahçesinde bir incir ağacı vardır ve bu ağaç onun yazdığı oyunda tasvir edilir. Daha sonra bu oyunu okuyan ve izleyen kişinin yaşamında o oyunun bağlamında yer almış ağacın dahil olduğu bir değişim yaşanır. Bu değişim gözlenebilir olmak zorunda değildir fakat basitçe bu ağacın dahil olduğu bir bilgi artışı olarak nitelenebilir. İşte bu ağacın böyleliği o eseri okuyan yahut izleyen kişide oluşturduğu değişimin başka herhangi bir ağaç değil de o ağaç tarafından sağlanmış olmasında aranmalıdır Deleuze’e göre. Modern anlatım teknikleri ve felsefi sorgulamalar anlatı boyunca kendini hissettirir. Husrev’in Zeynep’i kendisinden uzaklaştırmaya çalıştığı sahnede insanların birbirlerine fazla yakınlaşmasının yazarın tabiriyle abanmasının insana dair büyüyü ortadan kaldırdığını ve sanatın bu büyü olmadan var olamayacağını iddia etmesi yine modern felsefeden izler barındırır. Fazla hakikatin oluşturulan anlam dünyasını yok ettiğini ve bu anlam dünyası olmadan

sanatın var olamayacağına ilişkin görüşlerini özgün bir üslupla pek çok çağdaşından önce dile getirir.

Filmdeki motiflerden birini de Ölüm Korkusu piyesinin gerçekle olan ilişkisi oluşturur. Piyesin yazarına göre insanlar gerçekleri basitleştirmeye mecbur oldukları için hakikatin ihtimal zenginliğinin farkına varamazlar. Bu sebeple kurgudan inandırıcılık beklenir fakat gerçek inandırıcı olmaya mecbur değildir görüşünü savunan Husrev kaderin oluşturduğu karmaşık yapı karşısında insan aklının aczini itirafa mecbur kalır. İnsanlarla kendisinin de eleştirdiği fazla yakınlaşmayı gerçekleştirmeye çalışarak anlam dünyasını krize sürüklemiştir ve nesneler kendisi için anlamsızlaşmaya başlamıştır. Dile dair uslamlama yapan 20. yüzyıl filozoflarının dil ile varlığı ayırarak yol açtığı anlam krizi Husrev’in kendi tecrübeleriyle ulaştığı gerçeklerin daha ötesini görmek istemesiyle aşınarak yok olan anlam dünyası karşısındaki bocalamasında vücut bulur. Husrev modernist bir uslamlama yoluyla mükemmel nihilizm adı verilen yıkıcı değil yapıcı nihilizm yoluyla Allah’ın varlığına ulaşır. Çünkü pek çok 20. yüzyıl filozofunun söylediği gibi o da bir anlam dünyası oluşturmak imkansızsa ve hiçbir şey söylenemezse her şey söylenebilir düsturuyla yola çıkar. Allah’ın varlığı zorunludur çünkü insan acizdir. Daha da önemlisi Allah’ın varlığı zorunludur çünkü kimse bunun aksini iddia edebilecek alternatif bir anlam dünyasına sahip değildir. Husrev kendi hakikatinin dayanıksızlığını yazdığı piyese hakim olamayarak oradaki kazanın bir benzerinin faili olarak kendini bulmasıyla idrak eder. Husrev bunu ilahlık taslarken gerçek yaratıcıya ulaşmak olarak ifade eder. Eserin adı da bu uslamlamadan gelir:

“Meğer nasıl yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmaya kalkışmalıymışım.”

Düşünsel yolculuğunu Allah’a yol almak olarak niteleyen Husrev, aklın kriz yaşadığı bir çağın yazarıdır ve tıpkı çağdaşı Heidegger gibi insanın yalnızca etten kemikten bir varlık olarak sayılmasını katlanılmaz bulur. Babasının ellerinin sıcaklığıyla ilgili Osman’a sorduğu sorular sonrasında onun bedeninin çürümesini gözünün önüne getirir ve insanoğlunun etlerini kemiren milyarlarca kurtçuğu duyumsayabildiğini iddia ettiği bir zihin durumuna erişir. Bu dünyadaki her şeyin vazgeçilebilir olduğunu vazgeçilemeyecek tek şeyin ise var olma bilinci olduğunu savunan Husrev bu var olma bilincinin devam edeceğine inanmanın zorunluluğu aracılığıyla öte dünyayı zorunlu hale getirir. İnsan doğasının sonsuzluk arzusuyla, aklının kader karşısındaki, bedeninin ölüm karşısındaki acziyle hesaplaşması sonucu

kendisinden üstün mutlak bir iradeye iman etmenin zorunluluğu sonucuna varır. Bir Adam Yaratmak filmi yönetmenin diğer filmlerinden gerek yapım gerek içerik olarak pek çok yönden ayrılsa da önceki filmlerle ortaklaştığı noktalar da mevcuttur. Her şeyden önce bu film İslam’ın itikadi hükümleriyle alakalı bir eserdir. Film boyunca Husrev’in kader, sonsuzluk kavramları ve varlık üzerine uslamlamaları aracılığıyla seyirciye İslami bir mesaj verilmeye çalışılır. Bu mesaj yönetmenin önceki filmlerinde hayat tarzı ve değer farklarının basit bir şekilde seyirciye sunularak geleneksel bir çerçevede anlaşılan İslami hayat tarzının diğerlerinin hüsran sonucunu oluşturması üzerinden galip gelmesi olarak özetlenebilecek melodramatik ve didaktik yapılarla iletilmez. Fakat mesaj Yücel Çakmaklı filmografisinin içinde uygun bir yere oturur.

Estetik elbise giydirilmiş bir mesaj vardır ve mesaj eserin önüne geçmez, örtük bir biçimde rasyonel düşünceyi eleştirir.

In document İslamcı ı̇fadedekı̇ değı̇şı̇mı̇n Türk sı̇nemasındakı̇ ı̇z düşümü (Page 58-62)