3. TÜRK SİNEMASINDA İSLAMCI İFADE

3.3. İslamcı İzler Taşıyan Türk Filmleri

3.3.26. Kelebekler Sonsuza Uçar (1993)

Hoca ve sohbet meclisindeki insanlarla tanışması girdiği zor durumlardan kurtulmasını sağlamıştır. Sohbet meclisinin bir diğer önemli kişisi ise ismi filmde geçmese de iş adamı rolünde oynayan ve Musa’ya iş veren Haşim Bayram’dır. Haşim Bayram, “yeşil sermaye” “Anadolu kaplanları” veya “İslami Burjuva” olarak adlandırılan dönemin İslamcı sermaye sahiplerinin önemli isimlerinden biridir, Kombassan Holding’i kurarken fonların önemli bir kısmını Avrupa’da yaşayan Müslümanlardan toplamıştır (Atasoy; 2005; 175). Sohbet meclisindeki Hacı Kadir Bey’in Almanya’dan yeni dönmüş ve yıllarca orada yaşamış olduğu da düşünüldüğünde, doksanlı yılların başındaki İslamcı çevre ile alakalı bir çok önemli motif kullanılmıştır.

İskilipli Atıf Hoca şapka kanunundan önce yazmış olduğu “Frenk Mukallitliği ve Şapka Risalesi” yüzünden dava edilir, savcının üç yıllık kürek cezası talep etmiş olmasına rağmen hüküm idam olarak kararlaştırılır. İskilipli Atıf Hoca karar duruşmasından önceki sahnede, hapisteki koğuşunda müdafaasını yazmaktadır. Bir aralık uyuklar ve uyanır, yanındakilere “beni idam edecekler” der. Etrafındaki insanların şaşırması üzerine gördüğü rüyayı anlatır; Peygamber rüyasına girmiş ve Atıf Hocaya; “Ne diye müdafaa karalıyorsun Atıf, bizim yanımıza gelmek istemez misin?”

diye sormuştur. Atıf Hoca doldurduğu kağıtları yırtar ve savunma yapmaktan vazgeçişi karar duruşmasının olduğu sahnede tamamen kesinleşir.

Yönetmen yalnızca Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bu mahkemeleri yönetimin idari veya adli bir uygulaması olarak eleştirmez. Dönemin yönetimi insanların inançlarına karşı geliştirdikleri açıklamalar ve uygulamalarını haklı çıkarma biçimlerini tümden eleştirmektedir. Mahkeme başkanı “Kel Ali” (Altan Akışık) dinin bir vicdan işi olduğunu söyler ve vicdan sahasının dışında tüm teşebbüsleri dini siyasete ait etmek olarak değerlendirir, bu aynı zamanda dönemin tam oluşmamış bürokratik ve siyasi zümrelerinin de fikridir. Bunun yanında çağdaş medeniyetlere erişme fikri yine “Kel Ali” üzerinden dillendirilir; şapka meselesini din ile ilgili olarak görmez, din bir vicdan işidir, oysa şapka bir medeniyet işidir. Atıf Hoca cevaben filmin de fikrini dillendirir; “ Reis Bey, ne vicdan medeniyetten ne medeniyet vicdandan ayrılabilir, din sadece Allah ile kul arasındaki bir düşünceden ibaret değildir hayatın her safhasını rıza-i Bari’ye göre tanzim etmiştir, Kuran ve Sünnette, icma ve kıyasta bu alenen çerçevelenmiştir.

Bir insan dinin hükümlerini ya toptan reddetmek yada kabul etmek mevkiindedir. İslam dairesine ancak bu takdirde girebilir, kısmen kabulü mümkün değildir. ” Şapkanın medeniyet meselesi olarak görülmesinin asıl sebebi cumhuriyet kurucularının, insanların fikirlerini yaşam biçimlerini ve manevi duygularını değiştirme işine gündelik alışkanlıklar üzerinden başlamış olmalarıdır. Hem bu sayede rejim karşıtı olanların ilk öncüleri kabaca ayrıştırılmış olacaktır. Filmde Atıf Hoca doğrudan şapkayı önemsemediğini meselenin dinin bütünlüğüne tecavüz olduğunu anlatır.

Avukat Ferit’in bu davayı alması kendi camiasında da tartışma başlatır. Daha seküler ve modern anlayışı temsil eden camia bu konuda konuşmayı ve Cumhuriyet’in bu yıllarını sorgulamayı fikir ve vicdan hürriyeti kapsamında görmez; film, bu durumu anlatan, partililerin ve genç hukukçular derneği üyelerinin tartışma sahnelerindeki

insanların taassupları ile Atıf hocayı yargılayan heyetin peşin hükümlülüğünü birlikte vererek benzerliği vurgulamaktadır.

Aynı zamanda seküler yaşam tarzının çarpıklıkları işlenir, İstanbul’da geçen bu bölümler filmin diğer kesimlerine göre daha yüzeyseldir.(Baran, 1994; 60) Avukat Ferit’in karısı Belma hamiledir, tiyatrodan atılmasından ötürü çok sinirlenir ve derdini paylaşacak kimse bulamadığı için içki içer. Rahatsızlanır ve çocuğunu düşürür. Manevi anlamda değişim sürecine girmiş olan Ferit için bu olay önceki yaşamını devam ettirmeyi giderek imkansız hale getirir. Zaten Ferit’in kendi camiasındaki yeri de oluşturduğu tartışmalardan ötürü zayıflamıştır.

Filmde Ferit’in manevi dönüşümü neticelendirilmez, başlangıçta annesi ile yaşadığı kelebeklerin kozalarından çıkarılmaları ile alakalı konuşma filmin bütününde anlamlanır, film, Ferit’in sıkıntılarını, kelebeğin haşlanması mecazı kullanarak konu edinmiştir. Hacı Yakup Efendi’nin ölümü bu sıkıntıları iyiden iyiye arttırmıştır. Fakat İskilipli Atıf Hoca ile ilgili işinin insanın kozasından kurtulmasına vesile olabilecek binlerce yoldan biri olduğunu yine Hacı Yakup Efendi söylemiştir. Filmin Ferit’in hikayesi ile alakalı akışı kendisini bu sahnelerle açıklamıştır ve Ferit’in “kelebeğe”

dönüşüp dönüşmediği bilinçli olarak muğlak bırakılmıştır.

Ferit Atıf Hoca’nın kızından ve öğrencisinden dinlediği hikayeleri arşivlerde devam ettirmek amacıyla savcı arkadaşı ile konuşur, bu sahne çekildiğiğ zamanın Cumhuriyet’in ilk yılları ile ilgili yaklaşımlarını ortaya koyar. Savcı bir devrim gerçekleştirildiğini ve devrim zamanında bu tip yanlış kararların olabileceğini öne sürer.

Cevap olarak Avukat Ferit de o zaman Hitler, Mussolini, Stalin yönetimlerinin yaptıklarının da bu şekilde haklı çıkarılabileceğini söyler. Yönetmen doğrudan Atatürk yönetimini bu rejimlere benzetmemiş olsa da savunulma biçimleri arasında bir fark olmadığı vurgulanmış olur. Devrin karar mercileri ve yıllar sonra bu dönemdeki adli ve idari politikaları inceleyenler ortada bir hukuksuzluk olduğunun bilincindedirler, fakat diğer tüm baskıcı rejimlerle aynı refleksleri sergileyerek, tarihin o kesitini özelleştirip haklılık iddia etmektedirler. Yönetmen bu görüşü çekildiği zamanın karakterleri üzerinden de ifade ederek rejimin sürmekte olduğunu anlatmaktadır.

Filmin sonunda iade-i itibar yapılan önemli kişiler sıralanır; 1960 darbesinde asılan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan. Bunun yanında Said Nursi ve İskilipli Atıf Hoca’nın iade-i itibarı için gereken teklif meclistedir. Son olarak

Şapka Kanunun halen yürürlükte olduğunu anlatan dış sese insanların caddede yürüdükleri ve hiçbirinin başında şapka olmadığının vurgulandığı sahne eşlik eder. Film bu sahne ile geriye yürütülerek insanların idamına sebep olmuş bir kanunun, günümüzde -hiç kimse tarafından uygulanmamasına rağmen- idamların hala savunulmaya devam edilmesi hiç değilse o dönem mahkemelerin verdikleri kararda ve öne sürdükleri gerekçelerde haksız olduklarını ortaya koymayı hedeflemiştir.

In document İslamcı ı̇fadedekı̇ değı̇şı̇mı̇n Türk sı̇nemasındakı̇ ı̇z düşümü (Page 103-106)