3. TÜRK SİNEMASINDA İSLAMCI İFADE

3.3. İslamcı İzler Taşıyan Türk Filmleri

3.3.28. Ölümsüz Karanfiller (1995)

Ölümsüz Karanfiller filminin yönetmen ve senaristi Mesut Uçakan’dır. Film 1995 yılında vizyona girmiştir. Yayınlandığı sene film 24.601 kişi tarafından izlenmiştir(http://www.tsa.org.tr/tr/film/filmgoster/1703/olumsuz-karanfiller, 6.9.2018).

Çekildiği zamanın güncel atmosferini yansıtmayı amaçlamış olan filmin ana teması faili meçhul cinayetlerdir. Bu cinayetlerin masum kişilere yıkılarak o kişilerin mensubu oldukları çevrelerin karalanması anlatılmaktadır.

Film Haluk Kurtoğlu’nun canlandırdığı terör uzmanı Profesör Erdinç Işık’ın uzak kontrollü bomba kullanılarak suikasta uğraması ile başlar. Medyanın laikliğin yılmaz savunucusu olarak bahsettiği Erdinç Işık aynı zamanda terör üzerine araştırmalar

yapmaktadır. Ölümü ile son dakikanın geçildiği sahnelerde medya irticadan bahsederek peşinen izleyenleri yönlendirir. Aynı zamanda bu cinayeti işleyenlerin ülkeyi ortaçağ karanlığına götürmek istediği çokça tekrar edilir. Erdinç Işık’ın kızı Ezgi müzik ile uğraşan modern yaşam tarzına sahip seküler bir kişidir. O da babasının öldürülmesinden dolayı irticacıları sorumlu tutar, babası aydın bir insandır ve ondan ancak gericiler rahatsız olmaktadır. Bu cinayet de ülkeyi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyenlerin planlı bir eylemidir, Ezgi’ye göre. Filmin öteki önemli karakteri Selim’dir. Selim öğrencilik yıllarında Ezgi ve babası ile yakınken ideolojik fikirleri değişmiş ve Ezgi’den ayrılıp, okuldan hocası olan Erdinç Işık ile de sorun yaşamıştır. Fikir ayrılığından ötürü Profesör, Selim’in tezini kabul etmeyerek mezun olmasına engel olmuştur. Selim İslamcı gençler tarafından kurulmuş olan İdeal Fikir ve Sanat Derneği’nin başkanıdır, Bosna yararına düzenlenen Ölümsüz Karanfiller isimli gecenin hazırlık çalışmalarını yürütmektedir. Filmde ilk olarak Erdinç Işık’ın cenaze töreni sahnesinde görünmektedir.

Cenaze töreni sahnesinde insanların bir kısmı Erdinç Işık’ın cenaze namazını kılarlar, diğer kısmı ise alkışlarlar. Profesör’ün yakınları genellikle alkışlayan topluluk içindedir. Cenaze töreninde röportaj yapılır, bu röportajda yalnızca Erdinç Işık’ın yakınları değil halktan cenaze namazına gelmiş insanlarda bulunmaktadır. Cenazeye gelen Profesör’ün yakınları röportajlarda genellikle onun çağdaş ve aydın bir Türkiye için çabaladığından irticacıların amaçlarına ulaşamayacaklarından bahsederken, sakallı ve takkeli halktan olduğu anlaşılan yaşlı adamın “ ben anlamam yeğenim devletimiz sağ olsun” şeklinde röportaj vermesiyle, bu tip olaylarda sıradan halkın peşin hüküm verecek yahut olayı doğru değerlendirecek bir fikre sahip olmadığı anlatılmak istenmiştir.

Cinayetin ardından televizyonlarda tartışılan konular özet şeklinde sahnelenmiştir; Demokrasinin doğru anlaşılmasının gerekliliğini, gerçekte bu cinayetin ardında dış mihrakların olduğunu iddia edenler, irticacıları suçlayanlar, suçlanan kesimin kendini savunması, teröre karşı alınacak tedbirler, ülke içindeki karanlık güçleri suçlayanlar, tüm bu karışıklığa duyarsız davranan siyasilerden bahseden karışık bir şekilde gösterilmiştir. Cinayet ile alakalı farklı televizyon kanallarında farklı görüşler dile getirilmekte ve tartışılmaktadır. Bu tartışmalardan kesitlerin olduğu sahneden sonra filmin akışına devam edilir ve Selim ile alakalı sahnelere geçilir.

Ölümsüz Karanfiller oyununun provası sahnesinde, İdeal Fikir ve sanat Derneği ve üyeleri tanıtılır. Buradaki gençler dünyanın farklı yerlerinde zayıf düşen ve zulme uğramakta olan Müslümanların seslerini kendi toplumlara uyarmaya çalışmaktadırlar ve bunun için tiyatro oyunları ve sergiler gibi kültürel etkinlikler düzenlenmektedir.

Derneğin tanıtıldığı sahneler polis baskını ile son bulur. Polis dernekteki gençleri gözaltına alır ve yaptıkları aramada Selim’in çekmecesinden Erdinç Işık’ın habersiz çekilmiş fotoğrafları bulunur. Sorgu sahnesinde polisin neden doğrudan bu derneğe baskın yaptığı anlaşılır, cinayeti düzenleyen kişilerin bıraktığı arabada Erdinç Işık’ın Selim için imzaladığı kitap bulunmuştur. Bu kitabı en son kime verdiğini düşünen Selim kitabın en son Kemal isimli birinde olduğunu o kişinin baskından yarım saat evvel telefon etmek için kendi odasına girdiğini fotoğrafları da onun bırakmış olabileceğini söyler zira o fotoğrafları daha evvel hiç görmemiştir ve bunun bir komplo olduğundan emindir.

Ayrıca derneğin tanıtıldığı sahnede üyelerden ikisinin arasındaki yazılmış bir bildiri ile alakalı tartışma İslamcı fikrin politizasyonuna bağlı olarak söylemlerindeki estetik kaybı ve hamasetin artıp içeriğin boşalmış olması eleştirisinde bulunulur.

Bildirinin daha estetik olması gerektiğini savunan kişi bildiriyi ilkel bulur bunun üzerine bildiriyi yazan kişi ise “ Geçti o devirler sayın derviş söz dediğin bıçak gibi kesmeli ” sözüyle İslamcı sloganların ve argümanların artık daha geniş kitleleri etkileyebilecek formlara ihtiyacı olduğuna ve bu ihtiyacın giderilmesi ile ifadelerin ilkel, kaba ve hamasi hale geldiğine işaret edilir.

Selim mahkemeye çıkarılır fakat delil yetersizliğinden serbest bırakılır. Selim’in delilleri sonradan yerleştirdiğini iddia ettiği Kemal’in de öldürülmesi ile cinayet iyiden iyiye fail-i meçhul bir hal alır. Fakat bu sıralarda Ezgi babasının cebinden çıkan kasa anahtarıyla babasının saklamış olduğu bir araştırmasını ortaya çıkarır bu araştırmayı okuduğunda babasının neden öldürülmüş olduğunu anlar; araştırma terörün sebepleri ve destekçileri ile alakalıdır. Ezgi bu belgelere ulaştıktan sonra, babasının, filmde ana akım medyanın önemli televizyon-habercilerinden biri olarak resmedilmiş arkadaşına okutur fakat o bu belgeleri yayınlayamayacağını söyler konuyu kapatır ve yardımcı olmaz.

Bunun üzerine Ezgi yardımcı olması için Selim’e gider ve belgeleri verir. Selim belgeleri polise ulaştırır aynı zamanda medyaya da ulaştırmak için çareler arar fakat

Ölümsüz Karanfiller oyununun oynandığı Bosna’ya yardım gecesinde vurularak öldürülür.

Filmde aydın ve ilerici kimseler olarak anlatılan kesimin peşin hükümlülüğü ve İslamcılara olan nefretleri vurgulanmıştır. Erdinç Işık’ın öldürülmesi, filmde de ifade edildiği gibi Bahriye Üçok, Turan Dursun, Çetin Emeç ve Uğur Mumcu gibi pek çok fail-i meçhulün bir prototipi olarak insanların söylemleri üzerindeki, medyanın ifade biçimi ve toplumun farklı kesimlerinin kaderleri üzerindeki etkileri işlenmiştir. Ve bu cinayetlerin faili olarak, hem laik kesimi aydınlarını öldürüp galeyana getirebilecek, hem İslamcı kesimi suçu üzerine yıkıp yaftalayacak kadar iki zümreye uzak ve amacı bu tartışmaların ötesinde olan bir güce işaret etmektedir. Yönetmen bu gücü daha fazla açıklamamakla birlikte Doğudaki terör konusunda hassas olduğu verisini, ortaya çıkan belgelerin örtülmeye çalışmasıyla işlemiştir.

In document İslamcı ı̇fadedekı̇ değı̇şı̇mı̇n Türk sı̇nemasındakı̇ ı̇z düşümü (Page 108-111)