YÖNETİMİN BELLEĞİNİ GENİŞLETEN TANIMA YÖNTEMLERİ

Belgede HALKLA İLİŞKİLER (sayfa 75-86)

ı. Danışma

Danışmanın çok yaygın bir uygulama alanı vardır. Bu nedenle o, yalnızca halkla ilişkiler sorunu değildir. Yönetsel etkinliği artırmak amacıyla, yönetim içindeki birey ya da kümelere düşüncelerini sor-mak biçiminde oluşturulabilir. Kimi kez yönetsel örgütün üyeleri ara-sında uyum sağlama, karşılıklı güven yaratma ve örgüt içi ilişkilere düzenlilik getirme amacına dönüktür. Bu durumda tümüyle halkla

ilişkiler uygulamasının dışında kalınmakta; danışma, örgüt içi dirliği sağlamak için kullanılan bir yöntem olmaktadır. İnsan ilişkileri yak-laşımının bir gereği olan bu uygulama konumuz dışında kalmaktadır.

Biz danışmayı konumuzla bağıntılı olarak, bir yanda yönetim, öte yanda halkın bulunduğu bir ortamda karar hazırlamak için yöneti-min halktan bilgi alması olarak tanımlayıp sınırlıyoruz. Böylece çağdaş yönetimin bir gereği olan, uzmanların düşüncelerini alma, bilirkişiye başvurma gibi yönetimin sorunlar üzerinde yeteri kadar bilgi sahibi olmasını sağlayan danışma türünü de bir yana bırakmaktayız. Çünkü bu durumda da yönetimin danıştığı kimseler ve birimler yine yöne-tim içinde bulunmakta ve danışma, bir yöneyöne-tim-halk ilişkisinden çok yönetim içinde bulunan kimselerin birbirleriyle ilişkisi olmaktadır. Kal-dı ki aynı uygulamada yönetilenin, istediğini öğrenmek gibi bir amacı da bulunmamaktadır.

Halkla ilişkiler uygulamasının sorunu olan danışma türünde amaç, yönetim ile yönetilenin uyumunu sağlamaktır. Yönetimin bilgi eksik-liği nedeniyle yanlış yönlenmesini önlemek, etkin bir danışma kam-panyası ile olanaklı görülmektedir. Bu konuda bir yazarın belirttiği gibi: "Yönetimin kimi kez toplumda oluşacak tepki ve sonuçları dü-şünmeksizin karar alıp daha sonra yönetilenin tepki ve engellemesi ile adım adım ya da birden gerilediğine sık sık rastlanmaktadır. Da-nışma, yönetimin bu tür güç durumlara düşmesini önleyecek yöntem-ler arasındadır." Bir başka anlatımla danışma, yönetsel kararın uy-gulanmasından sonra ortaya çıkabilecek, sürtüşmeleri önceden öğrenip önleme olanağı vermektedir. Bu yüzdendir ki, danışan yönetim türünün gözüpek yönetim olduğu söylenir. Yönetimin danışma nedeniyle ka-zandığı güç, belirtmek gerekir ki, yalnız baskı kümelerine karşı de-ğildir. Danışmaya sık sık başvuran yönetimin siyasal erke karşı da sözünü geçirdiği gözlemlenmiştir.

Siyasal sistem-kamu yönetimi ikiliğinde danışma, yönetimden ya-na olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Tüm yönetilen kümelerine danı-şan yönetimin var olduğu ülkelerde kararların ağırlık merkezi, par-lamentodan yönetime doğru kaymaktadır. Danışan yönetimin karar-larını parlamento benimsemek zorunda kalmakta, açık tartışmalar-dan yönetimin kararı onaylanmış olarak çıkmaktadır. Buratartışmalar-dan hiç kuşkusuz, danışan yönetimin tüm isteklerinin siyasal erk tarafından benimsendiği sonucunu çıkaramayız. Ancak danışan yönetimin, halkla sürekli olarak diyalog içinde olan yönetimin, kapalı yönetim türüne oranla parlamento karşısmda daha güçlü olduğu kolayca ileri sürü-lebilir. Kaldı ki, danışmanın sonuçlarını önce yöneticiler kendi istek 62

lerine göre yorumlayıp süzme olanağına sahiptirler. Daha sonra da siyasal erk tarafından ikinci bir süzme söz konusu olmaktadır.

Öz olarak danışma yöntemlerini şöyle smıflandırabiliriz : a. Kamusal Anketler

Çevreyi tanımada kullanılan yöntemlerden biridir. Kamusal an-ketler kamuoyu yoklamalarının bir bölümünü oluştururlar. Gerçek-ten kamuoyu araştırmaları kullanım amaçlarına göre üç bölüme ay-rılmaktadır :

1. Her yurttaşa, başka yurttaşların oy ve tutumlarının ne oldu-ğu konusunda bilgi vermek için kamuoyu araştırmaları bir araçtır.

2. Kamuoyu araştırmaları, bir yandan ülkenin önderlerini halk-la, bir yandan da herhangi bir toplumsal örgütün önderlerini bu ör-gütün üyeleriyle sıkı ilişkide tutar. Ayrıca aksaklıkların anlaşılmasın-da, bunların giderilmesinde önemli bir yer tutar.

3. Kamuoyu araştırmaları üçüncü olarak, yönetimin çözmesi ge-reken sorunların gerçek niteliklerini ortaya koymakta, halk gözünde sorunun nasıl anlaşıldığı ve neler yapılması gerektiği konusunda ön-bilgi verici bir araç olmaktadır.

Kamusal anket denilince daha çok üçüncü kümede sözü edilen amaç içinde kalan ve yönetimce yürütülen kamuoyu araştırmaları dü-şünülmelidir. Yönetim tarafından diyoruz çünkü, onun yanında, kâr amaçlı kuruluşların, yüksek öğrenim kurumlarının ve baskı küme-lerinin kamuoyu araştırmaları, araştırmanın amacı açısından oldu-ğu kadar, gerçekleştiren kuruluşlar açısından da bir farklılaştırma yap-mayı gerekli kılmaktadır.

Danışmanın ilk türünde, yönetilenin durumunu saptama, örgüte bilgisel girdi sağlama ve buna yönetimin gereksinme duyması belirleyi-ci özelliklerdir. Ortada çözümlenecek bir sorun bulunmaktadır. Ancak çözüm için yönetim henüz eğilimini açıkça eblli etmemiştir. Söz konusu olan, sorunların çözümünde yönetilenin eğiliminin ölçülmek, görüşü-nün saptanmak istenmesidir.

Kamusal ankette çıkar kümeleri ya da tek tek yönetilenler tüm danışma olgusunda olduğu gibi sorumlu değil, yalnızca ilgilidir. Yön-lendirici danışmadan değişik olarak, kamusal ankette, temsilcilik ya da seçilmiş olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Sorunla az çok ilgisi olan ya da olduğu sanılan bireylerin kamusal ankette denek olmaları için hiç bir engel yoktur. Bir başka anlatımla, kamusal ankette yönetilenin

özelliği denek olmaktan öteye geçmemektedir. Halk oylamasından ay-rı bir anlam ve içeriği bulunan kamusal anket daha çok yönetsel dü-zeyde sonuçlar ortaya kor. Halk oylamasında olanın tersine, kamusal anketin etkisi ya da sonucu önce siyasal düzeyde değil, yönetsel dü-zeyde ortaya çıkar. Ayrıca halk oylamasında görülen zorunlu olma özelliğinin yerini kamusal ankette tümüyle yönetimin isteği almıştır.

Yönetim, gerekli gördüğü durumlarda kamusal anket uygulamasına başvurmaktadır. Yönetimin eylemini etkili kılabilme, kararının uygu-lanabilirliğini sağlama tasa ve çabası dışında yönetimin kamusal an-ketin sonuçlarına uyması da zorunlu değildir. Bu özellikler ayrıca tüm danışma türlerine özgüdür. Kamusal anketin, kamuoyu araştırması-nın sonuçlarına uyulup uyulmayacağmın kararını yine yönetimin ken-disi vermektedir. Kuşkusuz bu aşamada, ülkedeki yönetilenlerin örgüt-lenmiş olmaları ve bu örgütlerin gücü yönetim üzerinde büyük öl-çüde etkili olacaktır. Örneğin ülkemizde Sağlık ve Sosyal Yardım Ba-kanlığının yaptığı kamusal ankette halkın önemli bir kesiminin "aile planlamasına" karşı çıkmış olmasına karşın bakanlık, "aile planlama-sı" programını uygulamaya koymuş, bunun yanında deneklerin yeğle-dikleri gebeliği önleme yönetiminin uygulanmasına ağırlık vermiştir.

b. Temsilcilere Danışma

Kamu yönetiminde oldukça çok başvurulan tanıma yöntemlerin-den biri de temsilcilere danışmadır. Yönetim, çeşitli yönetilen küme-lerinin kendi içlerinden seçerek ya da atama yoluyla görevlendirdiği kişilerle karşı karşıya gelir. Bu ilişki sürekli ya da geçici olarak gö-revlendirilen kurullar içinde olabilir. Danışmanın genel niteliğine uy-gun olarak karara değil, kararın hazırlanmasına katılma söz konusu-dur. Amaç her zaman yönetsel kararı ayrıntısıyla oluşturmak olmaya-bilir. Yönetsel kararı alacakların bilgi belleklerini genişletmek ve on-ları etkilemek de, temsilcilere danışmada bazen başlı başına bir amaç olmaktadır. Ancak burada temsilcilerin belirttikleri görüşlere bağlı kal-mak, yöneticiler için zorunlu değildir. Bu görüşlerin asıl yönetsel ya da kamusal kararlara yansıtılıp yansıtılmayacağı yöneticilerin bilece-ği bir iştir. Yansımanın oranı yine yöneticiler tarafından saptanır. An-cak temsilcilerin yönetime üstün güç olan siyasal güce yakın olmala-rı durumunda yöneticiler üzerindeki etkileri çoğalmaktadır. Bütün bu nedenlerden ötürü, temsilcilere danışma işleminde ve bu amaçla oluş-turulan kurullarda temsilcilerin yöneticilere oranla azınlıkta ya da çoğunlukta olmaları önemli değildir. Katılma olayında görülenin ter-sine, danışmada temsilcilerin geniş ve çok değişik kümeler adına oy-larını açıklamaları, yönetim açısından önemli sakıncalar doğurmaz.

Buna karşılık yönetsel belleği genişletmekte temsilcilerin büyük kat-kıları olabilir. Çok sayıda temsilciye danışma, daha çok sayıda baskı kümesinin görüşünü öğrenebilmek demektir.

Danışma kurul ya da toplantılarında yöneticilerin azınlıkta kala-bileceklerini belirttik. Bunun uygulamada büyük sorunlar yarattığı söylenemez. Her şeyden önce danışma işlevi kurmay bir işlevdir.

İkin-ci olarak danışma yasalarla zorunlu kılınmış olsa bile, karar organ-ları içinde yer almadığı sürece, bir başka tanımla yönetsel karara do-laylı ya da dolaysız olarak yansımadığı sürece, yönetimi eylem ve iş-lemlerinde sınırlamak olanaksızdır. Zorunlu danışma doğrudan doğ-ruya karar organları içinde gerçekleşecekse, o zaman da danışma de-ğil "katılma"dan söz etmek gerekecektir.

Her baskı kümesi, kendisine daha çok danışılmasını ve kendi gö-rüşlerinin yönetsel kararda yer almasını ister. Karşıt çıkarları bulunan baskı kümeleri arasında bu konuda bir yarışma vardır. Demek ki, da-nışma aynı zamanda baskı kümelerinin bir zorlaması ya da zorlama-larının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Böylece danışmanın iş-levlerinden biri örgütlenmiş çıkarların karar alınırken göz önünde bu-lundurulmasını sağlaması, buna olanak vermesidir. Yönetilen küme-lerinin istekküme-lerinin öğrenilmesi ve ideal olarak da bu isteklerin yalnız yönetimin belleğinde kalmayarak karar içine yansıması, özel çıkarla-rın yönetsel karara girmesi demektir. Açıkça görüldüğü gibi danışma, ilk elde yönetimle değişik çıkar kümeleri arasındaki barışı sürdürmek isteyen bir yöntemdir. Ancak bu barışın da ilk koşulu, yönetilenlerin, özellikle baskı kümeleri biçiminde örgütlenmiş olmaları dolayısıyla yö-netimin kendileriyle barış aramaya zorlanmış olmasıdır. Örgütlenmiş olma, danışma işleminde etkili olabilmeyi sağlar. Bu etki de kendini, kararların uygulanabilirliği aşamasında belli eder. Yönetim, kararla-rının uygulanması aşamasında kendine büyük güçlükler çıkarabilecek bir baskı kümesinin temsilcilerinin görüşüne önceden başvurmak zo-rundadır. Yönetimin çevreye açıklığı yöneticilerin girişimine değil, çoğulcu yapıdaki toplumlardaki değişik kümelerin, tabakaların örgüt-lenmelerine ve eylemlerinin yoğunluğuna bağlıdır. (*) Buna kuşkusuz örgütlenen kümelerin toplumsal ve ekonomik yapı içinde ve üretim

(*) Burada baskı kümelerinin sayıca çok olmaları ve asıl görevleri olan siyasal ya da yönetsel gücü etkilemelerinin yoğunluğu ile danışma arasında bir bağıntı kurmaktayız. Çıkar kümelerinin çoğulcu toplumdaki varlıkları yö-netimi çevreye açmak için yeterli olmayabilir. Çıkar kümelerinin, karar alan-ları düzenli biçimde etkilemek için örgütlenmeleri yani baskı kümeleri oluş-turmaları, yönetimin çevreden etkilenmesi için gerekli koşulların başında gelir.

ilişkisi içindeki yerinin payını da katmak gerekir, örneğin işçi sendi-kaları ile kadınlar birliğinin yönetim üzerindeki etkilerinde zorunlu farklılıklar olacaktır. Yönetilenler kümesi toplumsal sürtüşmenin oda-ğında bulunuyorsa, yönetimin bu kümeyle danışmaya dayalı ilişkisi ister istemez gerçekleşecektir.

Hemen eklemek gerekir ki, danışma, başlıca amacı yönetimle de-ğişik tabakalar, çıkar kümeleri arasında barışı sürdürmek olan bir yöntem değildir. Danışma, aynı zamanda yönetimin belirli bir yönde gerçekleştireceği eylem ve işlemlerinin, çoğunluğun yararıyla ne den-li aynı olduğunu doğrulamaya yarayan bir yöntemdir. Yönetilenle temel bir anlaşmaya varılmıştır. Danışma, bu açıdan yönetimin bu anlaşmaya uygun davranıp davranmadığını önceden görmek olanağı sağlamaktadır. Bunun için de yönetimin, kuşkusuz söz konusu olan sorunun çözümü için kendi düşünce ve görüşünü açıklaması gerekir.

Yönetim çözüm biçimini burada açıklamıştır, ancak onay aramakta-dır. Kendi görüşünün ağır basması ve baskı kümelerinin çoğunluğunca onaylanması için, yönetimin danışma süreci içinde büyük çaba harca-ması doğaldır. (*)

Danışmanın hangi amaçla yapılırsa yapılsın, yönetime sağlayaca-ğı yararlar yanında belirli sakıncaları da içerdiği ileri sürülmüştür. Da-nışma yöntemi uygulanması ile birlikte belirli sakıncaları da berabe-rinde getirmektedir. Bunların en önemlisi danışmanın, yönetimin hız-lı çahız-lışması gereken alanlarda bir engel oluşturduğudur. Yönetimin hızlı çalışmasını "danışma yöntemi" engelleyebilir. Çabuk karar ver-me zorunda olan yönetim için danışma yavaşlatıcı bir etki yapar. An-cak kamusal anketi bir yana bırakaAn-cak olursak temsilcilere danışma-nın, yönetimin sonuca varmasım sanıldığı kadar yavaşlatacağı

söylene-(*) Temsilcilere danışma, bir görüşe göre ikiye ayrılır: Yönlendirici danış-ma (concertation) olarak nitelenen ilk yöntem, yönetsel karardan önce uy-gulanır. Yasal bir gereği yerine getirmek için değil, daha çok toplumsal bir sonuç yaratmak için bu yönteme başvurulur. Yönetim eğilim belirtmemiş-tir. Çözümü baskı kümeleri ile birlikte saptamaya çalışır. Halkla birlikte belirli bir sonuçta karar kılınmaya gayret gösterilir. Halkla ilişkilerin yö-netsel belleği genişletici yöntemleri arasında söz konusu edilen damşma tü-rü, buradaki yönlendirici damşmadır. Dar anlamdaki danışmada, yönetim, kendi politikasına "evet" dedirtmek için uğraşır. Bir başka anlatımla, amaç, yönetimin önerilerinin benimsenip benimsenmediğini öğrenmektir. Bu yönte-me kararın alınmasından sonra, ama uygulamadan önce başvurulur. Bu yol öncelikle ekonomik konularda kullanılmaktadır. Evrensel uygulamaya göre yönetimin üstünlüğünü pekiştirmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır Yine anılan nedenlerden ötürü onu bir halkla ilişkiler uygulaması olarak görmek yanıltıcıdır.

mez. Kuşkusuz danışma zaman alıcıdır. Fakat tüm toplumu ilgilendi-ren sorunlarda temsilcilere danışma en az zaman alıcı yöntemdir. Kal-dı ki, asayiş ve genel güvenliğe ilişkin ya da doğal afetler ve benzeri bir çok olay dışında yönetimin acele davranmak için büyük çaba harcadı-ğını ileri sürmek gözlemlere ters düşmektedir.

Danışmanın gerçek bir danışma olabilmesi için yönetilenlerin yö-netimden bir takım beklentilerinin bulunması ve çıkar kümeleri ola-rak toplanmaları yeterli değildir. Bunlara ek olaola-rak hem yönetimi bi-linçli olarak etkilemeleri hem de onun kararlarına ve çalışmalarına karşı gelebilme gücüne sahip olmaları gerekir. Yönetilenlerin istekle-rini yönetime kabul ettirmeleri çıkar bilinci üstüne oturmuş etkili bir örgütlenmeyi gerektirir. Bu etkilemenin istenilen biçimde oluşu ile yö-netimin tercih ettiği "tanıma" yöntemleri arasında bir ilişki bulun-maktadır. Güçlü baskı kümelerinin var olduğu ülkelerde "danışma aşamasından" geçirilip "katılma aşamasına" gelinmiş olduğunu gör-mekteyiz. Ancak yönetimin danışma aşamasında kalmayı istediği ve bu konuda direndiği saptanmıştır. Bunun değişik nedenleri vardır.

Herşeyden önce danışma, yönetime en çok özgürlük veren, serbest ha-reket etme olanağı sağlayan yöntemdir. Çevreyle, danışma yöntemi ara-cılığıyla kurulacak ilişkide yönetimin eli kolu serbest kalmaktadır.

Danışma ile yönetimin eylem ve kararları denetim altına alınmamış, ama karar alırken yönetimin dayanabileceği veriler çoğaltılmıştır.

Özellikle danışma, katılmaya oranla yönetime çok daha özgür davran-ma olanağı sağladavran-maktadır. Bu nedenledir ki kimi yazarlar, danışdavran-ma- danışma-yı katılmanın bir ön aşaması ya da sulandırılmış bir türü olarak ni-telerler.

Danışmanın yönetilen açısından taşıdığı anlama gelince, baskı kümeleri temsilcilerinin durumu tıpkı yönetimin durumu gibidir. Bağ-layıcılık yoktur. Yönetilen ya da danışılan temsilci sorumlu değil, yal-nızca ilgilidir. Danışma bir kararla sonuçlanacak olursa, bu kararda kendisine danışılan yönetilen belirleyici olmaktan çok, edilgen ve yal-nız görüş bildiren bir unsurdur.

Türkiye'de "Danışma Kurulları" diye adlandırılan yönetsel birim-ler danışma işlevini yerine getirirbirim-ler. Örneğin 359 sayılı Türkiye Rad-yo TelevizRad-yon Kurumu yasasının 1568 sayılı yasa ile değiştirilmiş 10.

maddesine göre, Genel Danışma Kurulu radyo ve televizyon yayınları ile ilgili olarak kamu oyunun düşünce ve dileklerini saptamak ve so-nuçlarını TRT Yönetim Kuruluna bildirmekle yükümlüdür. Genel Da-nışma Kurulu; siyasal partiler, çeşitli bakanlıklar, Diyanet İşleri Baş-kanlığı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı

Sen-foni Orkestrası, Konservatuar, Basın, Odalar, İşçi ve İşveren Sendika-ları, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türkiye Kızılay Derneği ve Halkevleri temsilcilerinden oluşmaktadır.

2. Basını İzleme

Burada ne yazık ki, "kitle iletişim araçlarını izleme" başlığını kul-lanamıyoruz. Teknik nitelikleri elvermesine karşılık radyo ve televiz-yon daha çok devlet kurumlarından halka doğru mesajlar taşıyan araçlardır. Devlet tekelinde ya da onun çok sıkı denetiminde olan rad-yo ve televizrad-yondan devletin beklediği, bu iki araca yüklediği işlev, kuş-kusuz halkın isteklerini açıklama değil, sözcüğün tam anlamıyla top-luma ideoloji aşılama ya da daha doğru terimle mevcut ideolojiyi pe-kiştirmektir. Çeşitli araştırmalar da Türk kamu yönetiminde radyo ve televizyondan yönetimi etkilemek için değil, yönetimden, kamusal kuruluşlardan çevreye, halka mesajlar yaymak için yararlanıldığını or-taya koymaktadır. Bu durumda radyo ve televizyonu bir yana bıra-kıp yalnız kitle basınını, yönetimin, tanımada kullandığı bir araç ola-rak nitelemek zorunlu olmuştur.

Basının izlenmesi, yönetimin çevreden bilgi edinmede kullandığı ve kullanılması kolay yollardan biridir. Basında yer alan yönetilen is-tekleri çoğu kez basının ülke düzeyinde var olan gücünü de arkasına alarak yönetimi etkilemek amacına dönüktür. Yönetimde salt bir bilgi eksikliğini gidermeye yönelik açıklamalar da bazen basında yer alır.

1966 yılında yapılan uluslararası bir araştırmadan anlaşıldığına göre, bir çok ülkede basın, okuyucu isteklerini yönetime aktarmak ve duyurmak görevini de öteki işlevleri yanında yürütmektedir. Bu araş-tırmaya gönderilen ulusal raporlara bakılırsa basının işlevlerinden bir bölümünün yönetimle okuyucu arasında köprü kurmak olduğu görü-lür. Basının bu görevi bir yandan yönetilenin isteklerini karşılarken, bir yandan da yönetim için olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Aynı bi-çimde bu aracılık görevinin "piyasa mekanizmasına" uyan basın iş-letmeciliğinin yararına sonuçlar verdiği de bilinmektedir.

Basın, yönetimin kendi olanakları ile çok güç öğrenebildiği istek ve şikayetleri ya da karara temel olacak bilgileri yönetime kolayca ak-tarabilecek bir durumdadır. Bu bilgilerin bir bölümü daha çok uygu-lamalı sorunların çözümüne değgin, yönetim-halk ilişkisini aksatan konularla ilgili ama çoğunlukta bireysel nitelik taşıyan okuyucu mek-tuplarından oluşmaktadır. Ayrıca Fransa'da sık sık rastlanıldığı gibi, basının yaptığı kamu oyu araştırmaları yönetim için önemli bir bilgi kaynağıdır.

Çoğulcu yapıdaki batı toplumlarında basm, yönetilenlerin kat-manlaşmasına uygun olarak değişik kümelerin sözcülüğünü yapmak-ta, her gazete değişik kuşak ve kümelere seslenmeye çalışmaktadır..

Ülkede tüm basm, tüm yönetilenlerin isteklerini yansıtma görevini ye-rine getirir. Basm, halkın kolayca istekte bulunduğu, yönetime değ-gin tüm şikayet ve eleştirilerin rahatlıkla açıklandığı bir araç olmuş-tur. Basm hem değişik çıkar kümelerinin seslerini topluma duyurur hem de yönetimi etkileme gibi önemli bir işlevi yerine getirir. Yöne-tim basını izlemekle ülkedeki değişik çıkar kümelerinin yöneYöne-timle il-gili eleştiri ve tepkilerini öğrenmede önemli bir kaynaktan yararlanmış olacaktır. Bu kaynak içinde "okuyucu mektupları" önemli bir yer tu-tar. Bireysel güçlüklerin aşılmasında ve yönetimin daha duyarlı dav-ranmasında gazetelerde yer alan okuyucu mektuplarının önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. Bu etkinin nedeni kanımızca, basının yöne-tim karşısına kamuoyunun gücünü arkasına alarak çıkmasıdır. Bunu:

çok iyi değerlendiren yönetilen de basını yönetimle ilişkisinde aracı olarak kullanmaktan geri kalmaz. Kuşkusuz burada söz konusu olan, yönetilenlerin ancak çok sınırlı bir kesimidir. Yönetimle ilişkileri iste-nilen biçimde yürüyen üst gelir kümelerinin bireysel yakınmalarında basını kullanmakta olduklarını söylemek oldukça güçtür. Daha açık-çası yönetimle ilişkide ona söz geçirebilecek kişilerin aracılığını sağla-yamayan kümeler, basının aracılığından yararlanmayı denemektedir-ler.

Basının aracılığı, yönetimle halk arasındaki ilişkilerin iyi gitme-diğinin bir kanıtıdır. İyi gitmeyen ilişkilerde basm, sınırlı ölçüde de olsa aracılık işlevini kendi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu için yüklenmiş bulunmaktadır. Okuyucu tutma açısından bu çaba kuşku-suz basm için olumlu sonuçlar vermektedir. Böylece daha önce sözü-nü ettiğimiz yönetim-yönetilen ilişkisinde aracılık işlevi bulunan si-yasi kişiler ve aracı kümeler yanma basını da eklemek yanlış olmaya-caktır. Yönetim-yönetilen ilişkilerindeki bozukluktan kendilerine pay çıkaran siyasi kişiler ve aracılığı meslek edinenlere (avukatlar, komis-yoncular, müşavirler gibi) bir de basm katılmaktadır. (*)

(*) Ülkemizde bir çok gazetede "okuyucu mektupları" yer alır. Bu mektupların içinde oldukça önemli bir kesim yönetim-halk ilişkilerindeki aksaklıklara de-ğinmektedir. Okuyucu bu mektuplarda yönetimin eylem ve işleminden, tu-tumundan yakınmakta, onu eleştirmekte, çözümü geciken; yanlış çözülen sorunlarının yanıtım istemekte, yönetimden açıklama beklemektedir. Ancak bu mektupları bazı gazeteler yalnızca yayınlamakla yetinirken, bazı gazete-ler de okuyucu sorunlarının çözümü için çaba harcamakta, ilgili yönetimle ilişki kurmakta ve sonucu aynı köşede yayınlatmaktadır. Bu konuda Hür-riyet Gazetesinin Yıldırım Servisi ilginç bir örnektir.

3. Yönetici ile Halkın Yüz Yüze İlişkisi

İstenilen nitelikte bir halkla ilişkiler uygulaması yönetici ile hal-kın bireysel, yüz yüze ilişkileri ile başlar. Yüz yüze ilişkide sorun çöz-mek temel amaçtır. Bu sorun önce ya da o anda ortaya çıkmış ola-bilir. Ama yönetimin bu ilişkilerden gelecekteki eylemleri ve program-ları için sonuç çıkarması da bir halkla ilişkiler gereği olmuştur. Ge-rek karar öncesi geGe-rek sonrası yönetilenlerin düşündüklerini öğren-meyi olanaklı kılmak açısından yüz yüze ilişkiler önemli bir besleyici yankı kaynağıdır.

Burada sorunla ilgili olarak gerek yönetsel örgüt içinde gerekse yönetilenlerin ayağına gidilerek kurulmuş bir ilişki söz konusudur. Yö-netimin doğal işleyişi içinde yüz yüze ilişki her zaman rastlanan, sık sık tekrarlanan bir olaydır. İşte tanıma yöntemi olarak yüz yüze iliş-kiden söz edebilmek için yönetimin, bu ilişkilerden ilerisi için bazı so-nuçlar çıkarmak amacıyla yararlanması, şikayetleri ve halk istekleri-ni öğrenmesi ve bunları hafızasına aktarması gerekir.

Her şeyden önce yönetim, bu girişimi, eğitilmiş ve konunun öne-mini anlamış kişilerle başlatmalıdır. Gerek sahada gerek örgüt için-deki ilişkilerde yönetimin tepki ve önerileri alt basamaklara yansıtıl-dığından bunların üstlere iletilebilmesi için etkin bir örgüt içi haber-leşme ağma gerek vardır. Örgüt içinde haberhaber-leşmenin eksiksiz işle-mesi gerekir. Burada belki en önemli koşul, yönetimin halkla ilişkiler-den kendisi için sonuçlar çıkarabilme amacında olmasıdır.

Yönetilenle yüz yüze ilişki, yönetime yalnızca önceki eylem ve ka-rarlarının halk gözünde tepkilerini öğrenme olanağı vermez. Bu iliş-kiden gelecekteki yönetsel davranışın ne olması gerektiği konusunda ipuçları elde edilebilir. Bu yolla halktan önbilgi alma olanağı vardır.

Yönetimin geleceğe dönük olması, tanımanın asıl işlevinin gelecekte-ki yönlendirmeyi sağlamak olduğu varsayılırsa, yönetilenlerden gelen önerilerin değeri daha iyi anlaşılmış olur.

Değindiğimiz bu iki durumda da tüm yönetilenler yönetime kar-şı aynı duyarlığı göstermezler. Kaldı ki, yönetimde kendi açısından tüm yönetilenlere karşı duyarlı değildir. Yönetimin kararından etkile-nen ya da etkilenecek olanların kendi sorunlarıyla ilgili görüşleri olur.

Ancak yönetimi eleştirebilecek, bu eleştirilerden bir sonuca giderek yö-netim için iyileştirme önerileri getirebilecek kişiler çok sınırlı ve kü-çük bir kümede toplanmıştır. Yönetilenlerin tümünden eylem ve iş-lemle ilgili tepki ve geleceğe dönük, kullanılabilir öneriler elde etmek olanaksızdır. Hemen belirtelim ki, -^netimin alınganlığı bu temel

Belgede HALKLA İLİŞKİLER (sayfa 75-86)