HALKLA İLİŞKİLER

162  Download (0)

Full text

(1)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ YAYINLARI No. 450

HALKLA İLİŞKİLER

Doç. Dr. Metin KAZANCI

(2)
(3)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ YAYINLARI No. 459

HALKLA İLİŞKİLER

\

Doç. Dr. Metin KAZANCI

(4)

S.B.F. BASIN VE Y A Y I N YÜKSEK OKULU BASIMEVİ — 1980

(5)

Eskişehir İletişim Bilimleri Fakültesindeki Öğrencilerime

(6)
(7)

Ö N S Ö Z

v

Bu çalışma, son yıllarda kendisinden sık sık söz edilen halkla iliş- kiler anlayış ve uygulamasının belirli ilkelerinin neler olduğunu, na- sıl anlaşılıp uygulanması gerektiğini ve bu konudaki sorunların neler olabileceğini basit bir biçimde ortaya koymak amacına yönelik bir ders kitabıdır. Asıl amaç, bunların da üstünde öğrenci arkadaşlarımın bu konudaki bazı gereksinmelerini karşılamaktır.

Ülkemizde ve dışarda halkla ilişkiler, daha çok özel kesimdeki uy- gulaması göz önüne alınarak incelenmiştir. Şimdiye kadar yapılmış ça- lışmalarda ağırlık özel kesim kuruluşlarına verilmiş bulunmaktadır.

Biz, bu çalışmayı, hem özel kesim hem de kamu kuruluşlarındaki halkla ilişkiler uygulamasının nasıl olabileceği açısından her iki ke- sime de ağırlık vererek hazırlamaya çaba gösterdik.

Okul sonrası kamu ya da özel kesim kuruluşlarında halkla ilişki- ler sorumlusu olarak görev alacak öğrenci arkadaşlarımın şimdiden bu görevde karşılaşabilecekleri sorunları öğrenmeleri ve görevin yeri- ne getirilebilmesi için onun temel ilkelerini bilmelerinde, başarılı bi- rer halkla ilişkiler uygulayıcısı olmaları bakımından büyük bir yarar bulunmaktadır. Görev öncesi belirli temel bilgilerle donatılmış olmak basit yarar ilişkisinin de ötesinde bir zorunluluktur. Öte yandan halk- la ilişkiler bir kuruluşta ne belirli bir birimin ne de belirli bir kişi- nin tekelindedir. Halkla ilişkiler uygulaması, artık günümüzde, ör- gütte çalışan tüm bireylerin önemli işlevlerinden biri olmuştur. Böy- lesine, geleneksel yönetim fonksiyonlarıyla iç içe girmiş bir uygula- manın ya da görevin belirli özelliklerinin önceden anlaşılıp tartışılma- sında büyük bir yarar bulunmaktadır. Bu yönüyle de bu kitap, gele- ceğin ve günümüz yöneticilerinin konuyla ilgili gereksinmelerini kar- şılayabilmek, halkla ilişkilerin ne olduğu konusunda kendilerine ışık tutabilmek amacıyla da hazırlanmıştır.

Olabildiğince özlü ve anlaşılabilir bir dille hazırlanmaya çaba gös- terilmiş olan kitabın "Halkla İlişkiler" eğitimi yapan kurumların ge- reksinmelerini karşılıyacağını ve öğrenci arkadaşlarımın konuya iliş- kin beklentilerine yanıt vereceğini umuyorum.

Doç. Dr. Metin KAZANCI

(8)
(9)

İ Ç İ N D E K İ L E R

ÖNSÖZ V İÇİNDEKİLER ... VII

GİRİŞ XI I. HALKLA İLİŞKİLERİN DOĞUŞU VE XX. YÜZYILDA ÖNEMİNİN

ARTMASI 1 1. İdeolojik Devlet Faaliyetlerinin Önem Kazanması V

2. Yönetsel Etkinliği Artırma Zorunluluğu 13 3. Yönetimin Karmaşıklaşmasının Olumsuz Sonuçlarım Gidermek 13

4. Örgütlerle Toplum Arasında Karşılıklı Güvene Dayalı İlişkileri

Geliştirme Zorunluluğu 15 II. HALKLA İLİŞKİLERİN SINIRLANDIRILMASI VE İLETlŞÎM ... 19

1. Halkla İlişkiler ve İnsan İlişkileri 19 2. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ... 20

3. Halkla İlişkiler ve Propaganda 24 4. Halkla İlişkiler ve İletişim 28 5. Halkla İlişkiler Nedir? 31

HALKLA İLİŞKİLER U Y G U L A M A S I N I N EVRELERİ 33 III. YÖNETİMİN YAPISININ VE K A R A R L A R I N I N H A L K A AÇIKLAN-

MASI •. T A N I T M A 35 A. KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDAN Y A R A R L A N M A 38

1. Basın İle İlişki 38 a. Basın Büroları 39 b. Kurumsal İlişkilerdeki Güçlükler 40

2. Radyo ve Televizyon 42 3. Devlet Yayınlan ' 43

4. Önderlerden Yararlanma 44 B. HALKLA İLİŞKİLER BİRİMLERİNİN T A N I T M A ÇALIŞMALARIN-

DAKİ ROLÜ VE O R T A Y A ÇIKAN SORUNLAR 44

1. Yönlendirme ve Süzme 45 2. Yönetsel Formalitelerin Açıklanması 46

3. Yönetsel Dil Sorunu 50 4. Yönetsel İçreklik ve Halkla İlişkilerde Tanıtma İşlevi 51

VII

(10)

IV. YÖNETİMİN HALKIN GEREKSİNİM VE İSTEKLERİNİ ÖĞRENME-

Sİ : T A N I M A 59 A. YÖNETİMİN BELLEĞİNİ GENİŞLETEN T A N I M A YÖNTEMLERİ 61

1. Danışma 61 a. Kamusal Anketler 63

b. Temsilcilere Danışma 64

2. Basını İzleme 68 3. Yönetici İle Halkın Yüz Yüze İlişkisi 70

B. K A R A R L A BİRLEŞEN T A N I M A YÖNTEMLERİ 72

1. Katılma 72 a. Katılmanın Yararı ve Uygulama Sorunları 73

b. Türkiye'de Yönetime Katılma Örnekleri ve Bunların De-

ğerlendirilmesi 76 2. İşbirliği ve Bütünleşme 79

I

V. TÜRKİYE'DE K A M U YÖNETİMİNİN HALKLA İLİŞKİLER UYGULA-

MASININ ÖZGÜN SORUNLARI 81 1. Halkın Yönetimden Beklentilerini Belirleyen Ana Değişkenler ... 81

2. Cumhuriyet Döneminde Toplumsal Yapı 82 3. 1950 Sonrası Halkın Beklenti Düzeyinin Yükselmesinde Ekono-

mik Etkenler ,. 86

4. Yeni Siyasal Anlayışın Halk Beklentilerine Etkisi 87 5. 1961 Anayasasının Halkın Beklenti Düzeyine Etkisi 80 6. Halk Beklentilerinin Ortak Görünüm ve Boyutları 90

7. Halk Beklentilerinin Gerçekleşme Biçimi 91 8. Kırsal Alan Küçük Aile İşletmeciliğinin Düşünce Yapısı ve Tür-

kiye'de Yönetim-Halk İlişkisine Etkisi 94

VI. K A M U YÖNETİMİNİN HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMASINDAKİ

AKSAKLIK VE EKSİKLİKLERİN SONUÇLARI 97 1. Yönetim Halkın İstek ve Önerilerini Öğrenmek İster mi? ... 97

2. Halkın, Yönetimi ve Onun Çalışma Yöntemlerini Tanıma

Gereksinimi 99 3. Halkın Yönetime Yanlış Başvurması 101

4. Halkla İlişkiler Biriminin Etkinliği 102 A. YÖNETİMİN TUTUMU KARŞISINDA HALKIN TEPKİSİ VE

TEPKİ AÇIKLAMA YÖNTEMLERİ 103 1. Örgüt İçi Düzen ve Yönetimde Zaman Anlayışı 105

2. Yönetimde İçe Dönüklük 110 B. HALKIN YÖNETİM KARŞISINDA TEPKİSİ 112

1. Aracı Kullanma 112 2. İş Takibi 114 3. Yönetici İle Tartışma 115

4. Yönetimin Tutumundan Şikayetçi Olma 115

5. Basından Yararlanma 117

(11)

VII. HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMASINDA BAŞVURULAN ARAÇLAR 119

A. YAZILI ARAÇLAR 1 1 9

1. Gazeteler 1 1 9

a. Basın Bildirileri 1 2 1

b. Basın Toplantıları I2 1

c. Yazılı Basından Yararlanmada Başvurulan Öteki Yollar 123

2. Dergiler 1 2 4

3. Halkla İlişkiler Uygulamasında Kullanılan Öteki Yazılı Araç-

lar I2 4

B. Y A Y I M ARAÇLARI

1. Radyo 1 2 6

2. Televizyon 1 2 8

3. Film I2 9

C. FESTİVALLER 130 D. YARIŞMALAR 131 E. TOPLANTILAR 131 F. SERGİLER 131

VIII. İÇ HALKLA İLİŞKİLER Y A DA KURULUŞ İÇİ HALKLA İLİŞKİLER 133

1. Örgüt İçinde İletişim Sorunları 133 a. Gayriresmi (Informal) İletişim 134 b. Resmi (Formal) İletişim Kanalları 135 2. İç Halkla İlişkiler Uygulamasında Kullanılan Yöntem ve Araçlar 137

a. Üyelerin Örgüt Yönetimine Katılmaları 138

b. İşletme Gazetesi 138 c. Personelle İlişki Büroları 139

SONSÖZ 141 BİBLİYOGRAFYA 145

i '

(12)
(13)

G İ R İ Ş

Temel nitelikleri açısından halkla ilişkiler olgusu çağımıza özgü bir uygulamadır. Gerçi kimi uzmanlar halkla ilişkiler uygulamasını es- ki çağlara kadar götürürlerse de, onun içerik kazanması, düzenli, plan- lı bir çalışma olarak ortaya çıkması çağımızda gerçekleşmiştir. Halkla ilişkilerin çağımızda ortaya çıkmasının nedenlerini, gerek kamusal ge- rekse özel kesim kuruluşlarının çevre ile, toplumla olan ilişkilerine düzenlilik getirme zorunda kalmalarında aramamız gerekmektedir. Gü- nümüzdeki halk, artık kuruluşlardan belirgin görevler bekleyen, bu görevlerin gerekçelerini öğrenmek isteyen bir halktır. Bu konumuyla da Yirminci yüzyılın toplumuyla düzenli, fakat aynı zamanda dikkatli bir biçimde ilişki kurmak, onunla etkileşmek gerekli olmaktadır. Ça- ğımızda birçok ülkede yönetilenler "birey" statüsünden "vatandaş"

statüsüne geçmiştir. Vatandaş olmanın kendilerine sağladığı hak ve özgürlükleri kullanmak istemektedirler. Bir başka anlatımla çağımı- zın yönetileni "yönetim" üzerinde denetim kurmak istemekte ve yöne- timi yine çağımızın ortaya çıkardığı teknolojiden yararlanarak yönlen- dirmeye çalışmaktadır. Bu ve benzeri nedenler yüzünden günümüzde yönetim, giderek daha çok denetlenen bir görevler ve çalışanlar bü- tünü olarak görülmektedir. Ancak hemen eklemek gerekir ki, yöne- tim de, buna karşılık bu denetimden kendine özgü yöntemlerle kaçmak istemektedir. Bunun nedenlerini ilerde ayrıntılı olarak göreceğiz. Yal- nız özlem ve eğilimi ne olursa olsun yönetim, her konuda halka he- sap verme zorunluluğunu duymaktadır. Ülkemizde de kentlerde yaşa- yanların önemli bir kesiminin 1961'den sonra ortaya çıkan duyarlı davranışları, yönetimi az ya da çok bir hesaplaşmaya itmektedir. İşte halkla ilişkiler bir yönüyle yönetilenlerin denetim isteklerine yönetim açısından yanıt vermeye, bu isteğe karşılık vermeye yarayan yöntem- lerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka anlatımla halkla ilişkiler uygulaması ile yönetim, halkın bilgi gereksinmesini, aydınlan- ma gereksinmesini karşılıyabilmektedir.

Öte yandan halkın belirli konularda önbilgiye sahip olması yö- netimin işini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. Yönetilen kümeleriy- XI

(14)

le her basamakta girişilen olumlu, iyi niyete dayalı ilişkiler daha son- raları yönetsel örgütlere çevre desteği olarak geri dönmektedir. Top- luma belirli bir işi yaptırmanın yolu, daha doğrusu demokratik yön- tem onu inandırmak ve ikna etmekten geçmektedir. İşte halkla iliş- kiler uygulaması ile aynı zamanda böyle bir amaç da elde edilmeye çalışılmaktadır.

Şimdi sırayla belirttiğimiz bu sorun eksenlerini, ortaya çıkan so- nuçlarını, halkla ilişkiler uygulamasının değişik biçim ve yönlerini de- ğişik açılardan ele alarak açıklamaya çalışalım.

(15)

I. HALKLA İLİŞKİLERİN DOĞUŞU VE X X . YÜZYILDA ÖNEMİNİN ARTMASI

Halkla ilişkiler uygulamasına kamu ya da özel kuruluşlardan han- gisinin ağırlık verdiğini, ülkelerdeki ekonomik örgütlenme biçimi ve toplumsal yapı ortaya koymaktadır. Bir başka anlatımla halkla ilişki- ler uygulamasına değişik biçimlerde ve değişik amaçlara dönük olmak üzere tüm ülkelerde rastlanır. Yönetim-yönetilen ikiliğinin ortaya çık- tığı dönemden bu yana, yani, yönetimin (devletin) ortaya çıkmasıy- la birlikte halkla ilişkiler uygulamasının değişik görünüm ve biçim- lerine rastlanılmıştır. Ancak günümüzdeki uygulamayı oluşturan, ona rengini veren, onu büyük ölçüde etkileyen uygulama Amerika Birle- şik Devletleri örneğidir. Bu nedenle de tüm ülke içindeki bir değerlen- dirmede kamu kesimi kadar, hatta en az onun kadar, özel kesimin halkla ilişkiler uygulamasının da rolü ve ağırlığı bulunmaktadır.

Halkla ilişkiler uygulamasının gelişimi belirli evrelerden geçmiş bulunmaktadır. Bu evrelerin içinde en çok dikkati çekenler de kuşkur suz Yirminci yüzyılda ve özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde or- taya çıkan gelişmeler ve değişikliklerdir. Halkla ilişkilerin günümüz- deki yer ve anlamını iyice görebilmek için bu gelişmeye çok kısa da olsa değinmekte yarar bulunmaktadır.

Halkla ilişkiler deyimini ilk kez Amerika Birleşik Devletleri baş- kanı Thomas Jefferson'un 1807 yılında Kongre'ye gönderdiği mesaj- da kullandığı bilinmektedir. Woodrow Wilson Beyaz Sarayda sürekli olarak basın toplantıları düzenlemiştir. Jackson'un halk oyu danış- manı A. Kendall tarafından daha 18. yüzyılın sonralarına doğru baş- latılmış olan halk oyu araştırmaları hızla gelişmeye başlamıştır. 1890'- larda P. Barnum kamu oyunu aydınlatmak için tiyatrodan geniş öl- çüde yararlanmış ve bu alanda meslektaşlarına öncülük etmiştir. 1896 Amerikan seçim kampanyalarmda halkla ilişkiler uygulaması ilk kez planlı ve düzenli bir biçimde ortaya konmuştur. Yine bu yıllarda bir firma G. Harvey adlı bir gazeteciyi, maaşlı memur olarak ve yalnız- ca halkla ilişkilerle uğraşmak ve bu alanda firmanın sorunlarını çöz- mek için tutmuş ve çalıştırmıştır. 1917'de Halkı Aydınlatma Komite-

(16)

si (Committee on Public Information) kamu yönetiminin ilk halkla ilişkiler birimi olarak çalışmaya başlamıştır. Bu uygulama Eski Yu- nan ve Eski Romadaki Agora ya da Forum anlayışına geçen yüzyıllar içinde getirilen ilk değişikliktir. Bu arada Ivy Lee adlı bir gazeteci Rockefeller Şirketinde halkla ilişkiler uzmanı olarak görev yapmaya başlamış ve işçilerin iş bırakması ile ilgili olarak ortaya çıkan soru- nu çözmeye çalışmış ve çözmüştür. Aynı kişi yayınladığı küçük bro- şürlerle halkla ilişkilerin özel kesimdeki en ilkel fakat ilk uygulama örneğini vermiştir. Ivy Lee daha sonraki çalışmaları ve yayınladığı kü- çük yapıtı ile halkla ilişkiler konusunda bugün bile geçerliliği olan il- keleri ortaya koymuştur. Bunlar biribirinden kopuk birer halkla iliş- kiler uygulamasıdır. Yalnızca bir kıpırdayışı vurgularlar.

Halkla ilişkilerin öneminin yönetim ve işletmeler açısından ka- çınılmaz olduğunun anlaşıldığı dönem 1929 Büyük Bunalımı dönemi- dir, O güne kadar önemli olaylar, savaş, başkanlık seçimleri, yerel grev- ler dolayısıyla başvurluan halkla ilişkilerin Büyük Bunalımla birlik- te Amerika Birleşik Devletlerinde, özellikle özel kesim içinde, önemli bir yer tutmaya başladığını görüyoruz. Kuşkusuz bu ülkede ekonomik yapı ve örgütlenmenin gereği olarak büyük sorumluluklar yüklenmiş bulunan özel kesimin halkla ilişkiler konusunda da önemli yükümlü- lükleri vardı ya da olması gerekiyordu. Bu yükümlülükler Büyük Bu- nalımla Birlikte anlaşılmış oldu.

Büyük Bunalım işçiler, tarımla uğraşanlar kadar öteki tüketici ka- tegorilerini de güç duruma sokmuştu. Ama bu arada büyük sermaye sahiplerinin de durumları pek iç açıcı değildi. Sistemin bir tek öğe- sinde ortaya çıkan aksaklık kısa sürede öteki öğeleri de etkilemiş, dü- zeni bozmuştu. 1920 yılından beri ekonomik ilerlemenin yaratıcısı ola- rak kendilerini gösteren büyük şirketler Bunalımla birükte bütün so- rumluluğu üstlerinden atmaya çalıştılar. Bu şirketler bunalımın so- rumluluğunu kendi dışlarında olan olay ve örgütlere ve özellikle ka- mu yönetimine ve dünyadaki gelişmelere yüklemek çabası içine gir- diler. Sayıları 13 milyona varan işsizler kitlesinin yanında tüm top- lum Bunalımın sorumluluğunu sayıları 200'e varan büyük şirketlere yüklüyordu. Büyük ölçüde ekonomi politikası ile ilgili olan bunalımın en azından toplumsal sorunlarla uğraşmamanın ve bu sorunları gör- mezlikten gelmenin de izlerini taşıdığını belirtmek gerekir. Halkın so- runlarını ve içinde bulunduğu güçlükleri yadsımanm da yarattığı sa- kıncalar bir anda Bunalımı büyük şirketlerin sorunu olmaktan çıka- rıp bir düzen tartışmasına dönüştürmüştür.

Büyük Bunalımla birlikte özel kesim kârdan başka birşey düşün- memiş olmasının cezasını çekmeye başladı. Bu arada kamu yönetimi

(17)

de toplumsal sorunların bir bütün içinde ele alınması konusunda ke- sin yargılara varmış oldu. İşte konumuz açısından 1929 Büyük Buna- lımının en önemli sonucu bu noktada yatmaktadır. Bunalım, insanı ve özellikle iş yerinde çalışanı farklı bir yaklaşımla değerlendirmek ge- rektiği konusunda bir süredir ileri sürülen görüşlere doğruluk kazan- dırdı. Hemen bilimsel çalışmalara -özellikle toplum bilimleri konusun- da- girişildi ve sorunların çözümünde farklı yöntemler kullanılmaya başlandı. Yönetim sürecine yönelik örgütlenme, yönetim ve denetim konularının yaklaşımları, yerlerini 1930'lardan başlayarak psikolojik, toplumsal ve antropolojik incelemelerin daha geçerli olan sonuç ve tekniklerine bıraktılar. Bir başka anlatımla yönetim olayında odak, ör- gütlenme ve denetimden insan faktörüne ağırlık veren sosyo-psikolo- jik sorunlara kaydırıldı. Yine bu tarihlerde yani, 1929 Bunalımını at- latmak için yoğun çalışmaların başlatıldığı 1930'larda, kamu oyu yok- lamaları bugünkü anlamda bulunup uygulanmaya başlandı. Taylorizm terkedilmemekle birlikte onun ilkeleri üzerine "insan ilişkileri" yakla- şımının ilkeleri eklendi.

Bilindiği gibi 1920'lerde Amerika Birleşik Devletlerinde egemen olan "Bilimsel Yönetim Okuluna" göre bir kuruluşun temel amacı kâr elde etmektir. Bunun için olabildiğince verimli çalışmanın sağlanması işçilerin iş başında güdülendirilmeleri ile olanaklıdır. Bu görüş, işçileri ya da çalışanları yalnızca çalışma saatleri içinde değerlendir- memiş, çalışanların sorunlarını örgüt içiyle sınırlandırarak sonuca git- meye çalışmıştır. Bireyi edilgen bir öge olarak gören bu yaklaşımın bir sonucu olarak hem örgüt içindeki insan ilişkileri ve sorunları hem de örgüt-çevre ilişkileri tümüyle bir yana itilmiş, bu tür sorunlar yok sayılmıştır. Bir başka anlatımla Bilimsel Yönetim Okulu bireyin ör- güt dışı sorunlarının (ailesel, toplumsal sorunlar, sendikal ilişkiler vb.) örgüt içi davranış ve çalışmalarını etkilediği gerçeğini gözünden tü- müyle kaçırmıştır. Ayrıca çalışanın toplumsal bir veri olduğu ve çevrey- le sürekli etkileşim içinde bulunduğu gerçeği de çoğunlukla inkar edil- miştir. Büyük Bunalıma kadar etkinliğini ve geçerliliğini sürdüren bu akım, doğal olarak uygulamada da Amerikan şirketlerine yön ver- miştir. Ancak 1929 Büyük Bunalımından sonra ortaya yeni sorunla- rın çıkması ile birlikte çevre öğelerinin, halkla karşılıklı iyi niyete da- yalı ilişkilerin bir örgütün başarısında çok önemli olduğu anlaşılmış ve yine ancak bu tarihlerden sonra çevre ile ilişkilere büyük önem verilmeye başlanmıştır. Halkla ilişkilerin bir toplumsal zorunluluk ola- rak algılanması da zeten bu tarihlere rastlamaktadır. 1920-1929 ara- sında büyük saygınlık gören iş sahiplerinin Bunalımdan sonra ve Bu- nalım sırasında eleştirilmeleri orta büyüklükteki işletmeler açısından

3

(18)

yen isorunlar ortaya çıkarmıştı. Bunları gidermek için yeni girişimler, yeni kampanyalar, kısacası işçi-işveren ve örgüt-çevre ilişkilerine dü- zenlilik getirmek gerekli olmuştu. Böylece firmalar kâr etme çabaları- nın yanında onun sürekliliğini sağlamak ve kendilerini korumak ama- cıyla çevreyi etkileyici yeni çalışmalara gitmek zorunluluğunu duyu- yorlardı.

Bunalımla birlikte sanayiciler, örgüt yöneticileri kendilerinin ay- nı zamanda müşteriler, çalışanlar ve hükümete karşı bazı sorumlu- luklarının olduğunu anlamış oldular. Bunun bir anlamı, şirketlerin, çevreyi etkilemek, onu denetim altında tutmak için girişimlerde bu- lunmaları zorunlu hale gelirken, aynı zamanda mevcut sistemin sü- rekliliği için yönetimin bazı yükümlülüklerini paylaşmak gerektiğini

anlamış olmalarıdır. Bir başka deyişle özel kesim, iyiliksever yatırım- lar olarak nitelenen harcamaları yapmak, araştırma enstitüleri kur- mak, vakıflar tesis etmek, öğrenciler için burslar vermek suretiyle toplumda kendi lehlerine olumlu bir imaj yaratırken, yönetimi de ke- sinlikle yalnız bırakmamaya çalıştı. Özel kesim yönetimin sürdürdü- ğü toplumla ilişkilere düzenlilik getirme çabalarına yardımcı olmaya başladı. Aynı kesim kitle iletişim araçları ile ilişki kurmak, onlardan yararlanmak ve kamuoyunu kendi yararına sonuç verecek biçimde oluşturmak için büyük paralar harcamaya koyuldu.

Kuşkusuz aynı olaylar Kamu Yönetimini de etkiledi ve New-Deal programı (Büyük Bunalımın olumsuz sonuçlarını en aza indirebil- mek için Beyaz Saray tarafından uygulamaya konulan ekonomik ve yönetsel özellikleri bulunan yeni bir program) ile birlikte Yönetim içinde halkla ilişkiler fonksiyonunun özel bir yer tutmaya başladığı- nı görüyoruz. Beyaz Sarayda sık sık düzenlenen basın toplantıları halk dileklerini saptama komiteleri ve bunların sürekli bir nitelik kazan- ması ancak 1929 Bunalımından sonra görülmeye başlanmıştır. 1940 ve daha sonraları televizyonda halk sohbetleri, halka verilen önemi belirten mesajlar, ancak 1929 Bunalımının yaratmış olduğu tehlike ve halkın sorunlarına eğilmemenin, gizliliğin biran önce ortadan kal- dırılmasına yöneticilerin inanmış olmalarının bir kanıtıdır. Liberal ka- pitalist sistem Büyük Bunalımla önemli bir tehlike atlatmış oluyor ve bu tehlikeden kurtulmak ve bir daha böyle olaylarla karşılaşma- mak için sistem belirli rötuşları ve sistemik değişiklikleri yapıyordu.

Ancak Bunalımdan sonradır ki halkla ilişkilerin o zamana kadar kesik kesik yürütülen kampanya biçiminde değil, sürekli olması ha- linde bir anlam ifade edeceği ve kendinden bekleneni verebileceği an- laşılmıştır. Bunalımla birlikte firmaların halka bilgi vermeleri, çev-

(19)

reyi aydınlatmaları bir zorunluluk olmuştu. Böylece, o günlere kadar kesik kesik uygulamalar ve özellikle duyuruya (tek yönlü mesajlar) önem veren anlayış yerini sürekli olarak yerine getirilmesi gereken halkla ilişkiler anlayış ve uygulamasına terketmiş bulunuyordu. Jean Meynaud'nun deyimiyle:

"1929 Büyük Bunalımının başlamasından ve sürüp gitmesinden kapitalizmi temize çıkarmak için büyük bir kampanyaya girişildi. Başkan Roosewelt'in, New-Deal programından sonra serbest teşebbüs değerine olan inancı Ame- rikalılara yeniden aşılamak için yoğun bir çaba harcanmaya başlandı. Ya- rarlanılan bütün haberleşme araçlarını ve geliştirilen teknikleri, bu arada halkla ilişkileri de kullanarak kamuoyunun oluşmasında payı olanlarla ve yığınlarla uğraşılmaya başlandı. Bu çaba günümüze dek de artan bir oran- da sürerek geldi."

Bunun yanında 1929 Bunalımı ile halkla ilişkiler uygulaması top- lumsal bir içeriğe kavuştu ve bu alandaki çalışmalardan somut so- nuçlar almdı. Hemen eklemek gerekir ki, özel kesimin öncülük rolü halkla ilişkilerin Kamu Yönetiminde de aynı biçimde anlaşılması so- nucunu doğurdu. Özel kesimin halkla ilişkiler uygulamasının Kamu Yönetimine etkisi 2. Dünya Savaşı sonuna kadar yani, Kıta Avrupa- smda halkla ilişkilerin bir yönetim işlevi olarak benimsenmesine ka- dar devam etti. Daha sonraları hemen hemen tüm ülkelerde halkla iliş- kiler hem eylemci birim hem de kurmay birim görevi olarak benim- sendi.

Günümüzde halkla ilişkilerin özel kesim uygulamasının en etkili ve ilginç örnekleri yine Amerika Birleşik Devletlerindedir. Ancak İkin- ci Dünya Savaşından sonra çokuluslu petrol şirketleri aracılığıyla Ka- ra Avrupasma getirilip uygulama alanı bulan halkla ilişkiler, bu kı- tadaki ülkelerde kökü oldukça eskilere giden yönetim-yönetilen ikili- ğinin doğurduğu sertliği yumuşatacak, sistemin yaşamını bir süre da- ha sağlıyabilecek, ilişkilere iyileştirme getirecek bir araç, daha doğ- rusu araçlardan biri olarak görülüp değerlendirilmiştir, özel kesim uygulaması bir yana itilmemekle birlikte, kamu yönetimindeki uygu- lamasına özen gösterilmiş, ağırlık verilmiştir. Halkla ilişkileri Ameri- ka Birleşik Devletlerinden görüp almalarına karşılık, uygulamada onu kendi ekonomik ve toplumsal yapılarına ve yönetsel sistemlerine uyar- layan Kara Avrupası ülkelerinde son yıllarda özellikle yönetimin halk- la ilişkileri konusunda ilginç örnekler yaratılmış, araştırmalar yapıl- mıştır.

Ülkemizde kamu yönetiminin önemli bif sorunu olan halkla iliş- kilere son yıllara kadar gereken önemin verilmediğini bilmekteyiz. Ge- rek akademik düzeyde gerekse yönetim içinde konuyu inceleyen çalış- 5

(20)

malar yok denecek kadar azdır. Başka ülkelerde halkla ilişkiler uygu- lamasının varlığı bilinmesine karşın toplumsal ve yönetsel sistemimiz böyle bir uygulamaya gereksinme duymadığı için yönetimde halkla ilişkiler sürekli olarak bir yana bırakılmıştır. Çünkü planlı toplumsal faaliyetin doğması kuşkusuz başka ülkelerdeki örneklerin varlığından çok o sistem içinde böyle bir toplumsal faaliyete gereksinme duymaya bağlıdır. Bu sorunu daha sonra ayrıntılı tartışacağız, ancak şimdilik hemen belirtelim ki, böyle bir gereksinmenin varlığı sonucundadır ki, öteki ülkelerdeki uygulamalardan esinlenme ve yararlanma olanağı ortaya çıkmakta ve kopye etme o zaman anlamlı olmaktadır. Tıpkı Ka- ra Avrupası ülkelerinin halkla ilişkiler uygulama ve anlayışını başlan- gıçta dışardan yani, Amerika Birleşik Devletlerinden almış olmaları gibi. Nitekim Amerika Birleşik Devletlerinde halkla ilişkiler uygula- masının içerik kazanması nasıl ki 1929 Bunalımı ile başlıyorsa, ülke- mizde de aynı uygulamaya gereksinme duyulması 1950 olayı ve 1961 Anayasasından sonra ortaya çıkan değişikliklerle olmuştur. Bu konu- ya ilerde ayrıntılı olarak yer vereceğiz. Yani halkla ilişkiler konusun- da 1929 Büyük Bunalımının Amerika Birleşik Devletleri için, İkinci Dünya Savaşının Kara Avrupası için getirdiklerini Türkiye için 1950 Demokrat Parti olayı ve özellikle 1961 Anayasasının yürürlüğe girme- si getirmiştir.

Bu tarihlerden sonra giderek güçlenen özel kesim, kendi savun- masını, giderek örgütlenmeye başlayan toplumun çeşitli katmanları- na karşı yapabilmek için halka ilişkileri kullanabileceği yöntemlerden biri olarak benimseyip uygulamaya koymuştur. Kuşkusuz Türkiye'de özel kesimin gelişimini 1960 olaylarına bağlamıyoruz. Ancak 1950'ler- den 1960'lara kadar özel kesimin toplumsal engellemelerle ve güçlük- lerle karşılaşmadığını da belirtmemiz gerekir. Örneğin 1950'li yıllarda işçi sınıfı hareketi, sendikal hareketlerin yok denecek kadar cılız ol- duğu bilinmektedir. 1960'dan sonraki değişmeler, toplumu saran kat- manların örgütlenmesi hareketi, özel kesimi daha titiz, duyarlı dav- ranmaya zorlamıştır. Özel kesim bu tarihlerden sonra toplumsal olay- lara daha duyarlı olmuş, kamuoyu karşısında daha titiz ve onun öne- mini anlamış olarak daha gerçekçi davranmaya çalışmıştır. 1961 Ana- yasasının yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan yeni anayasal hakların kullanımı, baskı kümelerinin hızlı gelişimi ve toplum içinde bir mantar gibi türemeleri ve en önemlisi artan etkinlikleri, halkın değişik siyasal seçeneklerle siyasal iktidara karşı koyma gücüne eriş- meleri ister istemez Kamu Yönetimini de harekete geçirmiştir. Bu ko- şulların bir sonucu olarak özel kesim gibi Türk Kamu Yönetiminde de halkla ilişkiler sürekliliği olan ve önemli bir yönetsel görev olarak

(21)

benimsenmiştir. Hiç kuşkusuz bu oluşumda, ilerde de belirtileceği gi- bi, kitle iletişim araçları ve bunların teknolojisinde meydana gelen gelişmelerin büyük rolü bulunmaktadır.

Öteki ülkelerde olduğu gibi Türk Kamu Yönetiminde de gözlem- lenen yapısal genişlemelerin bir bölümü halkla ilişkiler anlayışının yönetim içine yansımasının ya da yerleşmesinin bir sonucudur. Hızla artan halkla ilişkiler birimlerinin yalnızca merkezi yönetimde sayıla- rı 100'ü aşmıştır. Basın büroları, halkla ilişkiler. büroları, karşılama servisleri kurulmuş, kitle iletişim araçları ile kamu yönetiminin iliş- kilerinde gözle görülür bir değişiklik ortaya çıkmıştır.

Yönetimin olduğu kadar özel kesimin halkla ilişkilerinin düzenli bir çaba olarak ortaya çıkması birbirini tümleyen teknolojik, toplum- sal değişikliklerin bir sonucudur. Her ülkede olaylar ve tarihler fark- lı olmakla birlikte bu değişiklikler başlıca dört noktada toplanabilir :

1. İdeolojik Devlet Faaliyetinin Önem Kazanması

İçinde yaşadığımız çağda devletin en belirgin özelliklerinden biri, toplumsal sorunların çözümü için kullandığı yöntemlerde geçen yüz- yıllara oranla önemli değişiklikler yapmış olduğudur. Feodal ya da salt liberal düzende uygulanandan farklı olarak günümüz devleti yö- netilen üzerindeki fiziki baskısını göreli olarak azaltmıştır. Devlet, ne fiziki baskıyı aşırıya götürebilecek güce erişebilmiştir, ne de liberal dü- zende olduğu gibi toplumsal olaylara seyirci kalmaya devam etmekte- dir. Ancak geçen çağda devletin sık sık kalkıştığı fizik baskı önemli ölçüde azalmıştır. Devlet yönetilenin denetimini artık ilk elde bas- kıcı devlet yöntemlerine (polis, jandarma baskısı, kuralsız yargılama geleneği, isteğe göre değişen yargılama biçimleri vb. gibi yöntemler) başvurarak sağlamaktan çok, çağdaş gelişmenin yarattığı teknoloji- leri kullanarak ideolojik araçlara başvurarak sağlamaktadır. Düzenin korunması ve yaşatılması ereğiyle yönetilen üzerinde tutulan fizik bas- kısı ikinci sıraya itilmiştir. Geçen yüzyıllardan farklı olarak günü- müz devleti, halkın denetim altında tutulmasını daha çok ideolojik araçları kullanarak sağlamaya çalışmaktadır. Günümüzde devlet "zor"

kullanmaktan çok (baskıcı devlet işlevleri), ideolojiyi kullanarak yö- netileni belirli sınırlar içinde tutmaya çalışır. Devletin ideoloji kulla- narak varlığını sürdürmesini sağlayan araçlar da şöyle sıralanabilir : Eğitim kurumları, aile sistemi, hukuk sistemleri, değişik partileri içe- ren siyasal nitelikteki sistemler, sendikal sistem, kitle haberleşme araç- ları, kültürel sistemler. Görüldüğü gibi bu sistemlerin bir kesimi salt devlet ideolojik araçları niteliğinde değildir. Örneğin dinin devlet dı-

(22)

şı bir görünümü vardır. Buna aile sistemini de eklemek yanlış olmaz.

Ancak devlet mevcut sistemi dolayısıyla kendisine dayanan güçlerin varlığını sürdürebilmek ve yönetilen üzerinde baskı kurabilmek, de- netim kurabilmek için bu araçları da rahatça kullanabilmektedir.

Hemen eklemek gerekir ki devletin korumakla yükümlü olduğu toplumsal düzeni silaha, zora dayanan baskıyla sürdürdüğüne rastla- nır. Özellikle ülke içi olaylarda baskıcı yönetimin araç ve yöntemleri halkın üzerinde (denetlenmesi gereken yığınlar üzerinde) etkili bi- çimde kullanılırlar. Ancak bu görev, çağımız devletinin elinde bulu- nan ve yeni gelişmelerin ona verdiği (teknolojik) olanaklarm yeter- siz kalması durumunda yerine getirilir. Bir başka anlatımla, çağdaş devletin elinde toplumu denetlemede daha etkili biçimde kullanabi- leceği, yığın iletişim araçları, eğitim sistemi (ilkokuldan başlamak üzere tüm okullar ve öteki eğitim kurumlan) gibi araç ve olanaklar bulunmaktadır. Bu araç ve yöntemler devletin savunucusu olduğu ideolojiyi yönetilene aşılamada dolayısıyla sistemin kendini yeniden üretmesinde etkili ve başarılı olmaktadır. Bunların kullanımı ile dev- let toplumsal düzeni sürdürmek olanağına kavuşmakta, çağlardan be- ri devletin elinde en güçlü araç olarak bir çok görevi yerine getirmiş olan fizik baskı yöntemleri (zor kullanma) ikinci sıraya geçmektedir.

Tekrar belirtelim ki ideolojik devlet aygıtları - baskıcı devlet işlevleri ayrımında bir taraf tümüyle ortadan kalkmış değildir. Daha açıkça- sı baskıcı işlevler günümüzde ortadan kalkmamış, ancak ikinci sıraya itilmişlerdir. Gerektiğinde kullnılmak üzere bu araçlar ve yöntemler bütünü, devlet elinde bekletilmektedir. Ve az gelişmiş ülkelerin çoğun- da sık sık da kullanılırlar.

Ekliyelim ki ideolojik devlet çabası yeni doğmamıştır. Başat üre- tim biçiminin egemenliğini pekiştirmek ve doğruluğunu kanıtlamak ve görünürde sakıncalı olan yönlerini gizlemek için ideolojik devlet çaba ve yöntemlerine her zaman gereksinme duyulmuştur. İçinde ya- şanılan düzenin halk tarafından olumlu olarak değerlendirilmesini sağ- lamak için yine var olan üretim biçiminden kaynaklanan ideolojinin yığınlara aşılanmasının her dönemde önemli bir yeri bulunmaktadır.

Yığınlara kimi kez farkında olmadan bir yaşama biçimi olarak em- poze edilen ideolojinin düşünceyi ve dünyayı algılama biçimini bir ağ gibi sarması tümüyle yukarda saydığımız araçlar sayesinde ve yıllar içinde gerçekleştirilen çaba sonucunda mümkün olabilmektedir. Bu nedenle ideolojinin kendi başına tarihi bulunmaz. (*) Ancak kimi dö-

(*) İdeoloji yanlış ya da doğru değildir. Çünkü insanların kendi varoluş koşul- larıyla aralarındaki hayali ilişkiden doğmaktadır. Bir başka anlatımla insan- larla varoluş koşulları arasında yaşanan ilişkiye ideoloji denir. Ancak ya-

(23)

nemlerde devletin işlevleri arasında çok özel bir yer tutar. Devletin sınıf savaşmı egemen üretim biçiminin kabul edilebilir sınırları için- de tutarak toplumsal oluşumun tutarlılığım sağlaması ve egemen top- lumsal ilişkileri yeniden üretmesi ya da üretilmesine yardımcı olma- sı ideolojik çaba ile gerçekleşebilir. Çünkü ekonomik yapı tek başına kendini ve sistemi yeniden üretemez. Bugünden yarma, bir kuşaktan öteki kuşağa aynı beceri, bilgi ve formasyonun aktarılması için yani her dönemde belirli ekonomik faaliyetin yapılabilmesi için dönemler arasında geçişi sağlayabilecek bir mekanizmaya gereksinme vardır.

Bu mekanizma ideolojik yapı olarak belirir. Zaten ekonomik yapı ve faaliyetler kendilerini yeniden ve sistemi yeniden üretebilselerdi ide- olojik faaliyete kuşkusuz gerek kalmayacaktı. Hatta devlete bile. An- cak toplumsal sistemin sürekliliğini sağlayan, yeniden üretimi yüklen- miş ideoloji yukarda da belirttiğimiz gelişmelerin sonucu olarak ça- ğımız devlet işlevleri arasında ilk sırayı almış bulunmaktadır..

Bu sıra değişikliği, bir yandan teknolojik gelişmenin, bir yandan da yönetilen kümelerinin özgürlükleri için verdikleri savaşımm bir sonucudur. Devletin zor kullanan, zora dayalı baskıcı işlevlerine kar- şı çıkılmasıyla ortaya çıkan boşluğu, devletin ideolojik çalışmalara önem veren arayışları ve ideolojiyi kullanmasını kolayca sağlayabilen teknolojiler doldurmaya başladı. Örneğin eğitim sistemi (özel ya da kamunun eğitim kurumları, başta ilkokul olmak üzere okullar), siya- set sistemi, sendikalar ve çağımıza özgü olağanüstü gelişimiyle yığın iletişim araçları devletin ideolojik çalışmasının odaklaştığı araçlar ol- dular.

Bu kurumlar kuşkusuz yeni doğmamıştır. Ancak işlevlerinin öne- mi artmış, Yirminci yüzyıl bu işlevlerin yerine getirilmesini kolaylaş- tırıcı teknolojik olanakları yaratmıştır.

Ağırlık, baskıcı devlet işlevleri olarak nitelendirilen ve yönetilen üzerinde fiziksel baskı (zor kullanma) kurmayı amaçlayan görevler- den topluma belirli ideolojiyi aşılamaya yönelik ve toplumsal etkileri çok daha önemli olan görevlere geçmiştir. Yirminci yüzyıla özgü olan

şanan ilişkiden doğru bilgi çıkmamaktadır. Doğru bilgi teorik inşaanın so- nucudur. Ama teorik bilgi ile ideolojik bilgi arasında da biri öbürünün doğ- rusu ya da yanlışıdır gibi bir ilişki kurulamaz. Aralarında bir nitelik ayrı- mı vardır. İdeoloji insanın koşullarıyla yaşanan ilişkiden doğduğu için ka- palı bir düşünce ve algılama biçimidir. Öte yandan ahlaki-pratik bir biçim- de toplumları yaşatan bir düşünce tarzıdır. Bknz: A. ALTHUSSER, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları (Çev. Y. A l p - M . Özışık), Birikim Yayınlan, İstanbul 1978.

(24)

toplumsal devlet anlayışı ile bağdaştırarak bu görevsel değişimin ne- denleri kısaca üç noktada özetlenebilir :

Bunlardan ilki Ondokuzuncu yüzyılda doğan siyasal akımların, li- beral düzen ve sistemlerine karşı yeni bir görüş ve cephe oluşturma- sıdır. Bu akımların kısa sürede yoğunluk kazanıp, yayılması toplumun alt sınıflarınm kapitalist sistem karşısına siyasal planda yeni ve apay- rı seçenekler ve çözümler öneren bir güç olarak çıkmasına yol açmış- tır. Önerilenler de özde kapitalist düzenin savunduğu ilkelerden, de- ğerlerden farklıdır .Örneğin marksizm olgusunda olduğu gibi. Bu du- rumda devlet ve kapitalist sistemin öteki unsurları, kendi savunduk- larına ters düşen görüşlerin yanlış ve geçersiz olduğunu göstermek ve bunu halk nazarında kanıtlamak için yoğun bir ideolojik savaş baş- latmak, kampanya açmak zorunda kalmıştır.

İkinci olarak, yönetilenler, devletten eskiye oranla değişik bir an- layış ve değerlendirme ile birlikte, kendini memnun edecek eylem ve işlemler, daha doğrusu hizmetler ister olmuştur. Bir başka anlatımla halk hangi sınıftan olursa olsun devleti kendi yanında görmek iste- mekte ve bunun kanıtı olarak temel gereksinmelerden başlayıp eğit- sel gereksinmelerinin karşılanmasına kadar uzanan bir dizi içinde dev- letten belirli somut hizmetleri, görevleri yerine getirmesini beklemek- tedir.

Ondokuzuncu yüzyılın Liberalizmi sorunları sürekli olarak ekono- mik açıdan görmüş, toplumsal sorun diye bir sorunun varlığmı sürek- li olarak inkar etmiş ya da bu sorunlan, bireylerin tek başlarına eko- nomik güçleri ile çözmelerine bırakmıştır. Bireyin sorunlarına birçok açıdan eğilme gereğinin anlaşılması ancak çağımızın başında anla- şılmıştır. Bu aşamaya gelinmesinde başta da belirttiğimiz gibi 1929 Büyük Bunalımının büyük bir etkisi olmuştur. Yine bu dönemdedir ki, yönetilen, de ipso ve de facto (fiilen ve hukuken) "birey" statüsün- den "vatandaş" statüsüne geçmiştir. Ondokuzuncu yüzyılın liberaliz- minin toplumsal sorunları yalnızca ekonomik özgürlüklerle çözme ge- leneği yıkılmış, yerini bireyi toplumsal bir öge olarak görme anlayı- şı almıştır. Devletle ilgili fakat onun dışında oluşan bu değişiklik dev- leti, o güne kadar kullandığı yöntemlerde bazı değişiklikler yapmaya ittiği gibi, bireyi aktif ve hareketli toplumsal bir öge olarak görme zorunda da bırakmıştır.

Üçüncü nokta, yönetileni baskıcı devlet yöntemlerine başvurmak- sızın denetleyebilecek araçların oluşumu ve bu araçlarla ilgili tekno- lojik gelişmelerin çağımızda birbirini izlemesidir.

(25)

Somut bir güç olarak devlet çok iyi anlamıştır ki (*), toplumsal akımlar, o andaki siyasal ve ekonomik düzene karşı bir tepkidir. Bu akımlar siyasal demokrasiye, tekelcilik ve ekonomik liberalizme bir karşı çıkıştır. Böylece çağdaş devlet bir yandan tekelciliğin görünürde- ki sakıncalı olan yönlerini ve sivri gelen uçlarını törpüleyip gizleme- ye çalışırken, öte yandan çevrenin gereklerine uyarak yeni bir ideo- lojik (kültürel oluşum) mücadele dönemine girmiştir. Bazı yazarlar çağımızı ideolojilerin batış çağı olarak nitelerler. Kuşkusuz Ondoku- zuncu yüzyılı önemli bilimsel yöntem ve yaklaşımların yaratıldığı bir çağ olarak niteliyebiliriz. Bu çağda Yirminci yüzyılda ideoloji olarak üzerinde çok uğraşılan yeni bir bilimsel yöntemin yaratıldığı bir ger- çektir. Ondokuzuncu yüzyıl ideolojiler çağı olmuştur, ancak bu ideolo- jiler üzerinde titizlikle durulan ve uğraşılan çağ Yirminci yüzyıldır.

Ayrıca ideoloji üzerine eğilmenin, ideolojik boğuşmaların daha da kes-- kinleşeceği kaçınılmaz görülmektedir. Bu gelişmeden hareket ederek ideolojik devlet yapı ve faaliyetlerinin daha da yoğunlaşacağını ileri sürebiliriz. İnsanın içinde yaşadığı sistemle özdeşleştirilmesi, yönlendi- rilmesi düzenin bir parçası haline getirilmesi öncelikle ideolojik araç ve yöntemlerle gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu, çağdaş hukuk düzeni ve anlayışının da izin verdiği ve doğal karşıladığı bir girişim- dir. Böyle olunca ideolojik faaliyetlerde bulunan devlet ve devlet dışı güçler sürekli olarak çoğalacak, ön çatışma tümüyle ideolojik alanda olacaktır. Bu nedenle de baskıcı devlet işlevleri giderek önemlerini de- ğil, fakat kullanılabilirliklerini yitirme durumunda kalmaktadırlar.

Ancak bunun temel koşulu hiç kuşku yok ki, devletin ideolojik giri- şimler ve çabalarla istediğini elde edebilmesi, toplumu yönlendirebil- mesi ve karşıt görüşlülerin de mücadeleyi ideolojik alanda vermeyi önkoşul olarak kabul etmiş olmalarıdır. Hiç kuşkusuz bu kuraldan be- lirli dönemlerde tümüyle ya da kısmen vazgeçilmektedir.

Günümüzde hiçbir yönetimin baskıcı yönetim görünümüne girmek- ten hoşlanmadığını, daha çağcıl olan ideolojik çaba ve çalışmalarla yönetileni istenilen sınırlar içinde tutmayı yeğlediğini de belirtmek gerekir. Çağdaş devlet, ilk elde baskıcı devlet yöntemlerine, halkm üze-

(*)Devleti somut bir güç olarak tanımlamamız onu tek başına belirleyici bir güç olarak gördüğümüz anlamına gelmemelidir. Biz, devleti yalnızca araçsal ola- rak almadığımız gibi tek başına belirleyici olarak da nitelemiyoruz. Devlet, arkasında topluma egemen olan sınıfın bulunduğu bir yapı ve işlevler bü- tünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal olaylar karşısında bu yapı ve görevler bütünü bağımsız bir erk gibi davranabilmektedir. Ancak bu göreli bağımsızlığın (özerkliğin) ilk elde belirtisi olan eylem ve işlemler, egemen sınıfların çeşitli kümelerinin yönetimle kurdukları karmaşık ve çıkara dayalı ilişkiler sonucu yeniden aynı sınıfa çıkar sağlar duruma gelmektedirler.

(26)

rinde zor kullanmaya gereksinme duymaksızın varlığını ve toplumsal düzeni sürdüren devlettir.

Tekrar edelim, devlet böylesi bir konumu bir yandan toplumsal devlet anlayışının gereklerini yerine getirerek, öte yandan da yoğun bir ideolojik çaba harcayarak sağlamaktadır.

Halkla ilişkiler tekniği içinde odaklardan biri olan yığın iletişim araçlarının devletin ideolojik çabasında özel bir yeri vardır. Bu özel yer, yığın iletişim olayının yaygınlığı kadar yoğunluğu ile de ilgilidir.

Etkisi, bireyin günlük yaşantısının her anında ve her yerde kendisini belli eder. Wilbur Schramm, değişik bir yoruma girmekle birlikte yı- ğın iletişim araçlarının işlevlerinden en önemlisinin topluma inanç aşılama olduğunu belirterek şunları yazmaktadır :

''Topluma katılan yeni üyeleri eğitmek ve eski tecrübelerden haberdar etmek fonksiyonu ise, bugün büyük bir kısmıyla eğitim kurumlan ve kitle ileti- şim araçları (radyo, televizyon, film, yazılı basın vb.) tarafından yerine ge- tirilmektedir. Artık bilgi edinmek ve eğitilmek ihtiyacı çocukluğun sona er- mesi ile ortadan kalkmamaktadır. Bu nedenle yaşlıların ve olgun kişilerin eği- tildikleri kurumlar tesis edilmiş, yeni eylem türleri icad edilmiştir."

Halkla ilişkiler tekniği içinde önemli bir yer tutan yığın iletişim olayı, en açık deyimiyle halkla ilişkilerde de tıpkı ideolojik çabada ol- duğu gibi inanç aşılamanın etkeni olmakta; ister istemez halkla iliş- kileri, devletin ya da özel kesim kuruluşlarının ideoloji aşılamayla il- gili çabalarıyla ilişkilendirmeyi gerektirmektedir. Halkla ilişkiler uy- gulamasıyla ideolojik eylemler aynı araçlar üzerinde birleşmektedir.

Bu çakışmanın en açık yorumu, çok geniş bir uygulama alanı bulunan ideoloji aşılama çalışmaları içinde, halkla ilişkiler olgusunun ancak bir bölüm oluşturmasıdır. Nitekim aynı görüşü savunan Jacques Ellul, bireyi içinde yaşadığı sisteme uyarlamak, onun savunucusu yapmak için kullanılan yöntemlerden söz ederken, halkla ilişkileri de anmakta, onu ideolojik çabanm bir alt başlığı olarak nitelemektedir.

Halkla ilişkilerin önemli bir bölümü, belirli bir örgüt ya da mer- kezden çevreye bilgi vermekle ilgilidir. Yığın iletişim araçlarından ya- rarlanarak çevreyi kimi kez aydınlatma, kimi kez de eylemlerin ge- rekçelerini açıklama halkla ilişkiler uygulamasının önemli yönüdür.

Bu oluşum ideolojik devlet çabasının önemiyle doğru orantılıdır.

Ortaya çıkan bu ilk yönüyle halkla ilişkiler yoğunlaşan yığın ile- tişim olayı içinde yer alan, ideolojik boğuşmada kamu kesimini ya da özel kesim anlayışını benimsetmeyi ve toplumsal uzlaşmayı (consensus) sürdürmeyi amaçlayan bir çabadır.

(27)

2. Yönetsel Etkinliği Artırma Zorunluluğu

Hemen belirtelim ki, halkla ilişkiler yalnızca ve tümüyle ideoloji aşılamaya dönük bir çaba değildir. Çünkü halkla ilişkiler uygulaması yalnız yığın iletişim olayı ile gerçekleşmez. Halkla İlişkilerin bu alan dışında kalan boyutları da bulunmaktadır ki, bazı ülkelerdeki uygu- lamada bu ikinci yönün oldukça büyük bir ağırlığı bulunmaktadır. Bu yönüyle halkla ilişkiler, yönetimin bihne-tanıma eksikliğini gidermek, yönetilenlerle sorumluluğu bölüşmek, değişen çevre koşulları ve on- larla ilgili halk isteklerini öğrenmek için yürütülen bir çabadır. Top- lumsal katmanların isteklerinin yönetimce öğrenilmesi ve çevreden edinilecek bilgilerin yönetimce değerledirildikten sonra eyleme dönüş- türülmesi gereği, halkla ilişkileri yönetsel etkinliği artırmak amacıy- la da kullanmayı gerektirmiştir. Ancak yönetimdeki tauıma-bilme ek- sikliğini gidermeyi, yönetilenin tüm isteklerinin yönetsel eylem ve iş- lemde yer alacağı, alması gerektiği biçiminde anlamamak gerekir.

Amaç, karar verme yetkisi yönetimde kalmak koşuluyla halkın istek- lerini öğrenip, bu istekleri yönetsel gereklerle bağdaştırabilmekdir.

Bu girişimde devletin ideolojik çabalarına ve bu çabalardan elde edil- mek istenen amaca ters düşecek bir uygulama söz konusu değildir.

Toplumun tüm kesimlerinin oylarını öğrenmek, kararlan toplumsal uzlaşmayı bozmayacak ya da uzlaşmaya açıkça ters düşmeyecek bi- çimde oluşturmak hem yönetsel bir görev hem de toplumsal bir zo- runluluktur. Bu aşamada halkla ilişkiler yönetime çevre ile etkileşme olanağı sağlamaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkacak karar, en açık terimle uygulanabilirliği olan karardır. Böylece halkla ilişkiler, yönetimin yanlış yapma olasılığını azaltan, çevre ile değişik biçimler- de ilişki kurmaya yönelik yöntemler bütünü olmaktadır.

Halkla ilişkilerin yönetsel etkinliğe yardım etmek amacıyla kul- lanııhı daha çok merkezi yönetimi güçlü, merkezden yönetim geleneği- ne bağlı ülkelerde, özellikle Fransa'da yoğundur. Fransa'da sürekli olarak eleştirilen merkezi yönetimin doğurduğu katılığı giderme ve çevre ile etkileşimine düzenlilik getirmek için, halkla ilişkilerin yığın iletişim olayı ile ilgili geleneksel boyutlarına bazı eklemeler yapıldığı bilinmektedir. Yönetimin yapısal ve görevsel aksaklıkları ve bunun çevre üzerindeki olumsuz etkisi halkla ilişkiler aracılığıyla olabildiğin- ce azaltılmaya çalışılmaktadır.

3. Yönetimin Karmaşıklaşmasının Olumsuz Sonuçlarını Gidermek Yirminci yüzyılın devleti birleştiricidir. Yönetilenleri, toplumsal uz laşınm benimsediği ideolojik alan içinde tutmaya çalışır. Ancak açık-

(28)

tır ki, salt ideolojik çaba, yönetilen kümelerini denetlemeye, onları is- tenilen sınırlar içinde tutmaya yetmez. Çağdaş devletin en önemli amaç- larından biri olan toplumsal refah, iç sürtüşmelerin azaltılması, yalnız- ca ideolojik devlet çabalarıyla gerçekleştirilmemektedir. Devlet, yöneti- leni kollayıcı görevleri yüklenmek zorunda kalmıştır. Geçen yüzyılda işçi olaylarının doğuşu, toplumculuğun yayılışı hem toplumsal sorunlar üze- rine eğilmeyi gerektirmiş, hem de süreci hızlandırmıştır. Sonunda ge- leneksel devlet görevlerine ek olarak, yeni görev türleri oluşturulmuş ve bunun doğal sonucu olarak da, yönetim aygıtı nitelik ve nicelik açı- dan gelişme sürecine girmiştir. Devlet aygıtının büyümesi bunlarla da kalmamıştır. Teknolojik gelişme, müdahaleci devlet uygulaması, top- lumsal devlet aygıtını kolayca anlaşılamayan, çözümlenmesi güç bir mekanizma durumuna getirmiştir. Bunun yanında çağdaş yaşamın gerektirdiği uzmanlaşma da, devlet görevlerinin artmasının, devlet ay- gıtının genişlemesinin bir başka nedeni olmuştur.

Yönetim aygıtında ortaya çıkan bu değişiklikleri birkaç sayı ile gözönüne sermekte yarar vardır : Kamu görevlileri sayısmda geçen yüzyıla oranla geometrik bir artış olmuştur. Fransa da 1839'da 150.000 olan kamu görevlisi sayısı 1913'de 370.000'e, 1972'de ise 2.017.000'e ulaşmıştır. Ülkemizde 1910 yılında 137.000 olan kamu görevlisi sayı- sı, 1970'de 655.000'e çıkmış bulunmaktadır. Teknolojik gelişmenin en yoğun olduğu son kırk yıl içinde Türk kamu görevlisi sayısı altı kat- tan daha çok artmış bulunmaktadır. 1977'lerde kamu görevlisi sayısı 1.000.000'u aşmıştır. İçinde bulunduğumuz yıl içinde ise kamu görev- lilerinin toplam sayısının 1.200.000 dolayında olduğu belirtilmektedir.

Kamu yönetimindeki yapısal değişiklikler de, yönetimin karma- şıklaşmasında önemli bir etmendir. 1920 yılında 10 olan örgütlü ba- kanlık sayısı bugün 30'u aşmıştır. Bakanlıklarda Örgütlenmenin, kat- manlaşmanın giderek yoğunlaştığı son elli yıl içinde Türk kamu yö- netimi; ekonomik devlet girişimleri, özerk kuruluşlar ve bağlı kuru- luşlarla birlikte 260 birimi olan karmaşık bir yapı oluşturmaktadır.

Yönetim bilimciler yüzyılımızı yönetsel çağ olarak nitelerler. Bu- nun belirgin anlamlarından biri de sınırlayıcı, hizmet götürücü ya da satıcı olan kamu örgütlerinin çok büyük boyutlara ulaşması, her za- man ve her alanda kendilerini hissettirmeleridir. Sözünü ettiğimiz de- ğişme ve gelişmeler, kamu yönetiminin doğal olarak karmaşık bir ya- pıya ulaşmasının başlıca nedenleridir. Ayrıca belirtelim ki, bu deği- şiklikler gelişmeler tüm ülkelere özgü evrensel bir olgudur.

Yönetimin eylem ve işlemlerini birbirleri ile ilişkilendirmek, birim- lerin yapı ve işleyişlerini, saptayıp açıklamak olanaksız olmuştur. Bu

(29)

dev yapıyı anlamak, tanımak; ona başvuracak, onunla yaşantısının her döneminde ilişki kurmak zorunda olan yurttaşlar için ortaya çıkan ilk güçlüktür. Tanıma-bilme eksikliği bazı yönetilen kümelerinde öy- lesine güçlü, öylesine belirgindir ki, alışılagelmiş yönetim birimleri dı- şında kalan birimlerle ilişki kurmak asıl yönetsel sorunu aşacak, onu ikinci sırada bırakacak kadar önemli bir güçlük yaratmaktadır. Kimi kez değil sokaktaki adam, uzmanlaşmış kişiler bile, yetkili yönetsel bi- rimle ilk ilişkiyi kurmakta, tanıma-bilme eksikliğini gidermekte büyük zorlukla karşılaşmaktadır. Neden ne olursa olsun, nicelik değişmeleri ile birlikte artan bir nüfusa hizmet götürecek yönetimin görevlerindeki nitelik değişiklikleri, yönetim-halk ilişkisini değişikliğe uğratmış, kı- sacası bu ilişkiyi güçleştirmiştir.

İşte böyle bir ortamda, halkla ilişkiler uygulaması, ortaya çıkan ilişki güçlüklerini çözmeye yönelik, planlı ve doğal olarak sürekli bir çaba olmuştur. Bu girişimde amaç, yönetimin yapı ve işlevleriyle bir- likte tanıma, dolayısıyla ilk ilişki güçlüklerini ortadan kaldırmaktır.

Bu amaçla bazen yığın iletişim araçlan kullanılır. Ancak sorunun önemli bir kesimi de yüz yüze ilişkilerle çözülmeye çalışılır. Bu aşa- mada yönetici, yalnızca yönetsel gereği yerine getiren bir kamu gö- revlisi dışında, yönlendiren, açıklayan halkın işini kolaylaştıran bir öğe- dir. Böylece halkla ilişkiler uygulamasında halkın aydınlatılması ola- yı yalnızca yönetimin ne yaptığını açıklamak değil, fakat aynı zaman- da yönetimin yapısından ileri gelen güçlükleri yenmek için halka bil- gi aktarmak gibi zorunlu bir çabayı da içermektedir. Halkın aydınla- tılması teriminden bireyleri kendi yönetsel sorunlarının çözümünü ko- laylaştırıcı bilgilerle donatmak da anlaşılmalıdır.

4. Örgütlerle Toplum Arasında Karşılıklı Güvene Dayalı İlişkiler Geliştirme Zorunluluğu

Günümüzde toplumun değişik kesimleri ile özel ya da kamusal kuruluşlar arasında karşılıklı güvene dayalı ilişkiler geliştirme zorun- lu hale gelmiştir. Yirminci yüzyılda yönetilenlerin geçen çağlarla kı- yaslanmıyacak ölçüde belirli bir bilinç düzeyine erişmeleri ve bu ge- lişmenin toplumda yer alan örgütleri etkilemesi halkla ilişkilerin do- ğuş ve önemini artıran etmenler arasında yer almaktadır.

Anglosakson literatüründe halkla ilişkiler uygulamasının oluşu- mu ile yukarda belirttiğimiz özellik arasında büyük bir bağıntı kurul- muştur. Hatta denebiür ki, Amerikan uygulamasında halkla ilişkile- rin varlığının en önemli nedeni belirli bir örgüt ile onu çevreleyen top- lumsal katmanlar arasında iyi niyete ve karşılıklı anlayışa dayalı iliş-

(30)

kiler kurup geliştirmek olarak açıklanmaktadır. Bu sav hiç kuşkusuz geçerli ve doğru olmakla birlikte tek başına halkla ilişkiler uygulaması- nın tüm niteliklerini açıklamakta eksik ve yetersiz kalmaktadır. An- cak ideolojik devlet faaliyetlerinin önem kazanması, yönetsel etkinli- ği artırma zorunluluğu, yönetimin karmaşıklaşmasının, karmaşık bir yapıya bürünmesinin olumsuz sonuçlarını gidermek gibi şıklara ek- lendiği takdirde anlamlı olabilmektedir.

Özel kesim kuruluşları kadar, kamusal kuruluşların da başarılı ola- bilmeleri çevre ile kurdukları iyi ilişkilere büyük ölçüde bağlıdır. Her kuruluş değişik kesimlerle kurduğu ilişkilerden belirli olumlu sonuç- lar elde etmek ister. Zira tek başına bir kesimle ilişki kurmak bir amaç değildir ve yine tek başına böyle bir ilişki bir anlam ifade etmez. Bu ilişkiden kurum yararına belirli sonuçlar elde etmek gerekir. Bir baş- ka anlatımla yığınların kazanılması amaçtır. Hedef yığınlardan bek- lenen destek ve yardım, ancak bundan sonra gerçekleşebilecektir. Des- tek ve güveni kazanılan kümelerle belirli amaca varmak çok daha ko- laydır. Yine güveni kazanılmış kümelerle, müşterilerle özel kesimin kâra dönük ilişkilerini gerçekleştirmesi çok daha kolay olacaktır. Ka- munun desteğini almış kuruluşların belirli sorunlarını daha az bir çaba ile çözebilme olanakları bulunmaktadır. Örneğin bu tür kuru- luşlar, bütçe ödeneklerini meclislerde çok daha kolay elde edebilmek- tedirler. Gerek ülkemizde gerek Batıdaki örnekler bu savı kanıtlamak- tadır.

Topyekün kalkınmanın başlatıldığı ortamlarda kitlelere belirli ça- lışmaların yaptırılması yine aynı kitlelerle karşılıklı anlayışa dayalı iyi ilişkiler kurmaktan geçmektedir.

Ülkemizde kırsal alanda 1960'lardan sonra uygulamaya konulan ve devletle halkın gönüllü işbirliğine dayalı toplum kalkınmasının ba- şarısızlıkla sonuçlanmasının bir nedeni de yığınlarla gereken biçimde ilişki kurulamamış olmasıdır. Yönetim ne gerçekleştirebildiklerini ne de isteklerini halka açıklayabilmiştir. Bir başka anlatımla toplum kal- kınmasından ne amaçlandığı, nasıl gerçekleştirileceği, başarının ne anlama geleceği topluma açıkça anlatılamamıştır.

Halkın yönetimi desteklemesi belirli ölçüde onun kendisi için ya- rarlı ve olumlu çalışmalar yaptığına inanmasına bağlıdır. Bunun yolu da yine yönetimin gerçekten olumlu işler yapması ve yaptıklarını yı- ğın iletişim araçlarıyla halka olduğu gibi açıklayıp anlatmasıdır. Bu hizmetlerin halk tarafından tek tek öğrenilmesini beklemek yanlıştır.

Yönetimden halka belirli bir pencere açmak ve bu konuda yığın ile- tişim araçlarını kullanmak gerekir ki, bu görevi işte yönetimin halk-

(31)

la ilişkiler birim ve görevlileri yerine getirebilirler, örneğin değişik kuruluşların mütevazi açılış törenleri kamu için yararlı olabilir. Yöne- timin çalışmalarını açıklayıcı basın toplantıları yapması ve açıklayı- cı bültenler yayınlaması gerekir. Halkı ilgilendiren değişik sorun ve konuların (eğitim, vergi, kamu görevlilerinin sorunları, işsizlik, sula- ma, tarım, elektriklendirme, işçi, sendika, sağlık ulaştırma, konut, gü- venlik vb.) belirli toplantılarda halkın huzurunda halkla birlikte tar- tışılmasında ve gerçekleştirilen hizmet ve yapıların anlatılmasında bü- yük bir yarar vardır. Bu çalışmaların ve halkla diyaloğun yönetim içinde bir gelenek haline gelmesi gerekir. Bu diyaloğu kendiliğinden sürdüren bir yönetim, halk desteğini peşinen kazanma şansına sahip bir yönetim demektir. Oysa bütün öteki azgelişmiş ülkeler gibi Tür- kiye'de de bu gelenek yönetime bir türlü yerleşememiştir. Yerleşeme- miştir, çünkü ülkemizde herşey yönetimin inisiyatifine bırakılmıştır.

Halkla diyaloğun tam tersine yönetimde gizlilik geleneği Türk Kamu Yönetiminin önemli özelliklerinden biri olmuştur. Bu durumu, yöne- timin kendi iç dinamiği teşvik ettiği gibi, ayrıca bazı yasalarda yöne- timde gizliliği, gizli davranışı, halktan bazı gerçekleri saklamayı yö- netime bir zorunluluk olarak getirmiştir.

Öte yandan yönetimden ne hesap sorma adeti vardır ne de bu konuda özgün araçlar geliştirilebilmiştir. İnisiyatif de, denetim de ol- duğu gibi, tümüyle kamusal otoritenin tekelindedir. Yaygınlaşmış bu- lunan yargısal denetim ise asıl olarak bireysel sorunlar için bir anlam ifade etmektedir. Kaldı ki bu konuda yönetimin yargısal denetimi son derece ağır ve yavaş işlemektedir. Yönetimin yine yönetimce deneti- mini sağlıyabilecek ve bu konuda prosedüre hız kazandırabilecek yöntemlerden özellikle kaçmılmaktadır. Örneğin bir kamu denetçisi sistemi (ombudsman) ancak bir kaç akademik çalışma içinde tartı- şılabilmiştir. Parlamentonun denetimi (Dilekçe Karma Komisyonu ara- cılığıyla yönetilenin hakkını koruma ya da hakkın iadesi) ancak yar- gı yollarının tüketilmesinden sonra başvurulabilecek bir yöntem ol- duğundan istenilen hızlı ve kesin sonucu vermekten uzaktır.

Türkiye'de yönetimle halkın ilişkisi bir kısır döngü oluşturmak- tadır. Yönetimin bilgi vermediği, aydınlatmadığı yönetilen, yönetime katılma bilincine, yönetimi demokratik yollarla zorlama, ondan he- sap sorma bilinç ve isteğine bir türlü kavuşamamakta, onlar sormadık- ça da yönetimler kendiliğinden hesap verme gibi bir iyiniyet gösteri- sine kesinlikle girmemektedir. İlerde değineceğimiz gibi Cumhuriyet yönetiminin toplumsal yapısı ve Osmanlıdan aldığı toplumsal miras bu ilişkiyi engellemiştir. İlişkilerde meydana gelen son derece sınırlı ama

(32)

olumlu değişiklikler, ancak 1961 Anayasasından sonra ortaya çıkmış ve Anayasanın getirdiği yeni özgürlük anlayışının sonucu olan deği- şikliklerdir. Herşeye karşın yönetim-yönetilen iletişiminin iyi işlediği- ni, halkı aydınlatmanın yönetim için bir zorunluluk, asli bir görev ha- line geldiği söylenemez.

(33)

II. HALKLA İLİŞKİLERİN SINIRLANDIRILMASI VE İLETİŞİM

Yöneten-yönetilen, satan-satmalan ayrımının bulunduğu her or- tamda halkla ilişkiler uygulamasından söz edilebilir. Çünkü halkla ilişkiler, bir yandan örgütsel çıktıya bağlı onun ayrılmaz izleyicisi olan ilişki, öte yandan bu ilişkiye düzenlilik getirme ve çevre öğelerini de- netleme için örgüt tarafından geliştirilmiş bilinçli çaba olarak belirir.

Örgüt-çevre etkileşimi kaçınılmaz olduğuna göre örgütün içinde bu- lunduğu her ortamda halkla ilişkiler ya kendiliğinden ya da planlı ola- rak ortaya çıkan bir çaba olacaktır. Ancak halkla ilişkilerin çok yön- lülüğü birden çok amacı olması, halkla ilişkileri örgüt eylemi olarak tanımlama açısından büyük güçlükler yaratmaktadır. Şimdi bu güç- lükleri ve halkla ilişkiler uygulamasının komşu teknikler ve yöntem- lerden farklı olan yönlerini ve onun en önemli öğesi olan iletişimin konuyla ilgili özelliklerini belirtelim.

1. Halkla İlişkiler ve İnsan İlişkileri

Örgütün çevreye verdiği hizmet ve çalışmalarda, halkın etkili ol- masını amaçlarından biri olarak benimseyen halkla ilişkiler, örgüt içi ilişkilere de ister istemez ilgi duymaktadır. Bunun sonucu olarak da örgütte ast-üst ilişkilerini iyileştirmeye, örgütte etkin bir haberleşme- ye ve verimi artırmaya yönelik tekniklerle halkla ilişkiler ilgilenmek- te ve kendi uyguladıkları ile bu alanda uygulananlar iç içe girmekte- dir.

Halkla ilişkiler gibi insan ilişkileri yaklaşımı da bireylerin gerek örgüt içinde gerekse örgütün çevresinde bir yana itilmelerini, ihmal edilmelerini önlemek için ve daha önceki yanlış uygulamalara bir tep- ki olarak doğmuştur. Daha doğrusu geleneksel yönetim anlayış ve uy- gulamasına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Bu iki teknik iç içe girmiş durumdadır. Aralarında çok yakın ba- ğıntı bulunmaktadır. Herşeyden önce amaç bakımından birbirlerine çok benzemekte kimi kez aynı teknikleri kullanmakta ve en önemlisi aynı sorun ve aynı madde üzerinde çalışmaktadırlar. Günümüzde in- san ilişkileri ile halkla ilişkilerin belirli uygulamalarını birbirinden

19

(34)

ayırmak mümkün değildir. "İç halkla ilişkiler" deyimiyle tanımlanan ve örgüt içinde halkla ilişkiler uygulamasının ağır basmasını isteyen yak- laşım ve bu yaklaşımın gereği olarak kullanılan teknikler bu içiçeliğin en açık kanıtıdır. Kaldı ki bir sorunu tümüyle örgüt dışı ya da tü- müyle örgüt içi olarak niteliyememekteyiz. Örgütte ortaya çıkan her- hangi bir sorunun örgütün tüm eylem ve işlem çevresi ile yakın iliş- kisi bulunmaktadır. Dolayısıyla bu iki uygulama çoğu kez birbiriyle çakışmaktadır. Nitekim bir başka bölümde ele alacağımız iç halkla ilişkiler sorununu incelerken sık sık beşeri ilişkiler terimleri ve yak- laşımını kullanmak gerekecektir. Bu durumda, çalışmadaki yaklaşımı- mız içinde halkla ilişkilerin geniş bir uygulamaya sahip olduğu ve be- lirli konu ve alanlarda beşeri ilişkiler anlayış ve uygulamasını kapsa- dığını söyleyebiliriz.

2. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık

Halkla ilişkilerin karıştırıldığı bir başka teknik reklamcılıktır. An- cak reklamcılığın gerçekten halkla ilişkilerle karıştırılması olanaklı mıdır ve birbirine benzer yöntemler kullanıyorlarsa aralarındaki ba- ğıntı nereden gelmektedir? Bu soruyu yanıtlamak için önce özel ke- simdeki halkla ilişkiler anlayışını açıklamak ve işletmelerin bu tek- nikden beklediklerini ortaya koymak gerekecek, sonra reklamcılık ile aralarındaki bağıntıyı belirlemek uygun olacaktır. Bu, aynı zamanda halkla ilişkiler içinde önemli bir bölüm oluşturan özel kesim uygula- masına ve onun asıl anlamına da açıklık getirecektir.

Bilindiği gibi özel kesimin var olmasında, doğmasında bir tek amaç belirleyicidir: Kâr elde etmek ve bu kârlılığı sürdürmek. Bu amaçtan kesinlikle vazgeçilemez. Bu amacın yok olması ya da gerçekleştirile- memesi kuruluşun ortadan kalkması anlamına gelir. Özel kesimin de- vingen öğesi olan "girişimci" kâr arayan ve bunu firması aracılığıyla gerçekleştiren kişi demektir.

Ancak 1929 Büyük Bunalımından sonra bu anlayışta büyük der ğişiklikler olmuş, özel kesim yukarda da belirtildiği gibi kâr amacı ya- nma bazı amaç dizilerini daha eklemek zorunda kalmıştır. Özel kesim kârlılığını sürdürebilmek için toplumsal ve siyasal olaylarla olduğu kadar işçilerin de sorunları ile yakından ilgilenmeye her çıkar ya da baskı grupları ile olumlu ilişkiler kurmak gereğini duymuştur. Giri- şimcinin üretim faktörleri sahiplerine taahhüt ettiği miktarı ödedik- ten sonra kendine kalan gelir olarak tanımlanan klasik kâr kavramın- dan çağdaş anlamdaki kâra geçilmiştir. Çağdaş kâr kavramı geniş bir içeriğe sahiptir. İşletmenin ilgi ve ilişkide bulunduğu tüm çıkar grup-

(35)

larma gereken ödemelerde bulunduktan sonra geriye kalan gelir bö- lümü olarak tanımlanmaktadır.

Böylece 1929 öncesi her işletmede başat olan tüm birimlerin kâra yönelik olmaları anlayışı terkedilmiş ve işletme içinde en azından kâr- lılıkla dolaylı ilişkisi olan yeni görev ve birimler türemiştir. Bugün işletmelerin önemli bir kesimi toplumsal sorumluluk denilen sorum- luluğun gereklerini yerine getirmek için harcamalar yapmakta, kârdan fedakarlık ettikleri olmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki bu çaba- lar işletmenin yaşaması için tehlikelerden korunması içindir. Yine ay- nı fedakarlık ilerde de kârlılığı sürdürmek amacına yöneliktir. İşte işletmeler için halkla ilişkiler görevini bu yaklaşımla değerlendirmek gerekmektedir.

Halkla ilişkilerin kârlılıkla dolaylı bir ilişkisi bulunmaktadır. Tek başına kâr sağlama ya da kârlılığa yönelik bir uğraş değildir. O, işlet- melerin yaşamları için kaçınılmaz olan ortamın sürekliliğini ve orta- mın egemen ideolojisini işlemek ve kamuya bunu açıklayıp benimset- mek amacına yöneliktir. Fakat kamu yönetimindeki halkla ilişkiler uygulamasından farklı olarak, özel kesimde halkla ilişkiler bir yandan firmaya göre kimi kez müşteri, kimi kez katılan, kimi kez de baskı gruplarının temsilcileri olarak geniş kitlelere bu ideolojiyi benimset- meye çalışırken, öte yandan karar verme durumunda bulunan üst dü- zey yöneticilerinden ya da siyasal nitelikli kişilerden daha çok ödün ve olanak koparmak çabasındadır.

Açık olarak anlaşılacağı gibi özel kesimin halkla ilişkileri yalnız- ca çevreyi bir enformasyon yağmuruna tutmak ile sağlanamıyacaktır.

Özel kesim bugün kârdan fedakarlık anlamına gelebilecek harcama- lar yapmaktadır. Gerçi bunların tümü belirli bir oranda vergi matra- hından düşülmekte ise de yine belirli ölçülerde bu harcamaları kârdan yapılan harcamalar olarak görmek mümkündür. İyiliksever yatırımlar olarak nitelenen bu yatırımları, özel kesimin halkla ilişkilerine temel olacak verileri oluşturması bakımından anmak gerekir. Nitekim bü- yük işletmelerin açtıkları deneme ve araştırma enstitüleri, hastahane- ler, çeşitli öğrencilere ve araştırmacılara verdikleri burslar, kurdukla- rı vakıflar özel kesimin halkla ilişkilerinde, kitle iletişim araçlarını kul- lanmanın yanında bu araçların kullanımına neden olabilecek girişim- lerdir.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki, olanaklı olan en çok kârın el- de edilmesinin şirketler için yol gösterici bir ilke olduğunu söylemek istemiyoruz. Toplumsal sorumluluğu ve bu arada kuşkusuz halkla iliş- kileri de kârlılığı sürdürme ilkesinin peşinden gelen bir ilke olarak alıyoruz. Çünkü yerel yardım kuruluşlarında önderlik yapmanın, va-

Figure

Updating...

References

Related subjects :