101
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
3. ÖYKÜLERDE TEMA
102
tarih içerisinde çeşitli aile tipleri ortaya çıkmıştır (Aytaş, 2014, s. 79).” Gıyasettin Aytaş yaptığı bu tanımdan sonra zaman içinde değişen aile yapısını 3 tipe ayırır:
Sırasıyla geniş pederşahi, küçük aile ve modern aile (Aytaş, 2014, s. 79). Modern aile tipinde, çocuksuz ailelerden bahsedileceği gibi parçalanmış olanlar da örnek verilebilir. Hukuksal olarak aile birliği dağılmış olsa da sonuçta çocukların bir anne ve babası vardır. Güray Süngü’nün öykülerinde de parçalanmış ailelerin çocuklarında hayata ya da ailelerine karşı bir başkaldırı, işlerinde başarı gösterememe ya da sevdikleri insanlara karşı bağlılık kuramama gibi durumlar görülür.
Deli Gömleği kitabında yer alan “Sizi Görmeliydim” öyküsünde başkahraman Mehmet’in anne ve babası o çocukken ayrılır. Parçalanmış bir ailenin tek çocuğu olarak büyüyen Mehmet, on altı yaşına kadar anne ve dedesiyle yaşamış sonra babasının yanına gider. Öyküde daha çok Mehmet’in üniversite yaşamı anlatılır, geriye dönüş tekniğiyle de geçmişi hakkında bilgi verilir. Öykünün genelinde Mehmet’in yalnızlığı üzerinde durulur. Annesinin sebepsiz yere babasını terk edişi nedeniyle onu sevmez. Hatta evinde kaldığı Lena isimli yaşlı kadının merhameti karşısında “Keşke annem olsaydı. Belki daha iyi birisi olabilirdim o zaman (Süngü, 2018a, s. 41).” diye düşünür. Babası ise Mehmet’in üniversiteye gittiği ilk ay kendisini vurarak intihar eder. Annesiyle arasında duygusal bir bağ geliştirmeyen Mehmet babasının intiharıyla da daha yalnız kalır. Bu yalnızlığın üzerine, bir de sevdiği kız Çiğdem’in onu terk edip memleketine döner. Böylece Mehmet büyük bir yalnızlık içinde yaşamaya başlar.
“Gece Yarısı Yarım Gece” adlı öyküde ise oğlunu kaybeden bir adamın bunu kabullenemeyip oğlu hayattaymışçasına yaşaması anlatılmaktadır. Oğlunun ölümü üzerine karısı tarafından terk edilir. Ailesiyle birlikte yaşadıkları evde hem oğlunu kaybetmiş hem de eşinden ayrılmış bir adam olarak yalnız başına yaşar. Bu öyküdeki durumun bir benzeri de Vicdan Sızlar kitabındaki “Küle Dön” öyküsünde görülür. Öyküdeki yaşlı adam gençliğinde karısının kendisini aldatması üzerine evini yakar. Bir yaşındaki kızının beşiğinde uyuduğunu bilmediği için bebek de yangında can verir. Bunu üzerine hapse girer. Yaşlılığında hapishaneden çıkan adama hiçbir akrabası sahip çıkmaz. O da oturduğu dairede ömrünü yalnız bir insan olarak
103
tamamlar. Her ne kadar bu iki öykü arasında farklılıklar olsa da iki kahramanın da evlat acısı gördükten sonra yalnızlaşmaları ortak noktayı oluşturur.
“Bir Zamanlar Samatya’da” öyküsünde eşinden ayrıldıktan sonra kendi rızasıyla yalnız yaşamaya başlayan yaşlı bir yazarın hayatı anlatılır. Yirmi beş yıllık evliliğini eşinin isteği üzerine bitiren yazar, satın aldığı bir binada yalnız yaşamaya başlar.
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk kitabında bulunan “Köşe Başları”
öyküsünde kahramanın babası öldürülür. Çocukluğunda kısa bir süre polis olmaya karar verir. Ancak bunun “çok sıkıcı ve saçma olduğunu (Süngü, 2015, s. 50)”
düşündüğü için vazgeçer. “Katil olmaya karar verdim (Süngü, 2015, s. 50)” diyerek büyüyünce yapmak istediği işi, kendisine hedef olarak belirler. Babasının ölümünden sonra annesiyle bir başına kalan kahraman, ortaokulu bitirdiğinde de annesini kaybeder. Ailesinin tek çocuğu olduğu için hem annesi hem de babasının ölümüyle tamamen yalnızlaşır. Bu yalnızlık onun sokaklarda yaşamasına, hırsızlık yapmasına hatta katil olmasına neden olur.
Güray Süngü’nün öykülerinde ailenin olmayışı ya da parçalanmasından kaynaklanan yalnızlığın yanı sıra, aile varken de yaşanılan yalnızlık söz konusudur.
Örneğin, Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi’nde bulunan “İstanbul Hatırası- 2009” öyküsünde ayakkabı boyacılığı yapan ilkokul çağındaki bir çocuğun yalnızlığı anlatılmaktadır. Yoksul ve kalabalık ailenin erkek çocuğu olan kahraman, eve para getirmek için okula gitmeyip boyacılık yapar. Hâkim anlatıcı, ailesi varken bile yalnız olan ve bunun farkına bile varamayan çocuk kahramanın durumuna dikkat çekmek için “… içinde bir yalnızlık hissetmedi. Başka türlüsünü bilmiyordu çünkü (Süngü, 2018a, s. 44).” cümlesine birkaç kez yer vermektedir.
Kahramanların aileleri varken yaşadıkları yalnızlığa “Toprağın Üstünde”
öyküsünde de rastlanır. Bu öyküde bir gencin on altı yaşında evden ayrılıp tek yaşamaya başlaması anlatılmaktadır. Sekiz yaşındayken annesini kaybeden kahraman, babasının kendisine karşı olan ilgisiz ve saygısız tavırlarından ötürü evini terk eder. Bir süre parklarda sabahladıktan sonra bekâr evinde kalma başlar.
Babasının kendisine sahip çıkmayışına içerlese de bunu ona söyleyemez. Çünkü söylese bile babasında bunun karşılığı olmayacağını bilmektedir. Bu öyküde de kahraman babası yaşarken bile kimsesiz ve yalnız bir hayat sürer:
104
“Şimdi durup bakınca… benden kaynaklanmıyordu aslında ama ondan da kaynaklanmıyordu. Hatta beni gördüğü veya görmek istediği yerden de. Başka türlüydü.
Olması gerekenmiş gibiydi. Olması gerektiği türden gibiymiş-gibiydi ilişkimiz. Belki…
zordaydı belki, onu kurtaracak bir oğula ihtiyacı vardı. Bilmem. Belki benim de, oğlu tarafından kurtarılmaya muhtaç olmayan bir babaya ihtiyacım vardı (Süngü, 2017, s.
54).”
3.1.2. Gençlerin Çektiği Yalnızlık
Deli Gömleği kitabında yer alan “Yaşayabilmek” adlı öyküde kahraman anlatıcı genç bir erkektir. Lisede tutmaya başladığı günlüklerin kendisinde bir tutku yaratmasından dolayı kendisini evine kapatmıştır. Zorunlu bir işi olmadıkça dışarı çıkmayan genç, bir zaman sonra üniversiteyi bırakır.
“Maalesef Yasemin Çok Güzeldi” öyküsündeki başkahraman ise hukuk okuyan bir gençtir. Babasını çocukken kaybettiği için annesi dışında kimsesi yoktur.
Bir tek Yasemin isminde bir sevgilisi vardır. Çocukluğundan beri yalnızlık çeken kahramana Yasemin’in sevgisi iyi gelir. Bu sayede daha mutlu ve kendinden emin bir hale bürünür. Ancak kahraman, Yasemin kilolu olduğu için ondan ayrılır. Bu ayrılıktan sonra daha da yalnızlaşan kahraman öyküde kendi yalnızlığını şöyle anlatır: “Büyürken yalnızdım. Hep öyleydim şimdi de yalnızdım. Ellerim ayaklarım da yalnızdı. Burnum bile yalnızdı. Kulaklarım yalnızdı. Çay içerken oturduğum masada masanın yanındaki masanın etrafındaki insanları dinledim çok çok (Süngü, 2018b, s. 93).”
“Mezartaşlarına İsim Yazan Adam” öyküsünün başkahramanı yalnız bir adamdır. Hem dükkânda yalnız çalışmakta hem de evde yalnız yaşamaktadır. Bu yüzden evini sevmez: “Eskiden sevmezdim evimi, tek başıma geldiğim için nefret ederdim hatta evimden, sonları dışarıya çıkıp da yapılacak bir işim olmazdı ve evde daralır daralır, sonra kömkös kalırdım bir köşede (Süngü, 2015, s. 81).” Kısa ve Öbürkü diye bahsettiği iki komşusunun dışında evine kimse gelmez. Hem ailesinin olmayışı hem de sadece iki kişiyle görüşmesi, onun için yalnızlığı daha çetin bir hale getirmektedir.
“Rüzgârgülü” öyküsünde kahraman anlatıcı ile Mahmut’un arkadaşlığı anlatır. Kahraman anlatıcı zayıf, sıska ve çelimsiz olarak kendini tasvir eder. İçine kapanık yapısından ötürü de kimseyle yakın bir ilişkiye girmez. Mahmut da kahramanın tersine uzun ve şişmandır. Her ikisi de fiziksel özelliklerinden arkadaşları tarafından alaya alınırlar. Akranlarının yaptığı bu davranışlar yüzünden
105
daha çok içlerine kapanan bu iki genç, üniversitede tanışır ve arkadaş olurlar. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak farklı özelliklere sahip olan arkadaşların yaşadıkları yalnızlık birbirlerine yaklaştırır:
“Başka bir şey vardı dünyadaki tek arkadaşım yüzünden. Muhtemelen hayatı boyunca o de en az benim kadar yalnızdı, bunu düşündüm, muhtemelen duygusal olgunluğa ulaşmak için kendi kalbinin odalarından başka bir yerde dolaşma şansı olmamıştı.
İnsanlar ondan korkmuş ve uzak durmuşlardı. Ben bu açıdan biraz daha şanslıydım.
Aklım biraz farklı çalışıyordu benim, muhtemelen değil Mahmuttan, kendilerini akıllı sanan yaşıtlarımdan bile çok daha zekiydim. Mahmut’la hem fikirdim. Kimse olmaz kimse olmasın etrafta, kimse ilişmesin bize. “Sen benden daha yalnızsın,” dedim odaya yayılmış eşyalarını toplarken. Sanırım duymadı. Ya da duymamış olmayı tercih etti (Süngü, 2017, s. 88).”