2.1. OLAY ÖRGÜSÜ
2.1.2. Olay Örgüsü Belirgin Olmayan Öyküler
29
30
yeni bir oyuncu alacaklardır. Bu durumu fark eden kahraman, dikkat kesilse de arkadaşları onu oyuna almak konusunda ihtilafa düşerler:
“Bu çocuğu gördü fiuuuuuut diyen. Gözüyle ittirdi bu çocuğu eşşoğlueşşeklerin gözüne.
Bu çocuk eşşoğlueşşeklerin gözüne battı. Gözleri kaşındı. Toza toprağa bulanmış parmaklar gözlere sokuldu, gözler kaşındı. Yok dendi. Cık. Bızıklanır olum o. Zaten top bilmiyor. Koşamıyo bile o lan. Sağ ayak bileği öbüründen ince. Düşüp duruyo (Süngü, 2018b, s. 38).”
Kahraman, arkadaşları tarafından mecburiyetten de olsa sahaya çağırılır.
Çocuk sahanın kenarına gider. Bir topa, bir arkadaşlarına, bir sahaya bakar. Olay örgüsü, bu sahneden itibaren değişir. Hâkim anlatıcı “O andan sonra şunlardan kim bilir hangisi oldu (Süngü, 2018b, s. 38)” diyerek öykünün sonunu okuyucuya bırakmak için üç seçenek sunar:
Birinci Seçenek: Kahraman oyuna girer. Sürekli ıslık çalarak oyunu yöneten çocuk oyunu başlatır. Kahraman sahada hangi mevkie gitse en yakınında kim varsa onu bir başka yere yollar. Kahraman, kendine söylenen yere gidince de orada olan diğer arkadaşı onu iteler. Ama bir fırsatını kollar ve rakiple karşı karşıya gelir. Rakip topu alıp giderken ona omuz atar ve ondan topu alır. Hızlı bir şekilde karşı takımın kalesine doğru gider ve gol atar. “Heyoooo’lar, goooooo’ler, hoooooaaaaa’lar, ne ünlemli, ne anlamsız, ne coşkun çığlıklar. Koştular takım arkadaşları bu çocuğa güleç, kafasına vurdular, tebrikti bu, yaşasındı bu, gol lan gol’dü bu. Bu çocuk çok fena güldü. Çok fena coştu. Hayatında böyle gülmemiş böyle coşmamış gibi fena güldü coştu (Süngü, 2018b, s. 39).”
İkinci Seçenek: Bu da birinci seçenekteki gibi başlar. Rakip, top ayağında kahramanın yanından geçerken ona omuz atar ve topu ayağından alır. Bundan sonra olay örgüsü değişir. Kahraman vurduğunda top sahadan çok uzağa gider. Onun top oynayamadığını bilen çocuklar zaten zorunluluktan maça aldıkları için hemen onun yanına giderler ve ona şiddet uygularlar. “Eşşoğlueşşeklerden biri, en yakınındaki, iki adımla yanında bitti, oha lan oha diyerek patlattı tekmeyi bu çocuğun kıçına. Bu çocuk burnuna inen şişedibini düzeltti. Top yamuk lan nabayım dedi. Ahali küfür etti, söylendi. İmam cennetin kapısına çevirdi hepsini. Oh olsun. Beter olsunlar (Süngü, 2018b, s. 40).”
Üçüncü Seçenek: Bu seçenek diğer ikisinden tamamen farklıdır. Çocuklar maça çağırmalarına rağmen kahraman oyuna girmez. Maçın oynandığı harman yerinden bütün hızıyla uzaklaşır. Arkadaşları hep bir ağızdan onun arkasından
31
gülerler. Çocukların kahkahalarını duyamayacak kadar uzaklaşınca durur. Artık köyden de daha uzağa gittiğini fark eder. Bir ağacın altına oturup boş gözlerle yere bakar.
“Cana Kıymık” öyküsünde de olay örgüsünü tamamlama görevi anlatıcı tarafından okura bırakılır. Bu öyküde anlatıcı “muzipler ve diğerleri” ile “romantik ve mistikler” diye iki farklı okuyucu grubu oluşturur. Öyküyü de bu gruplar için anlattığı iki farklı sonla bitirir. Ben anlatıcı konumundaki Hulusi, yaşadığı
“manasızlık evreninden (Süngü, 2018b, s. 41)” kurtulmak için kendisine yollar arar.
Kendi varlığını kabul etmekte zorlanan kahraman, zihninde dolaşan yokluk düşüncesinden uzaklaşamaya çalışır. Hatta bu yokluk fikrinin yerinde başka bir yokluk düşüncesi kaplasın diye sigarayı bile bırakır. Bir şehir insanı olduğu için psikiyatriste gitmesi gerektiği düşünüldüğünü ama onun bunu yapmak yerine mahallenin delisi Rasim’in yanına gittiğini söyler. “Peki ne yaptım, psikiyatriste gitmedim de? Zaten amacım bunu anlatmak. Rasim’e gittim psikiyatriste gideceğime (Süngü, 2018b, s. 41).”
Kahraman anlatıcının anlattığı olaylar bir gün önce başlar. “Aslında her şey bugün değil dün başladı (Süngü, 2018b, s. 42).” Adaşı olan Hulusi Usta’nın “Senin de adın Hulusi, benim de. Bu böyle olmayacak, bundan sonra senin adın avare olsun (Süngü, 2018b, s. 42).” diyerek onun normal bir insan olmadığını söyler. Bu sözün üzerine kahraman aldığı poğaçalarla Hulusi Usta’nın dükkânından çıkar. Parkta bir çınar ağacının altında oturur. Bir köpek onun yanına yanaşır ve havlar. Köpeğin sesini duyan mahallenin delisi Rasim barakasından çıkar. Öykü Cemil Meriç’in
“Olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi görün… Her yalan bir yaratış (Süngü, 2018b, s. 41).” epigrafı ile başlar. Bu cümleyi Rasim barakadan çıktıktan sonra Hulusi’ye “Olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi ol Cemil, her yalan bir yaratış (Süngü, 2018b, s. 43).” şeklinde söyler. Bu sözden sonra Hulusi, “Rasim’in kafa iyice gidik (Süngü, 2018b, s. 43).” diye düşünür. Rasim’in kendine seslenmesi üzerine onun barakasına gider.
Kahraman anlatıcı, bu sahnenin olay örgüsünü büsbütün değiştirdiğini düşünür. “Rasim barakadan çıkıvermeseydi bir anda, belki tüm bunlar olmayacak ve günün sonunda ben muhtemelen sigaraya tekrar başlayacak ve bir de belki onu arayıp salya sümük ağlayacak ve kim bilebilir şimdi çok daha iyi olacaktım. Ama
32
Rasim barakadan çıktı ve içinde debelendim manasızlık evreninden çıkmam için bana bir ışık yaktı (Süngü, 2018b, s. 43).”
Kahraman âşıktır ama bunu Rasim’in anlamayacağını düşündüğü için ona söylemez. Rasim’in sorduğu ne yapıyorsun sorusuna “Deliriyorum (Süngü, 2018b, s.
43).” diye cevap verir. “Bunu idrak edince, cana kıymık denen, cana batan kıymık denen aşkın aslında cana kıymak da olduğunu anladım. Ama ölmek için değil, canı öldürmek için. Canan ölmezse can nasıl yaşasın.(...) can ve canan ölmezse aşk nasıl yaşasın (Süngü, 2018b, s. 48)?” Hulusi’nin de delirdiğini anlayan Rasim, ona tez zamanda canına kıymasını söyler. Ama Hulusi cana kıymak sözünden intihar etmeyi anlamaz. “Ama bu sözlerden intihar etmek anlamını çıkarmadığımın en baştan bilinmesini isterim (Süngü, 2018b, s. 44).” Rasim’le muhabbeti bittikten sonra eve döner. Penceresinin önünde oturup Rasim’in barakasını gözler. Barakanın ışığı gece bir anda söner. Işık sönünce mumun bittiğinin anlaşılması gerektiğini ama kendisinin Rasim’in öldüğünü düşündüğünü söyler. Sabah erken kalkıp aşkı bulmak için Rasim’in barakasına gider. Onun barakada olmadığını görür. İçeride yatak, divan, sehpa, yarım mum ve bir tabak içinde şeftali vardır. Burada olay örgüsü, öykünün başına döner. İçeride Rasim’in olmadığını gören kahraman, barakanın önünde oturmaya başlar. Genç birisinin barakaya yaklaştığını görür. Ona ne yaptığını sorar.
Genç, kahramanın Rasim’e verdiği cevap gibi “Deliriyorum.” der. Gençle arasındaki diyalog kendisinin Rasim’le yaptığı konuşmanın birebir aynısı olur:
“Şeftali yemem,” dedim aniden.
Gencin yüzü gevşedi.
“Sana aşktan bahsedemem,” dedi.
Gözlerimi kapatarak eğildim, “biliyorum,” dedim (Süngü, 2018b, s. 49).”
Hulusi, bu konuşamadan sonra Rasim’in yerine geçer. Artık o gelen gençlere yol gösterecektir: “Çünkü sizin de şu anda anladığınız gibi artık mahallenin delisi bendim, gelen çocuk da eski bendim ve aslında o artık talep edendi, yardıma ihtiyacı olan bir mahalle delikanlısı. Deli Rasim olarak benim ona aşkı öğütlemem gerekiyordu (Süngü, 2018b, s. 49).”
33
A) Muzipler ve diğerleri için öykünün devamındaki olay örgüsü şu şekildedir:
1. Hulusi, Rasim’in yanına âşık olduğu için mi yoksa işten kovulduğun için mi geldiğini ayırt etmeye çalışması.
2. Ensesinden Rasim’in tutmasıyla hayal âleminden çıkması.
3. Kendisiyle konuşmaya gelen gencin de komşuları Nalan ablanın oğlu Erkut olduğunu fark etmesi.
4. Erkut’un barakaya gitmekteki amacının mahallenin delisinin kendisine yol göstermesi olmadığının, Hulusi’nin annesinin çamaşır suyu istediğini söylemek için geldiğinin anlaşılması.
5. Hulusi’nin dünden beri olanları Rasim’e tek tek anlatması.
6. Hulusi’nin Rasim’in makamına geçip mahallenin delisi olmak hayalinin suya düşmesi.
7. Rasim’in kendisiyle dalga geçmesine müsaade etmeden onun yanından ayrılması.
8. Tekrar Rasim’in yanına gelip Cemil Meriç’e ait sözün ne olduğunu sorması.
9. Rasim’in “olduğun gibi değil olmak istediğin gibi” cevabı üzerine onun aslında deli olmadığı kanaatine varması.
10. Eve döndükten sonra başladığı şiiri bitirmesi ve şiirini çok beğenmesi.
B)Romantikler ve mistikler için öykünün devamındaki olay örgüsü şu şeklidedir:
1. Hulusi’nin yanına gelen gencin âşık olduğunu anlaması.
2. Gencin bu durum karşısında şaşırması.
3. Hulusi’nin gence canına yanı nefsine kıyması gerektiğini öğütlemesi.
4. Gencin toyluğundan cana kıymaktan kendini öldürmesi gerektiğini anlaması.
5. Hulusi’nin gence can deyince bedeni varlığı değil nefsinin aklına gelmesini söylemesi.
6. Gencin Hulusi’nin söylediklerini anladığını göstermek için başını sallaması.
7. Gencin evine gitmek için kalkması ve Hulusi’nin nereye gittiğini sorması.
34
8. Gece bir şiir yazıp canına kıyacağını, sabah barakaya geldiğinde değişmemiş olursa onu kovmasını istemesi.
9. Hulusi’nin gencin gece barakayı izleyip mumun söndüğünü gördüğünü söylemesi.
35