Süngü’nün öykülerindeki ölümün birçok çeşidi vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Kahramanlar kendini asarak ya da vurarak intihar ederler.
2. Kahramanlar en yakınlarını, genelde karılarını, öldürürler.
119
3. Kahramanlar geçmişlerinde ailelerinden birini, bu genelde babalarıdır, kaybederler.
İlk madde “İntihar” temasında; ikinci madde de “Katil ve Maktuller”
bölümünde ayrıntılı işlendiği için burada yer verilmemiştir.
Üçüncü madde ise öykülerin genelinde aileden birinin ölümü vardır ve bu kişi genelde babadır. Kahramanlar çocukken babalarını kaybederler. Anneleriyle yaşamaya başlarlar. Buna rağmen anne figürünün kahramanlar üzerindeki etkisi de belirgin değildir. Özellikle Vicdan Sızlar’da yer alan “Maalesef Yasemin Çok Güzeldi” öyküsünde kahramanın annesi ve babası hakkındaki düşünceleri diğer öykülerdeki baba figürü açısından fikir verici bir özelliğe de sahiptir: “Annem kendi kendine iyileşti. Zaten anneler kendi kendilerine iyileşirmiş. Kendi kendine iyileşene anne, kendi kendine ölene baba denirmiş. Saygı duydum (Süngü, 2018b, s. 92).”
“Rüzgârgülü” öyküsünde ismi verilmeyen kahraman anlatıcı evde annesiyle yaşamaktadır. Öyküde babasından bahsedilmemesi, onun öldüğünü düşündürmektedir. Bu duruma bir baka örnek olarak “Derviş” öyküsü gösterilebilir.
Dedesi Yusuf ismini verse de nüfus memurunun yanlış yazmasıyla başkahramanın adı kayıtlara Yürel olarak geçmiştir. O da çocukluğunda babasını kaybetmiştir ve bu yüzden hayatta annesiyle baş başa kalmıştır: “Anneme çok dedim, ceket alalım, gömlek alalım hiç tınmadı. Babana söyle bile demedi. Babam ölüydü, beş falan yıldır (Süngü, 2015, s. 9).”
Yürel öğrenme güçlüğü çeken bir insandır. Bu duruma çocuk olması da eklenince “ölüm” kavramını anlayamadığı görülür. Babasının öldüğü ona söylendiğinde geri geleceğini düşünür. Ölenin bir daha gelmeyeceğini bilmediği ve ölünün de yaşayan bir insan olduğunu düşündüğü için insanlar ailesini, özellikle babasını sorduğu zaman “ölü” diye cevap verir. “İnsan bir kez öldü mü, hep ölü kalıyormuş, bunu anlamam yıllarımı aldı. Sevmedim bunu. Ben ölümü bakkala gitmek gibi bir şey sanıyordum. (…) Baban nasıl deseler, ölü diyordum. Eciş bücüş oluyorlardı, kalıyorlardı öyle. Ne zaman dönecek demiyorlardı. Ben bunu ölenin dönmeyeceğine yormuyordum. Cahilmişim (Süngü, 2015, s. 10).”
120
“Köşe Başları” öyküsünde kahramanın babası o doğarken bir sokağın başında vurularak öldürülür. Büyüdükten sonra annesinin anlatmasıyla babasının nasıl öldürüldüğünü öğrenir:
“Ama o andan tam yirmi yıl sonra o sokak lambasının altında babamı silahla vurdular.
Ben doğmaktaydım o sıra, oradan bilmiyorum. Annem söyledi. Sen doğduğun sıralarda vurdular babanı dedi. Sokağın köşesinde, sokak lambasının altında dedi. Aklıma Batman geldi yeminle. Onun da babasını bir sokak lambası altında vuruyorlardı. Gerçi onun babası Gotham City’nin en zengin adamıydı. Benim babam ise tornacıydı (Süngü, 2015, s. 49).”
Ortaokulu bitirdikten sonra annesi de bir gece, beklenmedik bir şekilde ölür.
Kahraman annesinin ölümüyle tek başına kalır: “Annem o gece öldü (Süngü, 2015, s.
50).” Bir başka örnek olarak “Açılım” adlı öyküde başkahramanın adı Halim’dir. O da diğer kahramanlar gibi çocuk yaştayken babasını kaybetmiştir ancak bu ölüm, diğer öykülerdekinden farklıdır. Halim’in babası hastaneye yatırıldıktan yirmi gün sonra ölmüştür.
“Babam öldü benim ve hep ölü kaldı.(…) babam öldü. Yirmi gün sürdü ölmesi. Karaciğer bitmiş. Hastaneye kaldırdık.(…) Ha çıktık ha çıkacak derken ben, sonunda bir gece yarısı bütün akrabalarla gittik hastaneye. Aldık babamı, koyduk toprağa (Süngü, 2018b, s. 18).”
“Gece Yarısı Yarım Gece” öyküsünde oğlunu kaybeden bir babanın hayatı anlatılmaktadır. Üniversitede okuyan oğlu Volkan, gecenin bir yarısında ailesiyle oturdukları daireden düşerek ölür. Oğlunun ölümünü kabullenemeyen baba ise Volkan hayattaymış gibi yaşamaya devam eder. “Toprağın Üstünde” öyküsünde ise diğer öykülerden farklı olarak kahramanın çocukken kaybettiği kişi, babası değil annesidir. Sekiz yaşındayken annesini kaybeden kahraman babasıyla yaşamaya başlar ancak babasının ilgisiz ve saygısız tavırlarından ötürü on altı yaşındayken evden ayrılır. Bir süre sonra da babasının ölümü üzerine hayatta yapayalnız kalır.
“Açılım” öyküsünde belirgin tema ölümdür. Ben anlatıcı olan Halim hem ailesindeki hem de çevresindeki ölümleri anlatır. O da diğer kahramanlar gibi küçük yaştayken babasını kaybeder. “Babam öldü. Yirmi gün sürdü ölmesi. Karaciğeri bitmiş. Hastaneye kaldırdık. Bahçede bekledim genelde (…) Ha çıktı ha çıkacak derken ben, sonunda bir gece yarısı bütün akrabalarla gittik hastaneye. Aldık babamı, koyduk toprağa (Süngü, 2018b, s. 18).” Dayısı da karakolda ölür. Bu sahne açık açık
121
anlatılmasa da “Babam karakolda kağıt imzalamış, dayımdan kalanları teslim almış, hiç alakası yok (Süngü, 2018b, s. 19).” Buradan anlaşılacağı üzere dayısının öldüğü dönem 1980 Darbesi yıllarıdır. Öyküde bu iki ölümden sonra bir de şehit geçer. Daha sonra mahallelerinden Vida Veli lakaplı bir delikanlı vardır. 1993’te Şırnak’a askerliğe gider. Girdikleri bir çatışma sırasında şehit düşen arkadaşının beyni gözüne değer. Arkadaşının feci şekilde can vermesinden sonra ruhi sıkıntılar çekmeye başlayan Veli arkadaşının beynin geldiği gözüne vida sokarak çıkartmaya çalışır.
“K…” adlı öyküdeki ölüm teması, diğer öykülere göre farklı bir şekilde varlık bulmuştur. Öyküde K. kod adlı bir teröristin yaşamı ve kendisini o noktaya getiren nedenler anlatılmaktadır. K., İstanbul’da kimya bölümünde okuyan bir üniversite öğrencisidir fakat dağda aldığı eğitimlerden sonra örgütün bombacısı olur.
Eylemler için bomba hazırlayan K.’den gerçekleştirilecek bir eylem için bomba hazırlaması istenir. Tamamlandıktan sonra bombayı, “halakızı” takma isimli bir başka terörist teslim alacaktır. Bombalar konusunda ustalaşan K., bu sefer anlık bir hata yapar ve bomba ellerinin arasında infilak eder:
“Ama Temmuzun ikinci haftası, günlerden Perşembe, sabahın erken saatlerinde yatağından kalkan ve işe başlamak için biraz vakit geçirmeye çalışan K...nın işine başladıktan birkaç saat sonra başına ilk defa bir terslik geldi. Şu ana kadar kendisini hiç mahcup etmeyen parmakları mı bu sefer bir yanlışlık yaptı, asla dalmayan, unutmayan, uyumayan zihni mi bir oyun oynadım ya da her seferinde farklı yollardan edindiği malzemelerde bir problem mi vardı bilinmeyen ve bir terslik oldu ve halakızının eve gelme ve paketi alma ihtimali kalmadı evden, bunu kim söyleyebilir.
Bomba K...nın ellerinin arasında var olmaya çalışırken, hem kendisi var olamadı hem de K...yı yok etti. Ya da belki bomba nihayetinde K...yı olsa yok ettiğine göre var olmadığından bahsedilemezdi, bilakis var olmuştu ve görevini tamamlamıştı. K… kendi imal etmeye çalıştığı bombanın patlaması sonucu karşı pencerede oturan ve pencereyi kapatmak için pencereye uzanmış olan üniversite öğrencisi ile birlikte ölmüştü (Süngü, 2017, s. 109).”
Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere bombanın infilakı sonucu sadece K. değil karşı binada oturan üniversiteli bir genç de ölür. K.’nin evi, İstanbul’da Zeytinburnu’ndaki Salıpazarı sokağındadır. Evinin karşısındaki binada bir genç ve annesi oturmaktadır. Annesi ona sucuklu yumurta yapmak için mutfaktayken genç odada dinlenmektedir. Dışarıdan gelen esintiden irkilince pencereyi kapatmak gereği hisseden genç pencereye yaklaştığı esnada K.’nin elindeki bomba patlar. Hem K.
hem de genç o anda ölürler. Mutfağın diğer cephede olması nedeniyle anne zarar görmez ancak patlama sesi oğlunun odasının olduğu taraftan gelince oraya doğru koşar:
122
“Her adımında biraz daha eskiyordu ev, normal bir mutfaktan, bir harabeye doğru ilerliyordu. Odaya girdiğinde zaten artık hem harabenin, hem de bir nevi oğlunun mezarının içindeydi. Artık pencere ve perde olmadığı için sokak da görünüyordu, karşı pencere de. Aslında karşı pencere de görünmüyordu. Karşı pencerenin ardındaki odada bir patlama olmuştu, bina, sokak ve annenin evi bir kaderi sırtlanmışlardı beraber (Süngü, 2017, s. 102).”