4.1. Anlatım Teknikleri
4.1.2. Diyalog
Türk Dil Kurumu’nda diyalog: “1. Karışılıklı konuşma. 2. Oyun, roman, hikâye vb. eserlerde iki veya daha çok kimsenin konuşmasıdır. 3. Konuşmaya dayanılarak yazılmış eser (Türkçe Sözlük, 2011, s. 683).”şeklinde tanımlanır. Aytaç ise diyaloğu “Olay ve karakterlerin gelişimini göstermeye yarayan bir sanat aracı (Aytaç, 1999, s. 218)” olarak tanımlar. Anlatı türlerinde çokça başvurulan bu tekniğin özelliği, anlatıcının olaydan çıkıp anlatıyla okuru baş başa bırakmaktır.
Diyaloğun iki türü vardır: İç diyalog, dış diyalog.
4.1.2.1. İç Diyalog
İç diyalog, kahramanın iç âleminde sanki biri/birileriyle konuşuyormuş gibi kendisiyle iletişim kurmasıdır. Bu teknikteki amaç, kahramanın duygu, düşünce, hayal, istek vb. duyguların onun ağzından okura aktarılmasıdır. Kahramanların psikolojik durumlarını bizzat kendi ağızlarından anlatılıyor oluşu, anlatının daha gerçekçi bir havaya bürünmesini sağlamaktadır. İç çözümleme ve bilinç akımıyla karıştırılabilen iç diyalogun “farkı, hem anlatılanların, hem de anlatım/konuşma biçiminin düzenli ve mantıklı olmasıdır (Çetişli, 2016, s. 128).” Bir diğer farkı ise iç diyalogda günlük
140
konuşma dilinin ağır basmasıdır. Bu konu üzerine Ali İhsan Kolcu da şöyle demiştir:
“İç diyalog tekniğinde konuşmalar dilbilgisi kurallarına uygundur. Herhangi bir bilinç akışı görülmez (Kolcu, 2018, s. 40).” İç diyalog, Güray Süngü’nün karakterleri okurla baş başa bırakmak için kullandığı bir yöntemdir.
Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkinci kitabındaki “K…” isimli öyküde kahraman sanki karşısında biri varmışçasına kendisiyle konuşur.
“Onunla ilgili değil, dedi sonra kendisine.
Onu alet etme. Onunla ilgili değil.
Başını bir kez daha salladı.
Seninle ilgili dedi.
Bunu kime dedin dedi.
Sana dedim dedi
Kendisine dediğini anladı (Süngü, 2017, s. 105).”
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk’ta yer alan “Mezartaşlarına İsim Yazan Adam” öyküsünün kahramanının görüştüğü iki komşusu vardır. Neredeyse her akşam ona sırayla misafir olurlar. İlk komşusunu “Kısa” diye adlandıran kahramanın ilk misafiri de Kısa’dır. Kısa demlediği çayı içmeden gider. O gittikten sonra diğer komşusu “Öbürkü” gelir. Bu sahnede kahraman anlatıcı içinden kendi kendine konuşarak kimin geldiğini tahmin etmeye çalışır:
“Mutfağa yürüdüm, çay demlenmişti gerçekten, bir bardak çay içtim salonda radyodan yayılan müziği dinleyerek. Müziğin sesine kapının sesi karıştı, açmamayı düşündüm önce. Sonra belki kısa gelmiştir diye kalkacak oldum. Ama kısa gelmez, yeni gitti dedim kendime. Hem televizyonda bozuktu. Belki de filmi almaya gelmiştir dedim, ama filmlerini almaz ki hiç, getirirdi seyrederdik, sonra giderdi, filmleri bana bırakırdı. O halde öbürküdür dedim kendime, ama öbürkü değil de başka birisiyse, bir şey getirdiyse, bir şey isteyecekse, bir şey soracaksa… fark etmez dedim kendime, ne istiyorsa veririm, böylece gider, ayrıca ne getirdiyse alırım böylece yine gider (Süngü, 2015, s. 85).”
“Cana Kıymık” öyküsünün kahraman anlatıcısı işlerinde düzen tutturamamış, annesiyle yaşayan genç bir delikanlıdır. Yaşamın ağır koşulları altında akli dengesini yavaş yavaş yitirmek üzeredir. Mahallenin delisinin yanına gidip onunla bir şeyler paylaşmaya çalışır. Bu bölümlerde iç diyalog dikkat çeker.
141
“Poğaçaları eve dönüş yolunda parkta yerim artık diyerek yutkundum. Sonra yok dedim, daha neler, bu saatte eve gidilir mi, anam küplere biner. İki ayda bir işten kovulur mu insan. İnsan lafı, lafın gelişi. Anan bana insan demez. Azıcık insana benzesem der de, iki ayda bir işten kovulan hiç insana benzer mi, benzemez. Ne yapayım, derlenip toplandım, tulumu çıkardım, poğaçalarımı poşete tıkıp ağzını bağladım, çıktım dükkandan. Alışıktım ya, kederlenmedim bile. Pas tutuyor insan. İnsan dedimse lafın gelişi(Süngü, 2018b, s. 42).”
4.1.2.2. Dış Diyalog
“Dış diyalog, iki veya daha fazla insanın karşılıklı ve sesli bir biçimde konuşmalarıdır (Çetişli, 2016, s. 126.).” Güray Süngü’nün öykülerinde sıklıkla kullandığı bir tekniktir. Güray Süngü’nün ilk öykü kitabı Deli Gömleği’nde yer alan
“Tutku” adlı öyküde, meşhur bir aktrisle kızı Tutku arasında geçen diyalogdan sonra aktris, geçmişinde yaşadıklarını kızına anlatmaya karar verir. Yani diyalog öykünün seyrini değiştiren bir etken konumundadır:
-“Tutkun hangisi tatlım?” dedi titreyen sesiyle kadın. Tutku hayatındaki iki güzel şeyin arasında bulunmanın lütfuyla şımartılmış, baktı annesinin yaşlı gözlerine. Başını eğdi. Sonra tekrar baktı. “Berkay’ı çok
seviyorum” dedi.
-“Kal o zaman“ dedi annesi.
-“Ama böyle bir fırsat çıkmayabilir bir daha karşıma” dedi Tutku, sanki annesinin kal demesine hazırlamış gibi kendisini.
-“Berke de bir tane daha çıkacak yani karşıma nasıl olsa diyorsun?”
dedi yaşlı kadın tebessüm ederek.
-“Hayır ama…” dedi genç kız. Anne hayat çok acayip bir şey. Belki evlenip bir yıl sonra boşanacağız. Bilemeyiz. Ben, bu işi… Bilmiyorum.
Çok başka olacak her şey.”
-“Sen kararını vermişsin Tutku’m” dedi yaşlı kadın. Bana boşuna soruyorsun.”
-“Hayır, sen kendi düşünceni söyle lütfen. Bunu istiyorum. Sen olsan ne yapardın?” dedi genç kız.
Sen, ben değilsin. Ben sanatçıydım, sen ise kapitalistsin demedi yaşlı kadın, bunu yerine sadece;
-“Sen, ben değilsin yavrum. Hayattan beklentilerimiz farklıydı ama bence sen, park Berke’yi tercih etmelisin” dedi (Süngü, 2018a, s. 170).”
142
“Yaşayabilmek” öyküsünün kahramanı tüm zamanını evinde geçiren bir gençtir. Lise yıllarında tutmaya başladığı günlükler onda yazma işine karşı bir tutku oluşturur. Günlük yazmaya başladığı ilk günün üzerinden altı yıl geçtiğinde evinden hiç çıkmadığını, dışarıdaki hayata karışmadığını fark eder. Tabi bu fark ediş Volkan’ın ve diğer arkadaşlarının ısrarlı soruları sonucunda olur. Volkan’ın sorduğu evden çıkmadan hayatını nasıl devam ettirdiği sorusu üzerine şu diyalog gerçekleşir:
-(…)Sıkılmıyor musun?
- Ara sıra sıkılıyorum, dedim. Bu yüzden geçen gün sırf deftere farklı bir şeyler yazabilmek için gece yarısı kalktım, dedim gülerek.
- Hayır, hayır, aynı şeyleri yazmaktan sıkılıp sıkılmadığını sormuyorum.
Aynı şeyleri yaşamaktan sıkılmıyor musun?
Anlamsız bir soruydu.
- İnsan hep aynı şeyleri yaşar Volkan… Dedim şaşkınlıkla.
- Olur mu hiç, nasıl aynı şeyleri yaşar. Şu hayatına bak. Evin içinde dört duvar arasındasın. Ben koca bir şehrin içerisinde sıkılıyorum.
- Ben de koca bir şehrin içinde değil, evimde olduğum için sıkılmıyorumdur belki. İnsan kendi hayatında sıkılır mı? dedim.
Uzun uzun başını salladı.
- Benim hayatım kendime ait değil mi, yani? diye sordu.
- Ne bileyim ben. Senin hayatınsa sen bilirsin, bana ne diye soruyorsun.
- Değil, dedi. Benim dediğim hayat benim değil, biz dışarıda koşturup duranlar, hiçbirimiz mutlu değiliz çünkü sahip değiliz (Süngü, 2018a, s.
104).”