4.1. Anlatım Teknikleri
4.1.8. Bilinç Akışı
Araştırmaya dayalı bilimlerin hızla ilerlemesi ve psikolojinin de bir bilim dalı olarak kabul edilmesiyle bu alanda yapılan çalışmalar hız kazanmıştır.
Modern anlamda psikoloji üzerine ilk araştırmaları yapan Freud, psikanaliz yöntemini uygulamaya başlamıştır. Daha önceki bölümlerde edebiyatın diğer
153
sanat dallarından birçok tekniği aldığını belirtmiştik. Bilinç akımı tekniğini de yarattıkları karakterlere derinlik kazandırmak isteyen yazarlar tarafından psikoloji biliminden alınmıştır.
“Psikolojinin bir bilim olarak kabul edilmesinden bu yana bilinç ve bilinç akışı hem psikolojik hem de felsefi bakış açılarından tartışılmakla birlikte son dönemlerde nöroloji (neuroscience) biliminin de ilgi alanı içine girmiştir. Modernizm ile romancıların teknik olarak kullanmaya başlamasıyla birlikte bilinç akışı edebiyat biliminin de ilgi alanı içine girmiştir (Odacı, 2009, s. 609).”
“Bilinç akımı, kısa bir tanımla, bireyin duygu ve düşüncelerinin, seri fakat düzensiz olarak şekillenen bir iç konuşma halinde verilmesi anlamına gelmektedir (Tekin, 2006, s. 269).” Bilinç akımı ile iç konuşma teknikleri sıklıkla karıştırılır. Aralarındaki en temel fark, dilin kullanımında yatar. İç konuşmada, duygu ve düşünceler bir mantık çerçevesinde ve cümleler dil bilgisi kurallarına uyularak ilerlerken bilinç akışında ne mantık ne de dil bilgisine dayalı cümleler vardır. Berna Moran, Türk Edebiyatına Eleştiren Bir Bakış 1 adlı yapıtında iç konuşma ile bilinç akımı arasındaki farkı şöyle açıklar:
“Bilinç akımı roman kişisinin kafasının içini okura doğrudan doğruya seyrettiren bir teknik. Şu farkla ki iç konuşma gramer bakımından düzgün, sentaks kurallarına uygun cümlelerle yapılan sessiz bir konuşmadır. Ve düşünceler arasında mantıksal bir bağ vardır. Bilinç akımında ise karakterin zihninden akıp giden düşüncelerde mantıksal bir bağ yoktur. Daha çok çağrışım ilkesine göre akarlar. Ayrıca gramer kuralları da gözetilmez. Bilinç akımında yalnız düşünceler değil, duyumlar, imgeler de yer alabilir ve tam bir bilinç akımı tekniği ile okura bir sahne gibi sunulan, bilincin en karanlık, bilincin en altına yakın kesimidir (Moran, 2010, s. 82).”
Bilinç akımının sınırları, diğer tekniklere göre hayli geniştir.
Kahramanların duygu ve düşüncelerinde bir mantık sıralaması olmamasından dolayı ileriye ya da geriye sıçramalar yaparak kişilerin daha rahat anlaşılmasını sağlamaktadır. Güray Süngü’nün de öykülerinde bilinç akışı tekniğini kullandığı görülmektedir. İlk öykü kitabı Deli Gömleği’nde yer alan “Sizi Görmeliydim”
öyküsünde başkahraman Mehmet Uncu, bir üniversite öğrencisidir. Okulda sık sık gözaltına alınan Mehmet, bir gün polislerle okuldan ayrılırken âşık olduğu Çiğdem’i görür. Bu sahnede bilinç akışını tekniği kullanılır:
“Etkinliğimi yitirdim. Ne uğruna. Bir kızın gözleri ne kadar yeşil olabilir? Yakışıyor mu sana? Biraz düzgün bir adam olsam, yakışabilirdi ama değilim. Eğreti durdu. Hatta durmadı, kayıp gitti üzerimden. Aktı gitti, bir avuç su gibi… Yeşil. Su yeşili. Çiğdem’in gözleri. Duygusallığa bak, aşk ölesiye. Hücrede ondan mı aldın mı gücümü. Kendime acıdım. Aşk ufaladı bizi, yumuşattı diye, biz de aşkı ufaladık. Şimdi kapının dışındaki çöp sepeti gibiyim (Süngü, 2018a, s. 48).”
154
“Umudumsunuz” öyküsünde kahraman kendisine söylenen bir köye gider.
Köyde bulunan “üç katlı, izbe, beton istasyon binası (Süngü, 2018a, s. 68)”nda kalmaya başlar. Kendisinden sonra buraya beklediği birisinin gelmesi gerekir.
Kahraman, yıllardır beklediği halde o kişi gelmez. Hâkim anlatıcı kahramanın iç konuşmalarını ve aklından geçenleri bilinç akışı yöntemiyle verir:
“Tren geldi. Yattığı yerden kıpırdandı. Sesler yükseliyordu istasyonda. Çok mu inen oldu? Gözlerini açtı. Sesleri farketti, hızla kalktı, pencereden aşağıya baktı. Tren hareket etmek üzereydi, iyice dikkat kesildi. Dolaşan, yürüyen birkaç kişi vardı sadece.
Gürültü trenin içinde, istasyon yine boş. O birkaç kişiyi taradı gözleriyle. Nafile, yok…
Gelmedi. Tren yavaşça hareket ederken izledi. Karanlığın içinde kaybolana dek izledi.
Sonra oturdu yatağına. Nasıl uyumuşum. Esnedi, gözlerini ovuşturdu. Karnı açtı.
Uzandı yatağa. Neden kendini çaresiz, yalnız, güçsüz hissediyorsun? Alıştım artık.
Gelmedi, gelmiyor. Bir yerlerde bir yanlışlık olmalı. Değil mi? Saçmaydı, her şey saçmaydı, anlamsızdı. Gözlerini kapadı. Karnım aç, yorgunum. Uyumaya çalıştı.
Uyursan her şey bitecek. Uyanıncaya, her şey yeniden başlayıncaya kadar da olsa (Süngü, 2018a, s. 69).”
Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi’nde yer alan “Çember”
öyküsünde başkahraman birkaç gecedir kâbus görmektedir. Yolda hızlı hızlı yürürken bir adama çarpar. Kâbustaki kişinin o olduğunu zanneder ve ondan koşarak uzaklaşır. Kahraman, bu sahneyi anlatırken bilinç akışı tekniği kullanılır: “Gözüme uyku girmiyor. Çoktan uyudu, saat kaç? O adam mıydı? Saçmalama, bugün çok fenaydım. Aynı adam olamaz. Ama aynı şeyleri söyledi. Hangisi rüya? İkisi de mi?
Korkunç. Korkarak uyandım (Süngü, 2017, s. 32).”
Vicdan Sızlar kitabındaki “Hasarla Beslenen” öyküsünde bir “ağır abisi bol bir mahallede (Süngü, 2018b, s. 21)” yaşayan yirmi yedi yaşındaki bir gencin hayatı anlatılmaktadır. Hırsızlık yapan kahraman birçok kez hapse düşer. Hatta bunu anlatırken “gir-çık’dan yalama oldum zaten (Süngü, 2018b, s. 22)” der. Kahraman Zalim Abi diye bir kişiye çalışır. Çaldıklarını ona götürür ve her parça başına para alır ancak yaşını da aldığı için artık bu işlerden elini eteğini çekmek ister. Zalim Abi bu isteğe, fiziksel şiddet uygulatarak izin vermeyeceğini gösterir. Yazar, kahramanın hem anne-babasını hem Zalim Abiyi hem de hapishanede geçirdiği günleri anlatırken bilinç akışı tekniği kullanır:
“Tabii benim kafa gidip geliyor o sıra. Ben farkında değilim, epeycedir sigarayı boş içiyorum, normal diyorum. E içerdeyiz, hıyarağası mıyız ki bize düşsün. Anca bok temizle. Canım gidiyor ama yok, fena harmanım ama yok, bırakacağım zaten, hayata döneceğim artık. Yol yanlış. Zalimi abinin tayfaları bir daha çıkarsa karşıma. Vaziyete göre artık. Gözüm keserse dalarım, kesmezse çöküveririm yere, kasarım kaportayı.
155
Memlekete gidişin n’oldu diyen olmaz ya, derlerse… yalan yok. Babam gitmiyor. Anam da gitmiyor. İnsan rezilliğe alışınca demek… orada ne yer ne içermişiz? Burada yiye yiye doyamıyoruz ya. Çaktırmıyorlar da, korkuyorlar aslında, anlamam mı (Süngü, 2018b, s. 26)?”