M İ M A R
A Y L I K M E C M U A
İKİNCİ SENE İKİNCİ TEŞIRN - BİRİNCİ KÂNUN 1932 2 LİRA
M İ M A R
A Y L I K M E C M U A
İ S T A N B U L - A N A D O L U H A N No. 2 0 . T E L E F O N : 2 1 3 0 7 SENE: 2 SAYI :11-12 T . S A N I K. E V V E L 1 9 3 2 1 , A L T I A Y L I Ğ I 6 , S E N E L İ Ğ İ : 1 2 L İ R A D I R
M E M L E K E T L E R İ Ç İ N S E N E L İ Ğ İ : 6 D O L A R D I R S A Y I S I
E C N E B İ
Sııvıın iki harici kulesinin cenubi şarki zaviyesinin cenuptan çekilmiş bir fotoğrafı.
Kara Balkason harabeleri.
G e ç e n sayıda neşrettiğimiz Asyada muhte- lif z a m a n l a r d a teessüs etmiş muazzam T ü r k sal- tanatlarının b a k a y a s ı n d a n olan abidelerden (Or- h a n ) G ü l t e k i n abideleri b ü y ü k Tukyu imparator- luğu devrine aittir. K a r a Balkasondakiler dahi U y g u r devleti z a m a n ı n d a yapılmış eserlerdir.
M i m a r ; B . O . C e l â l Diğeri d e elyevm Erden - Ç u - manastırının bu- l u n d u ğ u yerdeki harabelerdir. Haritasını dercet- tiğimiz bu havalide serpilmiş d a h a bir çok mezar- lar ve eserler vardır.
İlk defa 1881 d e Iadrintzeff 1890 d a Fen- landiya'lı Heikel ve 1891 d e R a d l o f v e 1909 d a
Şekil 3.
M. de Lacost tarafından tetkikat yapılmış ol- masına rağmen maalesef bu husustaki malûmatı- mız pek noksandır. Geçen yazıda da arzettiğim gibi halen mimarî noktai nazardan, mevcut ma- lûmat ile tetebbü yapmak pek müşküldür.
Profesör Heikel görünüşe nazaran Kara Bal- kason abidesinin 6 metro uzunluğunda ve 1,70 genişliğinde olduğunu söyliyor. Abide penbe gra- nitten yontulmuş, başlıca üç kısımdan müteşek- kildir. Müstatil şeklinde kaide, dört zaviyeli Stel, ve başlık ve bunun heyeti mecmuasını kaplıyan kürevî kısımdır.Kaideden bakiye kalanlara bakı- lırsa bunun muazzam bir kaplumbağayi temsil et- tiği anlaşılıyor. (Kaplumbağa sarı ırkta uzun ömür temzir ediyorum).
Seyyahlar abidenin çok muhteşem ve ente- resan olduğunu ve uzaklardan müthiş bir ejderin siluetini andırdığını söyliyorlar.
Zarif bir başlığın tamamladığı Stel Bağa üs- tüne sedef kakmadır. Halâ bile etrafa serpilmiş olan bu bağa üzerine sedef kakma halkalar çok meharetle yontulmuş, biribirine girift ejderlerin mühip vücutlarını kapliyormuş.
A b i d e VIII asrın sonlarına doğru Uygur'ların mütevali zaferleri için yapılmış olsa gerektir.
Stelde üç lisandan yazılar vardır. Uygur'ca, Çin'ce ve Siryak'ça dır. 25 Fragmanı ihtiva eden bu yazılardan ancak I 5 i istinsah edilmiş ve muğ- lak bir surette okuna bilmiştir.
Geçen sayıda 2 numaralı şekildeki iki mah- kûk parça Kara Balkason abidesine ait idi, yanlışlıkla derç edildiğinden itizar ederiz.
İstiklâl apartmanı. Taksim.
Taksimde, talimhane meydanında, tram- vay caddesi üzerinde bulunan arsalardan birinin üzerine inşa edilmiş bu apartıman Mimar Hüsnü ve Çıbukçıyan beyler tarafından vücude getiril- miştir. Zemin kat antre ve yanında büyük bir mağazaya hasredilmiştir. Diğer katlar, altışar odalı beş apartıman dairesinden ibarettir. Müte- addit köşeli bir şekilde olan esas merdivenden, ufak bir sofaya dahil olunuyor. Buradan da çift bir kapı ile kabul kısmına geçilmektedir.
Salon, ufak salon, sığara odası ve yemek salonu birbirlerile güzel bir şekilde imtizaç etme- lerdir. Her kat ( 1 4 4 ) metre murabbaıdır.
M i m a r : H ü s n ü , . Ç ı ı b u k ç i y a n .
Ufak holün, diğer cihetinde, ufak bir kori- dor üzerinde müsafir halâsı, m u t f a k ve bu kori- dordan yatak odaları ve banyonun b u l u n d u ğ u kısma geçilmektedir. Burada ski yatak ve bir hizmetçi odası vardır.
Binanın haricen zemin katı kâmilen mermer kaplanmıştır. Diğer katların fonu ( b e j ) ve çı- kıntıları koyu (gri) renkte, (terranova) siste - minde, sıva ile sıvanmıştır.
M i m a r cephedeki sıva ve doğramaların renkleri ile güzel bir armoni vücude getirmeğe muvaffak olmuştur.
Kapı detayı ve kat pilânları
Melek apartman:.
Nişantaş.Mühendis F i k r . S a n t u r vc .Mimar Abidin.
lstanbuida beş altı katlı, yüzü dar, derinliği fazla apartımanlar gerek taksimat itibarile gerek inşaatının tarzı ve müddeti itibarile sistematik bir şekil almıştır. Bu binaların plân taksimatını basma kalıp hale getiren bizde arsa ifrazı ve yapı sahip- lerinin münferit ve mütevazı bütçesidir. Şehrin çehresine keyfi, ufak ve kırık dökük bir manzara veren bu apartıman inşaatı memleketin
kıymetinin tezahürüne şayanı arzu bir saha arz etmemekle beraber bugünkü iktisadî ve içtimaî vaziyetin zarurî bir neticesi ve günün hakikati- dir.
Nişantaşında Melek apartımanım diğerle- rinden ayrılan hususiyetlerini bir kaç resimle bu sahifelerde tesbit ettik.
Plân; zemin, birinci ve ikinci katlar birer,
Yemek odası
üst katlar ikişer apartımanî havi olmak üzere yapı sahibinin arzusuna göre tanzim edilmiştir. Bina- münferit sömel üzerine oturtulmuş, betonarme iskeletin arası tuğla ile örülmüçdür. Çatı katında hizmetçi odaları ve çift su deposu konulmuştur.
Bodrum katında da bir dükkân, kalorifer, asansör ve kapıcı daireleri ile çamaşıhane, kurutmayeri ve muhtelif katlar için depolar yapılmıştır.
Cephe sıvası kısmen krem renkte terranova kısmen de gri renkte mermer sıvadır. Doğra- malar beyaza, demir parmaklık, körük ve kapılar lâciverde boyanmıştır.
Cephe ve dahili detaylar mimarın esas pro- jelerine nazaran bir az tadilâta uğramış olmakla beraber binanın heyeti umumiye3İ hususiyetini muhafaza etmiştir.
Melek apartımanı bütün tesisatile biriikte 58 bin liraya mal olduğundan metre mikâbı tak- riben I 125 kuruşa gelmiştir,
Kul planlım
Methal camekâm
Esas cephe
Cephe
I)r. Aacı Bey evi - Sultan Ahmet. Cephe.
Dr. Naci B. Evi.
S u l t a n a h m e tAvanproje — Mimar Ahmet Burhanettin Tatbik — Mimar Abldin ve Cavit R a ş i t .
D r . N a c i B. in evi S u l t a n a h m e t t e Yereba- tai: sarayı ü z e r i n e isabet eden bir köşe b a ş ı n d a b u sene inşa edilmiştir. T e m e l radyesi altı gra- nit sütur.un taşıdığı eski k u b b e l e r üstüne otur- t u l m u ş t u r .
B i n a n ı n z e m i n katı kiraya verilmek, üst katı d a d o k t o r u n hususî muayenehanesi v e ika- m e t g â h ı o l m a k üzere tertip o l u n m u ş t u r . A l t k a t 4 o d a , m u t f a k , b a n y o ve helayı; üst kat bunlar-
d a n b a ş k a bir m u a y e n e odasile bir b e k l e m e o- d a t ı n ı i h t i v a etmektedir. B u son iki o d a k a t ı n d i ğ e r t a k s i m a t ı n d a n biv c a m e k â n l a ayrılmıştır.
Ç a t ı n : n a r k a kısmı çamaşır k u r u t m a yeri o ! a r a k k a p a l ı teras h a l i n d e yapılmıştır. Y a p ı n ı n r a d y e v e iskeleti b e t o n a r m e d i r ve ü ç kat, bir b o d r u m üzerine hesap o l u n m u ş t u r . D i ğ e r inşaî k ı s ı m l a r en s a d e v e iktisadî bir tarzda yapılmıştır. B i n a on b i n liraya m a l o l d u ğ u n d a n beher m e t r e mi- k â b ı n a 9 0 0 ktıruş isabet etmektedir.
Caddeden göriiniiş
Sokak kapıcı
plân
Çınarlı İlkmektep ilâve inşaatı. Adana.
M i m a r : A b d u l l a h Z i y a
A d a n a ' d a Çınarlı ilk mektebinde yapılan ilâ- vei inşaat ve tamirat esnasında bir sınıf ilâvesine lüzum görülmüş ve bu bina bu suretle meydana gelmiştir.
Sınıflarda ziya istikameti, talebenin muallime nazaran alacağı vaziyet ve sıraların konuş tarzı tesbit edilmiştir. A d a n a ' nın çok sıcak olan iklimi de nazarı itibara alınarak ayrıca dört
dane ayni istikamette Vantilasiyon delikleri yapıl- mıştır. Z i y a yalnız soldan ve cenup istikametinden verilmiştir. A d a n a ' d a rüzgârda cenuptan estiğin- den diğer istikametler tamamile kapatılmış ve ta- lebenin dışarı ile olan alâkası kesilmiştir. Z e m i n e parke döşenmiş dıvarlar bir buçuk metroya kadar yağlı boya yapılmıştır. Sınıf çatısı yekpare kori- dor üzerine % 2 meyil ile bir şap ve 30 kiloluk ruberoit döşenmiştir.
Hasan B. apartmanı
Aksaray
Mimar: Nizamettin Hüsnü
Âpartıman Aksaray'da Mustafa Kemal Pa- şa caddesi üzerinde Valde camisi ve Valde mek- tebi karşısında inşa edilmiştir. Proje her hususta iktisadî ve her kiracı için mümkün olduğu kadar kullanışlı olacak şekilde düşünülmüştür.
' Bina tuğla inşaattır ve döşemeler betonar- medir. Arazî dolma olduğu için temeller sokak seviyesinden 4,5 metre aşağıya kadar indirilmiş- tir. Temeller en aşağıda 90 genişliğindedir. Bina bir budrum katı ve dört apartımandan müteşek- kildir.
Budrum katında iki oda bir halâ bir çama- şırhane ve her apartıman için birer ayrı kömür-
lük vardır. Bu kattan bir kapı ile arkadaki avluya çıkılır.
Apartımanlarda bir salon, bir yemek odası iki yatak odası bir mutfak bir banyo ve bir halâ vardır.
Bütün katlarda tertibat aynidir. Dahilî kapı- ların umumiyetle üst kısımları camlıdır. Bu suret- le ortadaki sofa mükemmeien aydınlatılmıştır.
Binanın havalandırılması vasistas pencerele- ri ile temin edilmiştir. Arka cephe adi çimento sıva ile sıvanmıştır, ö n cephenin sıvası teranova subasman kısım piyer artifisiyel sıvasıdır.
324 - Mİ.UAk
t t t k ^ » ' "
S c r v t - 2 H - 1 2
Şehirlerimizin plânları
Bizde; mimarlık gibi şehirlerimizin birer mü- kemmel plâna istinaden inkişafları pek güç anla- şılan ve kabul olunan bir meseledir; dün denile- bilecek bir zamana kadar şehir plânına
lüzum hasıl olması yüzünden bir ecne- biye sipariş edilen Ankara'nın plânile bu ihtiyaç görülmeğe başlamıştır; mevcut Av- rupa şehirlerinin bünyelerile onların üzerinde bir şehircinin yapabileceği ameliyat ile veya baş- tan başa yeni bir şehir vücude getirmekle bizim Türk şehirlerinin inkişafları arasında bambaşka manzaralar vardır. Düşünülecek olursa bütün şe- hirlerimiz mazi ve hars itibarile birer açık hava müzesi halindedir; ekseri yerlerde mamur yer- lerin yanında yine yığınlarla kıymettar harabe- ler başbaşa durmaktadır. Şehirlerimizi yaparken yolumuza çıkacak bu gibi eserleri fedaya mı mec- bur kalacağız. Avrupa şehirlerinde bu cihet esasen halolmuştur. Eski şehirlerin üzerinden müteaddit medeniyetler fasılasızca imtidat ederek çehrele- rinde büyük izler bırakmışlardır ve ekseriyetle de bütün devirler taş inşaat yapmakla geçtiği için bütün sokakların şekilleri teazzuv etmiştir.
Bizde ise bütün baştan aşağı yeniden yapıl- mağa muhtaçtır; sokaklarımıza yeni istikametler ve şekiller vermek lâzımdır, halbuki yolumuzun üzerine bir çok kıymettar binalar çıkar: Ekseri şöyle vaki olmuştur. Yeni eser yapmak için eskisi yıkılır. Bunun için hazırlanan cüz'i paramız da eski eserin sağlam duvarlarını yıkmak için sarf olunmuştur, bu suretle ekseri yeni işimizde suya düşer.
Eski eserlerin çokluğu memleketimizin en büyük servetlerinden biridir, yalnız. Orman, ma- den ve toprak ile olmayan öyle bir servet ki, bir çok harap vilâyetlerimiz, bu eserlerin maddeten çokluğu ve manen güzel olmaları sayesinde birer inci gibi parıldayorlar. Bizim neslimiz bu eserlerin kıymetine bigâne kalıp, vakıf bütçelerimizin ta- mirat hanesi bu kıymettar eserlerin muhafazası için kabarmadıkça yüz sene sonra gelecek nesiller birer taş bulamıyacaklardır.
Yeni şehirciliğin ideali mazinin en yüksek hars eserlerini bozmak değil, bilâkis olanların ya-
ürlıanist Mimar B u r h a n Arif
nına konulacak her yeni ve yerinde olan bir bina ile kıymetlerini arttırmaktır. Ekserisi taştan olan abidelerin yanı başında baraka denilebilecek dü- kkânlar doludur; görgüsü kalfalığı geçmeyen bir inşaatçının yaptığı bir kârgir sırıtır. Binanın oraya yapılmasında hangi belediyenin ruhsat verdiğine hayret ederiniz. O belediyede bir imar plânı yok- tur, bu gibi çirkin eserler çoğaldtkça imar plânı- nın ehemmiyeti takdir edilir.
likişaf plânlan n\evcut c!an bir şehrin haya- tiyetinde istikrar olacağı tabiidir. Bir malsahibi için mülkünün, istikbalde şehrin umumî vaziyetin- de alacağı mevkii bilmek ne büyük bir .zevktir.
Fransada harpten sonra turizmin nekadar , i l e r i gittiğini, hariçten gelen seyyahların, gerek
memleket halkının, dahilde bir çok yeni kasaba- ların, tebdilhava istasyonlarının, plâjların vücude gelmesinde en büyük âmil oldukları malumdur Küçük küçük bu yeni doğan merkezlerin büyüme- sinde yeni yolların açılıp inşaatın emniyet ve se- kinetle ilerlemesinde her yerin bir imar plânına malik olması en büyük âmillerden biridir.
Plânlar ekseri çoğaltılarak saç levhalar üzerine çıkarılır. Belediyelerin önüne, istasyonlara en işlek caddelere asılır.
En ufak bir köyün bile plânı vardır; bunların teknik ve san'at itibarile ne derece muvaffak ol- dukları şüphesiz mevzuumuzun haricinde bir iştir.
Demek istediğimiz; eyi ve fena her hangi plânın halkın seciyelerinde mündemiç olan imar arzu ve kabiliyetini kuvvetlendirmesidir.
Şehirlerimiz niçin işe yarar bir imar plânına malik olamıyorlar: bunun sebeblerini şöylece gö- riyoruz. Bazı belediyeler kadastro haritalarını yaptırmakla imar plânları arasındaki farkı pek tefrik edemiyorlar. Kadastro plânlarını bir arazi- nin mevcut vaziyetinin çıkarılarak tesbiti, imar plânlarının ise bambaşka, mevcutlu bir şehirin ilerlemesi sebeplerini aramak ve bunun için muh- telif vaziyetlerin serbestçe çalışması imkânını ver- mek demek olduğunu takdir etmelidir. Bu itibarla biri sırf hendese işidir, diğeri san'ata aittir.
Şehirlerin p l â n ı n d a tetkik edilecek ilk işte
M ı n t a k a taksimatı: Şehirlerin ileride büyüme- sine ait b ü t ü n şekiller nazarı itibara alınarak ev- velâ serbest kalması icap eden sahalar ile inşaat yapılması iktiza eden kısımlar tahdit edilir. İşte kadastro haritasında olmayan bir iş; bu taksimat yapıldıktan sonradır ki mıntakalann ayrılması ge- lir. ( M i m a r mecmuası, ikinci sene, 1 ve iki numa- ralara m ü r a c a a t ) .
Bu yazıları bir çok taşra şehirlerimizin plân- larına lâzım gelen kıymet ve ehemmiyetin veril- mesi için yazıyoruz. Belediye kanununda bunun ana hatlarına temas edilmiş, kanun bunların ya- pılmasını mecburî kılmıştır. Her belediyenin şimdi İsrar edeceği bir iş: Şehrin ilerideki vaziyetini ve tatbikatını da kısmen gelecek nesillere bırakacağı, eyi ve durendişane gören imar plânına malik ol-
Asyada Türk şehir pilânları.
M i m a r Ş e h a b e t t i n - Munch.n.
Mimar Şahabettin. u/.un' seneler- denbcri Al manyada. Mimarinin şehirci- lik şubesinde, ihtisas yapmakladır.
Th. Fischer, Seifer, Oraesscl, Bcs- telnıayer gibi proferörlerin, atölyelerin-' de sclıircl'ifte ait 'muhtelif projeleri ik- mal etmiştir.
1 — A s y a ' d a Türk şehirleri.
Türkler şehir mimarisini islâmiyetten önceki yaşayışlarında öğrenerek tatbik etmişlerdir. Şehir mimarisinde ilk Türk devri 107 M . tarihinden ev- vel başlar. O vakitlerde H u n ' l a r dairevî plânlar- d a n mürekkep A s y a ' d a köy ve şehirler kurmuş- lardır. Uygur Türklerinin zamanlarına kadar dev- rin şehir plânları, dairevî olarak göze batar.
Uygur Türkleri zamanında, şehircilik kay- ğusu pek ziyade kuvvet kespeder. Şehirlerde, m u n t a z a m şekilli plânlar görülür. Bu devirde ha- kiki surette şehirleri benimsemek için fazlaca a- lâka vardır. Meselâ; ilk zamanlarda sıkça görülen dairevî şehir p l â n l a n , çok hatlardan mürekkep şekillerde dikkati çeker. Bu devrin en güzel mi- salleri, Ç i n ' d e Nankin, Turhan'da H o ç o şehirleri- dir. Bunlardan sonuncusu, murabbadan intihap edilmiş şehir plânına örnektir. Burada H o ç o şehrini gösteren bir plân görüyoruz. Şehir mu- rabbaa yaklaşan bir müstatildir. Kaideleri 450,m
uzunluğunda, yan dılı'lan bu mıkdardan pek az bir eksikliktedir. Şehrin etrafı kalın duvarlı bir
f
(Hoço) şehri
surla çevrilidir. Köşelerinde yuvarlak burçları vardır. Şimal kaidesinde burçların adedi altı ve cenupta burçların sayısı beş tanedir. Her iki tara- fın burçları bir büyüklüktedir, birbirine karşılıklı inşa olunmuştârdır. tarafında beş burç var- dır. Cenuptan şimale doğru üç burçtan sonra şeh- rin kalekapısı gelir. Kapı, kalın ve uzun bir dıva- rın arkasındadır.
Garp tarafta bulunan kapı İ3e iki burçtan sonradır. Burçların mıkdarı beş tanedir. Kapılar, tamamile birbirinin karşısında değildir, her iki Vapıdan şehire girilince, büyük sokaklar müvazi olarak başlar. Diğer ufak sokaklar ayni muvazi- likte şehrin boyunca devam eder.
Plânda garp tarafta gözüken ufak karartılar saraylar, diğerleri yapı gruplarıdır. İki ve daha fazla katlarda pek çok evler vardır. Şehir dıvar- ları, evler, saraylar güneşte pişmiş kireç malze- mesinden inşa edilmişlerdir. Dıvarların muhtelif yüzlerinde müteaddit güzel heykeller vardır. Ev- lerin iç dıvarlarında zengin süsler işlenmiştir. De- rece derece yükselen şehir evlerinin en yüksek noktasında kubbeli damlar pek çoktur.
Şimdi de 1000 ve 900 tarihlerinde.başka bir Türk şehri plânı üzerinden sözlerime devam etmek isterim. Uygurca vesikalar bunu A v d o ğ o ' nun (Idyqutsahri) şehri diye bildiriyor. Vaktile bu şehrin Asya şehirleri içinde eşi bulunmaz bir güzellikte inşa edilmiş olduğunu yaziyor.
' Şehrin mimarı Bhadanta yon - ton - sgro adında bir Türk san'atkândır. Şehir içerisindeki yapılardan bazıları, zamanımızda olduğu gibi in- sanlar tarafından yıkılmış isede bir çokları da eski halindedir. Burada verdiğim plânın aslı profesör E. Grünvvedel tarafından Turfan araştırmasında bulunmuştur.
Şehrin plânı, uzunluğuna bir müstatil şeklinde dir. İçinde muhtelif çaplarda 25 tane yapısı vardır.
Bunların o zamanki ihtiyaçlardan hangilerini te- min ettiğini aşağıda yaziyorum.
1. Terasanın üstünde çifte kuleli bir yapı elan duruyor. Yanındaki yapılarda ayrı ayrı ki- tabeler yardır. . Onlardan birinde Aydoğot'un mukaddes evidir diye yazılıdır. Burada gece ve gündüz dans eden yedi kralın açık ve altı kemik- ten sembolleri açılmıştır. Rol-pa - mo, Srin - mo, Dred-mo, Lunma, Klu-mo, Makara-ma, Wa-mo, bunların adlarıdır. Renkleri altuni, mavi, kırmızı,
yeşil, gülrengi, koyu kırmızı, koyu külrengidir.
Diğer tarafta bir kütüphane vardır, kitabesinde Aydogot'a ait bulunduğu okunuyor. Kütüphane- nin içinde Hintçe, Türkçe, Tuharice, sertani yazı kitapları vardır. Bunun yanındaki kubbeli yapı Tuva mektebidir.
Terasanın kenarında I, 2 şeklini muhafaza etmekle beraber büyük tahribata duçar olmuşlar- dır. Bununla beraber insan bu yapıların eskil'ği hakkında kolayca bir fikir edinebilir. Bilhassa ya- pı heyetinin 3 doğru uzanmış şekilde bulundıığu- anlaşılıyor. 2. Terasa Aydugot'un saray terasası- dır. Altı kemerle kapalı olan mahaÜn solurdan itibaren büyük elçilerin, Tuhara saray adamları- nın oturma yerleridir. Diğer tarafta Aydugot'un tekrar bir evi, Çin ve Hindistan'dan gelme saray adamlarının daireleri vardır.
3. Çamurdan 5 ,6 metre yüksekliğinde bir dıvarla örülmüştür. Terasaya doğru dört bağlama
wm\m
z • SU**? .
" f •MV4+Cİ**' .
1- U -tâtC-f** • 17- . „ '.
I lunkur re l'ckin şehirleri
. hdugotıırr şehri
dıvarla büyüklü küçüklü on dört ev buluniyor- muş; kitabesinde Mani'ye ait rhahkemeler oldu- ğu yazılıdır. Lâkin evlerin hepside izleri belli ol- mıyacak derecede tahribe oğramıştır.
4. A y n i yükseklikte ve bazı kısımları duran çamur malzemesinden inşa edilmiş bir oda vardır.
O d a n ı n merdiveni pek harap bir haldedir. Yıld«z- lardan bereket anlarını haber veren mani adamla- rının terasası bunun yanındadır.
5, 6. Büyük parçası harap bulunan diğer bir yapıdır. Kitabesinden vaktile mektep olarak inşa edildiği anlaşılıyor. Y a n ı n d a olan yapılar içinde Padma-cart, Rol-pa-rno, Carlyed-mo, Midi, Makara - mad-Srin, Dorye-ma, Ser-mdog - ma evlerinde kuvvet ve büyüklüğün sembolteri var- dır.
7. dört kapılı murabba büyük holden yal- nız üstünün kubbesi ziyadece zedelîdir. Aycîugo*-
fervede kalası
tun ve vekillerinin toplandıkları salonudur Kar- şısında kalın dıvârları olan yeri 21 Aydug .'tun arabasını çeken sekiz atın muhafaza edilen veı>i ahırlardır.
8. Holün biraz aşağısında ve sağ tarafta karşılıklı yerler şehir bekçilerinin şefinin evidir.
6 den 2 ye doğru ve 7 nin önünde Aydugo'tun gezinti bahçesi, geçeceği yollar vardı. Şehir ka- pısının yanlarında ayrıca terasa varmış fakat bura- sı sonradan dıvarla örülmüştür. Aydugo'tun, do- ğan ve şahin bekçilerinin, üçüncüsü de saray çal- gıcılarının terasası idi.
9. Ortaya doğru, ince ve uzunluğuna bir ya- pıdır. Cenubundan yarısı şeklini muhafaza ediyor.
Vaktinde saray askerleri burada ikamet edermiş.
** 10. Cenuptadır. Şehir dıvarına müvazi ve kapının sağdan pek yakınında bulunuyor. Terasa- nin acayip yazılı kitabesinde Mani'nin arz ve ada- let terasasıdır. Terasanın altı kubbe mahzeni ola- rak kullanılır, içinde Surye'den gelmiş adil erlerin ölüleri muhafaza olunur. Üstünde Horasan'dan gelen Mani'nin adaletine neşet edilen ölüler var- dır. Terasada Mani'nin kitaplarını havi bir ev, ayrıca ölülerin adaletine işaret olunur bir kısım bulunmaktadır.
1 l. Söylediğim yapının yanındadır. Sağ ta- raftan ona müvazidir. Ortasında büyük holü vardır. Üst ve alt taraflarında arasından ince bir yolla ayrılan ufak daireleri havidir. Şarkta ve ön tarafı müteaddit direkleri havi uzunluğuna bir terasadır. Burası Mani'ni;» adaleti etrafında çalı- şanların yiyeceğini veren aş evidir.
1 2. 9 numaralı yapıya aittir. Fakat çok tahrip gördüğü için aslından pek çok şeyleri kayıp ol- muştur. Yalnız burasının da yukarıda olduğu gibi
bir aş evi olduğu muhakkaktır. Fakat yukarıda- kinden farkı, sırf saray adamlarının yiyeceği bu- radan çıkarmış.
1 3. Saray kışlasının sağ tarafındadır. Küçük terasalı bir mabettir. Maymundan olmuş Mani'yi irae eden yerdir. Burası, bugünki şehrin az çok uzak bir noktasındadır. Halk tarafından eyi bir nazarla bakılmamaktadır.
14. Evelkisinden daha büyükçe bir terasadır.
Avalokitesivara'nın mabedidir. Terasada moloz halinde pek çok Türk kabirleri vardır.
1 5. Daha küçükçe bir terasadır. Fârâ'nın mu- kaddes yeridir. Fakat pek çok yerleri harap bu- lunıyor.
16. Küçük bir terasa ve ortasında dört köşe direği vardır. Kitabesinde Aydugot'un mahkeme- si olduğu söyleniyor.
1 7. Üçe ayrılmış uzunluğına bir müstatil terasadır. Orta parçada dört köşeli bir direk var- dır. Cezalıların çağırılmasına mahsus terasadır di- ye kitabesinde yazıyor.
18. Yukanki yapının altına tesadüf eder.
Dikine müstatil bir evdir. Kılmç, demir boyunluk- lar, balta, tuzak... gibi eşyaları havi bugünkü ta- birle askerî müzedir.
19. Müzenin pjjk yakınındadır. Şarktan şehir dıvarmda bağlıdır. Gav-t ince ve dar bir yapıdır.
2 O.* Küçük terasalı bir yerdir. Mahâkâla'nın mukaddes sayılan mabedidir. Yanında olan ser- best meydan büyük cezaları çektirmek içindir.
21. Mani'nin günahları çıkardıkları evdir.
22. Mani'nin sebze ve meyve için evidir.
23. Günahı olanların evidir.
24. Şehir bekleyicilerinin evidir.
25. Şimaldedir ufak bir kaç mabedi havidir.
II. Anadolu'da Türk şehir plânları.
Türklerin Asya'da geçen şehirciliği etrafın- daki faaliyetleri gayet hususî hatlarla yukarıda
. Umdohıdi} Vî/rfc şehirleri phinla
gösterdim. Asya Türk şehir mimarlığının bütün şekillerini öğrendikten sonra burada türklerin garp hayatları şehir örneklerine giriyorum.
A c a b a Türklerin garp şehirciliğinde hangi yollardan yürümüşlerdir. Umumiyet üzere şark ve garp b u iki muhitin örnekleri arasında bir rabıta var mıdır, ne derecededir? Meselâ; İran'da, Ana- d o l u ' d a , Istanbua'da türklerin tatbik ettikleri şe- hirciliğin esasları ?
Bu iki devir arasında işçilik noktasından bü- yük bir münasebet vardır. Asya'da Türk bilgileri- ne göre inşa edilen şehirleri, Selçukiler ve Osman- lılar ayni usuller ve esaslar dahilinde takip etmiş- lerdir. Meselâ; ortada eski Türk yaşayışına, Türk malzemesine, Türk yurduna göre bir mimarlık var- dır. O m i m a r l ı k ayni işçilikte zamana, muhite, malzemeye, uyarak muhtelif tarihlerde, muhtelif örneklerde d e v a m etmiştir. İşte onun bir benzeri d e şehircilikte olmuştur; bir ihtiyaç bir gaye etra- fında ileri yürümüştür.
Meselâ; Profesör Diez tarafından neşrolu- nan iki resim burada okuyuculara Selcukî türkle- rinin İran'da M r o adında bir şehrini hatırlatıyor.
B u n u n etrafında fazla bilmek istiyenlere m i m a r Reuter'ın makalesini okumalarını tavsiye ederim.
O n u n c u asırdan sonra Türkleri, ilk defa İran t o p r a k l a n üzerinde yerleşmiş ve kuvvetli bir h ü k ü m e t halinde görüyoruz. O r a d a bir buçuk asırlık kadar d e v a m eden varlıklannda, pek çok ölmez oğlu örnekler bıraktıkları bugün için pek kat'îdir. F a k a t bu uğurda yapılan inceleştirmeler onların İran'daki şehircilikleri hakkında pek uzun olmayarak bazı aydınlıklar yapıyor.
H a l b u k i A n a d o l u Türk devri, evelki devre
nazaran daha zengin, daha ziyade örneklere ma- liktir. Bu müteaddit devirlerin bütün şehir plânla- rı ayni fikir, ayni maksat hareketlerini verir. Yal- nız şehirlerin vaziyetlerine göre şekillerde tahav- vüller yapıldığı muhakkaktır. Bununla Sel- çukiler devrindeki A n a d o l u şehir plânlarının ne yolda tatbik edildiğini söylemek kabil olur.
A n a d o l u ' d a Selçukiler tarafından tatbik edi- len şehir plânları, tenevvu itibarile b ü y ü k bir zen- ginlik İra e eder. Şehirlerin coğrafî, tarihî, iktisadî vaziyetlerini kale alarak plânda şehirlere şekiller veriyorlardı. Bu devrin şehir plânlarından bazıla- rını burada okuyuculara zikredeceğim.
Plân nevileri başta Konya olduğu halde şun- lardan mürekkep bulunuyordu. Meselâ; Kayse- rinin plânı, tam bir müstatilden ibarettir. Erzurum dılı'larından biri müşterek büyükçe bir müstatili gösteriyordu. Erzincan, uzunluğuna intihap edilmiş yine bir müstatili veriyordı. Sivas, b ü y ü k bir müs- tatilin içinde iki murabbaı ihtiva ediyordu. Diyar- bekir, b u şekillerin gayri, daireye yaklaşan bir şekil arzediyordu.
Bu muhtelif şekillerden mürekkep plânların A n a d o l u ' d a k i hayatından bahsederken b u plânla- rın d o ğ r u d a n doğruya Asya Türk şehir mimarîsinin tesiri altında bulunduklarını bir d a h a hatırlatırım.
Gerçi Selçukî Türkleri A n a d o l u ' y a geldiklerinde sahibi oldukları yeni yurdun şehirlerinde. Y u n a n ve R o m a gibi milletlerin vucuda getirdikleri ör- neklere tesadüf ettiler. Fakat Selçukiler b u yaban- cı malzeme ve işçilik mahsullerine hakaretle bak-
t
1
• •
1
1
1
• H • •
Konyalım birinci sıırıı
Akropol, Konyanm eski görünüşünü hatırlatır
ıaadılar bununla beraber onların yeniden ihya edilmesini de hiç arzu etmediler. Kendi hallerinde öyle bıraktılar. Bu sözlerimi kuvvetlendirecek ve- sikalar pek çoktuı. Meselâ; bu vesikalardan Şarl Teksiye'de Konya'nın Yunan'lılar z a m a n ı n d a ufak kalesile ticareti geri, san'atı ölgün , bir şehir oldu- ğunu okuyoruz.
Roma'Iılar vaktinde ise şehirde pek b ü y ü k değişiklikler yapılmadı. Yalnız şehrin mevcut kale- si muhafaza olunarak bir kaç noktaya bir iki abi- de ilâve etmekle iktifa ettiler. Binaenaleyh şehir mimarisi noktasından, her iki devirde de, faaliyet izleri çok zaif, hemen hiç mesabesinde diyebilirim.
H a l b u k i bunlara karşılık şehrin asıl kıymet bulması, hakikî bir şehir değerini göstermesi, Sel- çukilerin varlıklarile başlar.
111. Konva'nın Selçukiler zamanı şehir mimarisi.
Selçukiler, Konya'yı merkez yaptıktan sonra şehrin tek kaleli vaziyetine hitam verdiler. Nufus, ticaret, san'at eibi kuvvetli cereyanlardan birincisi kalenin etrafında şehri islâh ve tevsie çalıştılar.
Konya, çok geçmeden A n a d o l u ' n u n san'at ve ti- carette sayılan bir baş şehri oluverdi. Parlak ya- şadığı anlara ait şark vesikalarında pek çok kayıt- lar vardır. Bu eserler arasında ilk dikkati meşhur seyyah Evliya Çelebi'nin kitabı çekiyor. Resimli olmamasına rağmen K o n y a hakkında bir çok kıy- metli malûmat veriyor.
İbni Betut seyahatnamesinde. K â t i p Çelebi çihannümasında, Yakut, ve M e s k î . . . gibi bir çok şarklı yazıcıların bu arada adları zikrolunabilir.
Bunların yanında ecnebi seyahlardan R u s P.
Basil hatırlanabilir. Profesör ( M o r d t m a n n ) yazı- larından birinde Konya'ya ait kayıtları bildirirken bu isimden bahseder. Basil'in 1466 d a K o n y a ' d a bulunduğunu yazar.
Evliya Çelebi kitabında ilk kalenin Yunan-
lılar tarafından inşa edildiğini söyler. Roma'lıların şehirde başka bir şey yapmayıp mevcutları yalnız tamirde bulunduklarını ilâve eder. Kalenin üçün- cü tamir edicileri olarak da Selçukilcrden Alâed- dini gösterir. 569 d a Kılıç aslan tarafından dör- d ü n c ü defa olarak tamir olunmuştur. Hatta o za- manki zelzelede harap olan saray divanhanesi ve bir eyvanı tamir ettirdi.
O n b i r derinliğinde, elli genişliğinde, otuz tezamda büyük hendekler yaptırıldı. Y u k a r ı kat hisar dıvarının çevresi on bin adımdır.
İç kale on iki kapılıdır. Dört k a p ı d a n maada- sı hep kapalıdır. Suı aıvarları beyaz taşlarla ve hendesi şekillerle süslüdür. Gıyas oğlu A l â e d d i n , z a m a n ı n d a kaleyi yeniden inşa ettirmiştir. İç kale yüksekçe bir m a h a l d e bulunıyor.
Evliya Çelebi'den sonra Nasuhi adlı b 'r Türk ressamı Konyayı ziyaret ediyor. San'atkâr kitabın- d a yalnız K o n y a ' n ı n bir sulu boya manzarasını ya- pıyor. Resimde K o n y a dört köseli bir sürün için- dedir. Surun dört tarafta dört kapısı vardır. Surun dışları her bir y ü z ü n d e altı burçtan virmi dört bur- cu v e köselerinde birer tane kulübesi görülüyor.
Surun içerisinde şimalde ayrı ayrı iki tane bina grupu ve karşısında b ü y ü k bir tane bina grupu duruyor. Bunun şarktan birafe aşağisinde diğer bir bina gözüküyor. Üzerinde sa.uy diye bir işaret okunuyor bunun şarka doğru aşağısında bulunan bina camidir. 'C&ha aşağılarında adları kayt edil- memiş iki tane bina duruyor. Bu binaların sol ta- rafında dikine inşa olunmuş iki b ü y ü k bina vardır.
Bu iki binanın garba doğru yürüyen yerinde söy- lediğim binaların benzerleri iki yukarda bir aşa- ğıda üç tane bina grupu vardır.
Bu iki seyahtan başka Konya'ya d a h a bazı
Konyuda {Şarle Ibksıır)
seyyahlar uğramışlardır. M e s e l â ; K â t i p Çelebi ve Ibni B e t u t ' u n bildirdikleri, evelkilerin yazdıkla- r ı n d a n fazla değildir. K o n y a ' y ı diğer şarklı sey- y a h l a r d a n d a h a ziyaret edenler o l d u ğ u her h a l d e m u h a k k a k t ı r . F a k a t on sekizinci asrın ilklerine d o ğ r u az ç o k fasıla ile A v r u p a l ı seyyahların gel- dikleri a y d ı n d a d ı r . B u n l a r d a n ilk önce bir A l m a n K o n y a ' y ı ziyaret ediyor.
N i h b u r , şark seyahatinden d ö n e r k e n 1763 d e K o y a ' y a uğrayor. K i t a b ı n d a A d a n a üzerinden K o n y a ' y a geldiğini y a z d ı k t a n sonra ilk işinin şeh- rin bir p l â n ı n ı y a p m a k o l d u ğ u n u söyliyor. Bu işi bitirince K o n y a ' y ı dolaşıyor. G ö r d ü k l e r i n i kay t ediyor.
N i h b u r ' u n yaptığı p l â n a göre, K o n y a , Diyar- bekire biraz benziyor. M e s e l â ; D i y a r b e k i r ' d e Ce- n u p g a r b ı n d a surlar, d a h a çok kırık h a t l a r d a n köşeler y a p t ı ğ ı h a l d e K o n y a ' d a b u n a tesadüf ede- rneyor. O r a d a hatlar m ü n h a n i d e n ziyade d ü z hat- l a r d a n m ü r e k k e p t i r . Şarka d o ğ r u eğilmiş çok dı- If lı bir şekildir.
N i h b u r , şehrin çok h a r a p bir h a l d e o l d u ğ u n u kayıt ediyor. S u r u n kapılarını şu isimlerde zikr ediyor.
I. C e n u p şarkında p a z a r kapısı.
II. Ş a r k t a yeni k a p ı . III. Ş i m a l d e ardaş kapısı.
I V . G a r p t e çeşme kapısı.
V .
V I . C e n u p t a y a p u l a k kapısı.
V I I . C e n u p t a l â r ı n d a kapısı.
Bu k a p ı l a r d a n ardaş kapısının çok süslü ol- d u ğ u n u ayrıca işaret ediyor.
Meselâ b u p l â n d a açık kapılara iç sokaklar- d a n birer k a p ı ilâve edersek Evliya Ç e l e b i ' n i n y a z d ı ğ ı gibi şehir k a p ı l a r ı n ı n a d e d i 14 d e çıkar.
1818 senelerinde K o n y a ' y ı İngiliz seyyahı Kineir, ziyaret ediyor. N i e h b u r d a n fazla bir şey kayıt etmiyor. 3 0 0 0 0 k a d a r nufuslu O s m a n l ı ida-
resine tabi bir paşalıktır diye tasvir ediyor. San - at v e ticarette ç o k o l d u ğ u n u söyliyor. Şehir dıvar- larının Selçukiler tarafından inşa o l u n d u ğ u n u , iç sûrun 8 kulesi ve her kulenin ayrı adı vardır d ' ^ o r . Kuleler, diğer A n a d o l u şehirlerinde g'irüîen kule- ler gibi d ö r t köşelidir. Şehir kalesinin temeli dı- v a r ı n d a T ü r k ç e kitabeler b u l u n d u ğ u n u yazıyor.
D ı v a r d a R o m a lılardan k a l m a bir Relief var.
A y r ı c a on tane k ü ç ü k heykel buhmtyor. H e r biri 40 c m b ü y ü k l ü ğ ü n d e d i r . A y n i d ı v a r d a R o m a Prenslerinden biri bir sandalya üzerinde otur>yor.
Y a n ı n d a biri t o p atar vaziyettedir. Bunun dünya- ya senbol o l d u ğ u n u söylerler. Diğer üc R o m a as- keri ayaktn Prensi m u h a f ^ r a eder g - r ü n ü v o r h r . H e y k e l l e r d e n bazılarının h a r a o olan ayak ve el- lerini Selçukiler t a m i r etmişlerdir.
Kaleye d o ğ r u şehrin solundan gelinirse d<*ha heykeller görülür. A y r ı c a bir çok aslan havk-".e»i vardır. Şehrin ortasındaki tenenin c e v e ' i ' ">00 m dir. Bazı yerlerin yüksekliğini sonradan i ' â v e olunmuştur. Bir tarafta s^ray bulunıyor o r a d a Seçuk Sultanı i k a m e t ederdi diyor.
K o n y a , 1837 tarihinde D e L a b o r d tarafın- d a n ziyaret olunmuştur. Bu zatın cok kuvvet1» bir ressam o ' d u ^ u n u b u r a d n okuyuculara, t a n ' t m a k is- terim. iki b ü y ü k ciltlik kitabın içleri bir çok renkli ve kara k a l e m cl yaomalarile d o l u d u r . M u h a l i f san'atkârların istirakile v u c u d e getiri'mis res-m'e- rin çoğu, k e n d i ta«-»f»nd«n tersim q'»n«w>»>«».
L a b o r d ' ı n k i t a b ı n d a K o n v a ' n ı n Dlân> v o k t u r l=kin b u n a bedel A l â e d d i n teoesi tarafından H-ri'mis gayet güzel b ü y ü k bir manzarası vardır. B u n d a n m a a d a şehrin kalesi v e k a l e kapısı iie d ' v a r ' a r d a g ö r d ü p ü heykellerden bazılarının resim'erini çiz- miştir.Mimarî tarihi n o k t a s ı n d a n pek b ü y ü k kıy- meti haizdir.
1842 tarihinde H a m i l t o n A i n w o r t h adlı di- ğer İngiliz seyahlan K o n y a ' d a b u l u n m u ş l a r d ı r . Bu iki a d a m d a k i t a p l a r ı n d a K o n y a n m Y u n a n ' l ı l a r devri h a k k ı n d a m a l û m a t veriyor. Türk z a m a n ı h a k k ı n d a pek az izahat vardır.
Bunları t a k i p edenlerden diğer birisi 1848 tarihinde Fransız seyyahlarından Ch. Fexier dir.
K i t a b ı n d a K o n y a ' n ı n en eski devrine ait b a z ı hey- kellerle, Selçukiler tarafından ilâve edilmiş köş- k ü n v e A l â e d d i n camiinin birlikte şimalden bir resmini çizmiştir.
Fexier e göre K o n y a ' y ı L i k a o n ' l a r zamanın- d a pek az g ö z d e olan ufak kaleyi havi bir şehirdir.
Bir çok abidelerin ve kalelerin Selçukiler tarafın- d a n inşa edildiklerini yazar. Uzun uzadiye şehrin inşaî güzellikleri hakkında m a l û m a t verir.
Bilhassa bu m a l û m a t arasında tepede Lika- on devrine ait bazı bilgileri burada zikretmek çok meraklıdır. Likaon Prenslerinin parlak sarayları tepe üzerindedir. Kapısı cenup tarafmdadır. Sa- ğında ve solunda 7 - 8 m yüksekliğinde bir divan- hane vardır. Bunun kavisli kemerleri, mermer di- reklerle tutturulmuştur. Girerken gözüken enkaz yığınları hiç şüphesiz kışlalar, mutbahlar ve hade- me daireleridir. Sol tarafta mahrutî şekilde küçük bir kilise binası durıyor.
Bu seyyahlardan sonra en kıymetli ve m ü h i m araştırmalar A l m a n milletlerinde bulunuyor. A- limlerden profesör P. Sarre 1895 tarihinde Ana- d o l u ' d a büyük bir araştırma yapmıştır. Mezkûr tetkiklerde en b ü y ü k hususiyeti Konya'nın Türk devri teşkil eder. Bilhassa kitabında tepenin etra- fında bulunan surların plânı görülmektedir. Bir- likte çalışan mimar Kreger tarafından kopya edil- miş olan bu plânın aslını zikre^ildiğine göre H a k k ı bey a d ı n d a bir Türk zabiti çizmiştir. Lâkin bu zatın k i m olduğunu şimdiye kadar öğrenemedim.
1 8 9 7 yılında K o n v a ' y ı tanıyan Fransız'lardan Cl. Huart olmuştur. K i t a b ı n d a en ziyade Anado- lunun eski devrinde vuku bulmuş, on binlerin d ö n ü ş noktasından m a l û m a t vermektedir. Kon- ya'nın şehir mimarisine dair bilgiler, kitapta pel az satırlar tutar. Selçuki devri abidelerinden eder bazı sahifeleri vardır. F.n fazla Hristiyi.
manına ait tarihi bilgiler ita edivor. Hinrat'ın tabında, benim burada me"ğul o l d u ğ u m sehiu etrafında kavıtlar olmadığını söylemeliyim.
Profesör Strzykovski tarafından 1907 de ya zılan bir makale burada çok zikredilmeğe lâyıktır.
Pek kıymetli Konya'nın Selçuki sarayı hakkın'*
derin bilgiler veriyor. Bilhassa köşkün tamirinden başlayarak geçirdiği tahavvüllerden bahsediyor.
Eski sarayın mevkiini vc sonradan ne suretle ha- rap olduğunu, muhtelif tarihlere ait resimlerile izah ediyor. Burada on dokuzuncu asır sonlarına kadar Konya hakkında yazılmış eser sahiplerini zikrettikten sonra, muhtelif vesikalara istinat eden buluşlarıma devam ediyorum.
Konya'nın Selçukiler z a m a n ı n d a tatbik edi- len plânı, Yunan'lılar ve R o m a ' l ı l a r vaktinde tat-
bik edilmiş şehir plânından büsbütün ayrıdır.
K o n y a şehir plânında, haricî tesirleri ortaya koy- m a k için, bu nevi plânların menşeinin şarktan gel- m e olduğunu unutmamalıyız. K o n y a plânı, Hun- lar, Uyğur g ü n ü n d e şehir plânlarının inkişaf etmiş bir şekli diye kabul edebiliriz. Esasen K o n y a ' n ı n Y u n a n ve R o m a devri diye addedebileceğimiz zamanı, şehir mimarisi noktasından pek çok ek- siklikleri havi bir misali olabilir. Selçukiler zama- nında K o n y a ' d a tamamile hususî bilgi şekillerini ihtiva eden, geniş surette bir şehir mimarisi tatbik- leri dikkate çarpar. D a h a doğrusu, Selçukiler ta- rafından Konya'ya verilen şehir plânı, tamamile iktisat, ticaret, sanayi gibi şehir mimarisinde en m ü h i m gözetmeleri temin eder.
Konya'nın şehir mimarisinde vukua gelen tahavvülleri I 192 - 1212 yıllar arasında gözükür.
Bu tarihlerde şehir iki sur içinde bulunuyor. Bun- lardan biri ilk surdur. Y u n a n ve R o m a devrinde inşa olunmuştu. Şehrin hududu yalnız bu sürün dahiline inhisar ediyordı. H a l b u k i Selçukiler şehre ait dahilî taksimleri şöyle yapmışlardı. İlk sür A- lâeddin tepesinin etrafını çevreleyordı. B u r a d a bir saray, bir cami ve köşk vardı. • A z çok daireye yaklaşan bir şekildedir.
Bu sûrun dışarısında şarkta pazar ve çarşı, şimalde muhtelif hastaneler, mektepler. garpte
e tedrisleri muhtelif meslek mektepleri, habis- ve mezkrlık. Cenupta mektepler ve bazı ir.
>ilhassa şehrin mezarlığı garpte hapishane taneler civarında bulunmakta idi. Bütün bu ,ı etrafını ikinci bir sur çevreleyordı. B u n u n .nde b ü y ü k sokaklar şehir kapıları önlerine jr geliyordı. Osmanlılar devrinde K o n y a plânı lokuzuncu aşıra kadar söylediğim surette ha- lini muhafaza eder. Fakat d a h a on sekizinci asır içlerinde şehir sürleri yavaş yavaş harabe yüz tu- tıyor. Eski şehir tertibatında büyük tebeddüller oluyordı. Meselâ; Selçukiler zamanında birinci kale içinde bulunan hükümet, belediye bina grup- ları ikinci sürün içinde mevki işgal ediyorlardı.
K o n y a ' n ı n kalesi haricine doğru inkişaf denilebi- lir ki 1886 tarihlerine tesadüf eder. Bu z a m a n d a Bağdat demiryolu şehirden geçiyor, şehir kuvvetli surette garbe doğru yürüyor...
H a s t a n e l e r d e r ö n t k e n dairelerinin inşai hususiyeieri
Nakleden: .Mimar A . H ü s n ü
Hastahanelerde, rontken dairelerinin, diğer şubelere mahsus kısımlar gibi ve hatta d a h a fazla bir hususiyeti v e ehemmiyeti mevcuttur. Memle- kette yeni inşa edilen hastanelerimizde b u n a icap eden e h e m m i y e t verilmiştir. Fakat X şuamın v e b u n a tabi elektrik tedavilerinin tababette b u gıinki inkişafına v a r m a d a n evvel m e m l e k e t i m i z d e tesis edilen hastahane binalarımızda rontken ireleri m e v c u t değildi, memleketimizde bu sanların, telâfisi için, rontken daireleri i inşa v e tesis edilmektedir. B u n u nazarı alarak, rontken dairelerinin inşaî hususi}
b u m a k a l e m i z d e m ü m k ü n o l d u ğ u k a d a r a ğ a çalışacağız.
R ö n t g e n dairesi:
A m e l i y a t dairesine ve dahilî hastalıkla. Kıs- m ı n a hizmet edebilecek bir vaziyette olması lâ- zımdır. Eğer a m b u l a t o r i u m (dışarıdan gelip g i d e n hastalara b a k a n kısım) için d e hizmet edecekse b u n u n y a k ı n ı n d a olmalıdır ki, haricî gidiş geliş hastanenin ortasına kadar uzanmasın.
R ö n t g e n l e tedavi için R ö n t g e n Therapie, m u a y e n e v e dahilî doktorluk ve cerrahîye hizmet e d e n R ö n t g e n diagnos tesisatı için b ü y ü k hasta- nelerde merkezî b ü y ü k bir R ö n t g e n dairesinden başka hastane şubelerinin yanına k ü ç ü k aletler konur.
M a k i n e odası:
Y ü k s e k tevettürlü transformatör aleti için 2 . 0 0 X 2 . 0 0 veya 2 . 5 0 X 2 . 5 0 kâfidir. M a k i n e oda- sının y a n ı n d a veya b u n u n y ü k ü n ü azaltmak için ya altta veya üstte asgarî ( 4 . 0 0 m ) lik k â f i kat irtifamdan sonra 1.80m irtifaında elektrik tablosu mahalli. B u 5 ilâ 8 metre m u r a b b a ı sahasında olacak kurşunlu k a p ı ve pencere ile esas o d a y a
.ecektir.
Y ü k s e k tevettürlü ceryan tesisatı m ü m k ü n -.ğu k a d a r kısa y o l d a n v e serbest olarak tedavi .. R ö n t g e n therapie ve m u a y e n e edip filim çe-
R ö n t g e n diagnos makinelerine sevkedilmeli- _ir. R ö n t g e n diagnos odasının karanlık bir hale sokulabilmesi için tertibat düşünülmeli, m i k t a r ı kâfi h a v a h a c m i verilmeli ve d ö ş e m e d e birikecek gazların tebidi için hava cereyanları temin edil- melidir.
Filmleri b a n y o etmek için karanlık o d a mü- m k ü n mertebe R ö n t g e n diagnosa yakın v e o n d a n geçilebilir olmalıdır. M ü t e m a d i d e v a m eden Rö- ntgen hüzmelerinin v ü c u d a olan şiddetli mazarra- tından dolayı R ö n t g e n odasına mülâsık o l a n oda- ların dıvarları kurşum lâvhalarla tecrit edilmeli- dir.
Y a n g ı n a karşı emin bir film deposu l â z t m d ı r . K ü ç ü k hastanelerde çelik d o l a p l a r içinde b ü y ü k tesisatta hususî o d a d a m u h a f a z a edilir v e geçidi icabında kapanır.
DIACNOSe TMEBAPIE
Şekil ı
250 yatak için bir tesisat. B - Bekleme yeri, a - S o y u n m a kabinaları, S - T a b l o odası, A - Alet- ler, D - karanlık o d a , ( A ) nın altında veya üs- tte bir kata konulması Diagnos v e terapi arasında d o ğ r u d a n d o ğ r u y a rabıtayı temin ettiğinden fa- ideli olur.
1 0 0 0 yatakıl bir hastanenin R ö n t g e n dairesi.
B, İstirahat ve yatak bekleme odası, a, S o y u n m a kabinaları, K - Fizik terapi ( H o l f e l d e r ) , S - Tab- l o odası, A - Aletler, C - Kirli çamaşır ve kumaş- lar, P - Memurlar, H - Banyo, V - Bekleme ma- halli, R - Yazıhane, T -Doktor. N Asistan. F -Fil- m e b a k m a ve k u r u t m a mahali, D - Karanlık o d a B u n u n üzerindeki katta şunlar olabilir. R a d y o m tedavisi, Oltraviyole ve saire.
a ) Fizik terapi:
Kendine mahsus bir kısım ve m u a l l i m me- murlar. Fizik terapinin hastane d a h i l i n d e kona- cağı yer düşünülürken nazarı dikkate alınması lâzım gelen şey, dahiliye kısmına v e Ambulâtor- y u m a yani hariçten gelerek tedavî g ö r ü p giden- lere mahsus kısma yakın olması. Ekserya budrum- d a ve b ü y ü k tesisatta hususî binasında yapılır, k a d i r ve erkekler, başka başka z a m a n l a r d a tedavi görerek ayrılırlar. Fizik terapi dairesinin şeklini doktorların arzularile para ve binanın inşaî mecburiyetlerile çok değiştiğinden aşağıdaki plânlar u m u m î olarak kabul edilmelidir.
150 hasta için bir Fizik terapi: 1 - Jimnas- tikle tedavi ve masaj odosı, 2 - Cilt tedavisi, 3 - Ultraviole, 4 - Y ü k s e k ve alçak tazyikli te- neffüs tedavisi, 5 - Aletler ve çamaşırlar, 6 - Ça- mur ihzarı, 7 - Su banyoları, d - Ç a m u r banyosu, ve elektrikli su banyoları için ağaçtan banyo, S - Tıbbî b a n y o ve çamur b a n y o s u n d a n sonra te- mizlenme banyosu, 8 - istirahat, s o y u n m a v e ma- saj mahalli, t - Buhar sandığı, e - d ö r t höcere'i elektrik banyosu, h - Elektrik sıcak tenvir banyo- su, 9 - Geçit ve bekleme yeri.
Şekil — 4
700 yataklı bir hastane için b u d r u m d a Fizik terapi:
S - sıcak tedavi, T - Tıbbî banyolar, E - Elektrik tedavisi, H - H a v a v e teneffüs teda- visi, V - Su tedavisi, M - Mihaniki tedavi, 1 - Bu- har ve sıcak h a v a banyoları, 2,3 - R o m a hamam- ları sıcak hava banyosu, çok sıcak h a v a banyosu.
4 - Rus hamamı, buhar banyosu, 5 - iCum banyo- su, 6 - K u m ısıtmak mahaii, 7 - Çamur hazırlama yeri, 8 - Ç a m u r banyosu, 9 - G a z banyoları (ha- mızı karbon ve saire) 10,1 I - Elektrikli su ban- yosu, elektrik dört höcere banyosu, ve sair elekt- rik aletleri ve elektrik sıcak tenvir banyosu, 12- Elektrik ziya tedavisi, (Kuarz, sollux), 13 - Ço- cuklar için Ultraviole, 14 - Diathermie, I 5 - Te- neffüs tedavisi, I 6 - Yüksek ve alçak tazyikli hava teneffüs tedavisi, I 7 - Duşlar, soğuk su tedavisi, I 8 - İstirahat ve masaj mahali, 19 - Soyunma ve bekleme mahalli, 20 - Doktor, 2 I - Damda, tera- sada soyunma mahali ve duşlar ve saire ile bera- ber güneş ve hava tedavisi, 22 - Orthopedik alet- ler (Zander salonu), 23 - Jimnastikle tedavi, 24 - Çamaşır ve bekçi.
?jp
" 1 i I İT i I.-] l i f l i !
I I
E i M L H Ü İ I E K Ş 1
Şekil - 5 1000 yatak için bir Fizik terapi:
A - Ambulâtoryum, 1,2,3,4 - Teneffüs teda- vileri, 5 - Temizleme odası, 6 - Ç a m u r banyosu, 7 - K u m banyosu, 8 - Tıbbî banyolar, 9 - Buhar ve sıcak hava banyosu, 1 0 - Buhar, I I - Çok sı- cak hava, I 2 - Sıcak hava, I 3 - Elektrik tedavisi, 14 - H ü z m e ile tedavi, 1 5 - Çamaşır, I 6 - Hem- şire, I 7 - Doktor, 18 - Yazıhane, 19 - Duşlar ve soğuk su tedavisi, 20 - İstirahat mahali, 2 I - So- yunma mahali, 22 - Bekçi.
e) Patalogie - Anatomie (Cesetler dairesi, lâboratuvar).
Cesetlerin gizli olarak nakledilebilmesi. Bü- yük hastanelerde ayrı bina. Küçük hastanelerde bu gayri iktisadidir. Budrumda bir oda cesetlerin muhafaza edilmesi ve açılması için kâfidir. (Al- man nizamnamesi 150 yatak için bir ceset odası istemektedir)-
Ayrı ceset binasında tecrübe ve tetkikat için lâboratuvar, çok büyük hastanelerde bilhassa keşfiyat ve talim için mükemmel tesisatlı «amphi teâtre» şeklinde dershane, hususî ve umumî labo-
ratııvarlar. *
Patalogie - Anatomie şubesinin yakınında tecrübe hayvanlarına mahsus mahaller, kafesler ve saire, açık havada duracak kısımlar, yem mut- bağı ve ameliyat odası.
Şekil — 6
200 yatak için budrumda bir ceset dairesi.
I - Tecrübe hazırlık odası, 2 - Otopsi odası, 3 - Cesetleri muhafaza odası, 4 - Kefenleme, 5 - Tabut, 6 - Az kullanılan koridor parçası.
Şekil — 7
700 hasta için: Üst kat; I - Kimyevî ve fizik lâhoratuvarı. 2 - Bakteriyoloji lâboratuvarı, 3 - Mikroskopik lâboratuvar, 4 - Histologie lâbora- tuvarı, 5 - Karanlık oda, 6 - Foto Röntgen, 7 - Kütüphane ve kolleksion, 8 - Yıkama yeri, zemin but, 9 - Tecrübe hazırlanma mahalli, 10 - Teşrih mahali. I I - Cesetleri yikama ve tekfin. 1 2 - Ta- but. I 3 - Garderob, 14 - Banyo, I 5 - Memur, 1 6 - Teferruat, budrum, l -7 Ceset deposu. 18 - So- ğuk hava, 19 - Cesetleri muhafaza, 20 - Seddade, 2 ! - Lâboratuvar, 22 - Sarî cesetler, 23 - Sarî hastalar için rampa, 24 - Ceset arabaları, 25 - Ce- set yakma ocağı, 26 - Koku seddadesi, 27 - Ma- serasion dairesi.
F ) Eczane:
Küçük hastanelerde dolapları havi bir oda.
Orta ve büyük hastaneler için 20 metre murabba- ından başlayarak 200 metre murabbaına kadar muhtelif odalar.
^.EMiN KATI 0OO«ÜM Sekil — 7
700 hasta için bir eczane tesisatı 100 - 130 metre murabbaı,
I - Hizmet odası, 2 - Eczane, 3 - Lâbora- toryum, 4 - ihzar, 5< - Budrumdaki şişe yıkama mahaline asansör.
Şekil — 8
Yeni tezyinî san'at.
G . S . Akademisi Seramik Muallimi
İsmail Hakki
i".ı/» - şı;n.\MiK
Gı :el san'atların mühim bir şubesi olan tezyi- ı san' .t (arts decorarifs) on dokuzuncu asır baş- langıcına kadar dekor kelimesinin manasında ol- duğu gibi süs demekti. Fazla yaldızlı, süslü bir çok hat ve şekillerin eski evleri manasız bir surette
süslediği devirlerde yapılan dekorlar bugünün ihtiyaçlarından başka yerlerde kullanılırdı.
1900 de yani tezyini san'at cereyan- ları bidayette asrî ihtiyaçlara cevap ve- recek bir halde değildi. Avrupa'da 1900 da Bavyera Dekoratörlerinin ilk defa yeni bir san'atla (Paris son bahar sergisinde) meydana çıktığını görürüz. Bavyera'lı dekoratörler dekoru orneman veya yaldızlı süslerde aramadıklarını, dekordan maksat eşyayi süslemek değil bize lâ- zım olan muhiti makul hatlar içinde bulmak oldu- ğunu, 1908 sergi^nde teşhir ettikleri (Dahilî mi- marî ve mobilye dekorasyon) larında buldukları yeniliklerle göstermişlerdir.
1908 de başlayan yeni ceryanlar her sene yapılan sergilerde inkişaf ederken mazinin fazla süslü; manasız ve çok zamanlar içinde yaşandığı için terk edilmesi güç olan dekorlar yavaş yavaş yerlerini kayipetmeğe başlamıştı. 1914 de kadar Avrupa'nın bir çok yerlerinde Dekoratörler ara- sında yeni ve eski san'at taraftarlarile birlikte gü- rültülü münakaşalar oldu; büyük harp dört sene devam ettiği müddetçe her şey gibi san'atta ölü bir halde idi.
Büyük harpten sonra san'atın her şubesinde yeni bir çalışma devri başladı; Avrupanın belli başlı büyük şehirlerinde her gün sergiler açılıyor ve san'atta hiç bir zaman görülmemiş yeni bir ifa- de bütün san'at nazariyelerini altüst ediyor ve harpten evvel (Modeme san'at) diye yapılan eserler bu yeniliğin yanında birkaç asır evvel ya- pılmış gibi eski kalıyorlardı.
Sah'ıhtrdıı Dekor. Modern hatıla Silvu I!r:rfıı
338 — İşte büyük harbi mütaakip canlanan san'at
hareketlerile beraber (tezyini san'at) her sahada b ü y ü k yeniliklerle bugünkü cemiyetlerin zevkleri ne cevap veren, ve hayat tarzlarımızı değiştiren bir san'at olmuştur. M o d a y a tabi olan her şey, şekil ve renk veren, en küçük bir eşyadaki d e k o r d a n sinema, tiyatro, ev velhasıl b ü t ü n hayatımızı süsleyen dekorlara kadar her şey dekoratörlerin i b d a ettiği şekillerin esiri olmuştur. Ç o k şumullü olan bu san'atın hayatımızdaki m ü h i m tesirlerini gösterdikten sonra dekorları kullanıldıkları yerlere taksim ederek aşadaki çerçeve dahilinde tetkik
Eşyada dekor: Halı, Kumaş, ve diğer eşya- larda kullanılan dekorlar satıhları süsleyen dekor- lardır v e bunlara satıh dekorasyonu denir; eski satıh dekodarındaki şekillerde dini tesirler h a k i m olmuştur; Çin'de ve Hint'te Buda ve B r a h m a n Hiristiyan memleketlerde hiristiyanlık; bizde, A- cem ve Araplarda müslümanaık lesiriîe bu dekor- ların yapılmış oldukları görülmektedir. M ü s l ü m a n memleketlerde yalnız bizde Kuranın haricine çı- kılmıyarak figürsüz dekorlarla satıhlar süslenmiş- tir. T o p k a p ı ve evkaf müzelerinde mevcut zengin halı, kumaş, ve diğer eşya koleksiyonlarında ve çinilerimizde sitilize edilmiş çiçek ve nebatat ve
Miulcııi rkuphıv
MİMAR
Yatuk odası .1 ııdrö h'rechet
hendesi şekillerle çok zengin, zarif, ince dekor- larla, çok kıymetli eserler yapılmış o l d u ğ u n u ; v e figür esasen manası o l m a d ı ğ ı halı ve mensucat dekorlarında kullanılmıyarak en m a k u l bir san'at yapılmıştır. İran'da en eski devirlerden b u g ü n e kadar devam eden san'atta kuvvetli bir üslûp ve teknik vardır; Iran halı ve kumaşları ve diğer eş- yaları çok güzel dekorlarla süslü ve yüksek bir zevkle yapılmış güzel eserlerdir.
Dahilî mimarî ve m o b i l y a d a d e k o r : D a h i l î mimarî ve mobilye dekorasyonu' d ü n d e n ziyade bugünün san'atidir; her nekadar insanlar d a i m a evlerini süslemel? için eşyalarla bir dekor yapmış- larsada hiç bir z a m a n bugünki k a d a r u m u m î bir surette bu kısım san'ata eher. miyet vermemişler- dir.
Saraylarda ve çok zenginlerin evlerinde biz yalnız her devirde mobilye ve d e k o r tarzlarının değiştiğini görürüz. H a l b u k i b u g ü n mimarinin ya- nında tezyini san'at cemiyete yeni bulunan b i l û - m u m maddeleri yerlerinde kullanarak m a k u l ve osrın zevklerini en rahat bir dekor içinde temin et- mektedir. Zengin bir san'at ve ayni z a m a n d a bü- yük bir sanayi ve ticareti teşkil eden b u g ü n k i tezyi- ni san'at, hiç bir z a m a n cemiyetlerin h a y a t ı n d a bukadar yüksek bir ehemmiyet k a z a n m a m ı ş ve zevklerimize hakim olmamıştır. Resimlerde d e g ö r ü l d ü ğ ü gibi küçük ve b ü y ü k her eşyadan ev- lerimizin en mahrem yerlerine kadar her şeyde Dekoratörlerin çizdiği şekiller h a k i m d i r .
( ) Itn ya/.'nmi resimleri transızca (Art ct dccoratlon) mecmuasından alınmıştır.
Halılarda senbol
L'mumi tezyinat işleri Mütehassısı Edip Hakkı
Bir çok yerlerde, şüphesiz medeniyetin bir az geç kaldığı mahallerde. Dekoratif şekillerin- den dolayı (Tatuaj) lı kumaşlar gaip oluyor ve yerlerini Ornöman 1ar doldurarak adeta bulun- dukları mahallin tılsımlı bir ifadesini, umumî ka- naat la rın mi'hssalasını gösteriyorlar.
Bu nazariye; günün ticaret ve ilim sahasın- da tanınmış seyyah ve tüccarlarının ortaya koy- dukları, yüksek kıymetlerle dolu ve bediî kanun- lar dahilinde beslenmiş bir nevzat halindedir.
Şimdiye kadar, tarih san'at ve (Enoloji) ilimleri -{beşerin Oınöman'lara olan temayülünü izah edebilmek için çırpınıp duruyor. (Tibet) de kadınların, bütün eşyalarını, kürklerini daha mü- zeyyen ve daha zarif bir şekle sokabilmek için gösterdikleri mesâi, hattâ genç kızların çene ve yanaklarına varıncıye kadar boyanmaları, hep müstakbel bir damadın gözleri içindir. Çünki bu uzun mesaiye mukabil elde edilen netice hayatla- rında kopacak ilk fırtınadır, ve bu tezyinat niha- yet onların birer koca sahibi olmalarını temin eder.
Ceziıetiilarabın ekseri yerlerinde (Tatuaj) lar; dudakların etrafında, burunda, kulaklarda hatta kadınlarda bu keyfiyet memelere ve mide üzerine varıncaya kadar teşmil edilmiştir. Bu hal vucudun tabiî açıklıklarını ervahı habiseden vi- kaye maksadına matuftur. V e insan oğulları mu- hakkaktır ki, vücudun, tabiat tarafından bazı kısımlarının kıllarla muhafaza edilmesini tesettür için kâfi bir sebep addedemiyorlar. Bundan dola- yıdır ki, oıılar bu gibi mahallerde mahvedilmiş ve yellerine «şehirli ornömanlar» yapılmıştır!.
Örnek: 1
Pisikoloji, «oyuna karşı temayül» hâdisesin- de vahşi ve çocuğu toprak veya kum üzerine her hangi bir Tornömani» resmetmeğe sevk ettiren saiki, kâfi derecede izah etmiş değildir.
«Psychietrik ve Psyko - analitik» ilimleri vahşi gibi -çocuğu da, tabiî bir insan gibi mecnu- nu da, şuuri bir kayda tabi olmaksızın veya tah- teşşuur faâliyetlerin tesirleri altında kalmaksızın, bir tek hat bile çizemiyeceğini isbat etmiştir.
Bu hususta büyük Beritanya, Antrepoloji müessesesi müdürü Mösyö «Seligman» şu fikri srrd ediyor:
•ıTecrübelerimle şuna kaniim ki, «Primitif»
«insanlar, bizlerden daha çok muğlak olan arzu-
«larını, korkularını, rüyalarında da aynen oyanık
«oldukları zamanki gibi hissediyorlar.
«Ve çok muhakkaktır ki. onların dans ve
«ibadata âit teferrüatta kullandıkları «tılsımlı or- tnöman larda.» rüyada veya rüyaya şebih vecd-
«lerde yapılmış olsun. Ben. hakikatte bunlara
«daha az bağlandıklarına eminim.»
Şu halde «Senbolik» ornöman'ları da buna
benzer, tahteşşuur faaliyetlerin birer n u m u n e s i gibi m i telâkki etmeliyiz?
G ö r d ü ğ ü m ve yekdiğerile m u k a y e s e ede- b i l d i ğ i m bir k a ç k u m a ş v e k i l i m o r n ö m â n l a r ı u ı şu mesele h a k k ı n d a eşhat e d e b i l i r i m : .
Parlak renkli sıcak m e m l e k e t l e r i n zevıcle- rini, ifadelerini taşıyan hırçin v e asabi kâ«-vanlr—
rın çıktıkları yolların ilerisinde onları, cüce bir tabiat dekoru içerisinde bekleyen yoksul b i r küt-
Köşeli desenler ortasında m a n a s ı z gibi du- ran bu, yeleleri k a b a r ı k , u z u n bacaklı, u f a k ka- falı beygirler; b u yoksul kütleye d o ğ r u yürüyen ve sanki maveraî bir a l e m d e n g e l i y o r m u ş hissini veren, sıcak memleketlerin k â r v a n ı d ı r .
Şarkta yeşil renk, k u v v e t i n , sermediyetin ifadesidir. Bu beygirlerdeki yeşil k o n t ü r b u n u i f a d e eder. Z e n d e v e ebedi.
d a h a esaslı bir tetkik bize, bu beygirlerin, eski Misırîlerin «lris»lerile bir müşabeheti oldu- ğ u n u zannettiriyor. İstilâ, Ticaret, v e e k l i m ha- diseleri bu zannımızı kuvvetle teşyi eder. Diyebili- riz ki, bu beygirlerde d e b i r tılsım v a r d ı r , ö y l e tılsımlı bir Senbol ki, ticaretin remzi, n a k l i y a t ı n ve haberin tılsımı... B ü t ü n P r i m i t i f hikâyelerde habere vasıta olan veya b i z z a t b u haberin inti- z a m ı n ı temin eyliyen k a h e m a n l a r ı n kâffesi bey- girlerdir. A d e t a periler; tılsımlarile, beygir şek- linde tezahür ederek v i c d a n l a r ı m ı z d a kudsî v e sshhar bir rnevkiie yükselmişlerdir. B u n u , o zama- nın beşerî taşlarının k u m a ş l a r ı n ı n ü z e r i n d e Sen- b o l olarak k a b u l etmiştir. A ş a ğ ı d a beygirlerin a y a k l a n altında yeknesak u z a y u p g i d e n yeşil ve ter d e s.'en bir fon var. B u fon araziyi, ç i m e n ve toprağı i f a d e eder. bir s e n b o l ' d u r .
Beygirlerin başlarının m ü t e v e c c i h o l d u ğ u köşeli kısımlar, kendilerini bekleyen yoksul küt- lenin karlarla d o l u d a ğ l ı k v e taşlık arazilerinin yüksek kıymette Senbolik ifadeleridir.
İnsan bunların karşısında, artistin b u k a d a r bi'.sit ifadelerle, eşkâle nasıl i'cazkâr bir k u v v e t verdiğini; nasıl temiz bir hassasiyetle tabiati te- ressiim e'dirdiğini hayretle g ö r ü y o r .
Bu ifadeler d e n i z d e n tedrici b i r surette u- zaklaşmış kütlelerde d a h a kuvvetli v e d a h a ma- n i d a r bİT hususiyetle tebarüz ederler.
Yavrularile yürüyen b u S e n b o l i k beygirle- ri süsleyen o r n ö m a n l a r şayanı dikkattir. Beraber-
Ornck : 2
ce taşıdıkları eşya, m ü s t a k i m hatların en güzel bir k o m p o z i s y o n u d u r .
K ü ç ü k l ü ğ ü n d e n sarfı nazar, b u m i n i m i n i y a v r u n u n ; kısa bir m a i l h a t l a i f a d e edilen kuy- ruğu, neşe v e çalakinin b ü y ü k b i r m i k y a s t a ifa- d esi değil m i d i r ?
A r k a l a r ı n d a mutekatı, köşeli bir şehir v e ka- saba, üzerinde d e t a v a k k u f ettikleri S e n b o l i k b i r k ö y vardır.
Denilebilir ki. P r i m i t i f Sonboller, beşerin en güzel k o m p o z i s y o n ' e r i d i r . İstihfaf ile geçtiği- miz bir çok o m ö m a n l r f r ı n d a , g ü n ü n m a d d î dü- şüncelerine acıyan, derin bir m a n a taşırlar.
Y e k d i ğ e r i üzerine hiçde istif e d i l m i ş gibi d u r m ı y a n şu J f a d e bir k u ş sürüsü k o m p o z i s y o n u - dur, ve d ö r t köşeli zaviyeli o r n ö m a n l a r , düşün- ce v e mukayeseye geniş b i r c e p h e verildiği tak- d i r d e en küzel bir bereket S e n b o l u o l a m a z m ı ? .
Bu ifadeyi gelişi küzel bir k a r a r d i y e tasav- vur etmeyin. B ö y l e köşeli o r n ö m a n ; h a v a d a na- zarlarımızı saatlerce cezbeden narin fakat c e v v a l kanatlı başı kınalı bir kırlanğıça aittir. V e kırlan- gıç, b ü t ü n bir kışın d o n d u r d u ğ u tabiatın artık can- landığını, insan o ğ l u n u n yiyeceği b u ğ d a y ı n müj- desini getiren ona tarlasile m e ş ğ u l olacağı zama- nı ihtar eden bir bereket S e n b o l u d u r . Üst tarafta zikzak hareketlerle u z a y ı p g i d e n b a z a n cılız ba- zan d a k a l ı n ve g ü r b ü z motifler b u S e n b o l u teyit edici yaz bulutlarıdır. Y a n d a a ş a ğ ı d a g ö r ü l e n ys-şil Pter d e sien, sarı fonlar çitlerle ayrılmış tarlalardır.
S a n ' a t a l e m i n d e , S e n b o l i k ifadelerin diğer bir hususiyeti d e z e k â y a k ö z gibi bir k ı y m e t ver- m i ş o l m a s ı n d a n d ı r .
• • •
Anı azamî hesabı
— Geçen sayıdan mabaat —
Mimar İHSAN BEKİR
B a s i t k i r i ş a n s a t h î s a h a s ı n ı n hesabı.
Pı kuvveti mnktaıııdaki ıııüsbet anın he- sabı
Mpı = 1916 X 2.5 = 4790 Kym.
P2 kuvveti maktaındaki ıııüsbet anın hesa- bı
Mpi = 3084 X 1.5 = 4626 Kym.
A n sathı sahasını bulmak için an sathi şekilde Fı, Fa ınüsellesleıile Fa şibilı munharifile tersim olunmuştur.
F2 An sathının hesabı 4790 + 4636
X 2 = 9416 Kg m-
F8 An sathının lıcsabı 4626 X 1.5 = 3469 K(j m2
i i = 18872kgm2
n 2.80 = &
n 3.20 = t
M e n f i a n l a r ı n h e s a b ı
n„ 2 X 18872 ( 2 X 2.8 — 3.20)
91Î*— — 2a 16 kgm 2 X 18872 ( 2 X 3.2 — 2.8)
3H\, — ^ = 3.4 4 kgm
M ü t e d a h i l k i r i ş a k s i t e s i r l e r i n i n ve k u v v e i k a n a n ı n s ı f ı r n o k t a s ı n ı n h e s a b ı :
. 3774-2516 . A—1916 = l ' O . kg
1707 < 2000 ve 3000 < 3293 olduğundan - kuvvei katıanm P| kuvveti hizasında sıfırdan
geçtiği anlaşılır.
Fı merkez sıkletinin B mesnedine mesafesi: A z a m î m û s b e t e ğ i l m e â n ı . 2.50
3 3,50 = 4 . 3 3 n Fa merkez sıkletinin B mesnedine mesafesi 4626 X 2 + 4 7 9 0 x _2 _3. 2 0 = 2.5 2 m
4626 + 4790 3
Fa merkez sıkletinin B mesnedine mesafesi
— X 1.50 = 1 . 0 0 n 3
A n sathı £2 merkezi sikletiııin B mesne- dine mesafesi.
M 5987 X 4.33 + 9416 X 2.52+3469 X 1.00 i l 5987 + 9416 + 3469 — 2 . 8 0
T e r s i m i u s û l i l e lıe*ap.
Evvelâ O ' kutbu ile Pt, P , kuvvetlerine ait bir tecrübe mudallı lıavtisi ve bunun iane- sile O kutbu tayin olunarak hattı mutiri ufki gelmek üzere bir ıuudalla lıayti ve an sathı çi- zilir. A11 sathı kolayca mesaha olunmak üzere burada F, ve Fa ıııüselleslerile F2 şibimünhari- fiııe tefrik edilmiştir. Bu satıhların mesahaları şekilden dılıları santimetre ile ölçülerek hesap edilir. Ve yine santimetre cinsinden, açıklık nıe-
saha alunarak açıklığa taksim olunarak. ıııusta- tilin 2h irtifaı tayin olunur. Buıulaıı sonra her sathın merkezi sibleti bittersim tayin olunarak, bu saltalar birer kuvvet gibi far/olunarak, lalet- tayin bir O kutbu ile bu satıhlara ait b i r mu- dalla hayti ve bunu iaııesile an sathının G mer- kezi sıkleti şakuli tayin olunur. Şekilde bu mu- dalla haytinin şuaları 1, 2, 3, 4 rakamlaıile gös- terilmiştir. Satıhlar mudallaı A mesnet şakuli üzerinde çizilmiştir. B u n d a n sonra l X 21ı mus- tatilinin kuturları vasloluııarak, kuturların mer- kezi sıklet şakul ile olan, 3 ve 4 tekattu noktaları tayin olunur. Bu noktalardan birer ufki hat resıno- luııarak, bu ufkilerin , 82 sülüs hatlarını ka- tettiği noktalar tayin ve bu noktalar vasloluııa- rak menfi an sathı tayın olunur. Şekilde kuvvet mikyası j ^ ğ şekil mikyası ^ budukutbi 0.03 metre olarak alınmış olduğundan, an mikyası 1 cm = 1500 kgm = 0.03 X 50 X 1000 dir.
Şekil üzerinde anlar cm cinsinden ölçülerek B ânı ( cm 2.5 santim ölçülmüştür).
3750 kgm. = 1500 X 2.5 A ânı ( c m 1.67)santim ö l ç ü l m ü ş t ü r . 2516 kgm. — 1500 X 1.67 Müsbet an ( c m 1.16 santim) ölçülmüştür.
I740kgm. = 1500 X 1.16
MU. a K u v v e i k a t ı a v e a k s i t e s i r l e r .
Şekilde O k u t u p notasından (şekil 8 ) mü- tedehil kiriş lıattı mutirine bir m u v a z i resmolu- nursa bu hattın mudalla kovayı Katettiği nok- tanın üst kısmı kuvvet mikyasile mesaha-olumu rak, 1707 kg. ve alt kısmı mesaha olunarak^
3293 kg. bulunmuştur. Şekilde kevvet mikyas, Vıooo alınmıştır.