Herkesin Ateşe Uğrayıp Uğramaması

In document ZEMAHŞERÎ’NİN EL-KEŞŞÂF’INDA MÜŞKİLÜ’L-KUR’ÂN (Page 169-173)

C. ÂYET GRUPLARI ARASINDA GÖRÜLEN İŞKÂL

12. Herkesin Ateşe Uğrayıp Uğramaması

156

katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz.”732 âyetleriyle bunu temellendirir. İbn Cüzey bu minvalde Hz.Peygamber’in şefaat için yüce Yaratıcı’dan izin istediği ve buna cevaben “Şefaat et, şefaatın yerine getirilsin.”733 buyurularak izin verildiğine dair rivâyetleri getirmekte; böylece şefaatin hak olduğuna dair hem Kur’ân’dan hem de hadislerden deliller zikretmektedir.734

Yukarıda zikredilen zâhiri anlamında çelişkili gibi görünen bu âyetleri Zemahşerî’nin yanında birçok İslâm âlimi tefsir etmişlerdir ve aralarında herhangi bir tezadın olmadığını ortaya koymuşlardır. Şefaatin hak olduğuna dair âlimler arasında herhangi bir ihtilâf bulunmamaktadır. Bu konuda farklı görüşlerin ortaya konulduğu nokta ise şefaatin kimler hakkında gerçekleşeceği hususudur. Mu‘tezile’de şefaat konusu farklı bir perspektiften değerlendirilmiştir. Şefaati, peygamberlerin ümmetine bir ikramı olarak değerlendirip, onun sadece Cennet ehlinin derecelerinin artırılmasına mahsus olduğunu iddia ederek ve büyük günah işleyen kimsenin de şefaatten kesinlikle yararlanmayacağını ifade edip şefaatin kapsamı meselesinde Ehl-i Sünnet’ten farklı bir görüş ortaya koymuşlardır. Görüldüğü üzere müellifimiz de bu mezhebe mensup olduğu için şefaat konusuna Mu‘tezile perspektifinden bakmakta ve konuyla ilgili benzer görüşler ortaya koymaktadır.

Kanaatimizce Ehl-i Sünnet’in gürüşü daha isabetlidir. Zira bu hususta Mu‘tezile’nin yüce Allah hakkında “va‘d ve vaîd” ilkesini zorunluluk halinde düşünüp şefaat konusunu bu doğrultuda ele alması O’nun ulûhiyyetine aykırı bir tavırdır. Ayrıca Mu‘tezile’nin bir mümini büyük günah işlemesinden dolayı “fâsık” olarak adlandırması, şefaate nail olmadığını iddia ederek bu durumdaki mümin bir kimseye kâfir muamelesi yapması da bizce doğru değildir.

Çünkü büyük günahın îmândan çıkaran bir sebep olmadığı ve şefaatin bu durumda olan kimseler için geçerli olduğu kanaatindeyiz.

157

اَنوُن ِماَءا ذِٕٮَم ۡوَيا ٍ۬ ع َزَفانِّمامُه َوااَہۡنِّما ٍ۬ رۡيَخاۥااُهَلَفاِةَنَسَحۡلٱِباَءٓاَجانَم

“Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler.”736 âyetleri bulunmaktadır.

Ancak Kur’ân’ın başka bir âyetinde âhiret yurdunda yaşanacak olaylardan biri de bütün insanların Cehennem’e girmeleri olacağı bildirilmektedir. Söz konusu olan âyet şöyledir:

اا ٍ۬ يِث ِجااَہيِفاَنياِمِلٰـَّظلٱا ُرَذَن َّواْاوَقَّتٱاَنيِذَّلٱاى ِّجَنُناَّمُثااٍ۬ ي ِضۡقَّماا ٍ۬ مۡتَحا َكِّب َرا ٰىَلَعاَناَكاۚااَهُد ِرا َوا َّلِّإا ۡمُكنِّمانِإ َو

“Sizden Cehennem’e varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.”737

Yukarıda metnini ve meâlini vermiş olduğumuz âyetlerden açıkça şu anlaşılmaktadır:

İlk gruptaki âyetlerde, Allah’ın lütfune ermiş olanların âhirette hiçbir sıkını yaşamayacakları bildirilirken; üçüncü âyette ise Cehennem’e uğramayacak hiç kimsenin olmayacağı bildirilmektedir. Durum böyle iken âyetler arasında bir tezât var gibi görünmektedir.

Zemahşerî, müşkil gibi görünen bu hususu açıklamak amacıyla İslâm âlimlerinin Meryem sûresinde geçen “ateşe uğramanın” ne şekilde olacağı konusundaki görüşlerini zikretmektedir.

Onun zikrettiği ilk görüşe göre “Sizden Cehennem’e varmayacak hiç kimse yoktur.” (Meryem 19/71) âyetinde geçen, “aranızda” ifadesiyle kâfirler kastedilmektedir. Buna göre bütün insanlar değil, kâfirler arasında Cehennem’e varmayacak hiç kimsenin kalmayacağı ifade edilmektedir. İbn Abbâs ve İkrime’nin مكنمانااو ifadesiniاامهنمانااو / “ve in minhum” şeklinde okumuş olmaları da bu görüşü desteklemektedir. Ziraا مهنما ناا و ibaresi, daha öncesinde zikredilmiş olan Meryem sûresinin altmış yedinci âyetinde yer alan “insan” kelimesine dönmektedir.738

Bu hususta aktarılan ikinci görüşe göre İbn Abbâs, İkrime, Câbir b. Abdullah (v.

78/697) gibi sahabîler, Peygamber’in (s.a.s) “Vurûd uğramak, girmek manasındadır; Zira o ateşe iyi insanlar da kötü insanlar da varacaktır. Lakin o ateş, tıpkı Hz. İbrahim’e serin olduğu gibi mümin kimselere serin ve selâmet olacak, bunun ardından yüce Allah, O’na inanıp sakınanları oradan kurtarıp çıkartacak, zalimler ise dizüstü çökmüş vaziyette kalacaklardır.”739 hadis-i şerîfine istisnâdan âyette uğramanın, girmek manasında olduğunu ifade etmiştir. Aynı zamanda Enbiya sûresinde geçen, “Onlar Cehennem’in hışıltısını bile duymazlar.” ifadesiyle de onlara ateşin dokunmayacağı ve onların orada azabtan uzak

736 Neml, 27/89.

737 Meryem, 19/71-72.

738 Zemahşerî, a.g.e., C. IV, s. 43.

739 Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. XXII, s. 396.

158

olacakları anlatılmıştır.740 Bir rivâyete göre Cehennem’e müminlerin uğramayacağını iddia eden Hâricîler fırkasından olan Nâfi’ b. Ezrak (v. 65/685), İbn Abbâs’ın yanına gidip “Onlar Cehennem’in hışıltısını bile duymazlar.”741 âyetini okumuş ve Cehennem’e herkesin varmayacağını söylemiştir. İbn Abbâs ise, “Sizden Cehennem’e varmayacak hiç kimse yoktur.” âyetini okuyarak reddiye vermiştir. Bunun ardından “Ben ve sen şüphesiz ki oraya uğramış olacağız. Yüce Allah, beni oradan çıkarıp kurtaracaktır; seni ise tekzip etmenden dolayı kurtaracağını sanmıyorum.” demiştir.742

Müellifimizin bu konuda aktardığı üçüncü görüşe göre İbn Mes‘ûd (v.32/652-53), Hasan-ı Basrî ve Kâtâde (v. 117/735), ‘uğramak’ anlamında olan ‘vurûd’ ifadesinden maksadın sırat köprüsünün üzerinde geçmek olduğunu ifade etmişlerdir. Zira sırat köprüsü Cehennem’in üzerinde bulunmaktadır. Bu durum “Bir şey diğer bir şeye uğramış, lakin ona girmemiş.” gibidir.743 Bu hususta şu hadis-i şerîfi delil olarak göstermektedirler: “Kıyâmet gününde Cehennem’in ortasına köprü kurulacaktır.” Sahabe, Peygamber’e (s.a.s.) köprü nedir? diye sorunca Allah Resûlü: “O ayakların sabit kalamayacağı kaygan bir yerdir. Onun üzerinde, kapanlar, eğri demirden kepçeler, dikenler, keskin ve sert şeyler vardır. Bunların uçları Necid’de olan Sa’dan dikenleri gibi bükülmüştür. Bazı îmânlı kimseler onun üzerinden göz açıp kapanmaksızın, bazıları şimşek gibi, bazıları hızlı uçan kuş gibi, bazıları iyi cins at ve deve gibi hızıyla gelip geçeceklerdir. Kimileri bu zor geçişten hiçbir zarar görmeksizin geçip kurtulur, kimi feci bir şekilde salınır, kimi de Cehennem ateşine düşmüş olacaktır. En son kalanları ise sürüklenerek geçip kurtulmuş olacaklardır.”744 şeklinde cevap vermiştir.

Zemahşerî’nin konuyla ilgili zikrettiği dördüncü görüşe göre Cehennem’e uğramaktan kasıt, yüksekten bakmak, Cehennem’in çevresine gelmektir. Nitekim bu anlamda “Mûsâ, Medyen suyuna varınca...”745 âyetinde yer alan اَد َر َو /”vereda” ifadesi örnektir. Dolayısıyla burada anlatılmak istenen suyun içine girmek değil, oraya yaklaşmaktır. Buna göre âyette geçen, “İşte bunlar Cehennem’den uzaklaştırılmışlardır.”746 ifadesi, oraya girmek ya da uğramak anlamında olmaksızın oraya yaklaşmayı anlatmaktadır. Cehennem’in etrafında insanlar hesaba çekilecektir ve Cehennem ateşini göreceklerdir. Bunun ardından yüce Yaratıcı, müminleri Cehennem’den uzaklaştıracak, cehennemlikleri ise oraya sevk edecektir.

740 Zemahşerî, a.g.e., C. III, ss. 43-44.

741 Enbiyâ, 21/101.

742 Kurtubî, a.g.e., C. XI, s. 136; İbn Kesîr, a.g.e., C. V, s. 252.

743 Zemahşerî, a.g.e., C. III, s. 44.

744 Buhârî, “Tevhîd”, 24; Müslim, “İmân”, 81.

745 Kasas, 28/23; اَنَيْدَماَءآَماَد َر َوااَّمَل َو

746 Enbiyâ, 21/101.

159

Bu da Zeccâc’ın görüşüdür.747 Hz. Hafsa’dan gelen bir rivâyet de bu görüşü delillendirmektedir. Allah Resûlü’nün, “Bedir ve Hudeybîye savaşına katılmış olanlar Cehennem’e girmeyecektir.” buyurması üzerine Hz. Hafsa, “Ey Allah’ın Resûlü, Kur’ân-ı Kerîm’de “Sizden Cehennem’e varmayacak hiç kimse yoktur.” (Meryem 19/71) buyurulmuyor mu? deyince Peygamber (s.a.s.), âyetin devamını okumaya başladı: “Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.”748

Zemahşerî bu konuda son bir görüş daha aktarmaktadır. Mücâhid b. Cebr’e (v.

103/721) göre âyette geçen “vurûd” kelimesiyle mümin kimselere dünyada iken humma olarak bilinen hastalığın bulaşması kastedilir.749 Nitekim bu konuda kutsi bir hadisi şerîfte şöyle buyurulmaktadır: “Humma benim ateşimdir. Ben onu dünya hayatında iken mümin kullarıma veririm, ta ki âhiretteki Cehennem ateşinden tadacağı payı dünyada almış olsun.”750 Zemahşerî konuyla ilgili aktardığı bu görüşlerden sonra, müminlerin Cehennem’e girmeyeceğini ifade etmektedir. Zira “Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.”751 âyeti ile kastedilen, mümin kulların Cehennem ateşine uğradıktan sonra oradan kurtarılacakları değil, Cehennem ehlinin Cehennem ateşine girmesinin ardından müminlerin Cennet’e sevk edileceğini bildirmektedir.752

Bir karşılaştırma yapacak olursak Taberî konuyla ilgili Zemahşerî’nin dille getirdiği izhları zikrettikten sonra “Sizden Cehennem’e varmayacak hiç kimse yoktur.” ifadesninden maksadı sırat köprüsünün üzerinde geçmek olduğunu ifade edip bu görüşü desteklemek doğrultsunda birçok hadis-i şerifler yer vermektedir.753 İbn Kesîr, herkesin Cehennem’e uğrayacağı görüşünde bulunmakta; âyetin zâhiri ve Peygamber’in (s.a.s.) hadisleri bunun bu şekilde olacağını göstermektedir. Lakin Cehennem ateşinin muttakilere serinlik sağlayıp hiçbir zarar vermeyeceği ifade edilmektedir, şeklinde görüşünü beyan eder.754 Nesefî de cumhur ile aynı görüşte olup Allah’ın “Onları orada bırakırız.” buyurmasından dolayı muttakilerin Cehennem’e uğrayacaklarını ifade etmektedir..755 Tahâvî, müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre Cehennem’e uğramaktan maksadın, sırat üzerinden geçmek olduğunu ifade

747 Zemahşerî, a.g.e., C. III, s. 44; Bkz. Zeccâc, a.g.e., C. III, s. 408; Kurtubî, a.g.e., C. XI, s. 138.

748 Meryem, 19/71-72; Bkz. Müslim, “Fedâilu’s-Sahabe”, 163; İbn Mâce, “Zühd”, 33.

749 Zemahşerî, a.g.e., C. III, s. 45.

750 Buhârî, “Bedu’l-Halk”, 10; İbn Mâce, “Tıb”, 13.

751 Meryem, 19/71-72.

752 Zemahşerî, a.g.e., C. IV, s. 47.

753 Taberî, a.g.e., C. XV, ss. 202-203.

754 İbn Kesîr, a.g.e., C. V, s. 256.

755 Nesefî, a.g.e., C. II, s. 347.

160

etmektedir.756 Derveze, Meryem sûresinin yetmiş bir ve yetmiş ikinci âyetinin tefsirinde, konuyla ilgili ortaya konulan görüşleri zikretmektedir. Derveze’ye göre âhiretten bahseden âyetler gaybî kategorisine giren âyetler olup üzerinde fazla yorum yapılmaması ve bu konuda yapılan yorumlar ile yetinilmesi gerekir. Âyetlerin indiriliş sebebi belirlenmiş olmamasına karşılık kâfir olanlara tembih etmek ve muttakilere huzur vermek üzerine indirildiği açık bir şekilde görülmektedir. Âyetler bir bütünlük içinde ele alındığında kâfir olanların konumlarını ve hallerini bildirdiğini görmek mümkündür. Buna göre müminlerin Cehennem’e girmeyecekleri sonucuna varmış olmaktadır.757 Görüldüğü üzere bu hususta birçok görüş yapılmaktadır. Müfessirlerin arasında muttakilerin Cehennem’e uğrayacaklarını ifade edenler olduğu gibi bununla kâfirler arasında Cehennem’e varmayacak hiç kimsenin kalmayacağı, oraya girmek ya da uğramak anlamında olmaksızın oraya yaklaşmayı kastedildiği yahut burada maksadın sırat köprüsünün üzerinde geçmek olduğunu ifade edenler bulunmaktadır.

Kanaatimizce de Derveze’nin ifade ettiği gibi âhiretten bahseden âyetler gaybî kategorisine giren âyetler olmasından dolayı üzerinde fazla yorum yapılmaması ve bu konuda yapılan yorumlar ile yetinilmesi gerekmektedir.

In document ZEMAHŞERÎ’NİN EL-KEŞŞÂF’INDA MÜŞKİLÜ’L-KUR’ÂN (Page 169-173)