Allah Teâlâ’nın Peygamberleri Koruması

Belgede ZEMAHŞERÎ’NİN EL-KEŞŞÂF’INDA MÜŞKİLÜ’L-KUR’ÂN (sayfa 185-188)

D. ÂYETLE VÂKIA ARASINDAKİ İŞKÂL

5. Allah Teâlâ’nın Peygamberleri Koruması

172

tarafından doğru kabul edilip tercih edildiği görülmektedir. Buna göre Yahudiler bu kelâmla aralarında iyi ve sâlih bir şahıs olarak meşhur olan Hârûn adlı kişinin kardeşi, anne-babası da iffetli birer zat olan Hz. Meryem’i azarlamak istemişlerdir. Şunu da ayrıca zikretmek gerekir ki hiçbir İslâm âlimi, âyette zikredilen Hârûn ifadesinden, Hz. Meryem’in gerçekten Hz.

Mûsâ’nın kardeşi olan Hz. Hârûn’un kız kardeşi olduğunu anlamamış ve böyle bir şeyi düşünmemiştir.

173

hidâyete erdirmeyecektir.” kavl-i celilidir. Buna göre âyette Allah Teâlâ’nın, kâfirlerin Hz.

Peygamber’in başına getirmek istedikleri helâki gerçekleştirme imkânını, onlara vermeyeceği bildirilmektedir. Nitekim Enes’ten (r.a.) (v.93/711-12) rivâyet edildiğine göre Hz.

Peygamber’in muhafızları vardı, âyet nazil olduğunda başını kaldırarak “Ey insanlar! ‘Çekilin zira beni insanlardan yüce Allah korumakta.’827 dedi.”

Konuyla ilgili diğer müfessirlerin görüşlerine bakacak olursak Taberî, Zemahşerî’nin dile getirdiği görüşü zikrederek bu minvalde olan rivâyetleri nakledip yetinmektedir.828 Râzî ise, buradaki âyet-i kerîmeyi vâkıaya ters gibi görmekte; bunun üzerine eserinde izah mahiyetinde Zemahşerî’nin aktardığı görüş dışında bir görüş daha dile getirmektedir. Bu görüşe göre âyet-i kerîmede söz konusu olan koruma, daha önce bazı peygamberler kavimleri tarafından öldürüldüğünden dolayı Hz. Peygamber’i bundan (öldürülmekten) korumaktır.

Buna göre Hz. Muhammed’in öldürülme hâricindeki diğer bütün belâ, meşakkat ve sıkıntılara katlanması gerektiği konusunda bir uyarı bulunmaktadır.829 İbn Kesîr’in, bu âyet-i kerîme bağlamında, Peygamber’in (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in İslâm’a girmemesini de Peygamber’in korunmasıyla alakalı gördüğü anlaşılmaktadır. Ona göre Ebû Tâlib İslâm’a girip Müslüman olsa idi müşrikler, Hz. Peygamber’e her türlü işkence yapmakta cesaret bulurlardı. Fakat Hz.

Peygamber’in amcası ile müşrikler aralarında küfür bağı bulunmasından dolayı ona hürmet edip saygı göstermişlerdir.830 Şihâbeddîn Sivâsî (v. 860/1457) de kendi tefsirinde, âyet-i kerîmenin izahında zikredilen görüşlere benzer açıklamalara yer vermektedir.831

Zemahşerî’nin bu konu kapsamında ele aldığı başka bir âyet de şöyledir:

اْدَقَل َو اَّنِإ َواَنو ُروُصنَمْلااُمُهَلاْمُهَّنِإاَنيِلَس ْرُمْلاااَنِداَبِعِلااَنُتَمِلَكا ْتَقَبَس اْلااُمُهَلااَنَدنُج

ا َنوُبِلاَغ

“Ant olsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

“Onlara mutlaka yardım edilecektir. Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”832

Mevzubahis âyette kesin bir şekilde yüce Allah, peygamberlerinin düşman muhaliflere galip geleceğini beyan etmektedir. Ancak bu âyet, yukarıda açıkladığımız gibi Uhud savaşında olanlara, Hz. Îsâ’ya ve birçok peygambere yapılan suikastlere hatta “Bazı peygamberlerin öldürülmesinden”833 bahseden âyetlere aykırı görülmektedir.

827 Ebû Muhammed Cemâlüddîn Abdullah b Yûsuf ez-Zeylâî (v. 762/1360) Keşşâf’taki hadislerin tahrîcini yaparken, bu rivâyetin Hz. Âişe’ye ait olduğu ihtimâlinden bahsetmektedir. (Zemahşerî, a.g.e., C. II, 272)

828 Taberî, Camiu’l-Beyân, C. VIII, ss. 567-568.

829 Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, C. XII, s. 53; Beyzâvî, a.g.e., C. II, s. 137.

830 İbn Kesîr, a.g.e., C. II, s. 79; Uhud savaşında bu hasise ile ilgili bkz. Cevdet Paşa, Ahmet, Peygamberlerin Kıssaları ve Halifelerin Tarihleri, İstanbul: Akit Yayınları, 1997, C. I, s. 206.

831 Şihâbeddîn es-Sivâsî, Ahmed b. Muhammed, ‘Uyûnü’t-Tefâsîr, 1.b., Beyrut: Dâru Sadr, 1427/2006, C. I, s.

284.

832 Sâffât, 37/171-173.

833 Bakara, 2/61.

174

Zemahşerî’ye göre âyet-i kerîmelerde peygamberler ve onların yolunda yürüyen kimselerin, bâtılın ve dalâletin temsilcileri olan kimselere, putları ilâh edinip tapanlara, hak ve adâletten sapmış olanlara karşı dünyada girdikleri tartışmalarda, savaşlarda ve âhiret yurdunda üstün olacağı vaat edilmiştir. Niketim “İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar îmân edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyâmet günü bunların üstündedir.”834 âyeti de bu anlamdadır. Ayrıca bu minvalde, İbn Abbâs “Dünya işlerinde galip gelmezler ise âhiret yurdunda galip geleceklerdir.” rivâyetini nakletmektedir.

Buna göre kısaca söylemek gerekirse âyet-i kerîmelerde, peygamberlerin görevinin kuralı ve esası, belâ ve zorluklar olsa da zafer ve yardımın geleceği, itibarın ancak galip olan kimselere mahsus olduğu anlatılmaktadır.835

Bir karşılaştırma yapacak olursak Taberî’ye göre bu, yüce Allah’ın, peygamberlerine ve mümin kimselere yardım edeceğine dair Levh-i Mahfûz’da, ezelde yapılan kesin bir vaattir ve bu vaat mutlaka yerine getirilecektir. Bazen mağlup olsalar da bu, onların işlemiş oldukları günahlarından ötürü ya da ilâhi bir imtihandan ibaret olabilaceğini ifade etmektedir.836 Mâtürîdî de bu âyetin müşkil kapsamına girdiğini ifade etmekte; nebî ve resûl kavramları arasında gördüğü farktan hareketle Sâffât sûresinde ve Kur’ân’ın başka yerlerinde yer alan Allah Teâlâ’nın peygamberlerine olan zafer vaadinin, Resûl’e has olduğunu düşünmekte;837 ardından konuya ilişkin başka görüşler aktarmaktadır. İlkine göre Peygamber (s.a.s.) inkârcılara karşı galip gelmiştir. Zira daha önce elçilik görevi ve tebliğ sorumluluğunu yerine getirmekle görevlendirilmiş olan bazı peygamberler, kendi kavimleri tarafından öldürülmesi gibi kendi kavmi tarafından öldürülmemiştir. Buna göre bu âyette yüce Allah, onu bütün insanlara karşı “öldürmekten koruduğunu” beyan etmektedir”.838

Mâtürîdî’nin aktardığı ikinci görüşe göre Allah’ın resûllerine vaat ettiği zafer, onlar katledilirse bile gerçekleşecektir. Dolayısıyla söz konusu olan bu “koruma”nın sadece

“öldürülmekten” koruma anlamında anlaşılmaması gerekmektedir. 839 Râzî de bunun yüce Allah’ın peygamberlerine ve mümin kimselere bir vaadi olduğunu; bazen müminlerin, dünyevî şartlarının zayıflığı münasebetiyle mağlup olsalar da aslında galip olduklarını ve bazı peygamberler öldürülmüş, birçok mümin kimseler yenilgiye uğratılmıştır, diyerek bu âyet-i kerîmeye itiraz edilemeyeceğini vurgulamaktadır.840

834 Bakara, 2/212.

835 Zemahşerî, a.g.e., C. III, s. 236.

836 Taberî, Câmiu’l-Beyân, C. XIV, ss. 657-658.

837 Mâtürîdî, Te’vilât., C. I, s. 145.

838 Mâtürîdî, Te’vilât, C. I, ss. 144-145

839 Mâtürîdî, Te’vilât, C. I, ss. 144-145.

840 Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, C. XV, s. 126.

175

Görüldüğü üzere Zemahşerî, vâkıa ile ters gibi düşen bu âyetleri ele almış ve genel itibariyle bu durumu çözmüştür. Müellifimizin Mâide 5/67 âyeti hakkında getirdiği yorum oldukça mantıklıdır. Zira siyer kaynaklarına bakıldığında Peygamber (s.a.s.), Uhud Savaşı’nda olduğu gibi pek çok suikaste maruz kaldığı halde yatağında vefat etmiştir.

Dolayısıyla bu ilâhi vaat gerçekleşmiş olmaktadır. Ayrıca genel itibariyle peygamberlerin bazen mağlup olması ya da öldürülmesi onların yenilmesi anlamına gelmemektedir. Zira onların ortaya koyduğu ilâhi hakikat ve tebliğler üstün gelecektir. Sâffât sûresinde de bahsedilen zafer vaadi bu mahiyettedir.

Belgede ZEMAHŞERÎ’NİN EL-KEŞŞÂF’INDA MÜŞKİLÜ’L-KUR’ÂN (sayfa 185-188)