EKONOMİK KARŞILIKLI BAĞIMLILIK

Belgede TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE İLİŞKİLERİNİN EKONOMİ POLİTİK ANALİZİ (sayfa 172-176)

2000’Lİ YILLARDA TÜRK DIŞ POLİTİKASININ EKONOMİ POLİTİK DİNAMİKLERİ

1. TÜRKİYE’NİN YENİ DIŞ POLİTİKA İLKELERİ VE EKONOMİK KARŞILIKLI BAĞIMLILIK

1.2. EKONOMİK KARŞILIKLI BAĞIMLILIK

Türkiye’nin bölgesinde askeri gücünü caydırıcı bir unsur olarak korumasının yanı sıra, yeni bir dil geliştirilmesi ve yumuşak gücünün arttırılmasını hedefleyen ritmik diplomasi ilkesinin uygulanmasında ekonomik ve kültürel dış politika araçlarının yeri büyüktür. Zira Davutoğlu’na göre yeni dış politika anlayışının “stratejik derinliği”

380 Davutoğlu, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslararası Konumu, a.g.e., s.142-144.

155

sadece jeopolitiği değil aynı zamanda ekonomi ve kimliği de kapsama alanı içine alması gerekmektedir.381

Genel anlamda salt ekonomik çıkar kaygısının Türk Dış Politikasının temel ilkeleri arasında doğrudan yer aldığı söylenemez. Nitekim Kirişçi ve Kaptanoğlu’nun da işaret ettiği gibi, Türkiye’nin yeni dönem Türk Dış Politikasının mimarı Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik adlı eserinde, sınırlı bir biçimde ve bir ülkenin sahip olduğu güç kapasitesi bağlamında değinilen ekonomiye, dış politikanın nihai hedefi olarak bakılmamaktadır.382 Bununla birlikte kitapta ekonomi, özellikle Ortadoğu bağlamında bölgenin uluslararası konumunu etkileyen faktörler arasında arka planda önemli bir unsur olarak hâkim konumdadır.383 Ayrıca Davutoğlu, vizyon sahibi bir dış politika izlenirken kullanılacak dış politika araçlarının mümkün olduğunca yumuşak güç kategorisinden olmasını, yani daha fazla ekonomik ve kültürel dış politika imkân ve araçlarının seçilmesinin önemli olduğunu belirtmektedir.384 Bu noktadan hareketle, Türkiye’nin dış politika yaklaşımında iki önemli itici gücün jeo-ekonomik ve yumuşak güç olduğu ileri sürülebilir.385 Nitekim Davutoğlu, doğrudan ekonomik çıkarlar ve hedefleri çevreleyen bir politikadan söz etmemekle birlikte, ekonomik saiklerin dış politikayı etkileyebileceği iki ayrı kanala vurgu yapmaktadır. Bunlardan birincisi, STK, sivil toplum ve iş çevreleri olarak tanımlanan paydaşların yumuşak güçlerinin kullanımıdır. Bu aktörler sadece dış politika yapımında etkili olan önemli paydaşlar olmakla kalmayıp, aynı zamanda dış politikaya yön veren birimlerdir. Bu sivil aktörler, dış politikada dini, etnik bağlar vb. etkenler yerine ekonomik çıkarların göz önünde bulundurulmasını sağlamak noktasında doğal bir yönlendirici olarak öne çıkmaktadırlar.

Ekonomik hususların önemli olduğu ikinci kanal ise söz konusu ülkenin ekonomik gelişimi ile bağlantılıdır. İhracat odaklı büyüme modeline yönelen ülkelerin, ulusal ürünlerinin yeni pazarlara erişimi ve önemli girdilerin tedarikinin güvenli bir biçimde sağlanabilmesi için diplomasilerinin merkezinde ekonomik saiklerin olması

381 A.g.e., s.145.

382 Kemal Kirişçi-Neslihan Kaptanoğlu, “The Politics of Trade and Turkish Foreign Policy”, Middle Eastern Studies, Vol. 47, No. 5, 2011, p.711.

383 Bkz. Davutoğlu, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslararası Konumu, a.g.e., ss.332-338.

384 A.g.e., s.145-146.

385 André Bank-Roy Karadag, “The ‘Ankara Moment’: The Politics of Turkey’s Regional Power in the Middle East, 2007–11”, Third World Quarterly, Vol. 34, No. 2, 2013, p. 295.

156

gerekmektedir.386 2000’li yıllarla birlikte, iş çevrelerinin etkin rolünün yanı sıra, bu ikinci kanal yani Türkiye’nin ihracat odaklı ekonomi politiği yeni Türk dış politikasında oldukça belirleyici olmuştur.

Öte yandan, ekonomik dinamikler ile şekillendirilen bir dış politika anlayışı içsel birtakım dinamiklerin yanı sıra uluslararası ekonomi politik arenadaki dönüşümle de ilgili olmuştur. Bu bağlamda küresel ekonomideki değişiklikler ve uluslararası ekonominin dış ilişkilerdeki artan rolünün Türkiye’nin dış politika önceliklerinde bir dönüşümü beraberinde getirdiği söylenebilir. Küresel ekonominin yeni kurallarına adapte olma ve dünya piyasalarında daha rekabetçi olma ihtiyacı ile Türkiye, özellikle 21. yüzyılın ilk on yılında dış politikasında temel öncelik alanları anlamında değişiklikler yaşamaya başlamıştır.387 Bu bağlamda, ekonomik karşılıklı bağımlık yaklaşımı 2000’li yıllardan sonra Türkiye’nin yakın çevresi ile kurduğu dış ilişkilerin temel prensiplerinden birini oluşturmaya başlamıştır. Davutoğlu “küresel ekonomi-politik meselelerde görüşü olmayan ve sözü dinlenmeyen bir ülkenin sadece güvenlik parametrelerine dayalı bir uluslararası itibar kazanmasının zor olduğunu” vurguladığı kitabında, “Türkiye’nin uluslararası itibarının sadece Kuzey ve Batı ülkelerinin periferisinde bulunmaktan değil, kendi yakın kara, deniz ve kıta havzalarındaki etkinliğinden ve küresel gelişmelerdeki özgür ve özgün tavrından almak zorunda olduğunu” belirtmektedir.388 Bu bağlamda, Stratejik Derinlik’te özellikle Türkiye’nin yakın kara havzasındaki komşu ülkelerle ilişkileri çerçevesinde ekonomik karşılıklı bağımlılığa yapılan vurgu dikkat çekmektedir.389 Bu noktadan hareketle, yeni Türk Dış Politikasının, liberal uluslararası ekonomi politiğin temel varsayımı çerçevesinde, yani ekonomik temelli yoğun işbirliği içerisinde olan ülkelerin aralarındaki tartışmalı meseleleri daha kolay çözecekleri ve sorun üretmeye yönelik politikalardan daha ziyade sorun çözme politikalarında uzaklaşacakları üzerine temellendiğini ileri sürmek mümkündür. Böylece yeni Türk dış politika yapıcıları ekonomik nitelikli karşılıklı bağımlılık mekanizmalarının, siyasal merkezlerden kaynaklanan gerginliklerin

386 Shahin Vallée, “Turkey’s Economic and Financial Diplomacy”, Turkish Policy Quarterly, Vol. 9, No.

4, Winter 2010-2011, pp.64-65.

387 Eder, “The Change of Globalization and Turkey’s Changing Political Economy”, a.g.m., p. 189.

388 Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Türkiye’nin Uluslararası Konumu, a.g.e, ss.288-289.

389 A.g.e, ss.143-150.

157

tansiyonunu düşürerek, sürdürülebilir barışın inşa edilmesi ve bölgesel istikrarın sağlanmasında temel bir enstrüman olarak değerlendirmektedirler.390

Bu perspektiften hareketle 2000’li yıllarla birlikte Türkiye komşularla sıfır sorun politikası çerçevesinde, köklü sorunlar yaşadığı ülkeler de dahil olmak üzere yakın kara havzasında yer alan ülkelerle sorunlarını çözebilmek için kültürel unsurlarla birlikte ekonomik unsurların da araçsallaştırılmasını bir strateji olarak kabul etmiştir. Bu yönüyle Türk Dış Politikasında karşılıklı bağımlılık ilkesi bölgesel çatışma çözümü ve barış inşası için işlevsel bir araç olarak görülmekteyken, ayrıca Türk işadamları ve ihracatı için yeni pazarlar sağlamayı amaçlamaktadır.391 Kronik siyasi sorunların yaşandığı ülkelerle yumuşayan ilişkiler ve karşılıklı olarak önyargıların ortadan kalkmasıyla potansiyel imkânların dinamik bir etkileşime dönüşmesi hedeflenmiştir.

2000’li yıllardan sonra bu hedeflere varılması noktasında ciddi ilerlemeler sağlanmıştır.

Zira Türkiye’nin 1990’lar boyunca yakın komşuları ile yaşadığı güven bunalımının aşılması noktasında ekonomik karşılıklı bağımlılık ilkesi önemli bir rol oynamıştır.

2000’li yıllarla birlikte, yakın çevresindeki ülkelerle ekonomik karşılıklı bağımlılık ilkesine dayanan bir dış politika izlemeye başlayan Türkiye, güvenlik odaklı dış politikadan ekonomi politik araçların ön plana çıktığı bir dış politik dile sahip olmaya başlamıştır. Nitekim Davutoğlu, askeri yöntemlerden ziyade liberal ekonomik politikaların komşularla ilişkilerde yapacağı dönüşümü şöyle ifade etmektedir: “Mesela ulaşım, sınır ticareti gibi araçlarla Halep merkezli Kuzey Suriye’nin Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta patlama gösteren sanayi ile GAP’ın tarımına entegre olan bir yapıya kavuşturulması sınır boyunun büyük masraflarla elektronik donanımla kontrol altında tutulmasından daha etkin bir yoldur. Türkiye ve Suriye arasındaki düzlüklerden geçen sınır, bölgesel entegrasyonların ve liberal ekonomik politikaların ağırlık taşıdığı günümüz ekonomi-politiğinde askeri yöntemlerden daha etkili bir şekilde terörün ve ekonomik bunalımın belini kırabilir.”392

Bu bakış açısıyla Türkiye yeni dönemde komşu ülkelerle ekonomik karşılıklı bağımlılık düzeyini yükseltecek nitelikte adımlar atarak komşulardan kaynaklanan dış politika riskini azaltmıştır. Davutoğlu’nun ileri sürdüğü gibi “karşılıklı bağımlılık

390 Ahmet Davutoğlu, “Turkish Foreign Policy and the EU in 2010”, Turkish Policy Quarterly, Vol. 8, No. 3, 2010, s.13.

391 Kirişçi, “The Transformation of Turkish Foreign Policy: The Rise of the Trading State”, a.g.m.

392 Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Türkiye’nin Uluslararası Konumu, a.g.e, s.146.

158

ilişkisi dış politika projeksiyonu tutarlı olan ülkelerin lehine işleyen mekanizmalar üretmektedir.”393 Türkiye’nin komşularına özellikle de Ortadoğu bölgesindeki komşularına yönelik izlediği karşılıklı bağımlılık ilişkisini geliştirici aktif dış politika Türkiye lehine sonuçlar üretmiştir. Bu bağlamda ulaşım imkânlarının genişletilmesi, sınır ticaretinin yaygınlaştırılması ve mevcut sınır kapılarına yenilerinin eklenmesi, karşılıklı iş, emek ve sermaye transferinin kolaylaştırılması gibi politikaların dış ticarete yansımasıyla ekonomik karşılıklı bağımlılık giderek gelişmiş ve özellikle Ortadoğu ülkelerine yönelik ihracat artmıştır. Yürütülen ekonomik diplomasi ile ticaretin Avrupa’dan Ortadoğu’ya yönlendirilmesi politik alanda olumlu sonuçlar üretmenin yanı sıra Türkiye’nin 2008 küresel krizini görece az hasarla atlatmasına yani ekonomisine de olumlu katkı yapmıştır.394

2. TÜRKİYE’NİN YENİ DIŞ POLİTİKA AKTÖRLERİ: EKONOMİK

Belgede TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE İLİŞKİLERİNİN EKONOMİ POLİTİK ANALİZİ (sayfa 172-176)