TİCARİ LİBERALİZM VE LİBERAL EKONOMİ POLİTİK YAKLAŞIMDA ULUSLARARASI TİCARET

Belgede TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE İLİŞKİLERİNİN EKONOMİ POLİTİK ANALİZİ (sayfa 78-82)

KURAMSAL ÇERÇEVE: LİBERAL ULUSLARARASI EKONOMİ POLİTİK

3. LİBERAL ULUSLARARASI EKONOMİ POLİTİK ve TEMEL DİNAMİKLERİ DİNAMİKLERİ

3.3. TİCARİ LİBERALİZM VE LİBERAL EKONOMİ POLİTİK YAKLAŞIMDA ULUSLARARASI TİCARET

Bünyesinde zengin bir çeşitliliği barındıran teorik bir şemsiye konumundaki liberal kuram, siyasal rejimlere odaklanan cumhuriyetçi liberalizm (republican liberalism), devletlerarası ticareti konu eden ticari liberalizm (commercial liberalism) ve uluslararası hukuka ve kurumlara vurgu yapan düzenleyici liberalizm (regulative liberalism) olarak üç ayrı kategoriden oluşmaktadır.162 Ticari liberalizm farklı düşünürlere uzanan oldukça köklü bir felsefi arka plana sahiptir. Ticaretin doğal etkisinin barışa yol açtığı yönündeki bu yaklaşım ticaretin ‘yıkıcı önyargıları’

engellediği, hoşgörüyü artttırdığı ve barışçıl bir uluslararası ilişkiler olgusuna cesaret verdiğini ileri sürmektedir.163 Ticaret ve barış ilişkisini açıklayan Montesquieu’ya göre ticaret, devletlerin karşılıklı ihtiyaçlarını (mutual needs) karşıladığı sürece yaşanacak çatışmaların önüne geçilmesinde önemli bir rol oynar.164 Montesquieu Kanunların Ruhu adlı eserinde şöyle demektedir: “Ticaretin doğal sonucu beraberinde barışı getirmesidir. Ticaret yapan iki ülke, birbirini karşılıklı olarak bağımlı hale getirir: Biri satın almak diğeri ise satmakla ilgileniyorsa; bir bütün olarak ittifakları karşılıklı ihtiyaçlar üzerine kuruludur”. Montesquieu’nun ortaya koyduğu bu iki taraflı bağımlı olma durumu liberal uluslararası ekonomi politik literatürde “karşılıklı bağımlılık”

olarak ifade edilmektedir. Öte yandan Montesquieu gibi Immanuel Kant (1724-1804) da devletlerarasındaki ekonomik ilişkilerin karşılıklı siyasal etkileşimleri pasifize ettiğini ileri sürmüştür. Kant 1795 tarihli Perpetual Peace: A Philosophical Sketch (Ebedi Barış: Feslefi Bir Taslak) adlı eserinde “ticaretin ruhu”ndan, yani ticaretin devletlerin çıkarlarını birbiirlerine bağlayıcı, dolayısıyla savaşları azaltıcı etkisinden

161 Tarık Oğuzlu, “Liberalizm”, Uluslararası İlişkilere Giriş: Tarih, Teori, Kavram ve Konular, (ed.) Şaban Kardaş-Ali Balcı, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, ss. 104-105.

162 Robert O. Keohane, “International Liberalism Reconsidered”, (ed.) Robert O. Keohane, Power and Governance in a Partially Globalized World, New York, Routledge, 2002, pp. 39-62.

163 Knutsen, a.g.e., s. 124.

164 Håvard Hegre, ‘Development and the Liberal Peace”, Nordic Journal of Political Economy, Vol. 31, 2005, s.29. http://www.nopecjournal.org/NOPEC_2005_a02.pdf , (06.05.2014)

61

bahsetmektedir.165 Kant’a göre savaşları tümden ortadan kaldırmak mümkün değilse de, cumhuriyetçi anayasadan kaynaklanan benzer değerler ve devletlerüstü bir federasyonla

“ebedi barış”ı sağlamak ve devam ettirmek olasıdır. Diğer bir deyişle Kant cumhuriyetçi bir anayasa (uluslararası rejim), devletlerüstü bir federasyon (uluslararası örgütler) ve ortak piyasa (devletler arasındaki karşılıklı serbest ticaret) sürekli barışın üç koşulu olarak ileri sürmektedir.166 Yani, Kant liberal özgürlüğün üçüncü bileşeni olarak -devletler arasındaki çatışma riskini azaltan- iktisadi bağımlılığı yani uluslararası ticareti ve öngörmüştür. Kant’ta doğa durumu Hobbes’unkine benzer biçimde savaş durumudur. Ancak Kant doğanın ulusları birbirinden ayırmasına karşılık, aynı zamanda birleştirdiğini de ileri sürmektedir. Özgürlüğün iktisadi boyutunun Kant’ın argümanına dahil olduğu nokta tam da burasıdır; ‘Ticaret ruhu er ya da geç tüm insanları saracağı için ve bu ruh savaşla yan yana olamayacağı için…devletler -ahlaki motivasyondan kaynaklanmamasına rağmen- kendilerini barışın asaletini yüceltmeye zorlanmış olarak bulurlar.’ Benzer şekilde liberal leorsiyen Bentham (1843) da ‘iyi şeylerin ticaretten kaynaklandığı’ konusunda Kant’la hemfikirdir. Bentham barış ve düzenin faydacılık, serbest ticaret ve devletin müdahale etmemesi ilkeleriyle en iyi şekilde garanti altına alındığını ileri sürmüştü. Richard Cobden (1804-1865) gibi Bentham’ın izinden gidenler, dolaşıma açık sınırlar boyunca yayılan eşyaların, mal ve fikir akımlarının dünya ilişkilerinde olumlu barışçıl etkileri olduğunu ileri sürmüşlerdir. Cobden 1846 yılında, ‘liberal demokrasiler güç politikalarını bırakarak ideallerini riske atmamalıdır’

görüşünü savunmuştur. Cobden’e göre, demokratik devletler kendilerini ekonomik etkileşimlerle sınırlandırmalı ve savaşlardan uzak durmalıydı; serbest piyasaya ve tarih boyunca tedrici bir akıl ve özgürlük gelişmesine inanmalıydı. Er ya da geç mutlakiyetçi yönetimlerin –otokrasilerin halkları da gerçek çıkarlarının, Benhtam’ın büyük mutluluk ilkesi olan serbest ticaret, demokrasi ve hoşgörüde olduğunu fark edecekti. Halk kitleleri ayaklanacak, despotizmi ortadan kaldırarak köleliğinden kurtulacak ve şeffaf, aydınlanmış ve demokratik toplumlarla birleştirecekti.167 Yirminci yüzyıla gelindiğinde ise Joseph A. Schumpeter ve Norman Angell gibi düşünürler demokrasi ve serbest pazarın beraberinde ticaret ve barışı getireceğini ileri sürmüşlerdir. Demokrasi ile

165 Immanuel Kant, Toward Perpetual Peace: A Philosophical Sketch,

http://www.earlymoderntexts.com/assets/pdfs/kant1795.pdf , s.1-4, (09.05.2014)

166 Michael Doyle, “Three Pillars of the Liberal Peace”, American Political Science Review, Vol. 99, No.

3, August 2005, pp. 463-466.

167 Knutsen, a.g.e., s. 172.

62

serbest piyasanın beraberinde ticaret ve barış getireceğini ileri süren Schumpeter, serbest ticaretin yaratacağı yeniden dağılımın savaşa karşı sınıfları güçlendireceğini savunmaktadır. 168 Angell, uluslararası işbölümünün yaygınlaştığı (ve yaygınlaşması gerektiği) bir uluslararası sistemde devletlerararası ihtilafların da barışçıl yollarla çözüleceğini iddia etmektedir.169

1970’lerden itibaren ekonomi politik teorisyenleri de liberal düşünürlerin bu fikirlerinden esinlenerek karşılıklı bağımlılığın çatışmayı engellediğine dair değerlendirmeler yapmaya başlamışlardır.170 Aşağıda daha detaylı değinilecek olan Keoohane ve Nye’ın karşılıklı bağımlık kavramsallaştırmasına göre ekonomik karşılıklı bağımlılık, ülkelerin ekonomik çıkarlarını artırıcı işlevi nedeniyle ülkeleri daha barışçıl politikalar izlemeye sevk etmektedir. Özellikle ekonomik anlamda karşılıklı bağımlılığın temel dinamiği olan ticaret, aralarında savaş çıkma ihtimali olan komşu ülkelerde barışın tesisi için güçlü bir etkiye sahiptir ve karşılıklı bağımlılık seviyesinin artışı, çatışma ihtimalini azaltan önemli bir faktördür. Bu çerçevede serbest ticaret ve ticaretin önündeki engellerin kaldırılması modern karşılıklı bağımlılık teorisinin özünü teşkil etmektedir.

1980’li yıllarda bu yaklaşımı öne çıkaran isim ise Richard Rosecrance olmuştur.

Rosecrance 1986 tarihli eserinde iktisadi karşılıklı bağımlılığın gelişimi ile toprak elde etme amacıyla çatışmaya girmenin öneminin azalışı arasında bir ilişki olduğunu; bu bağlamda dünyanın giderek siyasi-askeri ve topraksal (territorial) bir sistemden karşılıklı ekonomik bağımlılığın yaşandığı ‘ticaret devleti’ (trading state) sistemine doğru evrildiğini ileri sürmektedir. Devletlerin zenginlik, güç ve refahlarını arttırmak için topraklarını arttırma ile ticaretini arttırma arasında bir tercih yapmaları gerektiğini belirten Rosecrance, topraklarını büyütmekle ticaret aracılığıyla büyümenin birbirleriyle çatışan hedefler oluşturduğunu ileri sürmektedir. Devletlerarası ilişkilerde savaş ve savaş tehdidinin giderek dışlandığı bu yeni küresel sistem, askeri yeterliliklerini attırmaya çalışan ve güç için mücadele eden ülkeler yerine, işbirliği yapan ülkeler

168 Mustafa Cüneyt Özşahin, “Barışın Ekonomi Politiği: Uluslararası İlişkilerde Liberal Kuram ve Ticari Liberalizm”, Uluslararası Hukuk ve Politika, C. 9, S. 35, 2013, ss.96-97.

169 Burak Bilgehan Özpek, “Liberalizm ve Uluslararası İlişkiler, (der.) Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri, İstanbul, İletişim Yayınları, 2014, s.140.

170 Håvard Hegre, “Development and the Liberal Peace”, a.g.m., s.24.

63

lehinedir.171 Bu sistemde devletler, ekonomik dinamiklerle dış politikasını şekillendirme, çevresinde istikrar, refah ve barışçıl bir ortam oluşturma, dünyaya diyalog ve karşılıklı ekonomik ilişkiler penceresinden bakma, karşılıklı ticareti araçsallaştırma yönünde birtakım özellikler göstermektedirler. Bunun için de ticari aktörlerini denizaşırı bölgelerde faaliyet göstermeleri için serbest bırakarak ticaret hacmini genişletmeyi amaçlamaktadırlar.172 Nitekim liberal teorisyenler de benzer bir anlayışla uluslararası alandaki ticaretin, bütün taraflar küresel bir işbölümüne katkı sağlayarak kazanımlar elde edeceği için her iki taraf için de faydalı olduğu kanaatindedir. Bu bakış açısına göre, ticaret karşılıklı bağımlılık ilişkilerini pekiştirdiğinden uluslararası barışa hizmet eder; diğer bir deyişle siyaset insanları bölerken, ekonomi ve onun en önemli faaliyeti olan ticaret ise birleştirici bir rol oynamaktadır. Rosecrance’a göre, sistem yüksek düzeyde bağımlı olduğunda “ticaret yapan devletler için çatışmaya girerek toprak elde etmektense dünya ticari pazarının onun ürünleri ve hizmetleri için yarattığı fırsatları tercih ederek iç ekonomik gelişimini sağlamak ister.” Bu durumda yüksek düzeyde karşılıklı bağımlılığı olan devletlerin savaş isteği de kaybolacaktır.173

Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden sonra, yani 1990’lardan itibaren dışa açık büyüme modeli ve serbest pazar mekanizması ile önemi artan uluslararası ticaret, küreselleşme çağında ekonomi-politiğe temel karakteristiği kazandıran unsurlardan biri olmuştur.174 Bu çerçevede özellikle küreselleşme olgusunun giderek önem

171 Richaerd Rosecrance, The Rise of the Trading State: Commerce and Conquest in the Modern World, New York, Basic Books, 1986, p. 40. Rosecrance, “ticaret devleti” kavramsallaştırmasını daha sonra

“görünmez devlet” (virtual state) şeklinde revize etmiştir. Bu bağlamda Rosecrance 1996 yılında kaleme aldığı makalesinde ticaret devleti kavramının ötesine geçerek “görünmez devlet” (virtual state) kavramını ileri sürmüştür. Bkz. Richard Rosecrance, “The Rise of the Virtual State”, Foreign Affairs, Vol. 75, No. 4, 1996, pp. 71-83. 1999 yılındaki kitabında olgunlaştırdıüı bu kavramsallaştırmada Rosencrance, ticari ilişkilerin hakim olduğu uluslararası sistemin diğer ülkelerle yaşanan sorunları ticareti teşvik ederek çözümlemeyi tercih edilir kıldığını savunmaya devam etmekle birlikte, devlet kavramının dönüşümünde ticaretin de ötesinde finansal sermaye ve yabancı yatırımların önemi üzerinde durmaktadır. Buna göre, dünya coğrafi sınırlar, üretim ve ticari mallar gibi fiziksel unsurların yerine, sermaye gibi değerlere dayalı olarak yeniden kurulurken, kaçınılmaz olarak geleneksel devlet anlayışı da dönüşmektedir. Eskinin depolayan ve yığan (stock) devletinin yerini artık görünmez/sanal (virtual) devlet biçimi almaktadır. Bkz.

Richard Rosecrance, The Rise of the Virtual State: Wealth and Power in the Coming State, New York, Basic Books, 1999. Ekonomi-dış politika etkileşimine vurgu yapan kavramlaştırmalardan bir diğeri ise

“reaktif devlet” (reactive state)’tir. Bkz. Ziya Öniş-Fikret Şenses, “Global Dynamics, Domestic Coalitions and a Reactive State: Major Policy Shifts in Post-War Turkish Economic Development”, METU Studies in Development, Vol.34, 2007, pp. 251-286.

172 Rosecrance, The Rise of the Trading State: Commerce and Conquest in the Modern World, a.g.e., p.

27.

173 A.g.e., p. 13-14.

174 Özşahin, a.g.m., s. 105.

64

kazanmasıyla beraber ticaret-barış ilişkilerinin daha fazla tartışıldığı görülmektedir. Bu kapsamda ticaret ve çatışma arasında negatif bir ilişki olduğunu ortaya koyan ampirik çalışmalar popülerlik kazanmıştır.175

3.4. NEOLİBERALİZMİN YÜKSELİŞİ VE EVRİMİ: EKONOMİ-POLİTİKA

Belgede TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE İLİŞKİLERİNİN EKONOMİ POLİTİK ANALİZİ (sayfa 78-82)