İran: Rekabet ve İşbirliğinin Diyalektiği

Belgede TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE İLİŞKİLERİNİN EKONOMİ POLİTİK ANALİZİ (sayfa 130-136)

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE-ORTADOĞU İLİŞKİLERİ

2. SOĞUK SAVAŞ SONRASINDA TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA PARADİGMA ARAYIŞLARI VE TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE

2.1.1. İran: Rekabet ve İşbirliğinin Diyalektiği

Soğuk Savaş sonrası dönemde ikili ilişkileri belirleyen temel konular PKK ve rejim ihracı olmuştur. 1990’lı yıllar boyunca dönemin Türk dış politika yapıcıları Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri hep gündeme gelen Kürtçülük ve İslamcılığa ilişkin tehdit algılamalarını İran üzerinden dışsallaştırarak bu ülkeyi suçlamışlardır.

İran’ın PKK’yı desteklediği ve Türkiye’ye İslami rejimin getirilmesi yönünde politikalar yürüttüğü şeklindeki temel argümanlar ikili ilişkilerde 1990’lı yıllarda diğer dönemlerdekinden daha fazla belirleyici olmuştur.

Bununla birlikte bir yandan İran’ın rejim ihracı yapmaya çalıştığına ilişkin iddialar laiklik/irtica gerilimi ve İran-PKK bağlantısı tartışmaları sürerken, diğer yandan ekonomik/ticari ilişkiler belli alanlarda devam etmiştir. Bu durum büyük ölçüde dönemin İran hükümetinin Türkiye ile ekonomik ilişkilerini geliştirmek konusundaki istekliliği olmuştur. 1989’da Humeyni’nin ölümünün ardından yerine Haşimi Rafsancani’nin seçilmesiyle İran iç politikasındaki “radikal”den daha “pragmatist” bir anlayışa doğru yaşanan dönüşüm 1990’ların başlarında Türkiye-İran ilişkilerini daha ılıman bir nitelikte olmasına yol açmıştır. 8 yıl süren İran-Irak savaşından sonra İran’ın ekonomisinin ciddi ölçüde bozulmuş olması nedeniyle, ekonomide muhafazakârlık yerine liberalleşmeye yönelik bir politika uygulanmaya başlanmıştır. Bu kapsamda 1989’da kurulan Rafsancani hükümetinde yer alan neo-liberal muhafazakâr teknokratlar özelleştirme, liberal ekonomi, mikro devlet modelini benimsemiş, bu yönde politikalar geliştirmiş ve özelleştirmeye hız vermişlerdir.302 Bu süreçte dış politikadaki ilişkilerde de yeniden düzenleme ihtiyacı duyulmuş ve bu çerçevede Türkiye ile ekonomik ilişkiler de tüm siyasal gerginliklere rağmen sürdürülmüştür.

Aslında ikili ilişkilerde ekonomik anlamda yaşanan yakınlaşma yerel faktörlerin yanı sıra, küresel ve bölgesel düzeyde bakıldığında da anlaşılır bir çerçeve sunmaktadır.

302 Abdullah Yegin, “İran Siyasetini Anlama Kılavuzu”, SETA Raporu, Haziran 2013, s. 35.

113

Zira bu dönem uluslararası ekonomide yaşanan değişiklikler dolaylı da olsa Türk-İran ilişkilerini etkilemiştir. İki kutupluluğun jeopolitik baskılarının yok olduğu ve ekonomik küreselleşme sürecinin hız kazandığı bu dönemde, İran ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin Avrupa ve Kuzey Amerika’da bölgesel ticaret bloklarının yoğunlaşmasından endişe duymuşlar ve bölge bazlı ekonomik bağlantıların kendi çıkarları lehine olduğu bilinciyle hareket etmişlerdir. Bu bağlamda, Türkiye ve İran bölgede kendi nüfuz alanlarını yaratma konusunda siyasi ve ekonomik güçlerinin sınırlı düzeyde olduğunun farkında olarak 1990’ların başında ekonomik ilişkilerini geliştirmek için çaba sarfetmişlerdir.303 Aslında her iki ülkenin de temel kaygısı birbiriyle ve Soğuk Savaş’ın bitimiyle Orta Asya ve Kafkasya’da yeni kurulan devletlerle ilişkiler kurup ekonomik çıkar sağlamak olmuştur. Nitekim bu dönemde İran ve Türkiye Orta Asya coğrafyasında Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) çerçevesinde işbirliği odaklı bir denge siyaseti oluşturmuşlardır.304 ECO’yu canlandırarak Orta Asya’daki yeni devletlerini bu yapılanmaya dahil etmeyi planlayan Türkiye ve İran, Orta Asya devletleri ile bağlantılarını kurabilmek amacıyla tarihi ‘İpek Yolu’nu canlandırmak için girişimlerde bulunmuşlardır. Nitekim bu dönemde Türkiye’nin Batı ile olan coğrafi avantajının farkına varan Tahran ile İran’ın Orta Asya için önemli coğrafya avantajının farkına varan Ankara, taşımacılıkla ilgili de bir protokol imzalamışlardır. Karşılıklı çıkarlar, iki ülkenin de serbest geçiş kuralı konusunda anlaşmaya varmalarını sağlamıştır.305

Buna ilaveten, her iki ülkenin de I. Körfez Savaşı’na giden kriz sürecinde ve savaş boyunca benzer politikalar izlemesiyle iki ülke arasında temel bir anlaşmazlık olmamıştır. İran’ın bu süreçte Türkiye ile benzer bir biçimde Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına karşı olması ve Irak’ın toprak bütünlüğünün devamını istemesi ilişkilerde olumlu bir hava esmesine yol açmıştır. Nitekim bu dönemde Ankara ve Tahran Kuzey Irak’a karşı bölgesel politikayı düzenlemek ve birbirlerinin politikalarından duydukları kaygıyı azaltmak için diplomatik girişimlerde bulunmuşlar;

303 Ertan Efegil-Leonard A. Stone, “Iran and Turkey in Central Asia: Opportunities for Rapprochement in the Post-Cold War Era”, Journal of Third World Studies, Vol. 20, No. 1, Spring 2003, p. 58.

304 Bu süreçte İran ve Türkiye’nin bölgedeki bazı devletlere atfettikleri önem bağlamında farklı görüşlere sahip olmaları iki devletin olası çarpışma alanından çıkmalarını sağlamış ve bölgede işbirliğini mümkün kılmıştır. Örneğin, Tacikistan İran için olduğu kadar Türkiye için önemli bir ülke olarak görülmüyordu.

Diğer taraftan Kafkasya bölgesinde ise Dağlık Karabağ konusunda Türkiye-Azerbaycan yakınlaşması karşısında İran-Ermenistan yakınlaşmasıyla iki ülke arasındaki rekabet boyutu öne çıkmış, ancak yaşanan sürtüşmeler tehlikeli boyutlara varmamıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Hale, a.g.e., s. 284-285.

305 Eralp-Tür, a.g.m., s. 87.

114

bu çerçevede Kasım 1992 ve Şubat 1994 tarihleri arasında Suriye’yi de içine alan çeşitli görüşmeler gerçekleştirmişlerdir.306 Siyasal dinamiklerin yanında esasında ekonomik dinamikler Körfez Savaşı sürecinde Türkiye’nin İran’la yakınlaşmasını beraberinde getirmiştir. Körfez Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Türkiye’nin en önemli enerji tedarikçilerinden biri ve ihracat pazarı olan Irak’ı kaybetmesi, İran’la ekonomik ilişkilerin sürekliliğini sağlamak noktasında Türkiye’yi istekli kılmıştır. Dolayısıyla 1990’lı yıllar boyunca petrol ve doğalgaz ticareti ile boru hattı kurulmasına ilişkin konular, ikili ekonomik ilişkilerin gündemini yoğun bir biçimde belirlemiştir.

Bununla birlikte iki ülke arasında ekonomik işbirliğini artırmaya yönelik karşılıklı çabaların varlığına rağmen, 1990’ların başından itibaren ortaya çıkan bir takım içsel dinamikler siyasal ilişkilerin zaman zaman sorunlu bir seyirde olmasına yol açmıştır. 1993-1999 yılları arasında iktidarın sıklıkla değişen koalisyonlardan oluşması ve Genelkurmay Başkanlığı’nın Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik dış politikası ve hatta tümüyle ülke dış politikasının oluşturulmasında ‘doğrudan ve asıl belirleyicisi’

konumuna yükselmesi söz konusu olmuştur.307 Diğer bir deyişle koalisyonlar döneminin yaşandığı 1990’lar Türkiye’sinde ordu ve dışişleri bürokrasisi, iç ve dış tehditler üzerine inşa ettiği güvenlik siyaseti ile dış politikayı belirleyen temel aktörler olarak ortaya çıkmışlardır. Bu bağlamda İran bu dönemde ordu ve bürokrasi tarafından Türkiye’deki İslamcılığın yerleşmesinin temel dış desteği olarak görülmüş ve Türkiye’de “laik” söylemler ile özdeşleştirilmiş kamusal etkinliği olan kişilere yönelik suikastların temel suçlusu olarak değerlendirilmiştir.308 Bu dönemde Türk bilim adamları ve gazetecilere yapılan bazı faili meçhul cinayetlerin İran kaynaklı olduğu yönündeki iddialar iki ülke arasında gerginlikler yaşanmasına neden olmuştur. Bu açıdan İran dönemin Türk dış politikası açısından bir ‘günah keçisi’ (scape goat) kounumunda olmuştur.

Söz konusu dönemde Ortadoğu ülkelerine yönelik Türk dış politikasını güvenlik temelli ilişkilere zorlayan iki temel meseleden diğeri ise PKK ile ilgili olmuştur. Toprak bütünlüğünün karşısında PKK tehdidi üzerinden temellenen iç politika, dış politikada İran (ve aynı zamanda Suriye) olarak karşılığını bulmuştur. Türkiye’de “İslami fikirleri

306 Eralp-Tür, a.g.m., ss.88-89.

307 Altunışık, “Güvenlik Kıskacında Türkiye-Ortadoğu İlişkileri”, a.g.m, s.326.

308 Bülent Aras, “Turkish foreign policy towards Iran: Ideology and foreign policy in flux”, Journal of Third World Studies, Vol. 18, No.1, 2001, pp. 105-124.

115

yaymak istediği” yönündeki temel argümanların yanı sıra, İran’ın PKK’yı desteklediğine dair söylemler 1990’lı yıllarda Türkiye-İran ilişkilerde diğer dönemlerdekinden daha fazla belirleyici olmuştur.309 Türkiye 1990’ların başlarında Suriye ile yaptığına benzer bir biçimde PKK’ya yönelik ortak bir yaklaşım geliştirmeye çalışmış ve PKK’nın İran’ın üslerini kullanmasını önlemek amacıyla Tahran’la anlaşmaya varmıştır. Bu kapsamda, Mayıs 1994’te İran PKK militanlarından bazılarını Türk makamlarına iade etmiştir. Bununla birlikte, 1995 yılında bazı militanların İran topraklarına sığınmasına izin verilince ilişkiler tekrar bozulmaya başlamıştır.310

İki ülke arasındaki çatışma ve işbirliğinin diyalektiği 1990’lı yılların sonlarında daha da belirgin bir hal almıştır. Bu dönemde Türk iç politikasındaki bölünmüş yapı ikili ilişkilerde yaşanan gelgitleri açıklamak noktasında önemli bir ipucu vermektedir.

Bu dönemde Türkiye’nin dış politika yapım sürecindeki temel aktörlerin genelde Ortadoğu, özelde ise İran’la kurulacak ilişkiler konusunda farklı yaklaşımlara sahip olması Türkiye-İran ilişkilerinde hem işbirliği hem de çatışmaların eş zamanlı olarak yaşanması sonucuna yol açmıştır. Bir yanda Türk Silahlı Kuvvetleri bürokrasi ve bunu destekleyici basın-medya organları İran’la ilişkilere şüpheli ve mesafeli bakarken, diğer yanda dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan İran’la ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Hatta Erbakan’ın İran’a yönelik bu yaklaşımı sadece söylem düzeyinde kalmamış, İran’la enerji işbirliğine ilişkin adımlar atılmıştır. Refah-Yol koalisyonu döneminde (Temmuz 1996-Haziran 1997) İran’la 23 milyar dolar değerindeki İran doğalgazının 25 yıl süreyle alınmasına yönelik bir anlaşma imzalanmıştır. Nitekim İran’dan Türkiye’ye fiilen ilk gaz geçişi 2001 yılının Aralık ayını bulsa da, İran’la doğal gaz anlaşmasının imzalandığı yıl 1996 yılıdır. Bu anlaşma söz konusu dönemde tek sesli bir dış politika üretilemediğinin en somut göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bir yandan ordu tarafından İran’la ilişkilerde gerginlik tırmandırılırken, diğer taraftan hem siyasi hem de ekonomik ilişkileri geliştirmek isteyen siyasi iktidar İran’la önemli bir ticari anlaşma imzalayabilmiştir. İran bağlamında Türkiye’deki ordu ve hükümet arasında yaşanan ayrışma Sincan Olayı311 ile

309 İran’ın PKK politikası için bkz. Ali Nihat Özcan, “İran’ın Türkiye Politikasında Ucuz Ama Etkili bir Manivela: PKK”, Avrasya Dosyası, C.5, S. 3, 1999, s. 325-343.

310 Hale, a.g.e., s. 314.

311 28 Şubat post-modern darbesine giden yolun önemli adımlarından sayılan Sincan olayı, Türk siyasal hayatında önemli bir kriz olmanın yanı sıra Türkiye-İran ilişkileri açısından da diplomatik bir krize yol açmıştır. Ankara’nın Sincan ilçesi belediyesinin RP'li Başkanı tarafından 30 Ocak 1997’de düzenlediği ve

116

en gergin düzeyine ulaşmış ve Türkiye-İran ilişkileri de bu gerginlikten nasibini almıştır. Süreç Şubat 1997’de iki ülkenin büyükelçilerini karşılıklı olarak geri çekilmesiyle sonuçlanmıştır. İkili ilişkiler İran’da Hatemi’nin iktidara gelişinin de yarattığı hava içerisinde, 1997 yılının Eylül ayından itibaren tekrar normalleşmeye başlamıştır.

Dış ticaret rakamları da bu dönemde iki ülke arasında yaşanan çatışma ve işbirliği diyalektiğini ortaya koymaktadır. Yaşanan siyasi gerginliklere rağmen iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler sürdürülmüş; bununla birlikte gerek iç gerekse birtakım dış faktörler nedeniyle iki ülke dış ticaret ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir.

1990’larda İran-Türkiye dış ticaret ilişkilerine bakıldığında iki nokta göze çarpmaktadır.

Birincisi, anılan dönem boyunca Türkiye’nin İran’a yönelik ihracatındaki düşüş seyridir (Grafik 2). Bu durum büyük ölçüde dış faktörlerle ilgili olup, söz konusu dönemde ABD’nin ekonomik ve siyasi yaptırımlarının Türkiye-İran ticari ilişkilerine yansıdığına işaret etmektedir.

Grafik 2 –Türkiye’nin İran’a İhracatı (1990-2000)

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı

İran Büyükelçisi Rıza Bagheri’nin de katıldığı Kudüs’ü anma gecesinde Büyükelçinin Türk halkını şeriata davet eden bir konuşma yapması bürokratik elitlerde ve orduda ciddi bir tepki oluşturmuş ve 4 Şubat’ta Sincan zırhlı birliklerin tanklı geçidine sahne olmuştur. Bu dönemde Genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Çevik Bir ve hükümetin RP kanadının İran ile ilgili zıtlaşan açıklamaları sonucu gittikçe tırmanan kriz İran başkonsolosunun istenmeyen adam (persona non grata) ilan edilmesi ve Türkiye’nin İran’daki büyükelçisini ve Urumiye başkonsolosunu geri çekme kararını almasıyla sonuçlanmıştır.

Ayrıntılı bilgi için bkz. Eralp-Tür, a.g.m., ss. 92-94.

495 487 455

290

250 268

298 307

195 158 236

0 100 200 300 400 500 600

1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000

(Milyon Dolar)

117

İkincisi ise, Türkiye ekonomisinin duyduğu enerji ihtiyacıyla ilgili olarak İran’dan yapılan ithalatta yaşanan artıştır. Bu dönemde İran’a yapılan ihracattaki düşüş seyrinin aksine İran’dan yapılan ithalatta artış görülmekte ve bunun büyük kısmını enerji ithalatı oluşturmaktadır. Dolayısıyla 1990’lı yılların başlarında ikili ticari ilişkilerde denge Türkiye’nin lehine iken, 1993 yılından itibaren İran’ın lehine olmuştur.

Grafik 3’ten de görüleceği üzere bu tarihlerden itibaren Türkiye’nin İran’dan yaptığı petrol ve doğalgaz ithalatı önemli ölçüde artmıştır.312 Nitekim Grafik 4’ten görüleceği üzere, iki ülke dış ticaret hacminin söz konusu dokuz yıl boyunca (1990-1999) sadece doğalgaz anlaşmasının imzalandığı 1996 yılında 1 milyar doların üzerine çıktığı görülmektedir. Bu da büyük ölçüde İran’dan yapılan ithalattan kaynaklanmıştır.

Grafik 3 – Türkiye’nin İran’dan İthalatı (1990-2000)

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı

Ancak yaşanan siyasi gerginliklere rağmen enerji ticaretinin devam ettirilmesi, ABD yaptırımlarının yol açtığı ihracatta yaşanan zorunlu düşüşü kompanse edememiş ve anılan dönemde iki ülke dış ticaret hacmi sahip olduğu potansiyelin oldukça altında kalmıştır. Nitekim Türkiye’nin dış ticaret hacmi içinde İran’ın payı 1990 yılında yüzde 2,8 iken, 1999’da 1,2’ye gerilemiştir. Aynı dönemde İran’ın Türkiye’nin toplam ihracatındaki payı ise daha büyük bir düşüşle, yüzde 3,8’den yüzde 0,6’ya gerilemiştir.

312 GTİP sınıflamasına göre 27’inci faslı oluşturan mineral yakıtlar ve yağların en önemli alt ihraç kalemlerini petrol (Fasıl no: 2709) ve doğalgaz (Fasıl no: 2711) oluşturmaktadır.

487

57

334

610 651 645 710 562

376 583

760

0 200 400 600 800 1.000

1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000

(Milyon Dolar)

Fasıl 27 İthalat Toplam İthalat

118

2000 yılında ise ihracat artışı (yüzde 50) ithalat artışından (yüzde 28) daha fazla gerçekleşmiş ve iki ülke dış ticaret hacmi yeniden 1 milyar doların üzerine çıkmıştır.

Grafik 4 – Türkiye-İran Dış Ticareti (1990-2000)

Kaynak: Ekonomi Bakanlığı

2.1.2. Irak ve Suriye: PKK Meselesi ve Su Sorunu Ekseninde Sorunlu

Belgede TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE İLİŞKİLERİNİN EKONOMİ POLİTİK ANALİZİ (sayfa 130-136)