T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH ANABİLİM DALI YENİÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
XVII. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA TRABZON
(Şer’iye Sicillerine Göre)
Mehmet Ali TÜRKMENOĞLU
Doktora Tezi
DANIŞMAN Prof. Dr. İbrahim SOLAK
v
İÇİNDEKİLER
A) ARAŞTIRMANIN TANIMI ... 1 1- Araştırmanın Konusu ... 1 2- Amacı ve Önemi ... 1 3- Araştırmanın Kaynakları ... 2 4- Araştırmanın Yöntemi ... 3B) TARİHTE TRABZON ŞEHRİ ... 7
1- Osmanlı Hâkimiyetine Kadar Trabzon... 7
2- Osmanlı Hâkimiyetinde Trabzon ... 12
a) Şehrin Osmanlı Devleti Tarafından Fethi ... 12
b) Şehirde Osmanlı İdaresinin Tesisi: İslamlaşma ve Türkleşme ... 15
i. Trabzon Kazası ... 25
ii. Trabzon Sancağı ... 25
iii. Akçaabat Nahiyesi ... 26
iv. Maçka Nahiyesi ... 26
v. Yomra Nahiyesi ... 27
vi. Sürmene Nahiyesi ... 27
vii. Nüfus Yoğunluğu ... 27
3- XVII. İkinci Yarısına Kadar Trabzon’da Hayat ... 28
a) Osmanlı Hâkimiyetine Kadar Trabzon’da Hayat ... 28
BİRİNCİ BÖLÜM XVII. YY II. YARISI TRABZON’DA YÖNETİM YÖNETİCİLER VE KURUMLAR ... 36
A) OSMANLI ŞEHRİ ... 39
B) TRABZON ŞEHRİ ... 41
1- Fiziki Yapı ... 41
vi
3- Trabzon Şehrinde Mahalleler... 46
4- Şehrin İdari Yapısı ... 49
C) TRABZON’U YÖNETENLER ... 50
1- Beylerbeyi ... 50
2- Kadı ... 55
a) Kadı’nın Görevleri ... 57
b) Osmanlı Mahkemesi ... 58
c) Kadılar ve Kararları Hakkında Şikâyetler ... 61
3- İmam ... 63
4- Yeniçeriler ... 66
5- Cebeciler ... 69
6- Topçular ... 69
7- Sipahiler ... 70
D) TRABZON ŞEHRİNDE KURUMLAR ... 72
1- Trabzon Şehrinde Müslümanların Kurumları: ... 72
a) Camiiler ... 72
b) Medreseler ... 73
c) Hamamlar ... 74
d) Çarşılar ... 74
e) Vakıflar ... 75
2- Trabzon Şehrinde Gayrimüslimlerin Kurumları ... 75
İKİNCİ BÖLÜM XVII. YÜZYILIN II. YARISI TRABZON’DA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT .. 78
A) AİLE HAYATI ... 78
1- Aile Kurumu ... 78
vii
b) Osmanlı Ailesinde Kadın ... 80
c) Osmanlı Mahkemesinde Kadın ... 82
2- Evlenme ... 85 a) Nişan... 85 b) Nikâh ... 87 c) Mehir ... 91 d) Zina ... 94 e) Müslim-Zimmi Evlilikleri ... 97 3- Boşanma ... 98 a) Talak ... 100 b) Muhâla'a ... 102 c) Tefrik ... 105 4- Nafaka... 108 5- Miras ... 110 6- Hibe ... 117 7- Vasiyet ... 119 8- Vesayet ... 120
B) XVII. YÜZYILDA TRABZON’DA YAŞAMAK ... 124
1- Trabzon Şehrinde Günlük Hayat... 126
2- XVII yüzyılda Trabzon Halkı ... 128
3- XVII. yüzyılda Trabzon'da Köleler ... 130
C) XVII. YÜZYILDA TRABZON'DA OSMANLI EVİ ... 133
1- Fiziki Yapı ... 133
2- Ev ve Müştemilatı ... 135
3- Trabzonlunun Bakış Açısı İle Yaşam Alanı ... 137
viii
D) TRABZON'DA EĞİTİM HAYATI VE DİNİ HAYAT ... 142
1- Müslümanların Hayatı ... 142
a) Cami ve Medresede Dini Hayat ... 142
b)Tekkelerde Dini Hayat ... 148
2- Gayrimüslimlerin Eğitim ve Dini Hayatları ... 150
3- İhtida ... 157
E) VAKIF HAYATI ... 162
1- Müslüman Vakıfları ... 162
a) Osmanlı Tatbikatında Vakıf (Trabzon Örneğinde) ... 162
2- Gayrimüslim Vakıfları ... 172
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM XVII. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA TRABZON’DA EKONOMİK HAYAT ... 175
A) ÜRETİM ... 175
1) Tarımsal Üretim ... 177
2) Trabzon'da Esnaf ve Zanaatkârlar ... 180
b) Trabzon Esnafları ve Faaliyetleri: ... 182
B) TİCARET ... 189
1) İç Ticaret ... 191
a) Trabzon'da Alım-Satım İşlemleri ... 194
b) Borç-Alacak İlişkileri ... 203 c) Para Vakıfları ... 210 2) Dış Ticaret ... 217 C) VERGİ SİSTEMİ ... 220 1) Şer’i Vergiler ... 221 a) Öşür ... 222 b) Haraç ... 222
ix
c) İspençe ... 222
d) Cizye ... 223
e) Tımar Sistemi ... 225
2) Örfi Vergiler ... 226
a) Avarız Akçesi Vergisi ... 228
b) Nüzül Vergisi ... 229
c) Bedel-i Nüzül ... 229
e) Bedel-i sürsat ... 230
f) Trabzon Gümrüğü ... 231
3) Trabzon'da Vergi Davaları... 231
SONUÇ ... 235
EKLER ... 240
x
KISALTMALAR A. Amedi Kalemi
A. E. Ali Emiri Tasnifi
A. Ş. D. Atik Şikâyet Defterleri
A. Ü. Ankara Üniversitesi
bk. Bakınız
B. O. A. Başbakanlık Osmanlı Arşivi
BŞM. Başmuhasebe Kalemi
C. Cilt
C. AS. Cevdet Askeri Tasnifi
C. BLD. Cevdet Belediye Tasnifi
C. EV. Cevdet Evrak Tasnifi
C. ML. Cevdet Maliye
CİEPO Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Araştırmaları Uluslararası Komitesi
Çev. Çeviren
D. İ. A. Diyanet İslam Ansiklopedisi
DİB. Diyanet İşleri Başkanlığı
DTCFD Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi
DVN. Divani Kalemi
Ed. Editör
H. Hicri
Haz. Hazırlayan
hk. Hüküm
IJMES International Journal of Middle Eastern Studies
İ. A. İslam Ansiklopedisi
İ. Ü. İstanbul Üniversitesi
JESHO Journal of the Economic and Social History of the Orient
K. K. Kamil Kepeci Tasnifi
K. Ş. S. Konya Şer'iye Sicili
KTÜ Karadeniz Teknik Üniversitesi
M. Miladi
MAD. Maliyeden Müdevver Defterler
M. D. Mühimme Defteri
MEB. Milli Eğitim Bakanlığı
MHM. Mühimme MKT. Mukataa nr. Numara NZD. Nezir Defterleri S. Sayı s. Sayfa ss. Sayfa Sayıları S. Ü. Selçuk Üniversitesi
xi
SAMD. II Sultan II. Ahmed Tasnifi
SMMD. IV Sultan IV. Mehmed Tasnifi
SMST. II Sultan II. Mustafa Tasnifi
SSÜL II Sultan II. Süleyman Tasnifi
Ş. D. Şikâyet Defteri
TALİD Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi
T. D. V. Türkiye Diyanet Vakfı
T. T. D. Tapu Tahrir Defteri
T. Ş. S. Trabzon Şer'iye Sicili
TTK Türk Tarih Kurumu
TZG. Trabzon Gümrüğü
vd. ve diğerleri
xii
ÖNSÖZ
Osmanlı tarihçileri uzun yıllar İmparatorluğun XVII. yüzyıldan itibaren bir gerileme süreci yaşadığını genel kabul olarak ifade etmişlerdir. Ancak özellikle son zamanlarda yapılan çalışmalarda bu kadar uzun süren bir gerilemenin yaşandığı kabulü sorgulanmaya başlanılmıştır. Bu sorgulamalar üç yüz yıldan fazla süren bir gerileme yaşanamayacağı noktasında sonuçlara ulaştıkça bu yüzyıldan başlayarak devlette meydana gelen değişimin nasıl adlandırılıp, anlamlandırılması gerekeceği konusu Osmanlı tarihçilerinin önüne yeni bir problem olarak belirmiştir.
Gerçekten XVII. yüzyıl sonuna gelindiğinde yönetim sistemi ile olsun iktisadi anlayışı ve kurumlarıyla olsun Osmanlı devleti klasik dönem olarak adlandırılan dönemden çok farklı bir noktadadır. Bu değişimin kırılma noktası ise tam olarak üzerinde çalıştığımız dönem olan XVII yy’in yarısıdır. Bu noktada geleneksel asker ve vergi toplama ile toprak yönetim sistemi olan timar sisteminden bu dönemde vaz geçilerek 1695 tarihli fermanla doğan malikâne sistemi ile ayanların doğuşunu hatırlamak yeterlidir. Kısaca yüzyılın başında klasik dönem olarak adlandırdığımız dönemin karakteristik özelliklerinin son uygulamalarını gördüğümüz gerek devlet mekanizması gerekse de toplum hayatı, yüzyılın sonuna geldiğimizde çok daha farklı bir çehre ile karşımıza çıkmaktadır.
XVII. yüzyılda yaşanan değişimlerin şehir tarihi perspektifinden de değerlendirilmesi gerektiği kanısından hareket eden bu tezde de, Trabzon gibi önemli bir eyalet merkezi konu edinilerek şehrin sosyo-ekonomik tarihinin elden geldiğince ortaya konulmasının, tarih yazımındaki gelişmeleri tamamlayacağı düşünülmüştür. Çünkü her ne kadar son yıllarda yapılan çalışmalar nitelik ve nicelik olarak belli bir düzeye ulaşmış olsa da sosyo-ekonomik tarih incelemeleri hala Osmanlı tarihçiliğinin zayıf halkalarından birini oluşturmaktadır.
Bir başka ifadeyle çalışmamızın amacı bir bütün halinde incelenememiş Trabzon’un XVII. yy ikinci yarısındaki idari, soysal ve ekonomik yapısını arşiv kayıtlarına ve şer’iye sicillerine dayanarak ortaya koyabilmektir. Çalışmada kullanılan temel kaynaklar Trabzon Şer’iye Sicilleridir. Şehir tarihi konusunda yapılan çalışmalar göz önüne alındığında Osmanlı tarihi araştırmalarında istifade edilecek çok yönlü malumata sahip orijinal veriler sunan şer’iye sicillerine dayalı eserlere önemine binaen ağırlık verildiği ve bu anlamda çalışmaların artarak devam ettiği gözlemlenmektedir. Bu çerçevede bizim çalışmamızda da inceleme konusu sürece dâhil binlerce sicil kaydı taranıp tasnif edilerek değerlendirilmiştir. Bu belgelerin sunduğu bilgiler ışığında İmparatorluğun önemli bir parçası hatta kendisi de bir imparatorluk bakiyesi olarak Anadolu’daki en önemli liman kenti olan Trabzon’un başta merkezi idare olmak üzere diğer kentlerle olan ilişkilerinden, konumunun sağladığı avantajlardan, gündelik hayatta
xiii
yaşanan ilişkilere ve bunların sonuçlarına kadar pek çok konu üzerinde ayrıntılı bir inceleme yapılmış ve ilgili başlıklar intizam dâhilinde örneklerle izah edilmiştir.
Çalışma Şer’iye sicilleri eksenli olmakla birlikte onlarla sınırlı tutulmamıştır. Osmanlı Arşivinde incelenen dönem hakkında yer alan belgeler olan Mühimme defterleri, Trabzon ve havalisinden devlet merkezine yazılan arz-u haller, bunlara verilen cevaplar, buyruldu ve hükümler döneme ait şikâyet ve ahkâm defterleri bölge Tımarlarının tevcih defterleri, Tımarlılar ile ilgili konuların yer aldığı diğer kayıtlar göz önüne alınarak hazırlanmış olan araştırma ile XVII. yüzyılın ikinci yarısında Trabzon’da yaşayan halkın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına ışık tutulması amaçlanmıştır.
Tezimin ortaya konulmasında ele aldığım konunun tesbitinden çalışmamanın tamamlanarak son şeklinin verilmesine kadar her aşamada büyük desteğini gördüğüm başta danışman hocam Prof. Dr. İbrahim SOLAK’a gerek şahsıma verdiği dersler gerekse üniversitede verdiği derslere fahri olarak kabul ederek Osmanlı Türkçesi ve Paleografyası bilgimin artmasına katkı sağlayan hocalarım Prof. Dr. Alaaddin AKÖZ ve Prof. Dr. İzzet SAK’a tez danışma jürisindeki değerli yönlendirmelerinden dolayı Prof. Dr. Bayram ÜREKLİ ve Prof. Dr. Muhittin TUŞ’a, verdiği ders ve seminerlerle ders dışı yaptığım ziyaretlerle yönlendirmeleri ile kaynak paylaşımları için Prof. Dr. Doğan YÖRÜK’e üzerinde çalıştığım il Trabzon’u ziyaretlerimde yardımı olan, kıymetli yönlendirmelerde bulunan KTÜ Tarih Bölümü başkanı Prof. Dr. Kenan İNAN’a Trabzon üzerine yapılmış doktora tezi çalışmalarının sahipleri olan ve kendilerini üniversitelerinde ziyaret ettiğimde gerek kıymetli yönlendirmeleri ile gerekse kütüphanelerini istifademe açarak yardımlarını esirgemeyen Aksaray Üniversitesinden Doç. Dr. Necmettin AYGÜN ve Marmara Üniversitesinden Yard. Doç. Dr. Hanefi BOSTAN’a ve daha ismini sayamadığım Selçuk üniversitesindeki tüm hocalarıma teşekkür ederim.
1
GİRİŞ
A) ARAŞTIRMANIN TANIMI 1- Araştırmanın Konusu
Başta mahallinde tutulan temel belgeler olan Şer’iye sicilleri bununla birlikte Osmanlı Arşivinde dönem hakkında yer alan belgeler olan Mühimme defterleri, Trabzon ve havalisinden devlet merkezine yazılan arz-u haller, bunlara verilen cevaplar, buyruldu ve hükümler döneme ait şikâyet ve ahkâm defterleri bölge Tımarlarının tevcih defterleri, Tımarlılar ile ilgili konuların yer aldığı diğer kayıtlar göz önüne alınarak hazırlanan araştırmanın konusunu XVII. yüzyılın ikinci yarısında Trabzon’da yaşayan halkın ekonomik ve sosyal hayatı oluşturmaktadır.
2- Amacı ve Önemi
Trabzon, Romalı Hadrianus’tan Marco Polo’ya pek çok eski dönem komutan ve gezgininin, Âşık Mehmet ve Evliya Çelebi’den Tournefort ve Bıjışkyan’a kadar Osmanlı dönemi seyyahının fazlasıyla ilgisini çekmiş ve onlar tarafından önemi defalarca vurgulanmıştır. Anadolu’yu ziyaret eden yabancı seyyahların tamamı eskiçağ kolonilerinin yoğun merkezi ve özelikle de Kommenosların başkenti olması dolayısı ile Trabzon ile özel olarak ilgilenmişler şehir ile ilgili ayrıntılı bilgiler vermişlerdir.1
Trabzon gibi eski ve zengin bir geçmişe sahip kentin tarihi içerisinde, XIII. asrın başlarında ortaya çıkan Trabzon İmparatorluğu (ya da başka bir deyişle Büyük Komnenos Hanedanı) hakkında XIX. yüzyılın ilk yarısında oldukça detaylı ve bilimsel çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Ülkemizde ise, önyargılar sebebiyle yanlış anlaşılan ve biraz da bunun etkisiyle ihmal edilmiş olan Doğu Karadeniz Tarihi araştırmalarının ancak yeni yeni zenginleştiği görülmektedir. Yurtiçindeki modern araştırmalar daha çok “Pontus Sorunu” ekseninde yapılmaktadır. Bununla beraber Yunanistan’da 1910’lu yılların başında Trabzon’un tüm tarihi üzerine yayın yapan Archeion Pontou (Pontus Arşivi) adı altında ilmi bir dergi çıkmaya başlamışken, ülkemizde ancak 2002 yılı gibi oldukça geç bir tarihte bilimsel bir tarih dergisinin -Karadeniz Araştırmaları Dergisi- yayın hayatına başladığını görmekteyiz. 2006 yılında ise ikinci bir dergi olarak Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi çıkmaya başlamıştır. Türkiye’de yayınlar yönünden görülen bu fakirlik bilim adamları noktasında da göze çarpmaktadır.2
1
Fatma ACUN, “Seyyah Söylemi ve Trabzon’a Gelen Yabancı Seyyahlar” Trabzon ve Çevresi
Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu 3-5 Mayıs 2001, C: 1, T.C. Trabzon Valiliği İl Kültür
Müdürlüğü Yayınları, Trabzon, 2001, s. 147. 2
Murat KEÇİŞ, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Türkler 1204-1404, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2009, ss. 8-10.
2
Trabzon araştırmalarında özellikle oryantalistlerde var olan ilgi Osmanlı tarih araştırmacıları tarafından yeterince paylaşılmamıştır. Gerçi bu ilgi noksanlığı bizim tarihçilerimizle ilgili bir durum olup Trabzon tarihi araştırmalarını sınırlamamaktadır. Çünkü oryantalistler Jakop Philipp FALLMERAYER’den itibaren bu şehirle ilgilenmişler ve şehir tarihi araştırmaları çerçevesinde her yönüyle incelemişlerdir. Buna Ronald JENNİNGS ve Heath LOWRY’nin çalışmaları örnek verilebilir. Her ne kadar oryantalistlerin bu ilgisinin altında Trabzon’un Osmanlı devleti tarafından Anadolu’da Rumlardan fethedilen son şehir olmasının, diğer bir deyişle Pontus Rum İmparatorluğunun hatırasının etkisi inkâr edilemezse de bu durum yerli tarih araştırmacılarının Trabzon araştırmalarını ihmal etmesinin gerekçesi değildir.
Türkiye’nin birçok ili hatta ilçesi hatta ve hatta tarihte yeri olan köy ve kasabalara kadar inceleme konusu olmasına rağmen Trabzon gibi büyük bir il hakkında yapılan çalışmaların fazla olmaması araştırmanın önemini daha da arttırmaktadır. Bu fazla olmama incelediğin dönem için ise daha da belirginleşmiştir. Trabzon tarihi konusunda araştırıcıların dikkati Trabzon Rum İmparatorluğu ve şehrin fethi dönemleri ile çok daha yakın zamanlarda Pontus Rum faaliyetlerini incelemeye yönelmiş, Trabzon özelinde çok da sorun üretilen bir dönem olmayan XVII. yüzyıl dikkatten kaçmıştır. Böylece bu konuya nazar-ı dikkati çekmenin tarihçiliğimize orijinal bir katkı sunacağı gerçeği ortaya çıkmıştır.
Yapılan bu araştırmalar neticesinde Suraiya Faroqhi’nin “unutulmuş dönem” olarak tavsif ettiği3 XVII. yüzyılın Türk tarihçiler tarafından bakir bir alanı olarak görünen Trabzon’un sosyal ve ekonomik tarihine bir katkı yapmak bu doktora tez çalışmasının hedefi olmaktadır. Gerçekten XVII. yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren tüm Osmanlı coğrafyası özellikle günümüzdeki Anadolu toprakları ciddi problemlerle çalkalanmıştır. Kısaca bu çalışmada Anadolu’nun isyanlarla sarsıldığı bir devirde O’nun önemli bir parçası olan Trabzon’un sosyal ve ekonomik durumu özelinde Anadolu’nun genel tarihine yeni bir bakış açısı kazandırılmak istenilmektedir.
3- Araştırmanın Kaynakları
Bu çalışmada başvurulan temel kaynaklar şer’iye sicilleri oldu. Bu dönemde tahrir çalışmalarının sonlanması bir yana, yüzyılın ortalarından itibaren başlayan avarız tahrirlerinin de amacı ve konusu icabı sınırlılıkları temel kaynak olarak şer’iye sicillerine başvurulmasını gerektirdi.
Osmanlı Devleti ile ilgili içtimaî, askerî ve idarî konularda araştırma yapılırken başvurulacak temel kaynaklar olan şer'iye sicilleri XV. yüzyıldan başlayarak XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar ki uzun bir zaman dilimi içinde, Türk tarihini, içtimaî ve iktisadi hayatını yakından ilgilendirmektedir. Bir bölgeye ait siciller tahlil edildiğinde bölgenin sosyal, ekonomik, idarî hayatı ile ilgili gerçekçi bilgiler ortaya konulabilir.
3
Suraiya FAROQHI, Osmanlı’da Kentler ve Kentliler, Çeviren: Neyyir BERKTAY, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2014, s. 10
3
Sicillerin kapsamını kısaca şöyle sayabiliriz:
1. Merkezden gönderilen her konudaki ferman, berat ve mektupların suretleri, 2. Mahalli yöneticilerin çeşitli mevzularda yayınladıkları buyruldular,
3. Kadıların merkeze gönderdikleri ilamlar,
4. Kadıların şehirdeki anlaşmazlıkları çözmek için verdikleri hüccetler, 5. Çarşı-pazar teftiş kayıtları ve narh listeleri,
6. Her türlü adli olayda kadıların verdikleri hükümlerin tutanakları, 7. Vakıflar ile ilgili işlemler, vakıf senetleri,
8. Miras taksimi ve tereke kayıtları,
9. Şehirdeki esnaf gurupları, bu esnafların meslekleri, ürettikleri mallar, fiyatları, pazarlanmaları ile ilgili esaslar usta işçi hizmetçi yevmiyelerine kadar her türlü kayıt 10. Şehrin iaşesinin nasıl sağlandığı, ithal ve ihraç edilen malların neler olduğu, 11. Şehrin temizlik ve güvenliğinin nasıl sağlandığı,
12. Şehirdeki eğitim faaliyetleri ile ilgili kayıtlar.4
Görüldüğü gibi bir şehrin ekonomik ve sosyal tarihi ile ilgili yapılacak her türlü araştırmada şer’iye sicilleri çok geniş sahada bilgi ihtiva eden temel başvuru kaynaklarıdır. Daha da ötesi eğer tahrir döneminin dışında bir dönemi çalışılıyorsa bu önem daha da artmaktadır. Ne var ki bu önemin bir de dezavantajı vardır. O da bu kaynakların verdiği bilgiyi başka kaynaklarla karşılaştırmalı olarak incelemedeki sınırlılıklardır. Bu dezavantajı en aza indirmek için bir bölgeyi çalışan araştırmacının kullanabileceği en önemli kaynaklardan birisi merkezin ülke yönetimi ile ilgili tüm kayıtlarının yer aldığı karar defterleri ile devlet merkezinden taşraya, oradan devlet merkezine yapılan her türlü yazışmalardır. Bu yazışmaların taşrada geldiği yerde sicile kaydediliyor olması da bize sicillerin bu yönüyle doğrulanması imkânını sağlamaktadır. Bu yazışmalar ve kayıtlı belgeler XVII. yüzyıl ortalarına kadar Mühimme defterleri adı verilen defterlerde toplanmış iken bu dönemden sonra şikâyetlerin artmasının da etkisiyle şikâyetler ayrı defterler halinde tutulmaya başlanılmıştır. Üzerinde çalışılan dönem bu şikâyetlerin artmaya başladığı dönemdir. Dolayısı ile dönemin ürünü şikâyet defterleri tezin sicillerden sonraki en önemli kaynağı olmuştur.
Bunlardan başka XVII. yüzyılın ikinci yarısı yıllarını içeren Mühimme ve ahkâm defterleri ile dönemi kapsayan fermanlar, hükümler ve buyruldular da tezin yazılmasında kullanılan diğer birinci elden kaynaklar olmuşlardır.
4- Araştırmanın Yöntemi
Konu, sosyal bilimlerdeki, özellikle tarih araştırmalarındaki usule uygun olarak araştırılmış olup bu amaçla öncelikle çalışma yöntemi olarak tez konusunun tesbiti ile birlikte Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne sunulan ve enstitü yönetim
4
Hanefi BOSTAN, XV. ve XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2002, s. 16.
4
kurulunca onaylanan muhtemel tez planında şu noktalara temas edildiği tesbit edilerek bu tesbit ışığında tezin hazırlanma yöntemi izlendi.
Öncelikle Trabzon tarihi ile ilgili yapılan çalışmalar incelendi. Bu amaçla şehre gidilerek Karadeniz Teknik Üniversitesi, kütüphaneleri, araştırma enstitüleri, kültür müdürlüğü, belediyesi bünyesinde ilin tarihi, ekonomik, demografik sosyal, kültürel yapısı ile ilgili bilgi ve belgeler toplanıldı. Sonrasında ise Trabzon şer’iye sicillerinde bulunan incelediğimiz dönemi kapsayan 34 adet defter içerisinde yer alan ve araştırdığımız dönem açısından önem taşıyan belgeler transkript edildi. Bu çerçevede XVII. yüzyılın ikinci yarısı 1650-1700 yıllarına tekabül eden H. 1059-1110 tarihlerini kapsayan 1831-1864 numaralı defterlerle birlikte konu bütünlüğünü, olayların sürekliliğini izlemek için birkaç defter öncesi ve sonrası da taramaya dâhil edildi. Yani inceleme 1830-1865 numaralı defterlerin taranması, 1830’dan önceki ve 1865’ten sonraki birkaç defterin de örneklem metodu ile gözden geçirilmesi şeklinde oldu. Daha sonra ise Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki XVII. yüzyılın ikinci yarısı yıllarını içeren mühime, ahkâm, şikâyet defterleri ile dönemi kapsayan fermanlar, hükümler ve buyruldular taranıldı.
Akabinde Türk tarihçilerinin yaptığı çalışmaların yer aldığı büyük kütüphanelerden Trabzon tarihi ile ilgili yapılmış yayınlanmış çalışmalar temin edilerek incelendi. Bu çalışmalarda dikkati çeken bir nokta da dönem Anadolu’sunun Trabzon ölçeğindeki şehirlerinin iç bölgelerde yer aldığı, Trabzon’dan başka o ölçekte bir sahil şehri bulunmadığıydı. Bu durumun sebepleri tahlil edildi ve Trabzon’un kendisine en yakın büyüklükteki Sinop’la onlara göre çok daha mütevazı olan Antalya ve Samsun ile kıyaslandığında ticari önemi, Osmanlı ordusunun ikmali için taşıdığı mihver konum ve gelişmişliğinin şehrin ekonomik durumuna yansımaları ortaya konuldu. Gerek Milli Kütüphanede yer alan Trabzon Şer’iye Sicilleri gerekse Başbakanlık Osmanlı Arşivinde yer alan orijinal defter ve belgelerden başka ikinci el kaynaklarda özellikle doktora tezlerinde Trabzon’un sosyal ve ekonomik durumu ile ilgili anlamlı belgelere tesadüf edildiğinde bunlar da kaynaklarına atıf yapılarak kullanıldı ve eldeki verilerle karşılaştırılmaları yapıldı.
Karşılaştırma yapılarak şehrin sosyal ve ekonomik durumu inceleme, döneminin öncesi ve sonrası ile yapıldığı gibi, Trabzon aynı dönemin kendi özelliklerine sahip başka şehirleri ile de kıyaslanarak şehrin sosyo-ekonomik resmi çizilmeye çalışıldı. Bu çerçevede dönem Anadolu’sunun büyük şehirleri olan Bursa, Kayseri, Ankara, Gaziantep ve Konya şehirleri Trabzon ile kıyaslandı, değerlendirildi. Bu değerlendirmelerde ağırlıklı olarak bu şehirlerin şer’iye sicilleri kaynaklı yapılan doktora tezleri kullanıldı.
Bundan sonra yazım sürecine geçilmiş, bu süreçte ortaya çıkan plan üzerinde değişiklik ihtiyacı danışman öğretim üyesi ile istişare yapılarak O’nun görüşleri doğrultusunda karşılanmıştır.
5
Çalışmanın asıl kaynağı olan XVII. yüzyılın ikinci yarısı şer’iye sicillerindeki sosyal ve ekonomik hayat ile ilgili belgelerin transkripsiyonu ile başlayan süreç Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki yapılan çalışmalarda tesbit edilen arşiv belgelerinin örneklerinin dâhil edilmesi ile sürdürülmüş, bunlar yapılırken ikinci el kaynaklarda incelenerek fişe alınmıştır. Elde edilen bilgi ve veriler, okumuş olan siciller danışman öğretim üyesi ile müzakere edilerek O’nun tavsiyeleri doğrultusunda kullanıma hazır hale getirilmiş, sonunda toplanan bilgiler tasnif edilip yazıya hazır hale gelinmiştir.
Şer’iye sicillerinden başka tezde ele alınan bir diğer önemli birinci elden kaynak gurubu ise Başbakanlık Osmanlı Arşivinde yer alan Mühimme, Ahkâm, Şikâyet defterleri ile dönemi kapsayan fermanlar, hükümler ve buyruldular olmuştur. Defter türleri arasında incelemeye konu döneme ait defter kayıtları bulunamadığında bir fikir oluşturması amacıyla daha sonraki dönemlere ait ancak incelenen tarihe en yakın tarihli defterler çalışmaya dâhil edilmiştir. Buna 1173 tarihli Ahkâm defteri örnek verilebilir.
Yapılan çalışmalar neticesi temin edilen bilgi ve belgeler ile dönem ile ilgili çalışmalarda alınan notlar bundan sonraki süreçte yapılan çalışmalarda araştırmacının ulaştığı yorum ve kanaatlerle birlikte yazıya geçirilmiş, yazıya geçirirken yorum ve kanaatlerin bilimselliğine olduğu kadar bilimsel ifade kullanımına da dikkat edilemeye çalışılmıştır.
Araştırmanın ilk kaleme alınmasından sonra ortaya çıkan eserde hem bilgi bazında eksiklikler ve yanlış yorumlamalar, hem dikkatten kaçan bazı önemli belgelerin mevcudiyeti hem de yazımdan kaynaklanan hatalar ve çalışmanın ortaya çıkmasıyla görünür hale gelen bilgi, belge ve yorum bazındaki önemli eksikliklerin giderilmesi de danışman öğretim üyesi ile koordineli olarak yapılmış nihayet son aşamada imla ve anlatım bozuklukları giderilerek çalışma tamamlanmıştır.
Bu çerçevede hazırlanan tez, biri giriş diğeri sonuç olmak üzere beş temel bölümden oluşmaktadır.
Giriş bölümünde ilk önce araştırmanın amacı, önemi, içeriği ve metodu kullanılan kaynaklar hakkında bilgilere yer verilmiş, daha sonra Trabzon şehrinin coğrafi konumu, fiziki yapısı, ilk yerleşimi, tarihi, Rum İmparatorluğunun kuruluşu, gelişmesi, Türklerle ilişkileri bağlamında fethine kadar Trabzon ele alınmıştır.
Şehrin Osmanlı hâkimiyetine girişinden incelenen dönem olan XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadar geçen zaman diliminin anlatıldığı ikinci kısımda iseşehrin Osmanlı hâkimiyetinde Türkleşmesi ve İslamlaşması incelenmektedir. Trabzon’un Osmanlı devleti tarafından fethi ile başlayan bölümde şehirde Osmanlı idaresinin tesisi ve özellikleri, şehrin İslamlaşması, Türkleşmesi ve halkın yaşayışı arşiv belgelerine ve şer’iye sicillerine yansıyan uygulamalar ve seyyahların gözlemleri ışığında konu edilmiş ve değerlendirilmiştir. Bu bölümde de ağırlıklı olarak yayınlanmış literatür tahlil edilmiş, XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan sosyal ve ekonomik durum başta
6
olmak üzere, siyasi, demografik durum ortaya konulurken ele alınan siciller ve diğer arşiv belgeleri daha önce kullanıldıkları kaynaklara atıflar yapılarak kullanılmış, ancak kullanılırken kendilerini kullanan araştırmacıların yaptıkları değerlendirmeler sadece nakledilmekle kalınmamış, yorumlanmaya, değerlendirmeye çalışılmış, özellikle incelenen dönemde bu konularda belirgin bir değişim varsa vurgulanmıştır.
Çalışmanın birinci bölümü XVII. yüzyılın II. Yarısında Trabzon’da Yönetim Yöneticiler ve Kurumlar adını taşımakta olup bölümde başta Bey ve Kadı olmak üzere şehirdeki önemli yöneticilerin kimliği yetkileri, Şer’i Hukuk-Örfi Hukuk Kavramları, Mahkemenin Yeri, Yapısı örneklerle açıklanmış, zaman ve mekân kıyaslamaları bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca Trabzon şehrinin yerleşimi şehrin Müslüman ve Hristiyan mahalleleri, şehirdeki resmi kurumlar ve şehrin dini kurumları Müslüman ve Hristiyan din mensupları için ayrı ayrı ve aralarındaki ilişkileri ile değerlendirilmiştir.
İkinci bölüm tezin iki temel kısmından birincisini açıklamakta olup XVII. Yüzyılın II. Yarısı Trabzon’da Sosyal ve Kültürel Hayat başlığını taşımaktadır. Bu bölüm sosyal hayatın en önemli sahası olan aile hayatı ile başlamaktadır. Bu başlık altında aile kurumu Müslüman ve gayrimüslimlerin aile yapıları, örf ve adetler ailede yaşam, erkeğin ve kadının toplumda yeri, yaptıkları işler, evlenme, boşanma ve miras konuları siciller ışığında incelenmiş, kadı mahkemesinin bu konularda görevi, yetkileri, gayrimüslimlerin kadı mahkemesini kullanma nedenleri, sonuçları, bu olgunun İslam hukuku açısından durumu İslami literatür ışığında tahlil edilmiştir.
Sonrasında Trabzon'da gündelik hayat evler, ev eşyaları, giyim-kuşam sicillerde yer alan tereke kayıtları ışığında ortaya konulmuştur. İlerleyen konularda Müslüman ve gayrimüslimlerin eğitim ve kültür hayatları, kurumları resmî kabul gören teşkilatları ve gayrı resmî oluşumları tarzında ayrı ayrı tahlil edilmiş, bu konularda sicillere yansıyan belgeler tahlil edilmiştir.
Trabzon’da hayat başlığı altında üzerinde durulan çok önemli bir konuda dini hayat konusudur. Konu burada ağırlıkla ihtida konusundaki literatürdeki tartışmaları Trabzon özelinde ve siciller ışığında anlamlandırma çabası olmak üzere hem Müslümanların hem gayrimüslimlerin dini hayatı olarak iki kısımda incelenmiştir.
Trabzon şehrinde hayat bölümünde ele alınan son konu şehrin sosyal hayatında önemli bir yeri olan vakıf hayatıdır. Vakıfların Trabzon’un sosyal hayatında, özellikle İslamlaşmasında önemli bir yeri vardır. Bu konuda vakıflardan din ayrımı olmadan herkesin istifadesi gibi uygulamalar ele alınmış, Hatuniye vakfı başta olmak üzere önemli vakıfların şehrin yaşamında bıraktığı iz ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Çalışmanın diğer temel bölümü ise üçüncü bölümde ele alınan XVII. yüzyılın ikinci yarısında Trabzon’da ekonomik hayattır. Üretim, ticaret ve vergi sistemi olmak üzere üç kısma ayrılan bu bölümde Trabzon’un incelenen dönemdeki ekonomik fotoğrafı çekilmiştir. Bu fotoğrafta Trabzon köylüsü, tımarlıları, esnaf ve zanaatkârı
7
bunların faaliyet alanları yer almaktadır. Ekonomik hayat denildiğinde aynı zamanda akla gelen bir konu da ticarettir. Dönemin Trabzon’u hem iç hem de dış ticaret açısından önemli bir merkezdir. Bu sebeple her iki başlık ayrı ayrı ticaret yolları, Trabzon’un iç ve dış ticaretin yol kavşağında olması, bunun ekonomisine etkisi, Trabzon’a gelen mallar, bunların satış yerleri, fiyatları, narh konuları bu konularda devletin kontrolü ve Kadı’nın yetkileri yönlerinden değerlendirilmiştir. Bunlardan başka Trabzon’un en önemli gelir kaynağı olan Trabzon gümrüğüne de yer ayrılmış ve Trabzon Gümrüğü gümrük kanunnamesi, iltizamı, tevabii ile ele alınmıştır.
Tüm bu yapılanlardan sonra tezin son bölümünde çalışmada ulaşılan sonuçlar değerlendirilmiştir.
B) TARİHTE TRABZON ŞEHRİ 1- Osmanlı Hâkimiyetine Kadar Trabzon
Trabzon adının Grekçe yamuk biçiminin karşılığı olarak “Trapezos” kelimesinden geldiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.5 Bu ismin verilme nedeni şehrin ilk yerleşimlerinin Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan yüksek yamuk biçimli alana yapılmış olmasıdır.6
Doğu Karadeniz bölgesi engebeli arazi yapısı, sık bitki örtüsü ve bol yağışlı bir iklime sahiptir. Dağlar kıyıya paralel uzanır. Arazi sıklıkla vadiler ile derin bir biçimde yarılmıştır. Bu durum topraktan faydalanmayı ve kara ulaşımını zorlaştırır. Deniz ulaşımının önemli oluşunda ve kıyı nüfuslanmasında bu coğrafi yapının önemi vardır.
Trabzon’un tarihi a. İlk Kuruluş Dönemi (M.Ö. 2000 - M.Ö. 756) b. Miletliler Dönemi (M.Ö. 756 - M.S. 50) c. Romalılar Dönemi (50-395) d. Bizanslılar Dönemi ( 395-1204) e. Kommenler Dönemi (1204.1461) 5
Mahmut GOLOĞLU, Trabzon Tarihi, 2. Baskı, Serander yayınları, Trabzon, 2013, s. 16. Trabzon isminin kökeni ve anlamı ile ilgili olarak literatürde çok farklı değerlendirmeler ve tartışmalar mevcuttur. Mesela Evliya Çelebi şehre su ve havasının güzelliğinden dolayı adına Tarb-ı Etsun denildiğini, bir adının Batum-u Zir (Aşağı Batum) olduğunu, diğer bir adının Lezki olduğunu kimlerin hangi gerekçelerle bu isimleri verdiklerini uzun uzun anlatır. Ona göre “şehre bazıları Tarb-ı Efsun derler. Ama halk Trabzon der.” Mehmet Zıllioğlu EVLİYA ÇELEBİ, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, hazırlayan: Tevfik TEMELKURAN vd. Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1966, C. 2, s. 412. Bundan sonra EVLİYA ÇELEBİ Bundan başka Trabzon adının Dede Korkut hikâyelerinde geçen Tura-Buzan’dan geldiğini iddia edenler de olmuştur. Bu ifadenin Tur-Ab-Zon kelimelerinin kullanılış değişiminden meydana geldiği ve “Türklerin Yurdu” anlamına geldiği de savunulmuştur. Buna göre kenti Orta Asya’dan gelen Türk boyları kurmuş ve onlar adlandırmıştır. İbrahim YILMAZÇELİK, “XVIII. Yüzyılda Trabzon’un Sosyal Durumu”
Trabzon Tarihi İlmi Toplantısı (6-8 Kasım 1998), haz. Kemal ÇİÇEK vd. 2. Baskı, Trabzon, 2000, s. 254.
Bu konudaki tartışmalar tez konusunun dışında olduğu için ayrıntısına girilmemiş sadece bu konuda çok farklı değerlendirmeler olduğunu gösteren bu iki örnekle yetinilmiştir.
6
8
f. Türkler Dönemi (1461-devam ediyor) olmak üzere altı bölümde incelenebilir.7 Trabzon şehrinden ilk bahseden Yunanlı komutan Xenophon’dur.8 Trabzon’un kuruluş tarihini doğru tesbit etmek pek mümkün değildir.9 Efsanelere göre M.Ö. 756 yılında kurulan Trabzon şehri Roma’dan, İstanbul’dan, Paris’ten ve Londra’dan daha önce kurulmuştur.10 M.Ö. 625’te Medlerin Anadolu’da işgal ettikleri yerlere Kapadokya denilmiş, M.Ö. 519’da Medlerin ülkesi İranlıların eline geçince Kapadokya ikiye ayrılmış, deniz kıyısı bölgesine Deniz Kapadokya’sı anlamında Pont Kapadokya’sı denilmiştir. Bölge sonraları ise sadece Pontus diye anılmıştır.11
M.S. 300’lere kadar putperest olan şehir Kudüs’ten gelen Apostole Andirea’nın faaliyetleri ile kısa zamanda Hristiyanlaşmış ve Hristiyanlığın merkezi haline gelmiştir.12
395’te Roma ikiye ayrılınca Trabzon Doğu Roma’nın yani Bizans’ın hâkimiyet sahasında kaldı. Bizanslılar hâkimiyetleri altındaki bu bölgeye Romania halkına da Ramaioi diyorlardı. Bu ifadeler Arapların dilinde Diyar-ı Rum ve Rum olarak yerleşti.13
705 yılında ilk kez Müslüman Arap orduları Trabzon bölgesine girmiş ve İslamiyet’i tanıtmışlardır. Ancak şehir Arap fütuhatının dışında kalmış, Melikşah zamanında bir ara Selçukluların eline geçti ise de kısa müddet sonra buranın valisi Theodos Gabras şehri Selçuklulardan geri almıştır. Bizans’ın genellikle imparator ailesinden kimseleri duka olarak görevlendirdiği Trabzon zaman zaman merkezi hükümete karşı müstakil hareket etmiştir. 14
XI. yy’ın sonlarına doğru I. Alexis ile Kommen ailesinin Bizans tahtına geçmesiyle Çanakkale sınırındaki bazı bölgeler hariç tüm Anadolu Selçuklu Türklerinin oldu. Esasen Trabzon üzerine ilk Türk hücumları daha XI. yy sonlarında başlamıştı. 1058 yılından sonra ise Müslüman Türkler bölgeye gelmişlerdir. 1081’den itibaren bölgede iki Trabzon vardı. Biri Trabzon kalesi içindeki Trabzon şehri ki Hristiyan bir vali tarafından Bizans’a bağlı olarak yönetiliyordu. Diğeri ise kale dışında kalan
7
Hüseyin ALBAYRAK, Trabzon’un Fethi, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları, Trabzon, 1995, s. 1 8
Kenan İNAN “Trabzon’un Fethi” Trabzon Tarihi İlmi Toplantısı, (6-8 Kasım 1998) haz. Kemal ÇİÇEK vd. 2. Baskı, Trabzon, 2000, s. 141.
9
Jakop Philipp FALLMERAYER, Trabzon İmparatorluğunun Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2011, s. 11.
10
Kudret EMİROĞLU “Dünyadan Bakınca Trabzon” Bir Tutkudur Trabzon, haz. Zekeriya KURŞUN, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997, s. 232
11
GOLOĞLU, Trabzon Tarihi, s.15. 12
Mehmet HAVUŞ “Trabzon” Karadenizname, Ajans Türk Yayınları, Ankara, 2002, s. 253. 13
GOLOĞLU, Trabzon Tarihi, ss. 16-17; EMİROĞLU, “Dünyadan Bakınca Trabzon” s. 233. 14
Şehabeddin TEKİNDAĞ, “Trabzon” İslam Ansiklopedisi, C. 12/1, MEB yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1979, s. 460. (Bundan sonra İ.A. şeklinde kısaltılacak) Bu durumun ileride İstanbul’un Latin eline geçmesiyle ya da geçmesinden önce İstanbul’a karşı bayrak açan Kommenosların buraya gelip bağımsız bir devlet kurmalarına alt yapı teşkil ettiği düşünülebilir. Yani bir taraftan Trabzon yönetici elitinin zihninde İstanbul’a karşı bir bağımsızlık algısı gelişmiş diğer taraftan İstanbul yöneticilerinin zihninde de Trabzon ile müstakil hareket etme olgusu yan yana getirilmiş oluyordu.
9
Trabzon şehri ve genel anlamda Trabzon bölgesi idi ki bu bölge de Danişmentliler’e bağlı olarak yönetiliyordu.15
1204’te İstanbul’un Latinler tarafından istilası üzerine Trabzon’a kaçan Andronikos Komnenos’un oğlu Alexis Kommen Gürcü kraliçesi Thamar’ın da yardımıyla Trabzon’da imparator ilan edilmiş, böylece Türkler tarafından fethe kadar devam edecek Trabzon Rum imparatorluğu (1204-1461) kurulmuştur.16
Trabzon imparatorluğu kurucusu I. Alexis’in ölümünde kurulduğu zamandaki Samsun, Sinop’u da içine alarak Ereğli’ye kadar uzanan topraklarını kaybederek Trabzon şehri çevresinde yaşayan küçük bir devlet haline geldi. Artık devletin batı sınırlarını Yeşilırmak kıyıları çiziyordu. Bu sebeple Trabzon’un dış siyaseti İstanbul ve İznik tahtlarından koparak Konya ve Gürcistan siyasetleri arasında kaldı.17
Alâeddin Keykubat Konya tahtına oturduğunda sınırları komşusu üç düşmanından biri de Trabzon devleti idi. Hatta diğer iki düşmanından İznik dikkatini İstanbul’daki Frenk imparatorluğuna ve Teselya’ya verdiği Küçük Ermenistan Krallığı da küçük bir devletçik olarak fazla iddialı olmadığı için komşuları arasında birinci rakibi Trabzon devleti idi. Dolayısıyla O asıl hedefi Tebriz ve İsfahan rakiplerinden fırsat buldukça Trabzon ile meşgul oluyordu. Bu sebeple de güneyden doğal korunma altındaki Trabzon Sultan Alâeddin’e muhalif olanların kaçıp sığınacağı bir yer olmuştu. Mesela Celâlettin Harzemşah’ın Ahlat yakınlarındaki yenilgisinden sonra kaçan ahfadı Trabzon’a sığınmıştı. Ancak bu sığınmalar Trabzon’a güç kadar düşman da getiriyordu. Nitekim kısa zaman sonra Celalettin’in Anadolu’daki müttefikleri olan Erzurum hükümdarı ve Ahlat hakimini mağlup eden Alâeddin Trabzon üzerine yürüdü. Bir yandan yaklaşan Moğol tehlikesi diğer yandan Trabzon’un güneyinden karadan ulaşımı zor bir deniz devleti olması sebebiyle Trabzon’un sulh teklifini kabul etti. Anlaşmaya göre bir miktar mızraklı Trabzon süvarisi sultanın seferlerine refakat edecekti. Anlaşılan Trabzon’un ulaşım zorluğu O’nu güneyden taarruzlara uğramaktan koruyordu.18
15
GOLOĞLU, Trabzon Tarihi, s.18. 16
BOSTAN, XV. ve XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, s. 20. Fakat Trabzon imparatorluğunun kuruluşu hakkında tüm araştırmacılar aynı fikirde değildir. Mesela M. KURSANSKIS, imparatorluğun kurucusu I.Alexis Kommenos’un Trabzon’u 1204’te Latinlerin İstanbul’u ele geçirmesinden önce ele geçirdiğini ve bu haberin düşüşünden az zaman önce İstanbul’a ulaştığını söylemektedir. Bu durumda Alexis Kommenos İstanbul’da Kommen hanedanını deviren Alexis Angelus’un yönetimine karşı isyan eden bir isyancıdır. KURSANSKIS’e göre Trabzon’un alınması, gerçekten isyancı prenslerin bir hareketi olarak görünmektedir; ancak, daha sonra olaylar saldırılarını meşrulaştırmalarına imkân sağladığında kendilerini imparator ilân ettirebilmişlerdir. O bu iddiasını tarihçi Panaretos’un “Büyük Komnenos Alexis Konstantinopolis’ten çok mutlu ayrıldı, halası Thamar’ın dikkati ve çabalarıyla sağlanan askerler ile İberiya’dan geldi ve 1204 yılı Nisan ayında Trabzon’u ele geçirdi.” şeklindeki ifadelerini naklederek de desteklemektedir. M. KURSANSKIS, “Trabzon İmparatorluğu ve Gürcistan”, çev. M. KEÇİŞ, Belleten, C. LXXIV, S. 58, s. 913.
17
Feridun EMECEN “Trabzon Eyaletinin Batı Sınırları” Trabzon Tarihi İlmi Toplantısı(6-8 Kasım 1998) haz. Kemal ÇİÇEK vd. 2. Baskı, Trabzon, 2000, s. 159.
18
10
Moğollar Anadolu’ya geldiğinde onları karşılayan Selçuklu ordusu içinde O’na tabii oldukları için Trabzon askeri de vardı. Fakat İmparator Manuel asıl ordusuyla bölgedeki diğer birçok kral gibi savaşın sonunu beklemeye karar vermişti. Nitekim muharebe sonucu O’na beklediği fırsatı verdi. Kösedağ muharebesinden sonra Konya ve Trabzon arasındaki bağlar çözüldü ve Selçuklu devleti Trabzon için önemini kaybetti. Manuel memleketinde barışı temin maksadıyla Moğolların tarafına geçti. Böylece Moğollar karşısında askeri hiçbir şansı olmayan Trabzon İmparatoru Manuel izlediği siyasi metotla Onların saldırılarından korunmayı başardı.19 Gerçekten Trabzon çoğu saldırıdan kurtulmasını izlediği dış siyasete borçludur.
XIII. yüzyıla gelindiğinde iyice zayıflayan Trabzon Rum imparatorluğu yeni bir müttefik buldu. Yüzyılın sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti çökmeye, Moğol hâkimiyeti zayıflamaya, Anadolu; muhtelif Türk Beyliklerinin hâkimiyeti altında parçalanmaya başlamıştı. Bu beylerin hâkimiyet sahaların genişletmek için seçtiği bölgelerden biri de Trabzon bölgesi idi. Bunların en önemlilerinden biri de Akkoyunlu beyliği idi. Diyarbakır merkezli bu beylik XV. yüzyıl başlarına gelindiğinde Erzurum’a kadar yayılarak Ortadoğu’nun en güçlü devleti haline gelmeyi başardı. Bundan sonra Akkoyunlular Trabzon üzerine de akınlar düzenlemeye başladılar bu akınların en şiddetlisi Uzun Hasan’ın dedesi Tur Ali Bey tarafından 1348’de yapılmıştı. Trabzon Rum hanedanı Akkoyunlulara karşı koyamayacağını anlayınca onlarla anlaşma yolunu seçti. Bu amaçla en pratik çözüm olarak Akkoyunlular ile akrabalık bağları kurmayı denedi. Sonuçta imparator III. Aleksios’un kızı prenses Maria Tur Ali Bey’in oğlu Kutlu Bey ile evlendirildi. Böylece Trabzon Rum İmparatorluğu ile Akkoyunlular arasında bir asırdan fazla sürecek akrabalık ilişkilerinin de temeli atılmış oldu. Bu sıkı münasebetlerin bir eseri olarak sık sık birbirlerine yardım edeceklerdi. Mesela 1420’de Kutlu Beyin oğlu Kara Yülük Osman Bey Erzincan’ı kuşatırken IV. Aleksios O’nun yardımına koşmuştu.20
Bu arada Bizans’ta yeni doğan Osmanlı devletine karşı ciddi kayıplar vermiş ve oldukça zayıflamıştı. İşte her iki tarafın da zayıflığından kaynaklanan bu mecburiyetle Helen milletinin iki tacının sahipleri İstanbul ve Trabzon arasında pürüzsüz ve sürekli bir bağlantı kuruldu. Bu ilişki İstanbul’un fethine kadar canlı bir şekilde sürdü.21 Ancak Trabzon sarayında çöküş devam ediyordu. Bitmek bilmez taht mücadelelerinde her biri bir gurubun başına geçen taht adayı evlatlar birbirleriyle hatta sağlığında imparator babaları ile savaşıyorlar türlü entrikalarla her biri diğerini saf dışı etmeye uğraşıyordu. Bu mücadelelerin biri deXIV. yy başlarında Clavijo’nun Trabzon’a geldiği zamanlarda yaşanmıştı. Onun seyahatnamesinde ayrıntılı şekilde anlatıldığına göre imparator III. Manuel aşağı tabakadan bir güzel gence konumuna uygun olmayan fevkalade yetkiler
19 FALLMERAYER, Trabzon İmparatorluğunun Tarihi, ss. 110-117. 20
İlhan ŞAHİN “Osmanlı-Akkoyunlu Nüfuz Mücadelesinde Trabzon”, Trabzon Tarihi İlmi Toplantısı,
(6-8 Kasım 1998) haz. Kemal ÇİÇEK vd. 2. Baskı, Trabzon, 2000, ss: 153-155.
21
11
vermiş buna sinirlenen asilleri karşısına almıştı.22 Asiller partisinin başına geçen oğlu Alexis Basilius ile silahlı savaşlara girişmişti. Her iki taraf içinde ama en başta Trabzon Devleti için yıpratıcı olan bu mücadeleden Alexis’in galip çıktığını görmekteyiz.
İşte Trabzon’un böyle bir durumunda sınırlarına Sultan Beyazıt (Yıldırım) dayandı. Ancak asıl genişleme yönü olarak Batıyı seçmiş olduğu için ilk etapta Trabzon’a saldırmadı. Trabzon güneyindeki dağlar ile Fırat nehrinin doğal sınır olarak Trabzon ile arasında kalmasını uygun gördü. Bunula birlikte Sultan Beyazıt’a karşı Timur’u Anadolu’ya çağıranların arasında Trabzonlu Manuel de vardı. Nitekim Timur Anadolu’ya geldiğinde özellikle Timur’un sahip olmadığı için çok ihtiyaç duyduğu deniz gücü ile emrine girdi. Ankara savaşında Timur Beyazıt’a karşı kesin bir üstünlük sağlayınca da Timur’a isteğiyle tabii oldu. Bu tebaiyet O’nun ülkesinin Timur istilasından mahfuz kalmasını doğurdu. Ancak Timur’un ölümüyle Moğolların Anadolu’dan çekilmelerinden sonra Trabzon devleti her tarafından sürekli saldıran Türkmen aşiretlerinin hücumlarına maruz kaldı. Bu dönemin Trabzon Greklerinde savaşçı ruh tamamen ölmüştü. Doğal bir kalenin arkasında oturmalarına rağmen kadın ve altın ile rahatlarını satın almaya çalışıyorlardı. Bu sebeple yakın çevredeki Türkmen beylerinden başlayarak doğuda Gürcistan krallarına batıda Sırp ve Bulgar hükümdarlarına kadar herkesle akraba olmuşlardı.23 Evet, gerçekten eğer bir hanedan evliliği siyasi, askeri ya da iktisadî yarar sağlayacaksa, Komnenoslar buna her zaman hazırdılar.
XV. yy ortalarına gelindiğine Anadolu’da yeni bir kuvvet ortaya çıkmıştı. Esasen bu kuvvetle Anadolu’nun ilk tanışması Beyazıt zamanında olmuşsa da yüzyıl başındaki Timur hadisesi bu kuvvetin yayılışını akamete uğratmıştı. Bu akamet yüzyıl ortalarında II. Murat’ın başarılı fetihleriyle son buldu ve Osmanlılar Trabzon kapılarına tekrar dayandı. Bu dönemde Trabzon imparatorluğu tamamen güç kaybetmiş imparator IV. Alexis kendine karşı isyan eden oğlu IV. Johannes’e tahtı kaybetmişti. Kendi imparatorunun tahtını oğluna karşı muhafaza edemeyecek kadar zayıf bir duruma düştüğü açıkça görülen Trabzon devletine karşı II. Murat harekete geçmeyi erteledi. Hatta Amasya valisine Hristiyanlar ile iyi geçinme talimatı verdi. Bu erteleme tabii ki Trabzon devletinin gücünden dolayı değildi. Trabzon’a komşu Türkmen beylikleri Ondan çok daha güçlüydüler ve Trabzon’a yönelmek bu Türkmen askerleri ile de karşılaşmak anlamına geliyordu. Gerçekten bu dönemde Akkoyunlular başta olmak üzere Doğu Türkmen devletleri güç kazanmıştı ve II. Murat İstanbul’u fetihten sonra buraya yönelmeyi istiyordu. Hatta İstanbul’dan da önce kendine karşı büyük bir ordu hazırlayan Macarlar ile uğraşması gerekecekti. Kısacası hedefi Batı idi. Doğuya yönelmek oğlu Mehmet’e kalacaktı. Nitekim öyle oldu.
22
Ruy Gonzales de CLAVIJO, Timur’un Hayatı: Kadiz’den Semerkant’a Seyahat, Çev. Zeynep ERTAN, İstanbul 2008, s. 202-203
23
12
2- Osmanlı Hâkimiyetinde Trabzon
a) Şehrin Osmanlı Devleti Tarafından Fethi
Çevresindeki her güç sahibinin otoritesini tanıyarak uzunca bir süredir ayakta duran Trabzon 1405’te Timur devletinin güç kaybetmesiyle tekrar bağımsızlığını kazanmıştı. Fakat onun bağımsızlığını yeni bir hami aramak olarak da okuyabiliriz. İmparator Kalo Johannes’in ölümüyle tahta geçen kardeşi David ağabeyi zamanında başlayan ittifak görüşme ve çalışmalarına yoğun şekilde devam etti. Papa II. Pius’un da desteğiyle tüm doğu ve batı hükümdarları ile temasa geçildi. Gürcistan’daki Hristiyan prenslerden, Sinop ve Karaman beylerine kadar, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dan Burgonya kralına kadar herkesin içine dâhil olduğu bir ittifak ortak ve büyük düşmana karşı kuruldu. Trabzon Rum imparatorluğuna coğrafi olarak yakın olan Karamanoğulları ve Candaroğluları Trabzon Rum İmparatorluğuna arzu ettiği garantiyi sunacak güçte değildi. Bunlar ancak Osmanlı Devleti aleyhindeki bir ittifakın parçaları olabilirdi ki Onlar da bu ittifaka kendi istikballeri için seve seve katıldılar. Ancak tabii ki bu kadar çok farklı bölgelerde farklı hedefler için hareket eden hükümdarların ortak düşman olan Mehmet’e karşı birleşmesi bir vaka idiyse de sonuçta her birinin farklı hedefleri vardı ve birbirlerine güvenmeleri için bir sebep yoktu. Zaten hiçbirisinin de David’in ülkesini savunmak için harcayacağı bir kuruşu ya da feda edeceği askeri yoktu. Sadece Akkoyunlu sarayındaki prensesi ülkesinin kurtarılması için Uzun Hasan’ı devamlı teşvik ediyordu. Nihayet Hasan harekete geçmeye karar verdi ve David’in ricalarıyla Trabzon’un haracının kaldırılmasını Mehmet’ten istedi. Üstelik eğer Trabzon’dan haraç istemeye devam edecek olursa Trabzon’un Osmanlı devletine verdiği altmış yıllık haracın da Trabzon’un hamisi sıfatıyla topluca kendisine iade edilmesi gerekeceğini ihtar etti. Tabii bu talebin kabul edilebilir bir yanı yoktu. Bu durum kısaca Trabzon devletine karşı bir seferin ayak seslerinin duyulması demekti ki nitekim öyle oldu.
Osmanlıların Trabzon’a karşı fiili teşebbüsleri imparator Kalo Johannes zamanında (1447-1458) başlar. Kalo Johannes İstanbul’un fethinden sonra Fatih’e tâbi olup vergi vermeye başladı. Ancak bir taraftan Fatih’e vergi öderken diğer taraftan Osmanlılara karşı hem Uzun Hasan hem de Papa ile anlaşmaya çalışıyordu. Ayrıca İstanbul’un fethinden sonra Trabzon’a gelen birçok ailenin ilticası da kabul etmişti. Böylece kendisini Grek tahtının tek varisi konuma da getirmeye çalışıyordu.24
Fatih Sultan Mehmed ise kendi aleyhindeki gelişmeleri dikkatle izliyordu. Osmanlılara karşı hem doğu hem batı devletlerinin kuracağı güçlü bir birlik tehlikeli olabilirdi. Bunu engellemek bu ittifakın tam tesis olmadan çökmesini sağlamak amacıyla 1461’de sefere çıkarak Karadeniz kıyılarını tamamen hâkimiyet altına aldı. Sonrasında ilerleyişine devam ederek önce Cenevizlilerin elindeki Amasra’yı fethetti. Bunun üzerine Sinop Bey’i hemen hediyelerle elçi gönderdi ve Mehmed’in zaferini
24
13
tebrik etti. Mehmet elçiye Sinop’un terk edilmesi karşılığında Rumeli’de aynı büyüklükte bir eyalet verileceğini bildirdi. Sağlam bir kalesi 400 topu 10.000 askeri olmasına rağmen İsmail Bey teklifi kabul etmekten başka çare olmadığını düşündü. Hazinesini ve tüm yakınlarını alarak kendisine verilen Filibe’ye yerleşti. Müttefiklerinin en ateşlilerinden birinin halini Trabzon imparatoru dâhil diğerleri ibretle izlediler.25
Fatih bundan sonra Trabzon üzerine yürüdü. Bilinen yolları takip etmeyip, Kelkit civarında ordusunu ikiye ayırdı. Kendisi doğudan veziri Mahmut Paşa da batıdan geçit vermez dağları aşarak Trabzon’a varmış26 Osmanlı ordusunun böyle bir güzergâhı izleyemeyeceğini varsayan Trabzon imparatorunu gafil avlamıştı. Fatih denizden şehri kuşatan 300 parçalık donanmaya ilaveten karadan da büyük bir ordu ile iki koldan şehri kuşatmıştı. Bunu gören Trabzon İmparatoru David büyük bir şaşkınlığa kapıldı ve çaresizce barış istedi.” Kralın başmabeyincisi Yorgi Amuritzes ile Sadrazam Mahmut Paşa arasındaki görüşmeden kalenin savaşmadan Sultan’a teslimi karşılığında İmparator’a Trabzon’un gelirine denk bir yer verileceği şeklinde anlaşma çıktı. 21 Muharrem 866 (26 Ekim 1461) Pazartesi günü Osmanlı askeri şehre girdi.27
Şehrin fethini olayın tanığı Tursun Bey şöyle resmeder: “Bir sabah piyade ve süvari harekete geçip alaylar bağlayıp, Trabzon tarafına aktı. Mahmut Paşa akıncıları önceden Trabzon üzerine hareket etti ki kâfir firara vakit bulamasın. Baltacılar ve kazmacılar gayreti ile dağın doruğundan dibine inildi. Gemiler de denizden şehri kuşatmıştı. Kâfir Padişahın dağı aşıp şehri kuşatacağını aklına getirmez gafil otururdu. Padişahı karşısında görünce firara mecal bulamadı. Kendi canına ve hanümanına “aman” diledi. Kaleyi ve memleketi teslim etti. Bunun üzerine hil’at ve vazife ile İstanbul’a gönderildi.28
Seferin bir diğer görgü şahidi de sefer sırasında Osmanlı ordusunda bulunan bir yabancıdır.29 Sırp asıllı Konstantin Mihailoviç eserinde Trabzon seferini anlattığı kısma
25
Esasen Fatih Osmanlı tahtına geçtikten sonra bu yerleri fethetmeyi düşündüğünü ifade etmişti. “ ve bil cümle bir gün Hünkâr Mahmut Paşa’ya eyitti: “Mahmut birkaç niyetim var umarım ki Hak Teâla ben zayıfa kuvvet verip anı nasip ede Evvel biri şol İsfendiyar vilayetidir ki Kastamonu ve Sinop ve Koyul-Hisar’dır. Ve biri şol Trabzon’u bir cünüb kâfir yiyip yürür. El-hâsıl bunlar benim maksudumdur. Gece ve gündüz hayalimden gitmez” dedi.” NEŞRİ, Kitab-ı Cihannüma, Neşreden: F. Reşit UNAT, M. Altay KÖYMEN, Ankara, 1987, C.2, s. 741. Bundan sonra Neşri
26
Sultanın durumu ve karşılaştığı zorluklar Uzun Hasan’ın annesi Sare Hatun’un Fatih’ten bir dilekte bulunmasına fırsat verdi “Hay oğul Bir Durabuzun çün bunca zahmetler çekmek nedür” demiş Fatih ise buna karşılık “ Ana! Bu zahmatlar Durabuzun içün değüldür. Bu zahmatlar din-i İslam yolundadır. Zira kim bizim elümüzde İslam kılıcı vardır. Ve eğer biz bu zahmeti ihtiyar etmesevüz bize gazi demek yalan olur” diye cevap vermiştir. Aşıkpaşaoğlu Ahmet Aşıki, Tevarih-i Âl-i Osman, haz. N. A. ÇİFTÇİOĞLU, İstanbul, 1947, s. 250. Bundan sonra Aşıkpaşazâde
27
Bu tarih Türk Tarih Kurumunca kabul edilmiş olan, Trabzon ilinin resmi fetih gününün kutlandığı tarihtir. Yoksa kesinlik ifade etmemektedir. Tez konusunun dışında olduğu için bu konudaki tartışmalara girmiyorum. Örnek için bk. Cumhur ODABAŞIOĞLU, “Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u Fetih Tarihi” Akademik Yorum, S. 2, Trabzon, 1992, ss. 49-50.
28 TURSUN BEY, Tarih-i Ebu’l Feth, haz: Ahmet TEZBAŞAR, Tercüman Gazetesi Yayınları, İstanbul, Tarihsiz, s. 88-89. Bundan sonra Tursun Bey
29
Eseri hakkında geniş bk. Kenan İNAN “Osmanlılara Dair Layığı İle Değerlendirilemeyen Bir Kaynak: Konstantin Mihailoviç ve Eseri” I. Türk Tarihi ve Edebiyatı Kongresi, 11-13 Eylül 1996, Manisa
14
“Sultan Mehmed deniz kenarında bulunan Trabzon imparatoruna karşı nasıl yürürdü” şeklinde başlar ve şöyle devam eder: “Trabzon toprakları büyük ve dağlıktır. Her taraftan putperestler ve Tatar olan Büyük Han, Uzun Hasan ve Canik Beyleri tarafından sarılmıştır. Bu Tatar Beyleri Sultan Mehmed’ den ise Trabzon Rum İmparatorunu komşu olarak tercih etmişlerdir. Bu nedenle Trabzon’a yürürken bu Tatarlardan çok sıkıntı çektik. Büyük bir gayret ve kuvvetle Trabzon’a yürüdük. Karşımıza çok güçlükler çıktı. Bunlar yolun uzunluğu, çevredeki insanların orduyu rahatsız etmeleri, açlık ve etraftaki dağların çok ve yüksek oluşu idi. Ayrıca buralarda her gün yağmur yağar. Her taraf bataklık olmuştu. Atlar bellerine kadar çamura saplandı. Sadece ordu değil Sultanın kendisi de bu güçlüğe katlandı. Sultanın arabaları da çamura saplandı ve ordu hareket edemez hale geldi. Sultan emir vererek bu arabaları kestirdi ve yaktırdı. Onların atlarını da kim istediyse verdi. Bu arabaların yükünü develere yükledi. Daha önceden yolların kötü olabileceğini düşünerek 800 deve getirmişti. Bu hazineleri taşıyan develerle dağdan dağa yürüdü. Develeri güçlükle dağlardan geçirdik develerin gidemediği yerlerde Sultan yeniçerilere develeri çekmelerini söyledi ve Onların maaşlarını artırdı.”30
Mihailoviç hatıralarında ilginç bir olay daha anlatır: Sultanın hazinelerini taşıyan bir deve yardan yuvarlanır. Üzerindeki sandıklar parçalanır, içinde 60.000 altının olduğu para keseleri ortaya saçılır. Ancak Yeniçeriler hemen hadise mahalline gelip kılıçlarını çekerek altınları muhafaza altına alıp kimsenin el atmasına müsaade etmezler. Hazinenin sahibi olan Sultan gelene kadar o vaziyette beklerler. Sultan gelir ve tabloyu takdir ile hazineyi orada bulunanların almasına izin verir. Akabinde herkes hazinenin başına üşüşür ve alabildiği kadar kapabildiği kadar altın alır. Mihailoviç “orada olanlar çok şanslı idi. Ben varana kadar kara topraktan başka bir şey kalmamıştı” der.31
Fatih teslim görüşmelerinde yapılan anlaşmaya uydu. Yapılan görüşmelerde kendisine eğer teslim olursa kendisine Mora Grek kralı Demetrius’a yaptığı gibi servet, adalar ve güzel bir şehir vereceğini bildirmişti. David Kommenos ailesiyle birlikte Tuna bölgesinde geliri 300 bin sikke olan Makedonya’nın Serez şehrine yerleştirildi. Ancak İslam dinini kabul eden imparatorluk ailesinden eski kral Yani’nin oğlu prens Aleksi İstanbul’a Peran Bağları denilen yere yerleştirildi. Bölgeye Bey’in oğlunun oturduğu yer anlamında Beyoğlu denildi.32
30
İNAN, “Osmanlılara Dair Layığı İle Değerlendirilemeyen Bir Kaynak: Konstantin Mihailoviç ve Eseri” s. 118. Burada Sultan Mehmed’in insan psikolojisini okumaktaki başarısını görebiliyoruz.
31
İNAN, “Osmanlılara Dair Layığı İle Değerlendirilemeyen Bir Kaynak: Konstantin Mihailoviç ve Eseri” s.119. Yine aynı şekilde Sultan Mehmed’in orduyu sevk etmede ve insan psikolojisini okumadaki başarısını, ordunun nabzını tutmadaki isabetini görüyoruz. Tüm bunların yanında ordunun Sultana olan bağlılığı da dikkatimizi çeken bir başka unsur olarak gözükmektedir.
32
15
b) Şehirde Osmanlı İdaresinin Tesisi: İslamlaşma ve Türkleşme
Trabzon’un şehir olarak çevresinin İslamlaşması fetihten önce başlamıştır. Şehrin tüm çevresi fetihten önce İslam dini ile tanışmıştır. Fatih şehre girdikten sonra ilk olarak fethin sembolü olarak şehrin en büyük kilisesi olan piskoposluk merkezi yani katedral olarak da kullanılmış olan Altınbaş Meryemana Kilisesi camiye çevrildi.33 Şehrin bu ilk camisine Fatih Camii denildi. Bugün de kullanılan bu cami Ortahisar Camii adıyla bilinmektedir. Fatih’in Trabzon’da bulunduğu sırada Sent Öjen kilisesi de camiye çevrilerek ilk Cuma namazı burada kılındı ve bu camiye Yenicuma Camii denildi. Caminin bulunduğu mahalle de Yenicuma Mahallesi adını aldı. Fetihten sonra bir de Mumhaneönü semtinde bir kilise camiye çevrildi. Esasen bu kilise Trabzon metropolitine bırakılmıştı, ancak O’nun Müslüman olmasıyla camiye çevrildi ve Karabaş camii adını aldı.34 Küçük Ayvasıl semtindeki Saint Anna Kilisesi ise Hristiyan tapınağı olmaya devam etti.35
Bundan sonra Fatih Osmanlı devletinin fethettiği diğer yerlerde olduğu gibi Trabzon’da da kanunname yapmış, “cizye-i şer’iye” ve “rüsum-ü örfiye” vergileri bu kanunnamede tesbit etmişti.36 Trabzon sancağı Kanunnamesi klasik bir sancak kanunnamesinden çok bazı konuları ihtiva eden bir nizamname şeklindedir. Çünkü başlangıç kısmında İslam hukukuna uygun olarak Trabzon iskelesindeki gümrük kaideleri açıklanmıştır. Sonrasında dellaliye ile ilgili hükümler belediye vergileri demek olan ihtisab hükümleri, ipek kapanı ile ilgili hükümler, Trabzon Mumhanesi ile ilgili hükümler, Trabzon sancağı beyliği yani kanunnamenin ifadesiyle niyabeti ile ilgili hükümler ve nihayet müteferrik bazı hükümler ihtiva etmektedir. 37
Fatih Sultan Mehmet fethettiği şehirlerin zengin halkını İstanbul’a yerleştirirdi. Sinop, Kastamonu, Konya, Aksaray gibi büyük şehirlerden İstanbul’a aileler göndermişti. Trabzon’da da aynı uygulamayı yaptı. Şehir halkının önemli bir bölümünü İstanbul’a gönderdi. Bunlardan da İslamiyet’i kabul edenleri şehir içine Hristiyan kalanları ise şehir dışına kurduğu mahallelere yerleştirdi.
33
Osmanlı devleti bir şehri fethettiğinde fatihler bu fethi sembolize etmek için en büyük dini yapısını -ki bu genellikle kilisesi olurdu- camiye çevirir ilk Cuma namazını orada kılardı. Fatih Sultan Mehmet de bu geleneğe uymuş tıpkı İstanbul’un fethinden sonra şehrin en büyük kilisesi olan ve dolayısıyla patriklik makamınca kullanılan Ayasofya Kilisesini Camiye çevirerek ilk Cuma namazını burada kıldığı gibi Trabzon'da da şehrin en büyük kilisesi olan bu sebeple piskoposluk merkezi olan Altınbaş Meryemana kilisesini camiye çevirmiştir
34
Metropolitin Müslüman olması bize bir yandan İslamlaşmanın en üst düzeyde olduğunu gösterirken diğer taraftan bunun baskı ile olmadığını düşündürmektedir. Çünkü metropolitin otoritesi halkı olduğu ve halkı kendi dininde kaldığı sürece geçerlidir. Aşağıda örnekleri ile İslamlaşmanın yerli halk arasında nasıl yavaş ilerlediğini anladıktan sonra halkın dini önderinin herkesten önce yeni fatihlerinin dinine girmesini baskı ortamı ile açıklayamayız.
35
Hüseyin ALBAYRAK, Trabzon’da İki Tarihi Mekân Çarşı Camii-Pazarkapı Camii ve Çevresi, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul, 2010, s. 4.
36
Ahmet AKGÜNDÜZ, Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri: 1. Kitap Osmanlı Hukukuna Giriş
ve Fatih Devri Kanunnâmeleri, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 2006. Bk. Ek. I
37
16
Osmanlı kaynakları tarafından ifade edilirken gayet normal karşılanabilecek olan ifadelerle anlatılan hatta takdirkârane sunulan beldenin Türkleşmesi ve İslamlaşmasını sağlamak için yapılanlar özellikle bazı müsteşrikler tarafından çok acıklı bir tablo halinde resmedilir. Mesela onlardan biri olan Chalcocondyles fethi şöyle anlatır: “Sultan Mehmet’in yeniçerileri Sultanın emri üzerine Trabzon şehrini aldılar; İmparatoru, çocuklarını ve yanında bulunan akrabalarını gemilere yerleştirdiler ve gemilere Bizans’a yelken açmaları emri verildi, Sultan da kısa süre sonra kara yoluyla oraya gelecekti. Şehri Gelibolu valisi olan amiraline teslim etti ve O da kaleye yeniçerileri kaleye de azab’ları yerleştirdi. Trabzon halkını bölümlere ayırarak birini kendine ayırdı ve bunları daha sonra sarayında silahtar ve sipahi oğlanlar olarak yetiştirdi. Diğer bir bölümünü Bizans’a yerleştirdi ve başka bir bölümünü yeniçeri ve işçi yaptı. Seçilen 800 erkek çocuğunu yeniçeri saflarına kattı. Kızların da bir kısmını kendisine ayırdı, diğerlerini hediye verdi, bir kısmını oğullarına gönderdi ve bir kısmını da hemen evlendirdi.38
Bunlara mukabil Tursun Bey “Kale ve memleket tamamen zapt olunup bey, muhafız, dizdar ve kadılar tayin edildi. Kalenin kızlarına ve oğlanlarına dokunulmadı. Baki malları ellerine verilüp yerlerinde bırakıldılar. Yalnız cizye-i şer’i ve rüsum-u örfi alınması kararlaştırıldı. Daha sonra bazı esirler gemilerle İstanbul’a gönderildi” şeklinde kayıt düşmüştür. 39
Kısaca Batı kaynaklarına göre Trabzon Rumları şehirden çıkarılmış, bir kısmı İstanbul’a gönderilmiş, bir kısmı esir olarak askerlere dağıtılmış, bir kısmı da şehir haricine sürülmüştür. Osmanlı kaynakları ise bilakis halkın yerinde bırakıldığından bahsedilir. Bazı Garp Müdekkiklerinin son tetkikleri de bu Osmanlı rivayetini teyid etmektedir. Mesela Lowry’nin tahrir defterleri üzerinde yaptığı çalışmaları sonucu elde ettiği bulgular bu ifadeleri destekler mahiyettedir. Lowry’e göre sadece imparator ve şehrin önde gelenleri İstanbul’a tüm taşınabilir malları ile gönderilmiştir. Bundan başka sadece şehir merkezinden değil tüm çevreden seçilen 1500 kadın ve erkeğin 800’ü Yeniçeri olması için kalanı da hizmetler için İstanbul’a gönderilmiş şehrin kalan halkı şehirde yaşamaya devam etmiştir. Bunu Tahrirlerden anlamak mümkündür. Dolayısıyla Chalcocondyles ekolünün şehrin tüm Hıristiyanlarının sürüldüğü şeklindeki açıklamaları gerçeği yansıtmamaktadır.40
Tekfur ile birlikte kendisi dışında İstanbul’a sürülen mülk sahiplerinin kesin bilinen sayısı 828 numaralı deftere göre 17 hanedir. Bunların Tekfurun yakın adamları ve Rum İmparatorluğunun ileri gelen yöneticileri oldukları düşünülebilir. İstanbul’a yapılan bu sürgün bizzat Fatih’in emri ile gerçekleşmiştir. Defterde bu durum açıkça “padişah emri ile İstanbul’a sürgün olmuştur”41 mealinde geçmektedir. Bu kişilerin
38
L. CHALCOCONDYLES, Corpus Scriptorum Historiae Byzantinae, C. XXXII, 1842, ss: 495-498 Naklen HEATH W. LOWRY, Trabzon Şehrinin İslamlaşması ve Türkleşmesi (1461-1583) Çevirenler: Demet Lowry, Heath W. Lowry, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2010, ss: 19-20.
39
TURSUN BEY, Tarih-i Ebu’l Feth, s. 89. 40
Heath LOWRY, Feridun EMECEN “Trabzon” D.İ.A., C. , T.D.V. Yayınları, İstanbul, s. 298. 41