• Sonuç bulunamadı

Millî Türk Fırkası'nın sesi İfhâm gazetesinin Mütareke Dönemi'ne bakışı (1919-1920)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Millî Türk Fırkası'nın sesi İfhâm gazetesinin Mütareke Dönemi'ne bakışı (1919-1920)"

Copied!
190
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TARİH ANABİLİM DALI

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ

BİLİM DALI

MİLLÎ TÜRK FIRKASI’NIN SESİ İFHÂM

GAZETESİ’NİN MÜTAREKE DÖNEMİ’NE BAKIŞI

(1919–1920)

Bilgen YETKİN

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN

Yrd. Doç. Dr. Mustafa ARIKAN

(2)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

BİLİMSEL ETİK SAYFASI

Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.

Bilgen YETKİN

(3)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU

Bilgen YETKİN tarafından hazırlanan Millî Türk Fırkası’nın Sesi İfhâm Gazetesi’nin Mütareke Dönemi’ne Bakışı (1919–1920) başlıklı bu çalışma 28/06/2010 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.

Ünvanı, Adı Soyadı Başkan İmza

Ünvanı, Adı Soyadı Üye İmza

(4)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Adı Soyadı Bilgen YETKİN Numarası 074202051002

Ana Bilim /

Bilim Dalı Tarih/ Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi

Ö ğ re nc ini n

Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa ARIKAN

Tezin Adı Millî Türk Fırkası’nın Sesi İfhâm Gazetesi’nin Mütareke Dönemi’ne Bakışı (1919–1920)

ÖZET

Osmanlı Devleti, 1914 yılında girmiş olduğu Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik olarak çıkmıştır. Savaş sonunda imzalamış olduğu Mondros Mütarekesi ile de son derece ağır şartlarla karşılaşmıştır. Savaşın galipleri bu mütareke ile Osmanlı Devleti’ni siyasi ve ekonomik açıdan ciddi bir kuşatma altına almışlardır.

Bu çalışmada dönemin şartlarının geniş ölçüde yansıdığı İfhâm gazetesi ve bu gazetede yazan yazarların makaleleri değerlendirilmiştir. Bu çerçevede gazetede yer alan mütarekenin uygulanışı, Paris Barış Konferansı süreci ile Osmanlı Devleti- İtilaf Devletleri ilişkileri genişçe ele alınmıştır. 204 sayı olarak çalışılan bu gazetede ayrıca Milli Mücadele’nin başlaması ile birlikte İstanbul Hükümeti’yle Anadolu Hareketi arasında ilişkiler de incelenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, İfhâm Gazetesi, Mütareke, Milli Mücadele.

(5)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Adı Soyadı Bilgen YETKİN Numarası 074202051002

Ana Bilim / Bilim Dalı

Tarih/ Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi

Ö ğ re nc ini n

Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa ARIKAN

Tezin İngilizce Adı The View of İfhâm Newspaper That is The Voıce of National Turkısh Party to Armistice Period (1919–1920)

SUMMARY

İn 1914 The Ottoman State entered The First World War and came as a loser. At the end of the war it had signed the armistice of Mudros and encountered extremelly severe conditions. The winners of the war had seriously besieged the Ottoman State politically and economically by this armistice.

İn this study İfhâm newspaper that largely reflected the conditions of the period and the articles of publichts of this newspaper have been studied in this context the implementation of the armistice the relations between the Ottoman government and allied governments by time course of Paris Peace Conference have been largely covered furtermore the relations between the İstanbul government Anatolian movement with the begining of national struggle have been examined in 204 iosves of this newspaper.

(6)

ÖNSÖZ

Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkmış olan Osmanlı Devleti, şartları son derece ağır olan Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalmıştır. Emperyalist İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz şartları fırsat bilip asırlardır bağımsız olan Türk yurdunu istilaya girişmişlerdir.

Bu işgal ve istila hareketi Türk toplumunda büyük bir tepki doğurmuş işgallere karşı önce sözlü sonra fiilî tepkilerde bulunmuşlardır. Bu tepki sadece Türk Milleti’nin şahsında değil, aynı zamanda onların sesi konumunda olan bilinçli basın tarafından da dile getirilmiştir. O dönemde İstanbul Hükümeti’ni destekleyen basın olduğu gibi Anadolu Hareketi’ne de tam anlamıyla arka çıkan basın ve onun temsilcileri vardı. Milli bilince sahip Türk aydınları basın aracılığıyla seslerini duyurmuşlar ve milleti işgal hareketi karşısında topyekûn bir millî harekete çağırmışlardır. Son derece karmaşık bir yapı içerisinde bulunan bu dönemde Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleriyle çözmek zorunda olduğu iç ve dış siyasi, ekonomik ve sosyal meselelerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu çerçevede dönemin basınındaki millî bilince sahip aydınlar, bu konuların nasıl çözüme kavuşturabileceği hususunda görüşlerini dile getirmişlerdir.

Bu çalışmada dönemin her türlü problemlerin yer aldığı İfhâm gazetesi incelenmiştir. Ancak bu gazetede daha çok makaleler doğrultusunda bir yol takip edilmiştir. Çalışmayı, yazarların iç ve dış politikadaki düşünceleri şekillendirmiştir.

Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümde, iç ve dış siyaset konularına yer verilmiştir. Bu dönemde dış siyaset olayları, daha çok Paris Barış Konferansı ekseninde cereyan etmiştir. Dönemin iç siyaset konuları ise, seçimler, Anadolu’daki milli hareket ve İstanbul hükümetleri çerçevesinde ele alınmıştır. Konular, makalelerin yanı sıra döneme ilişkin haberlerle desteklenmiştir.

Üçüncü bölümde, mütareke döneminde toplumun iktisadî bakımdan içinde bulunduğu olumsuz şartlara değinilmiştir. Özellikle savaş sonrası halkın geçim sıkıntısını en üst seviyede hissettiklerine ilişkin değerlendirmeler üzerinde durulmuştur.

(7)

Dördüncü bölümde ise, Osmanlı Devleti’nin savaş sonrasındaki dağılmasının da etkisiyle oluşan millî bilince yer verilmiştir. Bu kısımda, yaşanan olaylarla birlikte milliyetçilik duygusunun, toplumda önceki yıllardan farklı olarak yer ettiğine dikkat çekilmiştir.

Bu çalışma esnasında her zaman destek ve yardımını gördüğüm danışman hocam Yrd. Doç. Dr. Mustafa Arıkan’a teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca yardımlarından dolayı Doç. Dr. Ferudun Ata ve Doç. Dr. Necmi Uyanık’a da teşekkür ederim.

Bilgen Yetkin Konya, 2010

(8)

İÇİNDEKİLER

BİLİMSEL ETİK SAYFASI...i

YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU...ii

ÖZET ... iii

SUMMARY ...iv

ÖNSÖZ ...v

GİRİŞ ...1

I. BÖLÜM MÜTAREKE DÖNEMİNDE DIŞ SİYASET ...21

A) Paris Barış Konferansı ...21

1) Avusturya Barışı Görüşmeleri ve Saint Germain Antlaşması...24

2) Bulgaristan Barışı Görüşmeleri ve Neuilly Antlaşması...31

3) Türkiye Barışı Görüşmeleri...42

a) Türkiye Barışının Ertelenmesi Meselesi ...42

b) Türkiye Barışında Hükümetin ve Basının Rolü ...45

c) Konferans’ta Kapitülasyonlar, İstanbul ve Boğazlar Meseleleri...49

B) İtilaf Devletleriyle Olan İlişkiler ...54

1) Türk- İngiliz İlişkileri ...56

2) Türk- Fransız İlişkileri ...58

3) Türk- İtalyan İlişkileri...62

II. BÖLÜM MÜTAREKE DÖNEMİNDE İÇ SİYASET ...65

A) 1919 Genel Seçimleri ve Meclisin Toplanması ...65

1) 93 Kararnamesi Meselesi ve Seçim Hazırlıkları ...67

2) Gayrimüslimlerin Durumu ve Partilerin Birleşmesi Meselesi ...71

3) Seçim Mücadeleleri ve Seçimlerin Serbestliği Meselesi ...75

4) Meclisin Süratle Toplanması Meselesi ...80 Sayfa No:

(9)

5) Meclisin Toplanması ve Meclis İçi Gruplaşmanın Ortaya Çıkması...83

B) Anadolu’da Milli Hareket’in Doğuşu ve İstanbul İle İlişkiler ...88

1) Milli Hareket’i Doğuran Etkenler ve Ferit Paşa Hükümeti’nin Tutumu ...91

2) Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin Anadolu Hareketi’yle İlişkileri ...99

3) Anadolu Hareketine Muhalif Olanların Faaliyetleri...105

III. BÖLÜM MÜTAREKE DÖNEMİNDE İKTİSADİ HAYAT ... 109

A) İktisadî Buhranlar ...112

1) Hayat Pahalılığı ve İşsizliğin Meydana Getirdiği Geçim Buhranı...112

2) Altın ve Para Buhranı ...116

3) Batı’daki Değişim ve İşçi Hareketlerinin Türkiye’ye Etkileri...118

4) Buhranlar Karşısında Hükümetin Tutumu ve Alması Gereken Tedbirler ...123

B) Ticarî, Malî ve Ziraî Meseleler...131

1) Piyasada Yabancı Hâkimiyeti ve Dış Ticaret İlişkileri...131

2) Ticaret Odası ve Bankalar Meselesi ...135

3) Maliyenin Durumu ve Seyrüsefain İdaresi’nin Özelleştirilme Meselesi...138

4) Anadolu’da Ziraî Durum ve Ziraat Bankası’nın Önemi...142

IV. BÖLÜM MÜTAREKE DÖNEMİNDE TÜRKÇÜLÜK HAREKETİ ... 146

A) Türkçülüğün Anlamı, Amacı ve Kapsamı ...152

B) Türkçülerin Diğer Unsurlar Hakkındaki Düşünceleri...155

1) Türk Milliyetçilerinin Gayrimüslim ve Yabancılara Yaklaşımı ...155

2) Türk Milliyetçilerinin Kürt Meselesine Bakışı ...159

C) Türkçülerin Muhafazakârlık ve Kadın Eğitimi Meselesine Bakışı ...162

D) Türk Milliyetçilerine Karşı Yapılan Suçlamalar ...165

E) Türkçülük Hareketinin Dönemin Akımları Arasındaki Yeri...170

SONUÇ ... 172

(10)

GİRİŞ

1. İfhâm Gazetesi

İfhâm, Ahmet Ferit Tek tarafından 22 Eylül 1912’de Milli Meşrutiyet Fırkası’nın yayın organı olarak İstanbul’da günlük çıkarılmaya başlanılan siyasî bir gazetedir. Bir süre kapatılan gazete, Ahmet Ferit Bey’in sahip ve başyazarlığında ikinci yayın hayatına 23 Temmuz 1919’da başlamıştır. Gazetenin yazar kadrosunu Ahmet Ferit Tek, Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçuraoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ömer Seyfettin, Necip Asım Yazıksız, İzzet Ulvi, Falih Rıfkı Atay gibi isimler oluşturmaktaydı1.

23 Temmuz 1919- 6 Mart 1920 tarihleri arasında 204 sayı olarak çıkmış olan İfhâm gazetesi, İstanbul’da Yenigün Matbaası’nda günlük ve resimli olarak basılmıştır. Gazetenin mesul müdürleri, Yusuf Kenan, Hüseyin Ragıp ve Hasan Vehbi’ydi. Gazetenin 156’ya kadar olan sayıları (23 Temmuz 1919- 5 Ocak 1920) 42,5X60,8 ebatlarında olup, Yusuf Kenan tarafından çıkarılmıştır. 162- 183 (11 Ocak- 3 Şubat 1920) sayıları 43,5X62,3 ve 186- 192 (16- 23 Şubat 1920) sayıları 32X46,5 ebatlarında olup Hüseyin Ragıp tarafından yayınlanmıştır. 194- 204 (25 Şubat- 6 Mart 1920) sayıları ise, 32X46,5 ebatlarında olup, Hasan Vehbi’nin müdürlüğünde çıkarılmıştır. Gazete haftalık edebî ilaveler2 vermiştir3.

İfhâm gazetesi, Milli Türk Partisi’nin yayın organıydı. Milli Türk Partisi, 9 Aralık 1919’da, İstanbul Mahmutpaşa’da, İfhâm gazetesinin idarehanesinde kurulmuştur. Partinin kurucu ve yöneticileri, Ahmet Ferit Tek (Eski Kütahya Milletvekili), Şair (Hacı) Mehmet Emin Yurdakul ( Eski Musul Milletvekili), Ahmet Hikmet Bey (Hariciyeci ve yazar), Zühtü İnhan ( İktisat Müderrisi), Akçuraoğlu

1 Zekâi Güner- Orhan Kabataş, Milli Mücadele Dönemi Beyannameleri ve Basını, Ankara 1990,

s.338.

2 18 Ağustos 1919 tarihinden itibaren verilen bu ilavelerde Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul,

Hamdullah Suphi Tanrıöver, Orhan Seyfi Orhon, Ruşen Eşref, Halit Fahri Ozansoy, Şukufe Nihal Başar, Feyzullah Sacit, Ahmet Refik Altınay, Ali Ekrem Bolayır, İbrahim Alaaettin Gövsa, Fazıl Ahmet Aykaç, Falih Rıfkı Atay’ın imzaları bulunmaktaydı. Yenal Ünal, Ahmet Ferit Tek, İstanbul 2009, s.36.

3 İstanbul Kütüphaneleri Arap Harfli Süreli Yayınlar Toplu Katalogu 1828- 1928, (Haz. Hasan

(11)

Yusuf (Siyasi Tarih Muallimi), İsmail Hakkı Baltacıoğlu (Darülfünun Müderrisi), Mehmet Emin Erişirgil (Muallim)’dir4. Ayrıca Hamdullah Suphi Tanrıöver, İfhâm başyazarlarından Hüseyin Ragıp Bey, Darülfünun müderrislerinden müverrih Ahmet Refik Bey, Türk Dünyası başyazarı Nebizade Ahmet Hamdi Bey ve Hilal-i Ahmer murahhaslarından Doktor Hikmet Bey de kurucularındandır5.

Milli Türk Partisi, Milli Meşrutiyet Fırkası’nın devamı niteliğinde olup, Türkçülük akımını, Mütareke’nin işgalci ve kozmopolit ortamı içinde sürdürmek amacını takip etmiştir. 1919 seçiminden kısa bir süre önce kurulmuştur. Parti, İstanbul merkezi dışında, hiçbir şube açamamıştır. Milli Türk Partisi, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki Milli Mücadele’yi desteklemiştir. Parti, Mebuslar Meclisi’nin kapatılmasından sonra ise çalışamaz duruma gelmiştir6.

İfhâm gazetesinin sahibi, bir siyaset adamı ve yazar olan Ahmet Ferit Tek, 7 Mart 1878’de Bursa’da doğmuştur. İstanbullu bir aileye mensup olan Ahmet Ferit Tek’in babası, maliye muhasebecilerinden Mustafa Reşit Bey, büyükbabası kadı Asım Efendi, dedesi Yeniçeri ulemasından Sadık Efendi idi. Annesi ise, Uludağ’ın güneyinde, Adırnas köyünden Şehit İbrahim Ağa’nın kızı Hanife Leyla Hanım’dır. Ahmet Ferit, İstanbul’da Rüştiye Mektebi’ni bitirince Kuleli Askeri İdadisi’ne girdi. Harbiye’ye 1894- 1895’te ve Mülazım-ı Sani rütbesi ile 1896- 1897’de Erkan-ı Harbiye mektebine geçti7.

Meşrutiyetçi öğrencilere, (1897- 1898)’de, karşı takibat başlayınca, arkadaşı Akçuraoğlu Yusuf’u korumak istediği için tutuklanan Ahmet Ferit, Taşkışla’da mahkeme edildikten sonra “Şeref” vapuru ile Trablusgarp’a sevk edilip kale altındaki zindana hapsedildi. Bir yıl sonra kısmi af çıkınca, Ahmet Ferit, Trablusgarp Erkan-ı Harbiyesi’nde istihdam edildi. Daha sonra, Ahmet Ferit ve arkadaşı Akçuraoğlu Yusuf, 1900 yılında Paris’e kaçtılar. Orada Ecole des Seinces Politiques’te okuyan iki arkadaş, buradan 1903’te mezun oldular. Ahmet Ferit,

4 Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler C. II Mütareke Dönemi, İstanbul 1999, s.517. 5 Partinin beyannamesi, 22 Ekim 1919 tarihlidir. Milli Türk Fırkası’nın beyannamesi için bk. Güner,

Beyannameler, s.88- 91. 6 Tunaya, Partiler II, s.517- 519.

(12)

Paris’teki “Jeunes Turcs” denen Meşrutiyetçi çevrelerin kongrelerine katılmış ve Şura-yı Ümmet adlı gazetede yazı yazmıştır8.

Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a dönen Ahmet Ferit, Şura-yı Ümmet gazetesi başyazarı ve Meclis-i Mebusan başkâtibi9 oldu. Mülkiye Mektebi’nde 1908- 1913 arasında siyasi tarih müderrisliği yaptı. Kütahya milletvekili iken (1909- 1912), Dâhiliye Encümeni üyesi olarak, “İdare-i Umumiye ve İdare-i hususiye-i Vilayet

Kanunu”nu kaleme almıştır. Balkan Savaşı’nda, kendisine Erkan-ı Harp Yüzbaşısı

rütbesi iade edilerek Çatalca’da hizmet yapmıştır10.

İttihat ve Terakki üyesi olmakla beraber, mecliste hükümeti açıkça eleştiren Ahmet Ferit, partiden ayrılarak 1912’de Milli Meşrutiyet Partisi’ni kurdu ve İfhâm gazetesine başyazılar yazmaya başladı. 22 Eylül’de yayına başlayan bu gazete, Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi hakkında yayınlanan bir haber üzerine 13 Haziran 1913 yılında kapatıldı. Türk Ocağı’nın ilk reisi olan Ahmet Ferit Tek, bu tarihten sonra Sinop ve Bilecik’e sürgüne yollandı11.

I. Dünya Savaşı’nın Türkiye aleyhine döndüğü sıralarda hükümet değişikliği yapmayı düşünen Talat Paşa, Ahmet Ferit’e bir siyasî parti kurmasını teklif etmiştir. Ancak böyle bir teşebbüste fayda göremediğini düşünen Ahmet Ferit, Ukrayna’nın merkezi Kiev’e başkonsolos olarak gönderildi12. Ancak Bolşeviklerin Ukrayna’yı işgali üzerine bu görevden ayrılarak İstanbul’a dönmek zorunda kaldı13.

Ahmet Ferit Tek, İstanbul’a geldiğinde mütareke imzalanmıştı. Milliyetçi gruba katılan Ahmet Ferit, Damat Ferit Paşa’nın hükümetinde14 Nafıa Bakanı ve

8

Gültepe, Turan, s.75- 76; Bu dönemde Avrupa’da siyasi faaliyetlere devam eden birbirinden faklı Jön Türk grupları vardı. Bunlar, Şura-yı Ümmet grubu, Prens Sabahattin grubu, Abdullah Cevdet ve İçtihat grubu, Murat Bey ve Mizan grubu, Ahmet Rıza Bey ve Meşveret grubuydu… Ayrıntılı bilgi için bk. Ünal, Tek, s.24- 30.

9 Ahmet Ferit Tek, Ahmet Rıza Bey’in teklifi ile 1909 yılında Meclis-i Mebusan Başkâtipliğine kabul

edilmiştir. Ünal, Tek, s.31.

10 Gültepe, Turan, s.76- 77.

11 Gültepe, Turan, s.77; Ahmet Ferit Tek, İfhâm gazetesini çıkarmaya başladıktan sonra “İfhâm Kütüphanesi” adı altında bir dizi kitap basmaya başlamıştır. Ünal, Tek, s.32- 34.

12 Gültepe, Turan, s.77. 13 Ünal, Tek, s.34.

(13)

Maliye Bakan vekili oldu. Fakat Sevr Antlaşması hazırlıklarına itirazı sebebi ile Ferit Paşa ile anlaşamayarak kabineden ayrıldı15.

Ahmet Ferit Tek, 1920’de İstanbul milletvekili16 olarak Osmanlı meclisine girdi. 16 Mart 1920’de işgalci kuvvetlerin meclisi dağıtması üzerine, Mudanya’ya sürgüne gönderilen Ahmet Ferit, 12 Haziran 1920’de Ankara’da ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne İstanbul milletvekili olarak yerini almıştır. Cumhuriyet’in ilk İçişleri Bakanı olan Tek, 1923- 1925 yılları arasında, Köy Kanunu’nu yazdı. Daha sonra Dışişleri hizmetinde bulunan Ahmet Ferit Tek, 1925- 1932 arasında Londra’da, 1933- 1939 yıllarında Varşova’da, 1939- 1943 yıllarında Tokyo’da büyükelçilik yapmıştır. 1943’te emekliye ayrılan Tek, 1971 yılında vefat etmiştir17.

İfhâm gazetesinde Ahmet Ferit Tek’in dışında başyazarlık yapmış ikinci bir isim de Hüseyin Ragıp Baydur’dur. Hüseyin Ragıp, 1890 yılında Rodos’ta doğdu. Babası Mehmet Galip Bey, adalarda ve Ege bölgesinde yargıçlık yapmış, Mersin İstinaf Mahkemesi üyeliğinden emekli olmuştu. Hüseyin Ragıp, rüştiyeyi ve idadinin bir bölümünü Rodos’ta okuduktan sonra, 1909 yılında İzmir İdadisini birincilikle bitirmiştir. 1914 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Hüseyin Ragıp, İstanbul, Üsküdar ve Kadıköy liselerinde öğretmenlik ve müdürlük yapmıştır18.

1913 yılında Türk Ocağı’nın ilk idare heyeti üyeliğine ve Kâtibi Umumiliğine seçilen Hüseyin Ragıp, o dönemde Türklük adlı bir kitap yayımladı. Türkçenin Usulü

Tedrisi ve Kitabet, Ezber ve İnşa Dersleri adlı kitapları yazan Hüseyin Ragıp, 1917-

1918 yıllarında Kadıköy Sultanisi Müdürü iken Muallim adlı bir dergi çıkarmıştır19. Hüseyin Ragıp Bey, 1 Nisan 1918’de Avrupa Talebe Müfettişliğine atanmıştır. On bir ay kadar bu görevde kalan Hüseyin Ragıp daha sonra istifa etmiş ve İfhâm gazetesinde gazeteciliğe başlamıştır. İngiliz sansürü, milliyetçi yayınlarından dolayı bu gazeteyi süresiz kapatınca ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un

15 Gültepe, Turen, s.78.

16 Seçimlerde Kütahya milletvekilliği için adaylığını koyan Ahmet Ferit, İttihat ve Terakki eski

mensuplarının desteklediği Kara Kemal Bey’e karşı seçimi kaybetti. Arkasından 15 Ocak 1920’de İstanbul milletvekili olarak seçilmiştir. Ünal, Tek, s.36- 37.

17 Gültepe, Turan, s.78- 79.

18 Bilal N. Şimşir, Bizim Diplomatlar, Ankara 1996, s.178. 19 Şimşir, Diplomatlar, s.178.

(14)

işgali üzerine Rodos’a gitti. Oradan Ankara’ya geçen Hüseyin Ragıp, Mustafa Kemal Paşa tarafından Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin başına getirilmiştir20.

Hüseyin Ragıp Baydur, Atatürk ve İnönü dönemlerinin seçkin diplomatlarından biri olmuştur. Yurt dışında otuz yıl boyunca elçilik ve büyükelçilik yapmıştır. Üç yıl kadar Paris’te kaldıktan sonra 1925- 1955 yılları arasında, sırasıyla, Bükreş, Moskova, Roma, tekrar Moskova, Washington, tekrar Roma ve nihayet Londra büyükelçiliklerinde bulundu. Stalin’i, Mussolini’yi, Roosevelt’i, Truman’ı ve Churchill’i yakından tanımış olan Hüseyin Ragıp, Londra’da görevi başında hayatını kaybetmiştir21.

İfhâm gazetesinde makaleleri yayınlanan yazarlardan biri de Hamdullah Suphi (Tanrıöver)dir. Eğitimci22, siyaset ve devlet adamı olan Hamdullah Suphi23, 1885 yılında İstanbul’da doğmuştur. Hamdullah Suphi, Maarif Nazırı A. Suphi Paşa’nın oğlu, ilk Maarif Nazırı A. Sami Paşa’nın torunudur. Hamdullah Suphi, Türk Ocakları’nın kurucusu olup, on sekiz yıl (1913- 31) bu kuruluşun başkanlığını yapmıştır. Hamdullah Suphi, tarihçi, fikir adamı ve siyaset adamı idi. Bu üç kaynağı da yalnız Türklük şuuru için kullanmıştır24.

Hamdullah Suphi, 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Antalya ve Saruhan bölgesinden milletvekili seçilerek girdi. Önce “Muvakkat İcra Heyeti” adıyla Mustafa Kemal’in başkanlığında kurulan heyete üye olarak seçilmiştir. 3 Mayıs 1920 tarihinde hükümet kurulunca vazifesi sona eren Hamdullah Suphi, 1931’e kadar süren milletvekilliği esnasında iki idari vazifede bulunmuştur. Bunlardan birncisi “Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü”, ikincisi ise, iki defa üstlendiği “Maarif Vekilliği”dir25.

20

Şimşir, Diplomatlar, s.178- 180.

21 Hüseyin Ragıp’ın elçilikleri ile ilgili ayrıntılı bilgi için bk. Şimşir, Diplomatlar, s.178- 202. 22 Hamdullah Suphi öğretmenlik hayatına, 1908 yılında Ayasofya Rüşdiyesi’nde başlar. Daha sonra

Darülmuallimin’e, Darülfünun’a, Bahriye Mektebi’ne ve Darülbedayi’ye hoca olur… Ayrıntılı bilgi için bk. Halim Serarslan, Hamdullah Subhi Tanrıöver, Ankara 1995, s.34- 35.

23 Hamdullah Suphi’nin baba tarafından mensup olduğu aile, Kastamonu’dan Mora’ya göç etmiş

oldukları söylenen Kocamemioğullarıdır… Hamdullah Suphi’nin şeceresi için bk. Serarslan,

Tanrıöver, s.3- 4.

24 10 Haziran 1966’da hayatını kaybeden Hamdullah Suphi Tanrıöver’in eserlerinden bazıları Dağyolu ve Günebakan’dır… Ayrıntılı bilgi için bk. İhsan Işık, Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür

Adamları Ansiklopedisi C. 8, Ankara 2007, s.3417- 3420. 25 Serarslan, Tanrıöver, s.89- 90.

(15)

Hamdullah Suphi, Türk Ocakları 1931 yılında kapatılınca, Bükreş’e elçi olarak atanmıştır. Hamdullah Suphi’nin Bükreş’i seçmesindeki maksadı, Dobruca’daki Müslüman Türkler ile Basarabya’daki Gagavuz Türkleri ile yakından ilgilenmek ve onların Türkiye’ye göç etmelerini sağlamaktı. Hamdullah Suphi, görevine başlar başlamaz Gagavuzlarla çok yakından ilgilenmiş ve onlara Türklük duygusunu26 ve bilincini aşılamıştır27.

İfhâm gazetesinde yazıları yayınlanan önemli bir isim de Ömer Seyfettin’dir. Hikâye yazarı olan Ömer Seyfettin28, 11 Mart 1884’te Balıkesir Gönen’de doğmuştur. Ömer Seyfettin, 1900 yılında girdiği İstanbul Mekteb-i Harbiye-i Şahane’den 1903’te mezun oldu. Bundan sonra Selanik başta olmak üzere pek çok yerde görev yapmıştır. Ömer Seyfettin, edebiyata 14 Temmuz 1898’de Pul’da yayınlanan “Lâne-i Garam” şiiriyle adım atmıştır. İlk öyküsü ise Tenezzüh” olup 1902’de, Sabah gazetesinde yayımlanmıştır. Ömer Seyfettin, Meşrutiyet’in ilanından sonra Ali Canip ve Ziya Gökalp’le birlikte Genç Kalemler dergisinde Milli Edebiyat akımını başlattı. Ömer Seyfettin’in yazıları, İfhâm dışında Vakit, Zaman, Diken,

Büyük Mecmua, Yeni Dünya ve Türk Kadını gazete ve dergilerinde yayımlanmıştır29.

İfhâm gazetesinde iktisatla ilgili makalelerin büyük bir çoğunluğunu Ahmet Hamdi Başar yazmıştır. Başar, 1897 yılında doğmuş olup, annesi tarafından Karamanoğlu sülalesindendir. İstanbul Darülfünunu Matematik bölümünde iki yıl okuduktan sonra Coğrafya bölümüne girdi. Üniversiteyi bitirdikten sonra liselerde ve Yüksek Ticaret Okulu’nda Coğrafya okuttu. Birinci Dünya Savaşı yıllarında haftalık

Ticaret-i Umumiye Dergisi’ni çıkaran Ahmet Hamdi, Türk Ocağı, Muallimler

Cemiyeti gibi kurumlarda faaliyetlerde bulunmuştur. Ayrıca mütareke yıllarında

Türkiye İktisat Mecmuası adlı aylık bir dergi yayımlamaya başlamıştır30.

26

Hamdullah Suphi’nin milliyetçilik anlayışı için bk. Serarslan, Tanrıöver, s.245- 247.

27 Hamdullah Suphi’nin Gagavuz Türkleri ile ilgili çalışmaları için bk. Şimşir, Diplomatlar, s.451-

453.

28 Ömer Seyfettin hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Ömer Seyfettin, Yaşamı Sanatı Yapıtları, İstanbul

1997; Türk Klasikleri 19 Ömer Seyfettin, (Haz. Arif Hikmet Par), İstanbul 2000.

29 6 Mart 1920’de hayatını kaybeden Ömer Seyfettin’in pek çok eseri bulunmaktadır. Bu eserlerden

bazıları, Efruz Bey, Yüksek Ökçeler, Bomba, Falaka, Yalnız Efe’dir… Ömer Seyfettin hakkında ayrıntılı bilgi için bk. İhsan Işık, Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi C. 7, Ankara 2007, s.2761- 2767.

30 1971 yılında hayatını kaybeden Ahmet Hamdi Başar’ın Cumhuriyet sonrası siyasi faaliyetleri için

bk. İhsan Işık, Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi C. 2, Ankara 2006, s.580- 582.

(16)

Ahmet Hamdi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp yerine millî bir Türk devletinin kurulduğu bu dönemde, bağımsız bir devlet kurmak için kudretli bir burjuva sınıfına ve aydın bir orta sınıfa ihtiyaç olduğu fikrini savunmuştur. 1922 yılında İstanbul’da kurulmasına öncülük ettiği Millî Türk Ticaret Birliği, genç Türk tüccarlarının Avrupa’ya tanıtılmasında önemli hizmette bulunmuştur31.

İfhâm gazetesinde yazıları yayımlanan ünlü bir isim de Mehmet Emin Yurdakul’dur. Şair ve siyaset adamı olan Mehmet Emin Yurdakul32, 1869’da doğmuştur. Mülkiye Mektebi’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak Sadaret Kalemi’nde memurluğa başladı. Daha sonra İttihat ve Terakki Fırkası’na girdiği için Erzurum ve Trablus’a sürüldü. II. Meşrutiyet’ten sonra Hicaz, Sivas ve Erzurum valiliklerinde bulundu. 1913 yılında Osmanlı Meclisi Mebusan’ına Musul Milletvekili olarak giren Mehmet Emin, Türk Ocağı ve Milli Türk Fırkası’nın kurucularındandır33.

Mehmet Emin, 1921 yılında Milli Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya gitmiştir. Daha sonra Antalya, Adana ve İzmir bölgelerinde halkı bilgilendiren konuşmalar yapan Mehmet Emin, savaş sonunda Şebinkarahisar Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmiştir. Daha sonraki yıllarda ise Urfa ve İstanbul milletvekili seçilen Mehmet Emin, 14 Ocak 1944 yılında vefat etmiştir34.

İfhâm gazetesinde makalesi yayınlanan bir yazar da Yusuf Akçura’dır. Tarihçi olan Yusuf Akçura35, 1876’da Simbrisk’de doğmuştur. İstanbul’a çocukken gelen Akçura, Harbiye Mektebi’nde okurken siyasal faaliyetleri nedeniyle Trablusgarp’a sürüldü. Akçura oradan Fransa’ya geçip, Siyasal Bilgiler Okulu’nu bitirmiştir. Akçura, Türk Ocağı’nın kurucu ve yöneticileri arasında yer almıştır. 1912

31 Ahmet Hamdi Başar’ın başlıca eserleri, İktisadi Devletçilik, Davalarımız, Atatürk’le Üç Ay, Demokrasi Buhranları, Türkiye ve Yeni Dünya, Değişen Dünya ve Demokrasi Yolunda Nereye

Gidiyoruz’dur. Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul 1979, s.465- 466.

32 Mehmet Emin Yurdakul hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Mehmet Emin Yurdakul, Yaşamı Sanatı Yapıtları, İstanbul 1997.

33 1944 yılında hayatını kaybeden Mehmet Emin Yurdakul, milli duyguları işleyen şiirleri nedeniyle “Türk Şairi”, “Milli Şair” sanlarıyla anılmıştır… Ayrıntılı bilgi için bk. İhsan Işık, Türkiye

Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi C.9, Ankara 2007, s.3955- 3958.

34 Mehmet Emin Yurdakul, Yaşamı Sanatı Yapıtlarından Seçmeler, Der. Muzaffer Uyguner,

Ankara 1992, s.12.

(17)

yılında çıkardığı Türk Yurdu dergisinde Türkçülük akımını destekledi. Adnan Adıvar ve M. Emin Yurdakul ile birlikte Türk Fırkası’nın kurucularından olmuştur36.

İfhâm gazetesine makale veren bir yazar da İzzet Ulvi (Akyurt)dir. 1880 yılında doğmuş olan yazar, özel eğitim görerek yetişmiştir. 1902 yılında hürriyet hareketlerine katıldığı için üç yıl hapse ve üç yıl da sürgüne mahkûm edilen İzzet Ulvi, 1908 yılında serbest kalmıştır. İzzet Ulvi, Millî Mücadele günlerinde, özellikle Afyonkarahisar cephesinde, sivil olarak büyük yararlar sağlamıştır. İzzet Ulvi, gerek Afyonkarahisar’da yayımlanan mahalli gazetelerde gerekse dönemin en önemli yayın organı olan Hâkimiyet-i Milliye’de başyazar olarak makaleler yazdı. Ayrıca, Türk Ocakları, Muallimler Birliği umumi kâtipliklerini yapmıştır37.

Öte yandan, İfhâm gazetesinde yazan kadın yazarların başında Müfide Ferit Tek gelmekteydi. Romancı olan Müfide Ferit Tek, 1892’de İstanbul’da doğmuştur. Ahmet Ferit Tek’in eşi olan Müfide Ferit Tek, 1928 yılında Paris’te Siyasal Bilimler Okulu’nu bitirdi. Milli Edebiyat akımına bağlı dergilerde başlayan yazı hayatı boyunca gerek yazıları gerekse romanlarında Turancılık ve Türkçülük görüşünü savundu. Milli Hâkimiyet ve İrfan gazetelerinde çıkan yazılarında Milli Mücadele’yi destekledi38.

İfhâm gazetesinde makalesi yayınlanan kadın yazarlardan biri de Sabiha Zekeriya Sertel’dir. 1895’te Selanik’te doğan Sabiha Sertel, gazeteciliği meslek olarak benimsemiş ilk kadın yazarlardandır. Balkan Savaşı’nda Selanik’in Yunanlıların eline geçmesinden sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. 1915’te gazeteci Zekeriya Sertel’le evlendi. Yazı hayatına eşiyle birlikte çıkardıkları haftalık

Büyük Mecmua’da (1919) başladı. Aynı yıl eşiyle birlikte Amerika’ya gitmiş ve

Colombia’da sosyoloji tahsili yapmıştır. Sabiha Sertel, bundan sonra kadın sorunu üzerine daha fazla eğilmiştir39.

36 İhsan Işık, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi C. I, Ankara 2004, s.81. 37 Işık, Kültür Adamları 2, s.503- 504.

38 Konusunu Milli Mücadele’den alan “Affolunmayan Günah”, ( “Dile Unverzeihliche” çev. Otto

Spies 1923, Türkçesi yayımlanmamıştır.) adlı romanı Almanya’da basılmıştır. Diğer eserleri

“Aydemir” (1918), “Pervaneler” (1924)’dir. İhsan Işık, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi C. III, Ankara 2004, s.1730.

39 Sabiha Sertel, yurda döndükten sonra yazılarıyla işçi sınıfını ve sosyalizmi savunmuştur… Ayrıntılı

(18)

2. Birinci Dünya Savaşı Ve Mütareke Dönemi a) Savaş Öncesi Gelişmeler ve Savaşın Başlaması

19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında meydana gelen olayların ve gelişmelerin bir sonucu olan Birinci Dünya Savaşı’nın ekonomik, siyasî ve askerî sebepleri vardır. Büyük devletlerin çıkar hesapları da bunda önemli bir etkendir. 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi ile Avrupa’da kurulan güçler dengesi, 1870 yılında Almanya ve İtalya’nın birliklerini kurmaları ile büyük ölçüde değişmişti. Bu durum Avrupa’da yeni blokların ortaya çıkmasına ve bunların birbirleriyle çatışmasına neden olmuştur. Bloklar arasındaki çatışma karşılıklı silahlanmaya yol açmış ve böylece devletler bir savaşın eşiğine gelmişti40.

İngiltere Almanya’nın dünya pazarlarını ele geçirmesinden ve denizlerde güçlenmesinden endişe duymaktaydı. Fransa da aynı endişeyi taşımaktaydı ve Alsas-Loren’i tekrar ele geçirmek istemekteydi. Rusya ise güçlü bir Almanya’nın Panislavist emellerini engelleyeceğini düşünmekteydi. Büyük devletler arasındaki bu menfaat çatışması, Avrupa’da ortaya çıkan Üçlü İttifak ve Üçlü İtilaf bloklarının birbirlerine karşı savaş hazırlıklarını başlatmasına sebep olmuştur41. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine yol açan olay ise, 28 Haziran 1914 günü, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun veliahdı Arşidük François Ferdinand’ın Saraybosna’da bir Sırplı tarafından öldürülmesiydi. Bu olay karşısında Avusturya’nın Sırbistan’a savaş ilan etmesi ile Rusya’nın Sırbistan’ın ve Almanya’nın da Avusturya’nın yanında yer alması, Avrupa’yı bir hafta içinde savaşa sürüklemiştir. Olayların bu kadar hızlı gelişmesinde ise 1908 Bosna- Hersek buhranından beri gittikçe gerginleşen Sırbistan- Avusturya münasebetleri başlıca rolü oynamıştır42.

40 Rifat Uçarol, Siyasi Tarih (1789- 1994), İstanbul 1995, s.459; Bismarck’ın Alman

İmparatorluğu’nu korumak için uyguladığı politika, Avrupa’nın bloklaşmasında ve silahlanma yarışında etkili bir faktördür… Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914- 1990) C. I: 1914-

1980, Ankara 1991, s.99- 100.

41 Uçarol, Siyasi Tarih, s.459- 460; İngiltere’nin Fransa ile 1904 yılında anlaşma yapması bloklar

arası çatışmayı hızlandırmıştır… Ayrıntılı bilgi için bk. Veli Yılmaz, 1nci Dünya Harbi’nde

Türk- Alman İttifakı ve Askeri Yardımlar, İstanbul 1993, s.7- 8.

42 Armaoğlu, Siyasi Tarih, s.100; Büyük Sırbistan’ın teşekkülüne şiddetle aleyhtar olan Avusturya

veliahdı, Sırp propagandasının kendisine müsait olmadığını ve bundan dolayı Bosna tarafına yapacağı seyahatin tehlikeli olacağını bilmekle beraber Avusturya ordusunun başkumandanı sıfatıyla burada yapılacak dağ manevralarında hazır bulunmak üzere Saraybosna’ya gitmişti. Veliaht ve eşi, 20 yaşında Prençip adlı bir Sırp tarafından öldürüldü… Bu olayın arkasında emellerini gerçekleştirmek isteyen Rusya vardı… Ayrıntılı bilgi için bk. Ali İhsan Sâbis, Birinci

(19)

Almanya’nın 1 Ağustos 1914’te Rusya’ya savaş ilan etmesi ise, gerçek anlamda Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olmuştur. Almanya, 3 Ağustos’ta da Fransa’ya karşı savaş ilan etti. Olayları önce diplomatik yolla önlemek isteyen İngiltere ise bunda başarılı olamayınca, 4 Ağustos’ta Almanya’ya savaş açmıştır43. 6 Ağustos44 günü ise Avusturya Rusya’ya savaş ilan etmiştir45. Öte yandan Avrupa’da ortaya çıkan bu durumdan faydalanmak isteyen Japonya, Almanya’ya bir nota verdi. Bu nota ile Almanların Çin’deki donanmasını geri çekmesini isteyen Japonya, bu isteğine cevap alamayınca 23 Ağustos’ta Almanya’ya savaş ilan etti. Böylece savaş kısa sürede dünyaya yayılmış oldu46. Birinci Dünya Savaşı, ilk kez küresel ölçekte, topyekûn bir savaştı47.

Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı sırada, Osmanlı İmparatorluğu, önce Trablusgarp Savaşı ve onu izleyen Balkan Savaşı’ndan yenilgiler ile çıkmış ve büyük topraklar kaybetmişti. Osmanlı İmparatorluğu, bu dönemde bir yandan ordu ve donanmasını düzenlemeye çalışırken, bir yandan da diplomatik girişimlerde bulunmaya çalışmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu, bu dönemde Almanya ile olan ilişkilerini geliştirmişti. Ancak Bosna-Hersek sorunu ile Trablusgarp Savaşı’nın Almanya’nın müttefikleri olan Avusturya ve İtalya tarafından çıkarılmış olması ve Almanya’nın bu duruma engel olmayışı, Osmanlı İmparatorluğu’nu Üçlü İtilaf bloğuna yakınlaştırdı. Fakat Osmanlı İmparatorluğu’nun ittifak girişimlerine İngiltere ve Fransa yanaşmamıştır. Bunun nedeni ise, yıkılmak üzere gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü taşımak istememeleriydi. Osmanlı İmparatorluğu bundan sonra Balkan devletleri ile bir anlaşma yapmak istediyse de bu girişimi de sonuçsuz kalmıştır48.

43

Uçarol, Siyasi Tarih, s.461- 463.

44 Ali İhsan Sâbis, bu tarihi 5 Ağustos olarak göstermektedir… Hatıralarım 1, s.127. 45 Armaoğlu, Siyasi Tarih, s.104.

46 Uçarol, Siyasi Tarih, s.463.

47 Zafer Toprak, İttihat- Terakki ve Cihan Harbi Savaş Ekonomisi ve Türkiye’de Devletçilik 1914- 1918, İstanbul 2003, s.1.

48 Uçarol, Siyasi Tarih, s.463- 464; Said Halim Paşa, İtilaf Devletleri’nin kendileri için faydalı

olmasına rağmen İttifaktan kaçınmalarının nedenini şöyle açıklamaktadır: “İtilaf Devletleri, bizimle

bir ittifaka girmiyorlardı. Çünkü böyle bir anlaşma, onların gizli maksatlarına aykırı düşmekte idi. Bu devletler, harbin sonunda ‘Hasta Adam’ın hayatına son vermek ve onun mirasını paylaşmak istiyorlardı. Bu muharebede İtilaf Devletleri’nin esas gayelerinden biri de bu idi.” Buhranlarımız ve Son Eserleri, İstanbul 1998, s.296- 297.

(20)

Bu durumda tek seçenek Almanya ile yakınlaşmaktı. Zaten iktidarda olan İttihat ve Terakki Hükümeti de Alman taraftarı idi. Harbiye Nazırı Enver Paşa ile Dâhiliye Nazırı Talat Paşa, ayrıca Sadrazam Sait Halim Paşa, Üçlü İttifak’ın yanında savaşa katılmak istiyorlardı. Diğer taraftan İngiltere ve Fransa’nın müttefik olması ve Boğazlar yönündeki emelleri de Osmanlı devlet adamlarında ciddî bir endişeye neden olmuştur. Bununla birlikte Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi Almanya’nın çıkarlarına da uygundu. Bu gelişmelerin sonucunda Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ittifak yapmak üzere 27 Temmuz 1914’te İstanbul’da görüşmelere başlandı. 2 Ağustos’ta da Sait Halim Paşa ile Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Baron von Wangenheim arasında Osmanlı- Alman anlaşması imzalandı49.

Almanlarla yapılan bu anlaşma savunma nitelikliydi ve Almanya’nın Ruslara savaş ilan etmesinin ertesi günü imzalanmıştı. Bu durumda Osmanlı Devleti’nin de hemen savaşa katılması gerekmekteydi. Fakat buna yanaşmayan hükümet, anlaşmayı imzaladığı gün genel seferberlik kararı50 aldı ve Mebuslar Meclisi’ni dağıttı. İki gün sonra da tarafsızlığını ilan etti. Osmanlı Devleti’nin bu hareketi özellikle Rusya tarafından desteklendi. Çünkü bu durum, Rusya’ya müttefiklerinin Boğazlar yoluyla yardım yapabilmesini sağlayacaktı51.

Öte yandan Akdeniz’de bulunan iki Alman zırhlısı Goeben ve Breslav’ın 11 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’nı geçmeleri durumu değiştirdi. Bu durumda Osmanlı Devleti’nin tarafsızlık ilkesine uyarak, iki gemiye de el koyması gerekmekteydi. Ancak İngiltere’den beklediği gemilerin gelmemesi sebebiyle ve kamuoyunu Almanya’ya yaklaştırmak için hükümet, bu iki gemiyi satın almaya karar verdi. Yavuz ve Midilli adı verilen bu gemilere 16 Ağustos 1914 günü Türk bayrağı çekildi. Böylece gemiler Türk donanmasına katılmış oldu52.

49 Anlaşmanın maddeleri için bk. Uçarol, Siyasi Tarih, s.464- 465; Armaoğlu, Siyasi Tarih, s.108-

109; “Ocak 1915 tarihinde, iki devlet arasındaki dostluk bağlarını kuvvetlendirmek ve bir savunma

ittifakı teşkil etmek maksadıyla 2 Ağustos 1914 tarihli ittifak antlaşmasını tamamlar mahiyette yeni ve gizli ilave bir ittifak antlaşması daha yapılmıştır.” İttifak metni için bk. Yılmaz, Türk- Alman

İttifakı, s.104- 105.

50 Seferberlik için Harbiye Nezareti’nden yapılan tebliğ için bk. Ali İhsan Sâbis, Hatıralarım 1,

s.103- 104.

51 Uçarol, Siyasi Tarih, s.465.

52 Uçarol, Siyasi Tarih, s.465; Kazım Karabekir’e göre eğer Alman gemileri gelmeseydi, Osmanlı

Devleti İtilaf Devletleri’nin emrine boyun eğmeye mecbur olacaktı… Ayrıntılı bilgi için bk. Birinci

Cihan Harbine Neden Girdik C. I, İstanbul 1994, s.83- 84; Ali İhsan Sâbis, Alman gemilerinin

Osmanlı’ya intikali hakkında, Enver Paşa’nın Alman Ataşenavalı Humman ve Alman sefiri Wangenheim ile işbirliği yaptığını ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır… Hatıralarım 1, s.221- 227.

(21)

Bu gelişmelerden sonra Almanya Osmanlı Devleti’ne savaşa girmesi için baskı yapmaya başladı. Amacı Rus cephesindeki yükünü hafifletmekti. Ancak Osmanlı hükümeti, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya’nın durumu belli olmadıkça savaşa girmeyi uygun bulmamaktaydı. Bunun üzerine Almanya ve Avusturya’nın desteğiyle Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında Sofya’da bir dostluk anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, ortak savaşa girmek için, Romanya’nın tarafsızlığının sağlanması gerekmekteydi. Bunun üzerine Talat ve Halil Beyler Bükreş’e giderek Romanya’nın tarafsızlığını istediler. Ancak Romanya, Osmanlı Devleti’ne tarafsız kalacağının garantisini veremedi. Böylece Bulgaristan da savaşa girip girmemekte serbest kaldı. Öte yandan Osmanlı Devleti, Yunanistan ile yaptığı temaslardan da bir sonuç alamadı. Osmanlı Devleti bütün bu olanlara rağmen tarafsızlığını sürdürmekteydi. Osmanlı Devleti, 7 Eylül 1914’te tek taraflı olarak kapitülasyonları kaldırdığını ilan etti53.

Osmanlı Devleti’nin bu kararına ilk tepkiyi Alman Elçisi Wangenheim göstermişti. Alman Elçisi gibi Avusturya- Macaristan Elçisi Pallavicini de kapitülasyonların kaldırılmasına tepki göstermişti. Zaten kararın açıklandığı gün neredeyse bütün elçiler sadarette toplanmıştı. Pallavicini ve Wangenheim, bu karar için zamanın uygun olmadığını ve İngiliz ve Fransızların bu sebepten savaş ilan edebileceklerini düşünmekteydiler. Öte yandan kapitülasyonların kaldırılmasına İtilaf Devletleri de tepki göstermişlerdi. İtilaf Devletleri Elçileri bu kararda Almanya’nın rolü olduğunu düşünmekteydiler54.

Öte yandan, Osmanlı Devleti, savaşa girmesi için Alman baskılarının artması üzerine mali durumun bozukluğunu ileri sürdü. Bunun üzerine Almanya, 11 Ekim 1914’te gerekli yardımın yapılacağını bildirdi. İstanbul’daki Alman Askeri Heyeti de bunun için çaba göstermekteydi. Sonuç olarak, 27 Ekim 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Türk Donanması Karadeniz’e açıldı. 28/29 Ekim 1914 gecesi de

53 Uçarol, Siyasi Tarih, s.466; Vekiller Meclisi 5 Eylül Cumartesi toplanmış ve bütün

kapitülasyonları kaldırmıştır. Kapitülasyonların kaldırılışı 9 Eylül’de Hariciye Nezareti’nce bir genelge ile yabancı elçiliklere bildirilir. Kapitülasyonlar 1 Ekim 1914 tarihinden itibaren kaldırılmaktadır… Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi C: III 1914 1918 Genel Savaşı

Kısım:1, Ankara 1983, s.161- 162; Mehmet Emin Elmacı da bu tarihi 9 Eylül 1914 olarak

göstermektedir… İttihat- Terakki ve Kapitülasyonlar, İstanbul 2005, s.63.

(22)

Rusya’nın Odesa ve Sivastopol limanlarını topa tuttu. Böylece Osmanlı Devleti fiilen savaşa girmiş oldu55.

Bunun üzerine Rusya 2 Kasım’da, İngiltere ve Fransa 5 Kasım’da Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiler. Osmanlı Devleti de bu devletlere 12 Kasım 1914’te resmen savaş açmıştır. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle müttefik devletler büyük bir kazanç sağladı. Almanya bu durumda Süveyş Kanalı’nı ele geçirerek İngiltere’nin Hindistan yolunu kesebilmeyi umut etmekteydi. Osmanlı Devleti’nde ise, savaştan faydalanarak eski imparatorluk gücüne tekrar ulaşabilme düşüncesi doğdu. Bu düşünce doğrultusunda 14 Kasım 1914’te Kutsal Cihat ilan edildi. Bunun amacı, İtilaf Devletleri’nin egemenliği altındaki Müslümanları onlara karşı ayaklandırmak ve bunların Osmanlı Devleti’nin müttefiklerine karşı savaşmasını engellemekti. Ancak bu plandan istenilen sonuç alınamadı56.

b) Mütarekenin İmzalanması ve İstanbul’un İşgali

1918 yılına gelindiğinde dört ayrı cephede savaşmış olan Osmanlı Devleti’nin müttefikleri yenilgiyi kabul etmiş ve barış görüşmelerine başlamışlardı. Bulgaristan 29 Eylül 1918’de mütarekeyi kabul ederek savaştan çekilmişti57. Öte yandan İtilaf Devletleri’nin donanması, Çanakkale Boğazı önlerine kadar geldi. 1918 yılının Ekim ayına gelindiğinde Osmanlı Devleti, hem güneyden hem de batıdan büyük bir baskı altına girmişti. Bunun üzerine Talat Paşa’nın başında bulunduğu hükümet 8 Ekim’de istifa etti. Yerine 14 Ekim’de Ahmet İzzet Paşa Hükümeti kuruldu. Yeni hükümet mütareke için girişimlerde bulundu58.

55 Uçarol, Siyasi Tarih, s.467; Armaoğlu, bu tarihi 29/30 Ekim gecesi olarak vermektedir… Ayrıca

Amiral Souchon’a vur emrini Enver Paşa vermiştir… Ayrıntılı bilgi için bk. Siyasi Tarih, s.110; Rus Donanması’nın tahrikleri neticesinde Goeben ve Breslau buna karşılık vermiştir… Ayrıntılı bilgi için bk. Kazım Karabekir, Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik C. II, İstanbul 1994, s.364- 365; Said Halim Paşa’ya göre Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi mecburi idi. Devlet tarafsız kalamazdı. Bununla birlikte savaşa vakitsiz girilmiştir… Buhranlarımız, s.308- 309.

56 Uçarol, Siyasi Tarih, s.467- 468; Armaoğlu, Cihad-ı Mukaddes ilan tarihini 23 Kasım 1914 olarak

vermektedir… Siyasi Tarih, s.111; Cihat İlanı, Osmanlı Merkez Karargâhı’nın Kurmay Başkanı Bronsart Paşa tarafından teklif edilmiş ve Başkumandan Vekili Enver Paşa tarafından kabul edilmiştir… Ayrıntılı bilgi için bk. Karabekir, Nasıl Girdik, s.384- 385; İngiltere, savaş ilanının ardından Kıbrıs’ı kendi topraklarına kattığını açıklamıştır… Matthew Smıth Anderson, Doğu

Sorunu 1774- 1923, Çev. İdil Eser, İstanbul 2001, s.325.

57 Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele C. I Mutlakıyete Dönüş (1918- 1919),

Ankara 1998, s.17.

58 Uçarol, Siyasi Tarih, s.473; Osmanlı Devleti’nin savaşa 3- 4 milyon kişiyle katıldığı ileri

sürülmektedir. En azından 600 bin kişi savaş ve esirlikte ölmüş, 120 bin kişi esir olup başka ülkelerde kalmış, 800 bin kişi sakat kalmıştır… Ayrıntılı bilgi için bk. Orhan Koloğlu,

Aydınlarımızın Bunalım Yılı 1918, İstanbul 2000, s.18; Vahdettin, öncelikle Tevfik Paşa’ya bir

(23)

Mütareke girişimlerinde arabuluculuğu General Townshend üstlenmiştir. Townshend, Kût-ül-Amâre’de esir edilen bir İngiliz generaliydi. Esirlik günlerinde gördüğü iyi muameleden dolayı bu konuda yardım etmek isteyen General, Rauf Bey’le görüştükten sonra Midilli’ye gitti. 20 Ekim’de Generalin Amiral Calthrope ile görüşmesi olumlu olarak neticelenmişti59.

Bu girişimlerin sonucunda Mondros’ta bulunan Amiral Calthrope, 23 Ekim’de delegelerin gönderilmesini telgrafla Sadrazama bildirdi. Bunun üzerine, 24 Ekim’de İstanbul’dan hareket eden mütareke heyetine hükümet, 8 maddelik bir talimat verdi. Wilson’un barış şartlarına fazla ümit bağlamış olan Osmanlı Hükümeti’nin imzalanacak mütareke şartları hakkında da çok iyimser olduğu bu talimattan anlaşılmaktaydı. Hükümet idaresine hiçbir suretle müdahale edilmeyeceği, memleketin hiçbir noktasına askeri kuvvet gönderilmeyeceği ve Almanya ile ilişkiler kesileceğinden İtilaf Devletleri’nin para yardımı yapması gibi şartlar, Türk heyetine verilen talimatın başlıca noktalarıydı60.

Osmanlı Devleti ile Müttefik devletler arasındaki Birinci Dünya Savaşı’na son veren Mondros Mütarekesi, 30 Ekim 1918’de Limnos Adası’nın Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon isimli savaş gemisinde imzalandı. İmzayı atanlar, Türk Temsili Heyeti Başkanı Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf (Orbay) ile Müttefikler adına Amiral Galthorpe idi. Başlı başına ağır şartlar taşıyan bu mütarekenin en can alıcı maddesi, Müttefik devletlerin kendi emniyetlerini tehditte gördükleri bir yeri işgale hakları olacağını öngören 7. madde idi61.

Öte yandan, mütarekenin en önemli maddelerinden biri de, Vilayat-ı Sitte’de karışıklık çıktığı takdirde işgal edilebileceği ile ilgili olan 24. maddeydi62. 25 maddeden63 oluşan mütarekenin imzalanmasından sonra, Rauf Bey, Galthorpe’nin özel mektubunu alarak İstanbul’a döndü. Orbay, imzalanan mütarekenin övünülecek

59 Rauf Bey- Townshend görüşmesinin ayrıntıları için bk. Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar C. I, Ankara 1977, s.17- 20.

60 Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali C. I, İstanbul 2000, s.42- 43.

61 Nitekim İngilizler 1 Kasım 1918’de, 7. maddeye dayanarak Türk Ordusu kumandanlarının

direnmesine rağmen, Musul bölgesine girmeye kalkmışlardı… Ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet Gönlübol-Cem Sar, Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası (1919- 1938), Ankara 1990, s.1- 2.

62 Salahi R. Sonyel, Gizli Belgelerde Osmanlı Devleti’nin Son Dönemi ve Türkiye’yi Bölme Çabaları, İstanbul 2009, s.230- 231.

(24)

bir ateşkes olduğunu basına bildirmiştir64. Öte yandan mütareke gereğince, Türk Ordusu derhal terhis edilecekti. Bütün savaş gemileri limanlara dönecekler, Suriye, Trablus ve Irak’taki Türk garnizonları teslim olacaklardı. İtilaf Devletleri, Çanakkale ve İstanbul boğazları ile Batum ve Bakü gibi stratejik yerleri işgal edebilecekti65.

Mondros Mütarekesi’nden bir gün sonra, 7. Ordu Komutanı olan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atanmıştır66. Mustafa Kemal Paşa, aynı gün içinde Adana’ya hareket etmiştir. Ancak Yıldırım Orduları Grubu, 7 Kasım’da lağvedilince tekrar İstanbul’a dönmüştür67. Diğer taraftan kısa bir süre sonra, 8 Kasım 1918’de Ahmet İzzet Paşa hükümeti istifa etti, yerine Ahmet Tevfik Paşa hükümeti kuruldu68. 11 Kasım 1918’de kurulan Tevfik Paşa kabinesinin niteliği, ittihatçı yani “Jön Türk” olmayan bir ihtiyarlar kabinesi olmasıydı. Böylece iki gün sonra gelecek olan İtilaf donanmasının arzusu yerine gelmiş olmaktaydı69.

Nitekim Müttefik Donanması 13 Kasım’da İstanbul’a gelmiş ve Boğazlardaki istihkâmları zapt etmişlerdi. İstanbul Hükümeti’nin fiili yönetimini sona erdiren bu olaydan hemen sonra Müttefik Orduları Başkumandanı İstanbul’daki azınlık tarafından büyük bir sevinçle karşılanmıştı. Ciddî bir direnişle karşılaşmayan

64 Orbay yaptığı basın açıklamasında şöyle diyordu: “...Bu mütareke ile devletimizin istiklali, saltanatın hukuku tamamıyla kurtarılmıştır... İngilizlerin Osmanlıları yaşatma fikrinde olduklarına inanıyorum. İstanbul’a tek bir düşman askeri çıkmayacak, Adana işgal edilmeyecektir.” Zekeriya Türkmen, “İstanbul’un İşgali ve İşgal Dönemindeki Uygulamalar (13 Kasım 1918- 16 Mart 1920),

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XVIII Temmuz 2002 S. 53, Ankara 2002, s. 330- 331. 65 Mustafa Bıyıklı, Batı İşgalleri Karşısında Türkiye’nin Ortadoğu Politikaları Atatürk Dönemi,

İstanbul 2006, s.112-113., Mondros Mütarekesi hakkında Atatürk’ün düşünceleri şöyle idi: “Bu

mütarekenameyi baştan nihayete kadar tetkik ettikten sonra bende hasıl olan kanaat şu idi: Devleti Aliyeyi Osmaniye bu mütarekename ile kendini bilakaydüşart düşmanlara teslim etmeye muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için ona muaveneti de vaadetmiştir...” Kamuran Gürün, Savaşan Dünya ve Türkiye, Ankara 1986, s.215.

66

Bıyıklı, Ortadoğu Politikaları, s.118; Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal Paşa’yı Liman Fon Sanders Paşa’nın atadığını kaydetmektedir… Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul 2000, s.41.

67 Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal Paşa’nın, Adana’ya gitmesinin ertesi günü kendisinin de

Adana’ya gittiğini ve orada Paşa ile görüştüğünden bahsetmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın kendisine İngilizlerin tüm memleketi işgal edeceklerini söylediğini belirten Cebesoy, Milli Mücadele konusunda Paşa ile aynı fikirde olduğunu söylediğini de ifade etmektedir… Ayrıntılı bilgi için bk. Hatıralar, s.44- 45.

68 Türkmen, “İstanbul’un İşgali”, s.331; Ali Fuat Cebesoy, Ahmet İzzet Paşa Kabinesi’nin istifasının

sebebinin kabinedeki İttihatçılar olduğunu söylemektedir. Talat, Enver ve Cemal Paşaların kaçtıkları duyulur duyulmaz kabinedeki İttihatçıların durumu zorlaştı… Ayrıntılı bilgi için bk.

Hatıralar, s.45- 46.

(25)

Müttefik kuvvetleri, Anadolu’nun pek çok yerini işgal etmişlerdi70. Müttefikler, işgallere gerekçe olarak Türkler aleyhindeki klasik suçlama kampanyasına dayandırmaktaydılar. Bu düşünceye göre, Türkler uygar değildiler ve Jön Türk olarak adlandırılan İttihatçılar ülkeyi mahvetmiş birtakım akılsızlardı. Bu yüzden bu işgaller, Türkiye’ye uygulanan yardım tedbirlerinin ilkiydi71.

Oysa İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgal etmelerinin üç önemli nedeni vardı. Bunlardan birincisi, İtilaf Devletleri’nin mütareke şartlarının uygulanmasını sağlama bağlamak istemeleriydi. İkinci neden ise, İtilaf Devletleri’nin yaklaşmakta olan barış görüşmelerinde hoş görüye hiç yer olmayacağını Türklere göstermek istemekteydiler. Üçüncü olarak da İtilaf Devletleri, Türkiye’nin geleceğine ilişkin olarak padişahın ve İstanbul Hükümeti’nin işbirliğini sağlamak için onların üzerinde bir otorite oluşturma amacındaydılar72.

13 Kasım’da 61 parça donanmayla gelen İtilaf Devletleri’nin harp gemisi sayısı, 15 Kasım’da 167’ye yükselmiştir. Karaya çıkan birliklerin büyük bir çoğunluğu ise İngilizlerden oluşmaktaydı. İşgalciler, Müttefik Yüksek Komiserliği’ni kurdular. Bu örgütte, İngiliz, Fransız ve İtalyan komiserleri görev yapmaktaydılar73. Öte yandan, İstanbul’u fiili olarak işgal eden İtilaf Devletleri, yönetime el koymaya başladı. Bu konuda öne sürdükleri sebep ise mütareke hükümlerinin uygulanmasındaki yavaşlık ve aksamalardı. Ayrıca bunun bir diğer nedeni de İngiliz- Fransız rekabetiydi. Ancak sebep ne olursa olsun İtilafçılar, müdahale için bütün fırsatları değerlendirmişlerdi74. İstanbul’da işgalcilerin Türk halkına karşı tutumları,

70 Gönlübol- Sar, Atatürk, s.1-2., Mondros Mütarekesi’ni müteakip, İngilizler ve Fransızlar,

çıkarlarına uygun bir şekilde Ortadoğu’yu paylaşmışlardı…ayrıntılı bilgi için bkz. Bıyıklı,

Ortadoğu Politikaları, s.119; Tunaya, mütareke dönemini içine alan 1918- 1922 yılları arasında,

“Osmanlı” adını taşıyan bir devletin var olup olmadığının tartışılabileceğini ifade etmektedir…

Partiler II, s.33; İstanbul’un işgalinin bazı çevrelerce sevinçle karşılanmasının nedeni, İtilaf

Devletleri Donanması ile birkaç Yunan gemisinin de gelmesi idi… Ayrıntılı bilgi için bk. Tansel,

Mondros I, s.55. 71 Tunaya, Partiler II, s.2.

72 İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgali iki evrede tamamlandı: 13 Kasım 1918’den 20 Mart

1920’ye kadar İstanbul de facto işgal edildi; 20 Mart 1920’de İtilaf Devletleri, şehri de jure işgal etmeye başladıklarını ilan ettiler… Ayrıntılı bilgi için bk. Bilge Crıss, İşgal Altında İstanbul 1918-

1923, İstanbul 2000, s.13- 14.

73 Türkmen, “İstanbul’un İşgali”, s.332,336; Donanmada Yunan savaş gemileri de bulunmaktaydı…

Ayrıntılı bilgi için bk. Akşin, İstanbul Hükümetleri I, s.82.

74 Buna en güzel örnek, İstanbul’daki merkez hapishanesinin feci koşullarını saptayan rapor

karşısında, Londra’nın duyduğu yakışıksız sevinçtir… Ayrıntılı bilgi için bk. Akşin, İstanbul

Hükümetleri I, s.108- 110; Elmacı, İstanbul üzerinde İngiliz- Fransız çekişmesine dikkat çekmekte

ve Allenby’nin İngiltere adına, Desperey’in de Fransa adına İstanbul’a girme çabalarını ve giriş yöntemlerini de buna örnek olarak göstermekteydi… Ayrıntılı bilgi için bk. Kapitülasyonlar, s.168.

(26)

İtalyanlar hariç, genellikle sert ve kaba idi. Özellikle tarih boyunca Osmanlıların saygı ve sempatisini kazanarak birçok defa yardımlarını da görmüş olan Fransızların davranışları büsbütün kötüydü. Nitekim bu durum 8 Şubat 1919’da General Franchet d’Esperey’in İstanbul’a ikinci defa gelişinde açıkça görülmekteydi. General, Beyoğlu’na doğru bir zafer alayı tertiplemişti75.

İstanbul’un her yerine yayılan işgalciler, mülkiyeti devlete ve şahıslara ait olan binalara, yalılara, okullara, askeri kışlalara, otellere yerleşmişlerdir. Daha sonra idarî ve siyasî kontrolü ele almak için bir takım örgütlenmelere gitmişlerdir. İngiltere, Fransa ve İtalya, bu örgütlenme ile “Osmanlı Devleti’nin başta yargı ve

hukuk sistemi olmak üzere hapishane, güvenlik, sağlık, ulaşım, haberleşme, gümrük

ve pasaport denetimini” ele geçirmişlerdir. İşgal kuvvetlerinin gelmesiyle şehrin

huzuru bozulmuştu. İşgalciler, istedikleri Osmanlı subaylarını ve görevlilerini tutuklamaktaydılar. Bununla birlikte Osmanlı vatandaşı Ermeni ve Rumlar da işgalcilerle işbirliği yapmışlardır. İşgal kuvvetleri, tam bir teslimiyet içindeki Osmanlı Devleti’nde, “adam öldürme, cinayet, hırsızlık, ırza tecavüz” gibi pek çok suçtan mahkûm olmuş Ermeni ve Rumları hiçbir makamdan izin almadan serbest bırakmışlardır76.

İşgalcilerin kurdukları örgütlerin başında Polis Komisyonu, Sağlık Komisyonu, Gıda Komisyonu, Sansür Bürosu ve Telgrafların Denetimi Komisyonu ve Hapishaneler Muhtelit Komisyonu gelir. Görevi sadece hapishaneleri denetlemek olan bu komisyon, yetkilerini aşmış ve çeşitli bahanelerle hapishanedeki Hıristiyan mahkûm ve tutukluları çıkarmaya başlamıştı. Aslında bu tahliye işlemleri, mütareke gereği İtilaf Devletleri ile varılan anlaşmanın sonucunda yapılmıştır. Tahliye, İtilaf Devletleri hesabına çalıştığı için mahkûm olmuş Hıristiyanları kapsamaktaydı. Ancak işgal kuvvetleri anlaşmaya uymamış ve başka suçlardan mahkûm olan Ermeni ve Rumları da çıkarmışlardır. Olaya ilk tepkiler ise Müslüman mahkûmlardan gelmiştir77.

75 Tansel, Mondros I, s.59.

76 Ferudun Ata, “Mütareke Döneminde İtilaf Devletlerinin Hapishanelere Müdahaleleri ve

Gayrimüslim Mahkûmları Tahliye Etmeleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XX Kasım 2004 S. 60, Ankara 2004, s.729- 731.

77 Sinop’taki Ermeni mahkûmların çıkarılması üzerine, buradaki Müslüman mahkûmlar Tevfik

Paşa’ya bir telgraf çekerek öfkelerini dile getirmişlerdir… Ayrıntılı bilgi için bkz. Ata, “Mütareke Dönemi”,s.732- 733.

(27)

Bu olaylar üzerine Osmanlı Hükümeti, İtilaf Devletleri nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak girişimler sonuç vermemiş, tahliyeler devam etmiştir. Bunun üzerine Dâhiliye Nezareti, mahkûmların affedilmesi suretiyle müdahalelerin önüne geçilebileceğini önerdi. Kabul gören bu öneriyle birlikte, İstanbul içinde ve dışındaki hapishanelerde bulunan mahkûmlar affedilerek serbest bırakılmıştır78. Öte yandan bu onur zedeleyici olaylar, Anadolu’nun pek çok yerinde tepki hareketine neden olmuştur. Bu tepkilerden en büyüğü ise Aydın’da meydana gelmiştir79.

İtilaf Devletleri subaylarının ve ayrıca Ermeni ile Rumların yaptıkları taşkınlıklara ilk tepki Harbiye Nezareti’nden ve milliyetçi mebuslardan geldi. Öte yandan, Osmanlı Hükümeti’nin Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, 19 Kasım’da İstanbul’un işgaline yönelik mütarekeye aykırı uygulamaları kınamıştı80.

Mütareke başlangıcında yapılan bir müdahale de kapitülasyonlarla ilgilidir. Aralık ayı başlarında Fransız Hükümeti, İstanbul’daki kendi yüksek komiserine, kapitülasyonların hemen yürürlüğe konması ve bu sistemin nasıl düzeltilebileceğinin araştırılması yönünde yetki verdi. İngilizler ise bu konunun barışa kadar ertelenebileceği görüşündeydi. Ancak konuyla ilgili fiili teşebbüsler başlatılmış, İstanbul ve Antalya gibi bölgelerdeki postaneler hem sivil hem de askeri olarak yeniden açılmıştı. Ayrıca imtiyaz sahipleri tekrar imtiyazlarını ele geçirmişler ve bu şirketlere savaş zamanı yerleştirilen Türk memurları uzaklaştırmışlardı81.

Öte yandan, İstanbul’un işgali, mecliste sert tartışmalara sebep olmuştur. Meclisin bu tavrı kendi sonunu hazırlamasına neden oldu. 21 Kanun-ı Evvel (Aralık) 1918 tarihinde, padişahın emri ile meclis feshedildi82. Bunda Rum ve Ermenilerin tehcir edilmesinden İttihatçıları sorumlu tutan ve bu yüzden meclisin dağıtılması için padişaha baskı yapan İtilaf Devletleri’nin etkisi büyüktü. Ancak meclis dağıtıldıktan sonra da İtilaf Devletleri’nin baskısı azalmamakla birlikte daha da artmıştır83.

78 Ata, “Mütareke Dönemi”, s.736- 737. 79 Ata, “Mütareke Dönemi”, s.739- 741. 80 Türkmen, “İstanbul’un İşgali”, s.342- 343. 81 Elmacı, Kapitülasyonlar, s.167.

82 Türkmen, “İstanbul’un İşgali”, s.344- 345; Meclisin feshine Mustafa Kemal Paşa’nın neden

olduğunu ileri süren varsayımlar bulunmaktaydı. Ayrıntılı bilgi için bk. Akşin, İstanbul

Hükümetleri I, s.112- 115. 83 Tansel, Mondros I, s.71- 72.

(28)

Arkasından Tevfik Paşa kabinesi, 12 Ocak günü istifa etti ve kabineyi kurma görevi yeniden ona verildi. Amaç kabinede bazı değişiklikler yapmaktı. Bu değişiklikler, Vahdettin’e daha yakın bir kabine kurmak amacını taşımaktaydı84. 30 Kanun-ı Sani (Ocak) 1919 tarihinde ise İttihat ve Terakki Fırkası’nın ileri gelenleri tutuklanmaya başlandı. Bunlar arasında H. Cahit, Rahmi, Kara Kemal, Karasu, Mithat Şükrü, Hüseyin Kadri, Tevfik Rüştü, Canbulat vardı85.

Tevfik Paşa hükümeti döneminde başlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerini takip, Damat Ferit Paşa zamanında (ilk kabinesi 4 Mart- 15/16 Mayıs 1919) daha da arttı. Damat Ferit Paşa, İngiliz yanlısı bir politika izlemeye başladı. Bu sırada, İstanbul’da meydana gelen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey hadisesi, kamuoyu vicdanında derin bir yara açtı86.

Mütareke döneminde Türkiye’de özellikle İstanbul’da büyük bir kargaşa meydana gelmişti. Salgın hastalıklar, intiharlar, geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı toplumda ciddî bir bunalıma neden olmuştu. Dönemin şartlarına göre oldukça fazla sayıda olan İstanbul gazeteleri, memleketin bu durumunu ayrıntılı olarak yansıtmışlardır87.

Ancak 1908’de ilan edilen Meşrutiyet ile birlikte özgürleşen basın, bu dönemde tekrar kısıtlamaya tabi tutulmuştur. Bu dönemde uygulanan sansür, gazete sayısının ve niteliğinin 1908 öncesine inmesine neden oldu. Savaş başlarında başlayan bu sansür ile birlikte gazeteler, hükümetin propaganda açısından uygun

84 İkinci Tevfik Paşa Hükümeti. 13 Ocak- 3 Mart 1919. Akşin, İstanbul Hükümetleri I, s. 148. 85

Akşin, İstanbul Hükümetleri I, s. 153.

86 Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Yozgat Mutasarrıfı iken Ermeni tehcirindeki

uygulamalarından dolayı Nemrut Mustafa Divan-ı Harb-i Örfisi tarafından idama mahkûm edildi... Türkmen, “İstanbul’un İşgali”, s.348- 349; Kemal Bey 10 Nisan’da idam edilmiştir… Ayrıntılı bilgi için bk. Akşin, İstanbul Hükümetleri I, s.199- 200; Kemal Bey’in infazı hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Ferudun Ata, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, Ankara 2005, s.169- 171.

87 1919 yılında yayın hayatına giren veya önceden beri yayınını sürdüren günlük gazeteler şunlardır: “Sabah, İstiklâl, Alemdar, Yenigün, Tasvir-i Efkâr, İkdam, Âti (İleri), Vakit, Yeni Gazete, Akşam, Söz, Türkçe İstanbul, Zaman, Hadisât, Tercüman-ı Hakikat, Hukuk-ı Beşer, Memleket, İdrâk, Tarik,

İfhâm, Peyam, Türk Dünyası, Akvam ve resmi gazete Takvim-i Vekayi. Nejdet Bilgi, “Milli Mücadele’nin Başlarında İstanbul Türk Basını”, Türk Yurdu, Ekim 1997 C. 17 S. 122, Ankara 1997, s.65- 67.

(29)

gördüklerini yazmak ve ulusal çabaya katkıda bulunmak mecburiyetindeydi88. Sansürün geri geldiğini ifade eden buyrukta:

1. “İtilafçıların askerî harekâtı üzerine haberler,

2. Heyecan verici ve unsurların arasını bozacak yayınlar,

3. ‘Zat-ı hazret-i padişahî ile bilumum memurin-i Osmaniye ve ecnebiye

aleyhinde münafi-i hürmet’ yayınlar,

4. Düvel-i muazzamadan biri üzerine ‘tahrik-i âmiz’ yazılar,

5. Genel olarak ‘münakaşat-ı şahsiye’

6. ‘şekl-i idare-i hükümetin tebeddülüne’ dair ve devlet çıkarlarına aykırı

yayınlar yasaklanıyordu.”89.

Bununla birlikte, birtakım yolsuzlukları eleştirmelerinde basına hoşgörülü yaklaşılmıştır. Bu dönemde özellikle yiyecek konusundaki yolsuzluklar oldukça artmıştır. Gazeteler, bu konudaki şikâyetleri dile getirmişlerdir90. Bunun yanı sıra bütün gazeteler sansüre olan tepkilerini de açıkça belirtmişlerdir91.

88 Koloğlu, Aydınlar, s.24- 26; İstanbul’un işgalinden önce basın, padişahın baskısı altındaydı. Bu

yüzden İstanbul gazetelerinin pek çok sayfası boş olarak yayınlanmıştır… Yücel Özkaya, Milli

Mücadele’de Atatürk ve Basın (1919- 1921), Ankara 1989, s.10.

89 Sansür 2 Aralık’ta gelmiştir… Akşin, İstanbul Hükümetleri I, s.116; Server R. İskit, bu konudan

Vahdettin’in sansürü diye bahsetmekte ve 5 Şubat 1919 tarihli kararname ile yasaklamanın başladığını ifade etmekteydi… Ayrıntılı bilgi için bk. Türkiye’de Neşriyat Hareketleri Tarihine

Bir Bakış, Ankara 2000, s.102; Alpay Kabacalı, Şubat Kararnamesinden sonra, her türlü yayının ve

basılı kâğıdın askeri yönetimden ya da mülkiye sansör (sansürcü) kurulundan özel yazılı izin alınmadan basılmasını kesinlikle yasaklamaktaydı… Başlangıcından Günümüze Türkiye’de

Matbaa Basın ve Yayın, İstanbul 2000, s.151.

90 Koloğlu, Konya Babalık, Anadolu ve Vakit gazetelerindeki yazılan haberlerden örnekler

vermekteydi… Aydınlar, s.28- 30.

91 Özkaya, bunlardan biri olan Minber gazetesinin “Hürriyet ve Matbuat”, başlıklı yazısını örnek

göstermektedir… Atatürk, s.12; Bilgi, bu dönemde sansürden en az etkilenen gazetenin İkdam olduğunu ifade etmekte ve gazete kapatmalarının olduğunu da sözlerine eklemekteydi… “Milli Mücadele”, s.69- 70.

Referanslar

Benzer Belgeler

Horizontal göz hareketlerinin düzenlendiği inferior pons tegmentumundaki paramedyan pontin retiküler formasyon, mediyal longitidunal fasikül ve altıncı kraniyal sinir nükleusu

55 Yağmurlu, karlı ve soğuk havalar çekirgelerin telef olmasına yardımcı olurdu. Örneğin; 1870 yılında Mardin, Sürgücü ve Savur’da çekirge afeti

Troçki ile yapılan görüşmelerin ardından Enver Paşa’nın maiyetinde bulunan heyet, bir de Halk Komiserleri Meclisi’nde görüşmeye alındı. 51 Ordu teşkili konusunda

muaşeret ve mesai bayatını, aldatıcı bir levha halinde değil, fakat olduğu gibi ev olduğu kadar gösteren seyyar sergiyi, birçok tenkitlere rağmen, Türk kelimesini dahi

Bir kapıdan vagon vagon kumların girdiği, diğer kapıdan çeşitli cam mamullerin çıktığı Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası’nda, bir avuç kumun bardak,

Hamdi, elifi görse mertek sa­ nacak kadar okuyup yazması ol- mıyan bir cahildi.. Fakat buna rağmen harikulade zekânın yar- dımiyle çok düzgün

Evre I ve II olarak tespit edilen toplam 44 olgunun 37'sinde (% 84) uygulanan tedaviler sonrası koku duyusunda düzelme elde edilirken, evre III ve evre IV olan 36 olgunun 13'ünde

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı Türkiye, Türk dünyası ve Türkiye ile dost olan ülkeler için büyük ve üzücü bir kayıptı hele Afganistan’ın Amanullah Han