• Sonuç bulunamadı

Huzeyfe b. Yemân hayatı, şahsiyeti ve ilk İslam toplumundaki yeri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Huzeyfe b. Yemân hayatı, şahsiyeti ve ilk İslam toplumundaki yeri"

Copied!
98
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İSLAM TARİHİ VE SANATLARI ANABİLİM DALI İSLAM TARİHİ BİLİM DALI

HUZEYFE B. YEMÂN

HAYATI, ŞAHSİYETİ VE İLK İSLAM TOPLUMUNDAKİ YERİ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Danışman Prof. Dr. Cem ZORLU

Hazırlayan İbrahim ÖZCAN

(2)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

BİLİMSEL ETİK SAYFASI

Ö ğ re n c in in

Adı Soyadı İBRAHİM ÖZCAN

Numarası 074246011003

Ana Bilim / Bilim Dalı İSLAM TARİHİ VE SANATLARI / İSLAM TARİHİ Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tezin Adı HUZEYFE B. YEMÂN HAYATI, ŞAHSİYETİ VE İLK İSLAM TOPLUMUNDAKİ YERİ

Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.

Öğrencinin imzası (İmza)

(3)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU

Ö ğ re n c in in

Adı Soyadı İBRAHİM ÖZCAN

Numarası 074246011003

Ana Bilim / Bilim Dalı İSLAM TARİHİ VE SANATLARI / İSLAM TARİHİ Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tez Danışmanı Prof. Dr. CEM ZORLU

Tezin Adı HUZEYFE B. YEMÂN HAYATI, ŞAHSİYETİ VE İLK İSLAM TOPLUMUNDAKİ YERİ

Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan HUZEYFE B. YEMÂN HAYATI, ŞAHSİYETİ VE İLK İSLAM TOPLUMUNDAKİ YERİ başlıklı bu çalışma 21/06/2010 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.

(4)

ÖNSÖZ

İslam nurunun kâinatı aydınlatmasında her biri bir kandil vazifesi gören, sahabe diye adlandırılan eşsiz insanlar, Hz. Peygamber (a.s.) tarafından bize en hayırlı insanlar olarak tanıtılmaktadır. Onlar kendilerinden sonrakilere peygamberlik kaynağından aldıkları bilgiyi berrak bir şekilde nakletmiş, yeni bir dinin inşası esnasında Allah (c.c.)’ın peygamberine ve dinine sahip çıkmış, her türlü sıkıntıya ve cefaya göğüs germiş, hatta bu uğurda gözünü kırpmadan ölüme bile meydan okumuş güzide şahsiyetlerdir. Üstlendikleri bu zor görevin yanı sıra sünnet dediğimiz Kur’an’ın pratik hayata aktarılışı olan Hz. Peygamber (a.s.)’in uygulamalarını ve sözlerini bizlere ulaştıran yine bu değerli insanlardır.

Allah (c.c.), sahabileri Hz. Peygamber (a.s.)’e arkadaş etmekle şereflendirmiş, Kur’ân-ı Kerîm’de onlardan övgü ile bahsetmiş ve onlardan razı olduğunu ilan etmiştir. Bununla yetinmemiş, onlara başka makamlarla kıyaslanamayacak makamlar ihsan etmiştir.

Farklı yeteneklere ve meziyetlere sahip olan sahabenin, bilgi seviyeleri ve Hz. Peygamber (a.s.) ile olan birliktelikleri aynı değildi. Dolayısı ile her birinin farklı bir ön plana çıkış şekli vardır. Onlardan kimi takva ve vera’da öncüdür; kimi ihlâsta eşsiz bir timsaldir. Kimi ilimde ve ilimle amel etmede yolumuzu aydınlatır; kimi de İslam’a davet ve İslamî harekette bir dehadır. Bununla birlikte aynı zamanda her biri üstün faziletlere sahiptirler. Onlar İslam’a ve Allah (c.c.)’ın peygamberine yardım ettiler. Adalet ve imanları ile gönülleri, cihat ve kılıçları ile beldeleri fethettiler. Bütün bu üstün vasıflarından dolayı o güzide insanları ve yaşadıkları asrın güzelliklerini tanımaya ve tanıtmaya mecburuz. Bu yüksek konumları ile övülen sahabiler arasında bir tanesi var ki o da Hz. Peygamber (a.s.)’in sırdaşı olma şerefine ve hiçbir sahabenin sahip olmadığı hasletlere haiz olmuş olan Huzeyfe b. Yemân’dır. Bu çalışmada onun mümtaz ahlakını, tercihe şayan güzelliklerini ve üstün faziletlerini anlatmaya gayret ettik. O, Hz. Peygamber (a.s.)’in kendisine kimlerin münafık olduğuna dair bilgileri sır olarak vermesi ve meydana gelebilecek fitneleri bildirmesi sebebiyle sahabe arasında “Sâhibu’s-Sırr” olarak şöhret kazanmıştır.

(5)

Bu çalışmada kendisine diğer sahabeye verilmeyen pek çok bilgiler verilen Huzeyfe b. Yemân’ın hayatını, şahsiyetini ve ilk İslam toplumundaki yerini ele almaya çalıştık.

Çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.

Giriş kısmında konunun öneminden bahsedip kaynaklar hakkında bilgi verirken, birinci bölümde Huzeyfe b. Yemân’ın hayatı ve şahsiyetini, ikinci bölümde ise ilk İslam toplumundaki yerini ele aldık.

Elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince ulaşabildiğimiz kaynaklar doğrultusunda konuyu anlatmaya gayret ettik.

Bu çalışmada bana yardımcı olan hocalarım Prof. Dr. Cem ZORLU ve Doç. Dr. M. Bahaüddin VAROL’a teşekkürlerimi sunarım.

İbrahim ÖZCAN Konya 2010

(6)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö ğ re n c in in

Adı Soyadı İBRAHİM ÖZCAN

Numarası 074246011003

Ana Bilim / Bilim Dalı İSLAM TARİHİ VE SANATLARI / İSLAM TARİHİ Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tez Danışmanı Prof. Dr. CEM ZORLU

Tezin Adı HUZEYFE B. YEMÂN HAYATI, ŞAHSİYETİ VE İLK İSLAM TOPLUMUNDAKİ YERİ

ÖZET

Huzeyfe b. Yemân, Hz. Peygamber (a.s.)’in en seçkin sahabilerinden birisidir. Medine’de dünyaya gelmiştir. Künyesi Ebû Abdullah, lakabı ise el-Yemân’dır.

Hicretten önce Müslüman olan Huzeyfe, Hz. Peygamber (a.s.) tarafından Ammâr b. Yâsir ile kardeş ilan edilmiş ve Hz. Peygamber (a.s.)’in Bedir savaşı dışında ki bütün savaşlarına iştirak etmiştir. O, Hz. Peygamber (a.s.)’in yanından bir an bile ayrılmamış, din eğitimini, ahlakî terbiyesini ve İslam’a göre bir yaşam tarzını bizzat Allah (c.c.)’ın elçisinden öğrenmiştir. Hz. Peygamber (a.s.)’in kendisine vermiş olduğu her görevi büyük bir başarı ile yerine getirmiş, onun övgüsüne ve sırdaşlığına mazhar olarak “Sâhibü’s-Sırr” ünvanını almıştır.

Hz. Peygamber (a.s.) döneminde olduğu gibi onun vefatından sonra da İslam’a hizmeti kendisine gaye edinen Huzeyfe, özellikle Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde siyasî ve askerî alanda İslam’a ve Müslümanlara büyük hizmetler yapmıştır.

Kur’an’ın çoğaltılmasını teklif etmesi ve yapmış olduğu ayet tefsirleri ile Kur’an’a, vermiş olduğu fetvalarla fıkıh ilmine, naklettiği rivayetlerle hadis ilmine katkılar sağlamıştır.

Sahabenin büyüklerinden olan Huzeyfe b. Yemân, Hz. Osman’ın şehit edilmesinden kırk gün sonra h.36/ m.656 yılında Medâin’de vefat etmiş ve aynı şehirde defnedilmiştir.

(7)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö ğ re n c in in

Adı Soyadı İBRAHİM ÖZCAN

Numarası 074246011003

Ana Bilim / Bilim Dalı İSLAM TARİHİ VE SANATLARI / İSLAM TARİHİ Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tez Danışmanı Prof. Dr. CEM ZORLU

Tezin İngilizce Adı

HUZAYFA IBN AL-YAMÂN, HIS LIFE,

PERSONALITY AND HIS POSITION IN THE FIRST MUSLIM SOCIETY

SUMMARY

Huzayfa ibn al-Yamân is one of the most prominent companions of the Messenger (pbuh). He was born in Madina. His ‘kunya’ (honorific name) is Abu Abdullah and his soubriquet is Yamân.

Huzayfa, who became a muslim before the Hegira (emigration to Madina) was matched by the Messenger (pbuh) with Ammar ibn Yâsir to be brothers in Islam and he attended all battles of the Messenger except for the battle of Badr. He always accompanied the Messenger (pbuh) and had taken his education, ethics and Islamic lifestyle directly from Him. He accomplished every duty he was given by the Messenger (pbuh) successfully, won His praises and confidence and was given the title ‘Sahib al-Sirr’ (possessor of the confidential information).

Both during the time of the Prophet (pbuh) and after him, Huzayfa made serving Islam his main object and did serve the Muslim community especially during the caliphate of Omar and Othman in various aspects of politics and military.

He contributed to the Qur’an by his proposal to make multiple copies of It and by his exegesis on some verses of It. Likewise, he contributed to the field of Fiqh by his fatwâ’s and to hadith by the traditions he related.

This prominent companion died in Madâin in the year 36/656, forty days after the martyrdom of the Caliph Othman, and was buried there.

(8)

İÇİNDEKİLER

Bilimsel Etik Sayfası ... II Yüksek Lisans Teniz Kabul Formu ... III ÖNSÖZ ... IV ÖZET ... VI SUMMARY ... VII İÇİNDEKİLER ... VIII KISALTMALAR ... X GİRİŞ ... 1

A. Konunun Önemi, İçeriği ve Kapsamı ...1

B. Araştırmanın Kaynakları ...2

BİRİNCİ BÖLÜM... 4

HUZEYFE B. YEMÂN’IN HAYATI VE ŞAHSİYETİ ... 4

A. HUZEYFE B. YEMÂN’IN HAYATI ...4

1. Nesebi ve Doğumu ...4

2. Yetişmesi ve Hayatı ...5

3. Vefatı ... 10

B. HUZEYFE B. YEMÂN’IN ŞAHSİYETİ ... 12

1. Kişiliği... 12

2. Hz. Peygamber (a.s.) Nezdindeki Konumu ... 24

3. Sahabe Arasındaki Yeri ... 32

İKİNCİ BÖLÜM ... 44

HUZEYFE B. YEMÂN’IN İLK İSLAM TOPLUMUNDAKİ YERİ ... 44

(9)

1. Askeri Faaliyetleri ... 44

2. Siyasi Faaliyetleri ... 45

3. İlmî ve Sosyal Faaliyetleri ... 46

B. YAŞADIĞI DÖNEMDE HUZEYFE B. YEMÂN’IN TOPLUMDAKİ YERİ .. 47

1. Askeri Alanda Huzeyfe b. Yemân ... 47

2. Siyasi Alanda Huzeyfe b. Yemân ... 59

3. İlmî Alanda Huzeyfe b. Yemân ... 62

a. Kur’an ve Kıraat Bilgisi ve Kur’an’a Hizmetleri ... 62

b. Hadis ve Sünnet Bilgisi ve Bu İlme Katkısı ... 69

c. Fıkıh Bilgisi ve Fıkıh İlmine Katkısı ... 71

4. Sosyal Alanda Huzeyfe b. Yemân ... 77

SONUÇ ... 81

(10)

KISALTMALAR

a.s. : Aleyhi’s-Selâm Bkz. : Bakınız

bnt. : Bint

c.c. : Celle Celâlüh

DİA : Diyanet İslam Ansiklopedisi Edr. : Editör

h. : Hicri

Hz. : Hazreti

m. : Miladi

nşr. : Neşreden

s.a.w. : Sallallahu aleyhi vesellem Sy. : Sayı

thk. : Tahkik eden

T.D.V. : Türkiye Diyanet Vakfı trc. : Tercüme eden

ts. : Tarihsiz

v. : Vefatı

(11)

GİRİŞ

Allah (c.c.) sahabe-i kirama saadet asrında yaşamayı nasip etmekle Hz. Peygamber (a.s.)’in ümmeti içerisinde farklı bir konum ihsan etmiştir. Kur’an’da onları en güzel vasıflarla övmüştür. Elçisine yardım eden ve ona karşılıksız bir şekilde gönülden bağlanan sahabeden razı olduğunu kitabında açıkça ilan etmiştir. Allah (c.c.), bu durumu şu ayetlerde dile getirmektedir:

“Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin,

kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir.”1

“(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.”2 Onlar da Allah (c.c.)’ın bu övgüsü ve rıza ilanı ile dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmişlerdir. Kuran’ı Kerim’de Allah (c.c.)’ın övdüğü ve açıkça razı olduğunu ifade ettiği bu değerli insanların hayatlarını araştırmak her Müslüman için üzerinde durulması gereken bir sorumluluktur.

Bu bölümü konunun önemi ve kaynaklar olmak üzere iki bölümde ele almaya çalışacağız.

A. Konunun Önemi, İçeriği ve Kapsamı

Kendisine son din İslam’ı tebliğ etme vazifesi verilen Hz. Peygamber (a.s.), yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede kendisine tevdi edilen görevi layığı ile yerine getirmiş, başta Arap yarımadası olmak üzere İslam’ı o coğrafyaya yerleştirmiştir. Bu eşsiz görevi yaparken hem Kur’ân-ı Kerîm’i eksiksiz tebliğ etmiş, hem de yaşayarak etrafındakilere en güzel şekilde örnek olmuştur.

1

Fetih 48/29.

2

(12)

Elbetteki yeni bir düzen kurmak, yeni bir sistem oluşturmak kolay bir iş değildir. Akla hayale gelmeyecek zorluklarla ve sıkıntılarla karşılaşılabilir. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.), pek çok baskı, zorluk ve engellemelerle yüz yüze gelmiş, ama ilahi mesajı insanlara aktarmaktan kesinlikle vazgeçmemiştir. Bu baskı ve sıkıntıların üstesinden tek başına gelebilmek oldukça güçtür. İnsan böyle zamanlarda güvenip dayanabileceği arkadaşlara ve dostlara ihtiyaç duyar. Allah’ın elçisinin tek kişi olarak başladığı tebliğ görevinde başta eşi Hz. Hatice (r.ha.) olmak üzere sayıları on binleri bulan dostları, arkadaşları ve yardımcıları olmuştur. Kendilerine sahabe ismi verilen bu güzel insanlar Hz. Peygamber (a.s.)’in tebliğ görevinde ve hak davasında her zaman yanında olmuşlar, ona vücutlarını siper etmişler ve onun ayağına bir dikenin bile batmasına rıza göstermemişlerdir. Sahabe gerek Hz. Peygamber (a.s.)’in hayatında Arap yarımadasına, gerekse vefatından sonra İslam’ın tüm dünyaya yayılıp kökleşmesinde büyük rol oynamışlardır. Farklı milletlerin İslam dini ile tanışıp bu dini öğrenmelerinde ve içerisinde bulundukları cehaletten kurtulmalarında sahabenin yeri ve konumu yadsınamaz. Sahabiler her gittikleri beldede bir kandil gibi etraflarını aydınlatmış ve kendilerinden sonraki “Tabiîn” dediğimiz nesli yetiştirmişlerdir. Netice olarak İslam’ın yayılması ve yerleşmesinde sahabenin rolü ve katkısı oldukça büyüktür. Çünkü sahabe ilâhî mesaja canlı bir şekilde şahit olmuş ve her hakikati ana kaynak Hz. Peygamber (a.s.)’den öğrenmiştir. Bu açıdan sahabilerin hayat hikâyelerini öğrenmek ve bilmek Kur’an’ı ve Sünnet’i daha iyi anlama, yorumlama ve yaşamada oldukça önemlidir. Onların hayatını öğrenmek, Hz. Peygamber (a.s.)’in uygulamalarını, İslam’ı ve Kur’an’ı birinci elden almak ve öğrenmek demektir. Bu çalışmamızda İslam’ın ilk yıllarına ve Hz. Peygamber (a.s.)’in hayatına ışık tutan bir kandili incelemeye çalışarak bu amaca hizmet etmeye gayret ettik.

B. Araştırmanın Kaynakları

Konumuz bir şahsın hayatının araştırılması olduğu için çalışmamızda en çok kullanılan kaynaklar biyografik eserlerdir. Bunların başında İbn Sa’d (v.230/844)

et-Tabakâtü’l-Kübrâ, Belâzürî (v.279/892) Ensâbu’l-Eşrâf, Ebû Nuaym el-İsfehânî

(v.430/1038) Hilyetü’l-Evliyâ, İbn Abdilber (v.463/1071) el-İstîâb fî Ma’rifeti’l-Ashâb, İbnü’l Esîr (v.630/1232) Üsdü’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe, Zehebî (v.748/1374) Siyeru

A’lâmi’n-Nübelâ, İbn Hacer el-Askalânî (v.852/1448) el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe

(13)

Biyografik eserlerin yanı sıra, İslam Tarihinin temel kaynak kitaplarından da yararlanılmıştır. Bunların başlıcaları arasında, Vâkidî’nin (v.207/822) Kitâbü’l-Meğâzî, İbnü’l-Esîr’in (v.630/1232) el-Kâmil fi’t-Târîh, İbn Kesîr’in (v.774/1372) el-Bidâye

ve’n-Nihâye adlı eserleri yer alır.

Hayatı araştırılan Huzeyfe b. Yemân’ın aynı zamanda Hz. Peygamber (a.s.)’in özellikle fitnelerle ilgili hadislerini rivayet eden bir râvi olması sebebi ile zikredilen biyografik eselerin ve temel İslam Tarihi kaynaklarının dışında, başta Buhârî’nin (v.256/870) Sahîhu’l-Buhârî ve Müslim’in (v.261/874) Sahîhu Müslim isimli eserleri olmak üzere el-Kütübü’s-Sitte içerisinde yer alan kitaplar kaynak olarak kullanılmıştır. Ayrıca Abdurrezzak (v.211/826) ve İbn Ebî Şeybe (v.235/849)’nin el-Musannefleri ve Ahmed b. Hanbel’in (v.241/855) el-Müsned’i gibi hadis alanındaki eserlerden faydalanılmıştır.

Çalışmada Huzeyfe b. Yemân ile ilgili son dönemlerde yazılmış, çeşitli dergilerde yayınlanmış akademik yazılardan ve yayınlanmış kitaplardan da faydalanılmıştır. Bunlar arasında Şeyh Abdussettâr’ın A’lâmu’l-Huffâz ve’l-Muhaddisîn, Bünyamin Erul’un Huzeyfe b. el-Yemân ve Sır Katipliği, Ahmed Fidai Rafi’nin Companions Of

The Holy Prophet (s.a.w.) ve Muhammed Ali İbrahim’in Huzeyfetü’bnü’l-Yemân Emînu Sırrı Rasûlillah adlı çalışmaları sayılabilir. Muhammed Ali İbrahim’in Huzeyfetü’bnü’l-Yemân Emînu Sırrı Rasûlillah adlı eserinde Huzeyfe b. Huzeyfetü’bnü’l-Yemân, bütün yönleriyle ele

alınırken Bünyamin Erul’un Huzeyfe b. el-Yemân ve Sır Katipliği isimli makalesinde çoğunlukla Hz. Peygamber’in Huzeyfe b. Yemân’a özel sırlar verdiğine dair haberlerin kritiği yapılmışıtır. Ayrıca Cengiz Soysal tarafından Huzeyfe b. Yemân Hayatı ve

Rivayet Ettiği Hadisler isimli bir yüksek lisans tezi yapılmış ve bu çalışmada Huzeyfe

(14)

BİRİNCİ BÖLÜM

HUZEYFE B. YEMÂN’IN HAYATI VE ŞAHSİYETİ A. HUZEYFE B. YEMÂN’IN HAYATI

1. Nesebi ve Doğumu

Sahâbe-i kirâmın güzide simalarından Huzeyfe b. Yemân’ın künyesi Ebû Abdullah, lakabı el-Yemân ya da el-Yemânî’dir. Nesebi ise şu şekildedir:

Huzeyfe b. Yemân b. Câbir b. Amr b. Rebîa b. Cirve b. Hâris b. Mâzin b. Kutey’a b. Abs b. Bağîz b. Reys b. Gatafân3.

El-Yemân isminin Huzeyfe’nin babası Huseyl (Hısl)’in lakabı olduğu ifade edilmiştir. İbnü’l- Kelbî ve İbn Sa’d ise, bu lakabın Huzeyfe’nin dedesi olan Cirve b. Hâris’in lakabı olduğunu söylemişlerdir.4

Gatafân kabîlesinin büyük kollarından Abs’a mensup olan Cirve b. Hâris bir kan davası sebebi ile memleketinden Medine’ye kaçar. Medine’de aslen Yemen’den gelen Ensar’dan Evs kabîlesinin Benû Eşhel koluyla antlaşma yapar. Bu sebeple toplum içerisinde “el-Yemân” ya da “el-Yemânî” lakabını alır.5 Huzeyfe’nin babası Huseyl (Hısl) antlaşma yaptıkları Eşhel oğullarından Ka’b’ın kızı Rebâb ile evlenmiştir. Yani Huzeyfe’nin annesi Ensar’dan Evs kabilesinin bir kolu olan Benû Eşhel’den bir kadındır. Annesinin tam ismi, Rebâb bnt. Ka’b b. Adiy b. Abdi’l-Eşhel’dir.6

Huzeyfe b. Yemân, Medine’de dünyaya gelmiştir.7 Huzeyfe’nin hem Medine doğumlu olması hem de Mekke’den Medine’ye hicret etmesi bir çelişkiymiş gibi

3

İbn Sa’d, Ebû Abdillah Muhammed (v.230/844), et-Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrut 1957, VI, 15, VII, 317; Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. İsmail (v.256/869), Kitâbu Târîhi’l-Kebîr, Haydarâbâd 1360-80, III, 95; Hatîb el-Bağdâdî, Ebûbekir Ahmed b. Ali (v.463/1071), Târîhu Bağdâd, Kahire 1931, I, 162; Nevevî, Ebû Zekeriyya Muhyiddin b. Şeref(v.676/1277), Tehzîbü’l-Esmâ ve’l-Luğât, Beyrut ts., I, 153.

4

İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, VII, 317; Hâkim, Ebû Abdillah en-Neysâbûrî (v.405/1014),

el-Müstedrek a’le’s-Sahîhayn, Beyrut ts., III, 380; İbn Abdilber, Ebû Ömer Yusuf b. Abdillah b.

Muhammed (v.463/1071), el-İstîâb fî Ma’rifeti’l-Ashâb, Kahire 1939, I, 334; İbnü’l-Esîr, İzzuddin Ebü’l-Hasen Ali b. Muhammed (v.630/1232), Üsdü’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe, Kahire 1970, I, 468; Zehebî, Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman (v.748/1374), Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, (thk: Şuayb el-Arnavud), Beyrut 1981-85, II, 361; İbn Hacer, Ebu’l-Fazl Ahmed b. Hacer el-Askalânî (v.852/1448),

el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, Kahire 1328, I, 317.

5

Hâkim, el-Müstedrek, III, 379; İbn Abdilber, el-İstîâb, I, 334; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, I, 468; Nevevî,

Tehzîbü’l-Esmâ ve’l-Luğât, II, 223; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n -Nübelâ, II, 362; İbn Hacer, el-İsâbe, I,

317; Abdüssettâr eş-Şeyh, A’lâmu’l-Huffâz ve’l-Muhaddisîn, Beyrut 1997, 443.

6

İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, VII, 317; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, I, 161.

7

(15)

anlaşılabilir. Ancak bu noktada bir çelişki yoktur. Bir süre Mekke’de yaşamış olduğu düşünülebilir. Medine doğumlu olduğu halde Hz. Peygamber (a.s.)’in onu Ensâr’dan mı yoksa Muhacir’den mi olması hususunda serbest bırakması onun Mekke’den Medine’ye hicret etmiş olması sebebiyledir. Ancak şu kadar var ki kaynaklarda Huzeyfe’nin doğumu ve İslam öncesi hayatına dair bilgilere rastlanmamaktadır. Bu durum sadece Huzeyfe ile ilgili olmayıp büyük sahabelerin çoğu için geçerlidir. İslam’ın yayılıp yerleşmesinde fazlaca katkısı olan birçok meşhur sahabenin İslam’dan önceki hayatları erişilmesi imkânsız birer mazi şeklindedir. Bunun sebebi Müslüman olduktan sonraki büyük hizmetleri olduğu gibi cahiliye dönemine ait durum ve davranışlarının bilinmesini istememeleri de olabilir. İşte İslam’a büyük katkıları olmuş bu eşsiz insanlardan birisi de Abs oğullarının bir ferdi ve Hz. Peygamber (a.s.)’in sırdaşı olma mertebesine yükselen Huzeyfe b. Yemân’dır (v.36/656). Hicretten iki yıl sonra babası ile birlikte Bedir savaşına katılma teşebbüsünde bulunan Huzeyfe’nin Hz. Peygamber (a.s.) ile tanışıp müslüman olduğunda genç yaşlarda olduğunu söyleyebiliriz.

2. Yetişmesi ve Hayatı

Huzeyfe’nin doğumu hakkında bilgi bulamadığımızı ancak Müslüman olduğu vakit genç yaşlarda olduğunu ifade etmiştik. Huzeyfe babasıyla birlikte İslam’ı kabul etmiş ve İslam’ı kabul edenlerin ilklerinden olmuştur.8 İbn Kuteybe (v.276/889), Benû Abs’dan on kişi Müslüman oldu. Bunlardan onuncusu Hısl idi, diyerek Huzeyfe’nin babası ile birlikte Müslüman olduğunu ifade etmektedir.9 Hz. Peygamber (a.s.) Mekke halkına ilahi tebliği yaparken Hısl ve oğlu Huzeyfe henüz Medine’dedirler. Hz. Peygamber (a.s.)’in mesajını işitirler. Hiç tereddüt etmeden Mekke’ye gelip İslam’ı kabul ederek Allah’ın elçisinin saflarına katılırlar. Böylece Huzeyfe Hz. Peygamber (a.s.)’in terbiyesi ve eğitimi altında yeni bir hayata başlar.10 Huzeyfe Hz. Peygamber (a.s.)’in hicretinden sonra Ensar-Muhacir kardeşliği esnasında Hz. Peygamber (a.s.)’e, ben Muhacir’den miyim yoksa Ensar’dan mıyım? diye sorunca Allah’ın elçisi ona, ister Muhacirden ol, ister Ensardan ol demiş, o da ben Ensardanım cevabını vermiştir.11 Bu

8

Zehebî, el-İber fî Haberi men Ğaber, Beyrut 1985, I, 27; İbn Hacer, Takrîbü’t-Tehzîb, Beyrut 1975, I, 156.

9

İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim (v.276/889), el-Maârif, Kahire 1969, 62.

10

Rafi, Ahmed Fidai, Companions of The Holy Prophet (s.a.w.), Yeni Delhi ts., 55.

11

(16)

diyalog bize Huzeyfe b. Yemân’ın Ensar-Muhacir kardeşliğinden hatta hicretten daha önce Müslüman olduğunu göstermektedir.

Huzeyfe, fiziksel yönden ince, zayıf, parlak ve güzel görünüşe sahip bir kişi idi. Görme kuvveti o kadar keskindi ki düşmanına karanlıkta bile nişan alabilirdi.12 Değerli bir şahsiyet olan Huzeyfe’nin İslam’dan öncesi tam bilinmediğinden hayatı Müslüman olduktan sonra başlamıştır, adeta İslam ile yeniden doğmuştur denilebilir.

Hz. Peygamber (a.s.)’in engin terbiyesi altında yetişen Huzeyfe, İslam’ın ilk eğitim kurumu olan “Suffe” ehlindendir. Burada kısaca bir eğitim kurumu olarak Suffe hakkında bilgi vermek istiyoruz.

Evin önünde veya etrafında bulunan avlu, gölgelik ve benzeri mekânlar için kullanılan Suffe kelimesi, hicretin hemen akabinde inşa edilen Mescid-i Nebevî’nin avlu kısmında, üzeri hurma dallarıyla örtülmek sureti ile meydana getirilen gölgelik bir bölümün adı olmuştur. Suffe’de kalanlar genel olarak kimsesiz muhacirler, bekâr kişiler, diğer Arap kabîlelerinden Müslüman olup da Medine’ye göç edenler, dışardan gelen elçiler ve heyetlerdir.

Suffe, Müslümanların eğitim öğretimi ve İslam’ın yerleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Suffede kalıp da sayıları dört yüzü bulan bu ender şahsiyetlere

“Ehl-i Suffe” den“Ehl-ilm“Ehl-işt“Ehl-ir. Suffe’de kalanların aded“Ehl-i tam olarak b“Ehl-ilenememekted“Ehl-ir. Farklı

rivayetler mevcuttur. Hâkim en-Neysâbûrî (v.405/1014) kırk kadarının,13 Ebû Nuaym el-Isfehânî (v.430/1038) ise ancak yüz kadarının isimlerini ve durumlarını verebilmektedirler.14 Kaynaklarda en fazla yüz civarında isim verilirken sayılarının dört yüze kadar ifade edilmesinin sebebi, zaman zaman civar kabîlelerden Medine’ye gelen çeşitli heyetlerin ve elçilerin Suffe’de ağırlanması, bunların da Suffe ashabından sayılması olabilir.15 Huzeyfe b. Yemân’ın da aralarında bulunduğu sahabenin önde gelen ilim simalarının büyük çoğunluğu Suffe’de yetişmiştir. Abdullah b. Ömer, Ebû Hureyre, Huzeyfe b. Yemân bunlardan bir kaçıdır.

12

Rafi Ahmed Fidai, Companions of The Holy Prophet (s.a.w.), 54.

13

Hâkim, el-Müstedrek, III, 18.

14

Ebû Nuaym, Ahmed b. Abdullah el-İsfahânî (v.430/1038), Hılyetü’l-Evliyâ, Mısır ts., I, 347.

15

Köten, Akif, “Asrı Saadette Suffe Ashabı”, Bütün Yönleriyle Asrı Saadette İslam, İstanbul 1995, (Edr: Vecdi Akyüz), IV, 390.

(17)

Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber (a.s.)’in dizinin dibinden ayrılmayan Huzeyfe, hem ahlakî açıdan hem de ilmî yönden Allah’ın Rasûlü’nden en güzel şekilde istifade etmiştir. Ona gönülden bağlanmış, arkasında namaz kılmış, hazarda ve seferde hizmetinde bulunmuştur.16 Biz bu ahlakî ve ilmî eğitimin yansımalarını Huzeyfe’nin hayatında görebilmekteyiz. Hz. Peygamber (a.s.)’in güvenilir bir kişi olmasından dolayı kendisine münafıkların kimler olduğuyla ilgili bilgiler vermesi sebebiyle sahabe arasında “Sâhibus- sırr”17 diye şöhret kazanmıştır. Ayrıca herkes Hz. Peygamber (a.s.)’e hayırlardan sorarken Huzeyfe içine düşme korkusuyla şerlerden sormuştur.18 Bundan dolayı kendisine daha sonra meydana gelecek fitneler haber verilmiştir.

Huzeyfe, Hz. Peygamber (a.s.)’i her hali ile takip etmeye çalışırdı. Savaşlarda ona su sağlar, yemek yerken Hz. Peygamber (a.s.) yemeğe başlamadıkça o da başlamazdı. Allah’ın elçisi de ona karşı çok şefkatliydi. Gününün büyük bir kısmını Hz. Peygamber (a.s.)’in yanında geçirirdi. Ona saygıda hiç kusur etmezdi. Bir defasında yatsı namazının ardından Hz. Peygamber (a.s.) Huzeyfe’den kendisini beklemesini ister ardından da nafile namaza başlar. Hz. Peygamber (a.s.) tüm geceyi namazda geçirir Huzeyfe de onun emrini yerine getirmek için tüm geceyi ayakta geçirir.19 Huzeyfe b. Yemân’ın annesi Rebâb bnt. Ka’b da Hz. Peygamber (a.s.)’i çok sever oğlunun onunla birlikte olmasına, onunla vakit geçirmesine, onun hizmetinde bulunmasına büyük önem verirdi. Nitekim bir keresinde oğlunun birkaç gün Hz. Peygamber (a.s.)’e gitmediğini görünce ona kızmış ve hemen ona gitmesini emretmiştir. Huzeyfe olayı şöyle anlatır:

Annem bir gün bana: “Ne zamandan bu yana Allah Rasûlüyle berabersin?” diye sordu.

Ben de: “Şu şu zamandan bu yana.” dedim. Bunun üzerine annem bana kızdı. Ben de Allah Rasûlü’ne gittim ve onunla birlikte akşam ve yatsı namazlarını kıldım. O çıktı ben de onu takip ettim. Benim sesimi işitince:

16

Abdüssettâr eş-Şeyh, A’lâmu’l-Huffâz, 448.

17

Tirmizî, Ebû İsa Muhammed b. İsa b. Sevre (v.279/892), Sünenü’t-Tirmizî, Kitâbu’l-Menakıp, 50.

18

İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, I, 468; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, II, 365.

19

(18)

“Kim o?” diye sordu. Ben: “Huzeyfe” dedim. Hz. Peygamber: “Ne istiyorsun?” dedi. Ben de durumu anlattım. Bunun üzerine Allah Rasûlü, “Allah seni ve anneni

bağışlasın” diye bize dua etti.20

Huzeyfe Hz. Peygamber (a.s.)’in hadislerini öğrenmeye ve onları ezberlemeye aşırı meraklı idi. Hadis kitaplarında rivayet ettiği pek çok hadis mevcuttur. Genellikle idarî görevlerle meşgul olmasına rağmen Huzeyfe, fırsat buldukça insanları Hz. Peygamber (a.s.)’in emir ve yasakları konusunda bilgilendirmek için hadis rivayet etmiştir. İyilikleri emretme kötülüklerden sakındırmada çok titiz davranan birisi idi.

İçinde yaşadığı toplum için iyi bir eğitimci olan Huzeyfe, bir defasında acele ile namaz kılan birini görmüş ve ona “Bu doğru namaz kılma şekli değildir eğer bu

alışkanlığınla ölürsen bir Müslüman olarak ölmezsin” demiş; daha sonra o kişiye doğru

namaz kılmasını öğretmiştir.

Yine bir gün lüzumsuz konuşmalar yapan bir grup insanla karşılaşan Huzeyfe onlara “Lüzumsuz konuşmalardan sakınınız çünkü Hz. Peygamber (a.s.)’in zamanında

bu tip konuşmalar riyakârlık (münafıklık) olarak kabul edilirdi.” demiş ve onları bunu

yapmaktan men etmiştir.

Mutedil olmayı önemseyen Huzeyfe, Ebû Musa el-Eşarî’nin idrar damlalarından korunma hususunda aşırı titiz davrandığını öğrenince Ebû Musa’yı bunu yapmaktan men eder ve “Bu tür şiddet ve sertlik İslam’ın ruhuna aykırıdır.” diyerek onu uyarmıştır.21

Huzeyfe’nin hayatındaki önemli olaylardan birisi de Ensar-Muhacir kardeşliğindeki durumudur. Bedir savaşı dışında Hz. Peygamber (a.s.)’in tüm savaşlarına katılmıştır. Huzeyfe’nin savaşlarda üstlendiği rolü ve bu savaşlardaki konumu ile ilgili ayrıntılı bilgiler ikinci bölümde askeri faaliyetleri başlığı adı altında verileceği için burada bu kadar bilgi ile yetinmeyi uygun gördük.

Dînever, Hemedan ve Rey şehirlerinin fetihlerinde görev yapan Huzeyfe, Hz. Ömer döneminde Medâin’e vali tayin edilmiş ve Nihâvend savaşında yüksek askeri dehasını ortaya koymuştur.

20

Ahmed b. Hanbel (v.241/855), el-Müsned, Beyrut 1411, V, 391; Nesâî, Ebû Abdirrahman Ahmed b. Ali b. Şuayb (v.303/915), Sünenü’n-Nesâî, Kitâbu Fezâili’s-Sahâbe, 193, (thk: Cemâleddin es-Suyûtî), Beyrut ts.; Hâkim, el-Müstedrek, III, 381.

21

(19)

Huzeyfe’nin Said, Safvân, Müdlec isminde üç erkek, Leyla isminde bir kız kardeşi vardır.22

Nevevî, onun Safvân isminde bir erkek; Ümmü Selime ve Fatma isminde iki kız kardeşi olduğunu söyler.23 Bu durumda Huzeyfe’nin üç erkek, üç de kız kardeşi olduğu söylenilebilir.

Babası ve kardeşi Huzeyfe ile birlikte Uhud savaşına katılan Safvân b. Yemân, Uhud’da babasıyla birlikte şehid olmuştur.24 Sahabe hanımlardan olan kız kardeşi Fatıma, Müslüman olmuş, Hz. Peygamber (a.s.)’e biat etmiş ve ondan hadis rivayet etmiştir.25

Huzeyfe’nin biri Müslüman biri Hıristiyan iki eşi vardır. Hıristiyan olan eşini Cezîre fethine katılınca Nusaybin’de nikâhlamıştır.26

Huzeyfe’nin dört erkek, bir kız evladı vardı. Erkek çocuklarının isimleri Ebû Ubeyde, Safvân, Simâk ve Saîd; kızının ismi ise Ümmü Selime’dir. Oğlu Ebû Ubeyde, başta babası Huzeyfe ve halası Fatma olmak üzere Adiy b. Hâtim, Ebû Musa el-Eşarî gibi bilgin sahabilerden hadis rivayet etmiştir. Ondan da Muhammed b. Sîrîn, Huseyn b. Abdurrahman ve Yusuf b. Meymun gibi âlimler rivayette bulunmuşlardır.27

Oğullarından Safvân ve Saîd babalarının vasiyetine uyarak Hz. Ali’ye biat etmişler Sıffin savaşına katılıp birlikte şehit olmuşlardır.28

Diğer oğulları, Simâk ve Medâin kadısı olan Sa’d da babasından rivayette bulunmuşlardır.29

Kızı Ümmü Selime’ye gelince, Musa b. Abdillah b. Yezid’in annesidir. Kızı da babasından hadis rivayetinde bulunmuştur.30

22

İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 300.

23

Nevevî, Tehzîbu’l-Esmâ ve’l-Luğât, I, 155.

24

İbn Abdilber, el-İstîâb, I, 277; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, II, 369; İbn Hacer, el-İsâbe, II, 185.

25

İbn Hibbân, Muhammed (v.354/965), Kitâbü’s-Sikât, Haydarâbâd 1973, III, 336; Mizzî, Yusuf b. Abdurrahman (v.742/1341), Tehzîbu’l-Kemâl fî Esmâi’r-Ricâl, Beyrut 1982, I, 277; İbn Hacer,

Tehzîbü’t-Tehzîb, Haydarâbâd 1325-27, XII, 445.

26

İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, I, 391.

27

Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl, XIV, 54-57; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, XII, 159.

28

İbn Abdilber, el-İstîâb, I, 334.

29

İbn Hibbân, es-Sikât, IV, 294.

30

(20)

3. Vefatı

Huzeyfe b. Yemân, 36/656 yılında Medâin valisi iken Hz. Osman’ın vefatının akabinde Hz. Ali’ye biat ettikten sonra, Cemel vakasından önce Medâin’de vefat etmiştir.31 Hz. Osman hicri 35 senesinde Zi’l-hicce ayının 18’inde Cuma günü vefat etmiştir. Cemel vakası ise hicri 36 yılında Cemâziye’l-evvel ayında gerçekleşmiştir.32 Bu durumda Huzeyfe, hicri 36 senesinde muharrem ayında Hz. Osman’ın şehit edilmesinden ve Hz. Ali’nin halifeliği üstlenmesinden sonra, Cemel vakasından önce vefat etmiştir.33 Hz. Osman’dan kırk gün sonra Medâin’de vefat eden Huzeyfe, yine aynı yerde defnedilmiştir.34 Bugün Huzeyfe b. Yemân’ın kabri Selman-ı Farisi mescidinde bulunmakta olup burası Selman-ı Farisi’nin mescidinin yanı diye isimlendirilir.35 Cenaze namazını kimin kıldırdığı ve mirasına dair herhangi bir bilgiye rastlayamadık. Huzeyfe tüm hayatında olduğu gibi son anlarında da ibret alınacak bir durumda idi. Onun, ölümü yaklaştığı anlarda söylediği ibret verici sözleri kaynaklarda mevcuttur.

Hasan-ı Basrî şöyle anlatır. Huzeyfe’ye ölüm gelince şöyle demişti: “Sevgili ölüm

meşakkatle geldi, pişmanlık duyan kurtulamaz, bundan sonra durumum ne olur bilemem. Beni, herşeyi önüne katıp götüren fitnelerden koruyan Allah’a hamdolsun.”36

Ölüm döşeğinde ağlıyorken kendisine “Neden ağlıyorsun?” denilince şöyle cevap verir: “Dünyaya üzüldüğümden dolayı ağlamıyorum. Aksine ölüm benim için daha

sevgilidir. Fakat ben Allah’ın rızası üzerine mi yoksa gazabı üzerine mi olduğumu bilmediğimden ağlıyorum. Bu dünyadaki son anlar. Ey Allah’ım, biliyorsun ki seni seviyorum. Beni sana kavuşmamda mübarek kıl!” dedi sonra öldü.37

O değerli şahsiyet yaşadığı gibi öldü. Yine onun son sözlerinden bir kısmı da şöyledir. Medâin’de bulunan Huzeyfe’nin hastalandığını duyan yakınları ve Ensar gece yarısı veya sabaha doğru yanına gelirler. Huzeyfe onlara vakti sorar gece yarısı veya

31

İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, VII, 317; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, I, 469; Zehebî, Siyeru

A’lâmi’n-Nübelâ, I, 366.

32

Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ ve’l-Luğât, I, 154-155.

33

İbrahim, Muhammed Ali, Huzeyfetü’bnü’l-Yemân Emînu Sırrı Rasûlillah, Dımeşk 1996, 327.

34

İbn Sa’d, Muhammed, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, VII, 317.

35

İbrahim, Muhammed Ali, Huzeyfetü’bnü’l-Yemân, 327.

36

Hâkim, el-Müstedrek, IV, 502.

37

(21)

sabah olmak üzere derler. Huzeyfe: “Sabahleyin ateşe götürülmekten Allah’a

sığınırım.” diye üç kere dua eder. Sonra,

“Bana kefen olacak bir şey getirdiniz mi?” diye sorar. “Evet” diye cevap alınca şöyle der:

“Kefenler için fazla masraf yapmayın. Eğer Allah nezdinde bir kıymetim varsa

bana sizin saracağınızdan daha kıymetlisi verilir. Şayet Allah katında bir kıymetim yoksa üzerimdeki de çabucak soyulup alınır.”38

Sıla b. Züfer şöyle anlatır: Huzeyfe beni ve Ebû Mes’ûd’u kendisine kefen almak üzere çarşıya gönderdi. Bizde gittik üç yüz dirheme Abs39 kumaşından bir kefen aldık ve döndük. Aldığınız kefeni gösterin, dedi. Bizde gösterdik. Bu bana kefen olmaz, dedi ve şöyle devam etti. Kefen için yumuşak iki beyaz bez yeterlidir. Bunlara gömlek falan da ilave edilmez. Kaldı ki ben mezarda kendi başıma bırakılmayacağım. Orada bana üzerimdekinden ya daha iyisi, ya da daha kötüsü verilir.40

İbn Abbas’ın azatlısı Ziyad, Huzeyfe’nin ölüm anıyla ilgili anlatır: Huzeyfe’yi ölüm anında ziyaret eden bir kişi onun şunları söylediğini nakletti:

“Bu gün belki dünyadaki son ahiretteki ilk günüm olacak. Allah’ım, sen biliyorsun

ki ben fakirliği zenginliğe, zilleti izzete, ölümü hayata tercih ederim. Ölüm zorlukla geldi, pişmanlık duyan kurtulamaz.” dedi ve sonrasında vefat etti.41

Huzeyfe’nin bu esnada söylediği sözlerden biri de şudur: “Kabirde hesap vardır,

kıyamet gününde hesap vardır. Kim kıyamet günü hesaba çekilirse o azaba uğramıştır.”42

Öleceği zaman çok üzüldüğü Hz. Osman’ın şehadeti ile ilgili olarak şöyle söylemiştir: Rebi’ b. Hıraş anlatır: Ruhunu teslim ettiği gece Huzeyfe, bu hangi gece diye sordu ve oturduktan sonra, “Allah’ım! Ben, Hz. Osman’ın öldürülmesinden uzağım,

38

Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, Kahire 1388, I, 48; Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, I, 282.

39

Abs: Yemen kumaşlarından çok kıymetli bir kumaş çeşididir. (Bkz. İbn Manzûr, Ebu’l-Fadl Cemâluddîn Muhammed b. Mükerrem (v.711/1311), Lisânü’l-Arab, I, 599, Beyrut 1968.)

40

Hâkim, el-Müstedrek, III, 380; Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, I, 283.

41

Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl, V, 509.

42

(22)

sana sığınırım. Ben o olaya ne şahit oldum, ne onu öldürdüm, ne de öldürmeye meylettim.”43

Yine Hz. Osman ile ilgili bir rivayetini Bilal b. Yahya anlatır: Hz. Osman katledilince haber Huzeyfe’ye ulaştı. Etrafındakiler: “Ey Ebû Abdullah! Bu hususta bize

ne dersin?” dediler. Huzeyfe oturdu ve yanındaki bir adamın göğsüne dayandıktan

sonra: Ben Allah Rasûlü’nün şöyle dediğini işittim: “Hz. Osman fıtrat üzeredir. Bu hal,

o ölünceye kadar ya da yaşlılık ona unutturuncaya kadar onu terk etmeyecektir.”44

Hz. Osman ve sonrası ile ilgili olarak bir başka sözünü de Katâde şu şekilde nakleder. Son anlarında kendisine Hz. Osman’ın ölüm haberi ulaşan Huzeyfe: “Biz

Allah’ın kullarıyız ve yine ona döneceğiz”45 ayetini okudu sonra da kalpler uçacağı yere uçtu. Allah’a yemin olsun ki insanlar ondan (Hz. Osman) daha hayırlısını bulamayacaklar. Sonraki sonrakinden daha şerli olacak, dedi.46

Huzeyfe öleceği zaman etrafındakilere Allah’tan korkmalarını ve halife Hz. Ali’ye biat etmelerini tavsiye etmiştir.47

Öldüğü zaman duyurulmamasını arzu etti ve öldüğüm zaman bana eziyet etmeyin. Zira ben na’y48 yapılmasından korkuyorum. Ben Allah Rasûlü (a.s.)’nün na’y’i yasakladığını işittim demiştir.49 Böylece Huzeyfe, na’y’in Hz. Peygamber (a.s.) tarafından yasaklandığını kendisi duymuş ve rivayet etmiştir.

B. HUZEYFE B. YEMÂN’IN ŞAHSİYETİ 1. Kişiliği

Huzeyfe b. Yemân, ahlaklı, zahit, uyanık, duygulu, parlak akıllı ve zeki bir kişiliğe sahipti. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerîm’e son derece düşkündü. Hz. Peygamber (a.s.)’in sünnetine şiddetle bağlı olduğu gibi insanları ona çağırır ve onları sünnete uymaya teşvik ederdi. Bütün bu özelliklerinin bir gereği olarak ibadete son derece

43

İbn Asâkir, Ebû’l-Kâsım Ali b. El-Hasen (v.571/1176), Târîhu Medîneti Dımeşk, IV, 102.

44

İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, III, 263; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, I, 298.

45

Bakara 2/156

46

İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekr Muhammed b. İbrahim (v.235/849), Kitâbu’l-Musannef fi’l-Ehâdîs ve’l-Âsâr, (thk: Muhtar Ahmed en-Nedvî), Bombay 1386-1403, IV, 1246.

47

Hâkim, el-Müstedrek, III, 380.

48

Na’y: vefat eden kişinin ölüm haberinin duyurulmasıdır. Hz. Peygamber (a.s.), “Na’y cahiliye

adetlerindendir.” buyurmuştur. (Bkz. Tirmizî, es-Sünen, Kitâbu’l-Cenâiz, 12)

49

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 385, 406; İbn Mâce, Ebû Abdillah b. Muhammed b. Yezid el-Kazvînî (v.275/888), Sünenü İbn Mâce, Kitabu’l-Cenâiz, Kahire 1953, 14; Tirmizî, Kitâbu’l-Cenâiz, 12.

(23)

düşkündü. Uyanık kalmak sureti ile geceleri ibadetle geçirirdi. Dünyaya önem vermeyip ahirete düşkün olmasından dolayı çokça ağladığı ifade edilmiştir.50

Huzeyfe b. Yemân, örnek alınacak ahlaka sahip bir kişi idi. Kur’an’ın ifadesiyle en yüce ahlak sahibi olan Hz. Peygamber (a.s.)’in tedrisinde yetişmiş olan Huzeyfe, aynı özelliklere sahip olmayı kendisine düstur edinmiştir. Zira Huzeyfe ahlakın, imanın meyvelerinden olduğunu, aynı zamanda iman, iyilik ve takva ile birlikte insanın kalbini mamur eden en önemli hasletlerden biri olduğunu biliyordu.

Üstün ahlak sahibi Huzeyfe’nin Hz. Peygamber (a.s.)’e olan edebi, saygısı ve sevgisi oldukça fazla idi. Huzeyfe diğer sahabiler gibi Hz. Peygamber (a.s.)’i gönülden sever, ona hürmette kusur etmez idi. Ona o kadar edepli davranırdı ki bu edebi sebebi ile cünüp olduğu bir günde o hali ile Allah Rasûlü’ne dokunmaktan hayâ etmiş ve yolunu değiştirmek zorunda kalmıştır. Hadise şu şekilde gerçekleşmiştir:

Bir gün Huzeyfe Allah Rasûlü ile karşılaşır ve içinde bulunduğu hal sebebi ile ona selam vermeden ondan uzaklaşır. Çünkü Huzeyfe, Allah Rasûlü’nün ashabdan birisi ile karşılaştığı zaman onunla musafaha edip ona dua ettiğini bilmektedir. Edebi ve Hz. Peygamber (a.s.)’e olan hürmeti sebebiyle içinde bulunduğu halden dolayı ondan kaçmıştır. Gün ilerleyip Allah Rasûlü ile karşılaşınca Hz. Peygamber (a.s.) ona: “Bugün

seni gördüm, benden uzaklaştın.” der. Huzeyfe: “Ey Allah’ın Rasülü cünüp idim, bu halde iken bana dokunmandan korktum.” der. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.) hem

onun gönlünü almak hem de bir Müslüman’ın konumunu ortaya koymak üzere

“Müslüman pis olmaz”51 buyurur.

Hz. Peygamber (a.s.)’i kendisine örnek ve rehber edinen Huzeyfe, onun sünnetine sarılma ve hayatını tatbik etme hususunda asla gevşeklik göstermemiştir. Onun sinirlendiği şeylere sinirlenmiş, onun razı olduğu şeylere de razı olmuştur. Nitekim valiliği esnasında içmesi için kendisine gümüş kapta su getirenlere çok sinirlenmiş, suyu içmediği gibi onlara Hz. Peygamber (a.s.)’in sözünü hatırlatarak onları uyarmıştır. Huzeyfe b. Yemân ibadetlere son derece düşkün idi. Her halinde Hz. Peygamber (a.s.) ile birlikte olmaya özen gösteren Huzeyfe, ibadet ahlakını da Hz. Peygamber

50

Abdüssettâr eş-Şeyh, A’lâmu’l-Huffâz, 456.

51

(24)

(a.s.)’den öğrenmiştir. Allah’ın rızasını kazanabilmek için bıkmadan, usanmadan ve şikâyet etmeden Allah Rasûlü her ne yapmış ise aynısını yapmaya gayret etmiştir.

Huzeyfe anlatmaktadır: Bir gün Hz. Peygamber (a.s.)’in arkasında gece namazına durdum. Hz. Peygamber (a.s.) Bakara sûresini okumaya başladı. Yüzüncü ayete gelince ruku’ eder, dedim. Oysa o Bakara sûresini tamamladığı gibi Bakara’nın ardından Nisâ ve Al-i İmran sûrelerini de okudu ondan sonra ruku’a gitti. Kıraat esnasında tesbihat gelince tesbih yapıyor, sual gelince soru soruyor, sığınma gelince Allah’a sığınıyordu. Daha sonra Huzeyfe, ruku’u kıyamına, kıyamı ruku’una, secdesi de kıyamına yakındı, diyerek Hz. Peygamber (a.s.)’in gece namazını bizlere anlatmaktadır.52

Huzeyfe b. Yemân her hali ile onurlu ve şahsiyetli duruşunu muhafaza etmiş, ağırbaşlılığından asla taviz vermemiştir. Gerek idareciliğinde gerek komutanlığında ve gerekse eğiticiliğinde insanlar ile olan muamelelerinde ve talebeleri ile olan ilişkilerinde asla ciddiyetten taviz vermemiştir.

Nâsır b. Âsım el-Leysî anlatmaktadır:

“Biz Leys oğullarından bir gurup Kûfe’ye gittik. Ben mescide girdim. Orada konuşan kişiyi çok dikkatli bir şekilde dinleyen bir gurup gördüm ve yanlarına oturdum. Yanımda bulunan kişiye konuşanın kim olduğunu sordum. O da bana, her halde Kûfeli değilsin, zira Kûfeli olsaydın konuşanın kim olduğunu sormazdın dedi. Öğrendim ki insanların çok dikkatli bir şekilde dinlediği kişi Huzeyfe b. Yemân imiş.”53

Huzeyfe, yaşadığı dönemde zühdü ve takvasıyla şöhret kazanmıştır. Çünkü o birlikte yaşadığı Hz. Peygamber (a.s.)’in dünyaya sinek kanadı kadar bile değer vermeyen hayat numunelerini bizzat görmüştür. Onun dünyaya ve dünyalıklara kıymet vermemesinin sebebi, Allah’ın Rasûlü ile olan birlikteliği ve onun gibi yaşama arzusu idi. O aynı zamanda râşit halifelerden, zühdü ile temayüz etmiş olan Hz. Ömer ile muasırdır. Huzeyfe, dünyanın bütün çekicilik ve cazibesine rağmen, kalplerinde en ufak bir değişiklik yapamadığı ender kimselerdendir.

Dünya malına kıymet vermeyen Huzeyfe’nin zâhidâne hayatına ve ahirete olan rağbetine örnek olması bakımından valiliği esnasındaki hayatı ve yaşadıkları oldukça dikkat çekicidir.

52

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 397.

53

(25)

Huzeyfe, yol azığını yanına alarak, palanı vurulmuş bir merkeple Medine’den ayrılmış, Medâin’e varınca kendisine bizden ne istersin diyen halka, aranızda bulunduğum sürece kendim için yiyecek ve hayvanım için de yem sağlamanızı istiyorum, demek suretiyle, dünyaya düşkün olmadığını vurgulamıştır.

Huzeyfe, Medâin’de bir müddet kaldıktan sonra Hz. Ömer (r.a.) kendisini geri çağırır. Huzeyfe’nin Medine’ye girmek üzere olduğunu haber alan Hz. Ömer (r.a.), yolun kenarında bir yere saklanır. Huzeyfe’nin yanından ayrıldığı gibi meteliksiz bir şekilde döndüğünü görünce gizlendiği yerden çıkarak ona sarılır ve: Sen benim kardeşimsin, ben de senin kardeşinim, demekten kendini alamaz.”54

Medâin valiliği sırasında sünnete muhalif bir olaya vermiş olduğu haklı tepki de onun zühd ve sünnete olan bağlılığı açısından kayda değer bir davranıştır. Bir gün Medâin’in ileri gelenlerinden içmek için su isteyen Huzeyfe, getirilen suyun gümüş bir kapta olduğunu görünce kızmıştır. Siniri geçince, “Altın ve gümüş kaplardan içmeyin,

ipek ve atlas kumaş kullanmayın zira onlar dünyada kâfirlerin, ahirette ise sizin olacaktır.”55 rivayetini naklederek kızgınlığının sebebinin, sünnete aykırı hareket olduğunu ifade ederken bir taraftan da bu husustaki titizliğini ortaya koymuştur.

Huzeyfe’nin ölüm döşeğindeki hali ve söylediği sözler zühd ve takvasını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Huzeyfe kefen ile ilgili olarak şu sözleri kullanmıştır: “Kefenler için fazla masraf yapmayın, eğer Allah katında bir kıymetim varsa bana sizin

saracağınızdan daha değerlisi verilir. Şayet Allah katında bir kıymetim yoksa üzerimdeki çabucak soyulup alınır.”56 Bu ifadelerinden anlaşılmaktadır ki hayatı boyunca zühd ve takvadan taviz vermeyen Huzeyfe son anlarında bile bu hasletine sadık kalmıştır.

Huzeyfe’nin şu ifadeleri onun bu halini en güzel şekilde ortaya koymaktadır: “Çok isterdim mallarımı idare eden birisi olsaydı da, ben evime kapanıp kapıyı

sürgüleseydim. Allah’a kavuşuncaya kadar ne ben dışarı çıkaydım ne de biri yanıma geleydi.”57

54

Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, I, 277; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, I, 390; Zehebî, Siyeru

A’lâmi’n-Nübelâ, II, 366.

55

Humeydî, Ebû Bekr Abdullah b. Ez-Zübeyr b. İsa (v.219/834), Müsned, (nşr: Habiburrahman el-A’zamî), I-II, Beyrut 1382, I, 440.

56

Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, I, 282.

57

(26)

“Evime döndüğümde evdekilerin bana, bugün sana ikram edecek bir şeyimiz

yoktur, evde bir şey kalmadı, dedikleri günden daha çok beni sevindiren bir günüm yoktur.”58

Huzeyfe, valiliği esnasında okumuş olduğu hutbelerinde insanlara sürekli dünyaya aldanmayıp ahiret için hazırlıklı olmalarını ve zühdü tavsiye etmiştir. Ebû Abdurrahman es-Sülemî anlatır:

Babamla birlikte Medâin’e Cuma namazına gittik. Medâin ile aramızda bir fersah ( yaklaşık 6 km) mesafe vardı. Medâin valisi Huzeyfe b. Yemân (r.a.) minbere çıktı, Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra,

“Kıyamet yaklaştı, ay ikiye ayrıldı”59 mealindeki ayeti okudu ve: “İyi dinleyin.

Gerçekten ay iki parça oldu. Haberiniz olsun dünya ayrılışını haber verdi. Bugün idman, yarın yarış günüdür.” dedi. Ben babama: “Yarışla neyi kastediyor?” diye

sordum.

Babam: “Cennete girmek için insanların yarışlarını kastediyor.” dedi.60 Yine bir hutbesinde Huzeyfe:

“Ey insanlar! Kölelerinizin kazanıp size getirdiklerini araştırınız. Helal yoldan

kazanmışlarsa yiyin, haramdan kazanmışlarsa bırakın. Çünkü ben, Hz. Peygamber (a.s.)’den şunu dinledim:

‘Hiçbir vücut yoktur ki haramdan üresin de cennete girsin.’”61 demek sureti ile halkına sürekli zâhidâne bir hayatı tavsiye etmiştir.

Huzeyfe’nin şerre karşı koyuşu ve ona meydan okuyuşu diline ve kelimelerine bir keskinlik ve güç kazandırmıştır. O, bu durumun kendisini takvadan uzaklaştırıp günaha sokacağından endişe etmiş ve Hz. Peygamber (a.s.)’e durumunu anlatmıştır. Bu durumu açıklıkla ve cesaretle şöyle ifade etmektedir:

Bir gün Hz. Peygamber (a.s.)’e geldim ve ey Allah’ın Rasûlü, aileme ve etrafımdakilere karşı dilim çok keskin. Bu durumun beni ateşe götürmesinden korkuyorum, dedim. Allah Rasûlü bana:

58

Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, I, 277.

59

Kamer 54/1.

60

Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, I, 281.

61

(27)

“İstiğfar ne güne duruyor ey Huzeyfe? Ben dahi günde yüz kere Allah’a tövbe ve istiğfar ediyorum.” buyurdu.62

Zühd ve takvasıyla meşhur olan Huzeyfe’nin, yakut kaşlı, üzerinde “Elhamdülillâh” yazılı ve karşılıklı iki turna resmedilmiş altın bir yüzüğü63 olduğundan bahsedilmişse de erkeklere altının haram kılındığını bildiren hadislere ters düştüğü, Huzeyfe’nin ise hadislere aykırı bir davranışta bulunmayacağı düşünüldüğünde bu iddianın gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkacaktır.

Nitekim Huzeyfe, ölürken bile kendisine pahalı kefen alınmamasını özellikle tembih etmiş, Allah’ın huzuruna gösterişli kefenle değil de, samimi bir iman ve ibadetle çıkmanın önemli olduğunu hatırlatmıştır.64

Huzeyfe, infakıyla da şöhret kazanmış bir sahabe idi. Dünyadaki tek gayesi Allah’ın rızasını elde etmek olan Huzeyfe, infak yapmayı ve ikramda bulunmayı çok severdi. O, infakı ve cömertliği Hz. Peygamber (a.s.)’den öğrenmiş ve ondan “Her iyi

davranış sadakadır.”65 sözünü rivayet etmiştir. Huzeyfe, kapısına kim gelse asla geri çevirmez, ikramda bulunur ve infakını yapardı. Bunun pek çok örneğini biz onun hayatında görebilmekteyiz.

Bir gün Hz. Ömer yanındakilere bir takım temennilerde bulunmalarını söyler. Her biri bulundukları temenniyi açıklarlar. Bunun üzerine Hz. Ömer: “Ben de temenni

ederim ki şu ev dolusunca Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Muaz b. Cebel ve Huzeyfe b. Yemân gibi adamlarım olsa da kendilerini Allah’a itaat yolunda çalıştırsam.” der ve önce

Huzeyfe’ye, sonra Muaz’a daha sonra da Ubeyde’ye bir miktar para gönderir. Kölesine, bak bakalım paraları ne yapacaklar? diye talimat verir. İsimleri zikredilen zâtlar kendilerine gönderilen paraları alınca hemen dağıtırlar. Hz. Ömer’in kölesi geri dönüp durumu bildirince Hz. Ömer, arkadaşlarına, ben size demiştim der.66 Bu olay bahse konu olan şahısların infak hususunda ne derece ileri olduklarını ortaya koymaktadır.

62

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 394, 396; Dârimî, Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahim (v.255/869), Sünenü Dârimî, İstanbul 1981, 302.

63

İbn Hibbân, Târîhu’s-Sahâbe, (thk: Befran ed-Dennâvî), Beyrut 1988, 73; Zehebî, Siyeru

A’lami’n-Nübelâ, II, 367.

64

Başaran, Selman, “Huzeyfe bin Yemân”, DİA, İstanbul 1998, XVIII, 434.

65

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 383, 405.

66

(28)

Huzeyfe’nin malı infak etme hususundaki farklılığını ortaya koyan en çarpıcı örneklerden birisi de Uhud savaşındaki tutumudur. Babası Uhud savaşında hata ile öldürülünce bunun karşılığında Hz. Peygamber (a.s.) bir diyet belirlemiştir. Huzeyfe, babası öldürülmesine rağmen hesap sormak yerine kendisine verilen diyeti fakirler için infak etmiştir. Bu davranışı Huzeyfe’nin Hz. Peygamber (a.s.) nezdindeki değerini kat kat artırmıştır.

Pek çok özelliği ile şöhret bulan Huzeyfe, aynı zamanda tevazusu ile de örnek alınacak bir şahsiyetti. Bu vasfını gerek idareciliği esnasında gerekse hayatının her döneminde görebilmekteyiz. Nihavend savaşında Numan b. Mukarrin’in şehadeti üzerine ordunun başına geçmiş ama sancağı Numan’ın kardeşi Naîm b. Mukarrin’e vermiş, böylece onun gönlünü almıştır.67 Vali olarak Medâin’e gidince kendisini karşılamaya gelen halkın kendisini tanıyamayacak şekilde sade oluşu da onun tevazusuna güzel bir örnektir. Huzeyfe bu tevazuyu, sadeliği ve takvayı herhangi bir makam mevki aşkı ile ya da gösteriş yapma arzusu ile değil de sırf Allah rızası için yapmıştır. Bu konuda ne kadar samimi ve ihlâslı olduğunu yaşantısından anlayabilmekteyiz. O, bu tavrını Hz. Peygamber (a.s.) döneminde ortaya koyduğu gibi halifeler zamanında da devam ettirmiştir.

Hz. Ömer (r.a.) ve Hz. Osman (r.a.)’ın şehadetleri üzerine söylediği şu sözler onun halifeler karşısında ne kadar samimi olduğunun bir delilidir.

Huzeyfe, Hz. Ömer’in şehadetinden sonra onunla ilgili olarak şöyle demiştir: “İslam ancak onun döneminde temsil edildi. Onun zamanında hep ilerleme

olurken ondan sonra hep gerileme oldu.”68

Hz. Osman’ın şehadeti üzerine ise şunları söylemiştir:

“Allah’ım! Onu öldürene ve ona eziyet edene lanet et. Rabbim! Biz onu

eleştirirdik oda bizi eleştirirdi. Ne olur eleştirilerimizi fitne sayma. Allah’ım! Onu şehit edenlerin canlarını kılıç darbeleri ile al.”69

Huzeyfe güvenilir bir iman, derin bir sabır ve sarsılmaz sadakat sahibi bir kişiliğe sahipti. Yine Uhud savaşındaki tutumu bunu en güzel şekilde ortaya koymaktadır.

67

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, Beyrut 1965, III, 9.

68

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, III, 51.

69

(29)

Müslüman olan babası gözleri önünde yanlışlıkla öldürülürken var gücü ile insanları uyarmış, fakat ilahi tecelli gereğince babası öldürülmüştür. Müslümanlar durumu anladıklarında çok üzülmüşlerdir. Huzeyfe ise onlara şefkat ve merhametle bakmış ve onların affedilmeleri için Allah’a dua etmiştir. Sonra bu durumu unutup oldukça kızışan muharebenin ortasına atılmış ve Allah yolunda üzerine düşen vazifeyi yerine getirmiştir.70

Huzeyfe’nin imanı ve sadakati, acizlik, zayıflık ve imkânsızlık diye bir şey tanımayacak kadar kuvvetli idi. Nitekim Hendek savaşında o korkunç karanlık gecede müşrik ordularının arasına gözcü olarak gidebilmek ancak böyle bir imanı ve sadakati gerektirmekte idi. Bunu da Huzeyfe layığı ile yerine getirmiştir.

Huzeyfe son derece basiretli ve uyanık bir şahsiyete sahipti. Hendek savaşında gözcü olarak gönderilip müşrik ordusu arasına sızdığı zaman, durumdan şüphelenen Ebû Süfyan’ın askerlerine, herkes yanındakinin ellerini tutsun ve isimlerini bilsin, emrini işitince derhal sağ ve solundakilerin ellerini tutmuş daha onlar kendisine ismini sormadan o, onlara isimlerini sorarak zekâsı ve uyanıklılığı sayesinde büyük bir tehlikeden kurtulmuştur.71 Böyle bir anda kıvrak düşünceyle hareket edip içinde bulunduğu tehlikeden kurtulabilmek ancak eşsiz bir fetanete ve üstün bir zekâya sahip olmakla mümkün olabilir.

Huzeyfe, sahip olduğu üstün zekâsını sadece kendi şahsı ile ilgili olaylarda değil de Müslümanları hatta bütün insanları ilgilendiren hadiselerde kullanmıştır. Böylece insanların mutlu ve huzurlu yaşayabileceği bir cemiyetin oluşması için çaba sarf etmiştir. Nitekim Kûfe’nin yerinin tesbiti ve kurulması onun fetanetinin ve zekâsının bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. O, bu özelliği sayesinde dünyayı, insanları ve zamanı gerçek anlamı ile kavrayabilmiş ve bir filozof gibi görüşler ortaya koymuştur.

Huzeyfe şöyle der: “Allah (c.c.), Hz. Muhammed (a.s.)’i bir peygamber olarak

gönderdi. O da insanları dalaletten hidayete, küfürden imana davet etti. İnsanlardan bazısı ona icabet edip sanki ölüyken hak ile yeniden dirildi. Bazıları da ona icabet etmeyip dalalet içinde kalarak daha önce diri iken sanki ölü haline geldiler. Sonra

70

İbn Hişâm, Ebû Muhammed Abdülmelik (v.218/833), es-Sîretü’n-Nebeviyye, Mısır 1936, II, 87-88; Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerir (v.310/922), Târîhu-l-Ümem ve’l-Mülûk, Beyrut ts. II, 530.

71

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 392-393; Hâkim, el-Müstedrek, III, 31; Beyhakî, Ebû Bekr Ahmed b. Hüseyin (v.458/1066), Delâilü’n-Nübüvve ve Ma’rifeti Ahvâli Sahibi’ş-Şerîa’, Beyrut 1985, III, 450-451.

(30)

nübüvvet gitti, yerine hilafet geldi. Daha sonra da yönetim, ısırıcı saltanata dönüştü. Bu devrede insanlardan bir kısmı şerri kalbiyle, diliyle ve eliyle inkâr eder. İşte onlar vazîfesini gerçekten ifâ etmiş kimselerdir. Onlardan bir kısmı da şerri eliyle değil, sadece kalbiyle ve diliyle inkâr eder. Bunlar ise vazîfesinin yarısını yapmış, yarısını bırakmış kimselerdir. Bir kısmı da vardır ki şerri sadece kalbiyle inkâr eder, elini ve dilini çeker. Bunlar da vazîfesinin üçte ikisini yapmamıştır. Ne kalbiyle, ne eliyle, ne de diliyle şerri inkâr etmeyenlere gelince, bu şekilde olanlar yaşayan ölülerdir.”72 Bu tesbitleri yapan Huzeyfe, insanların hangi sınıflara ayrılabileceklerini fetaneti ve ileri görüşlülüğü ile ortaya koymuştur.

Üstün basiret sahibi Huzeyfe, kalpleri, hidayet ve dalalet yönüyle de dörde ayırır ve şöyle der: “Dört çeşit kalp vardır. Birincisi, haktan perdelenmiş kalp. Bu, kâfirin

kalbidir. İkincisi, iki yönlü, dönek kalp. Bu, münafığın kalbidir. Üçüncüsü, içerisinde parlak bir ışık taşıyan temiz kalp. Bu, mü’minin kalbidir. Dördüncüsü ise hem iman, hem de nifak bulunan kalp. Bu kalpteki iman, temiz suyun beslediği bir ağaç gibidir, nifak ise, kan ve kusmuğun beslediği yara gibidir. Hangisi galip gelirse kalp onun şeklini alır.”73

Huzeyfe, cesaretiyle de sahabe arasında daima ön planda olmuştur. Hendek savaşında üç bin kişi arasından on bin kişilik müşrik ordusuna gözcü olarak gitmeyi göze alması, Nihâvend savaşında ordu komutanı şehit edilmesine rağmen sayıca kendilerinden oldukça fazla olan düşman ordusuyla çarpışmayı göze alması bu cesaretinin en büyük göstergesidir.

Aslında Huzeyfe’nin fikirlerine, felsefesine, marifetine ve yaşantısına bakıldığı zaman, onun savaş meydanlarında kahramanlık göstereceği pek düşünülemez. Ne var ki gösterdiği kahramanlıklarla hakkındaki bu olumsuz düşünceleri daima boşa çıkarmıştır.

Âbid, zâhid ve mütefekkir bir insanın kılıcını çekip, kâfir orduları üzerine yürüyebilmesi için akıllara durgunluk verecek bir dehaya, üstün bir cesarete sahip olması gerekir ki, işte Huzeyfe b. Yemân bu kişilikte ve bu vasıfta bir insandı.

72

Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, I, 274.

73

(31)

Diğer özelliklerinin yanı sıra Huzeyfe b. Yemân, etkili bir hatip idi. Valiliği esnasında verdiği hutbeler ve savaşlardaki etkili konuşmalarla büyük kitleleri etkisi altına almış ve yönlendirmiştir.

Huzeyfe b. Yemân’ın en güzel vasıflarından bir diğeri de Allah (c.c.)’ın Kur’an-ı Kerim’de “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk

bulunsun, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”74 ilahi emri gereğince iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırmasıdır. O, bu hususta son derece samimi ve oldukça da hırslı idi. Hz. Peygamber (a.s.)’den emir bi’l-ma’rûf ve nehiy ani’l-münkeri terk eden kişinin akıbetinin kötü olacağına dair rivayetler mevcut iken nasıl hırslı olmasın ki. Huzeyfe, bu hususta Hz. Peygamber (a.s.)’den şu rivayeti nakleder:

“Nefsim kudreti elinde olan Allah’a yemin olsun ki sizler iyiliği emredip

kötülükten sakındıracaksınız. Şayet bunu terk eder iseniz Allah size bir azap verir o azaptan kurtulmak için dua edersinizde Allah o duanızı kabul etmez.”75

Huzeyfe kendisi bunu yerine getirmekle birlikte Müslümanların bunu terk etmesi sebebi ile zelil olup düşmanların başlarına çullanmalarından korkardı. Bundan dolayı Hz. Peygamber’e bunun farziyetinden ve terk edenin akıbetinin neler olacağından sorardı. Kendisi de bu hususa hayatındakinden her şeyden daha fazla önem verirdi. Huzeyfe şöyle anlatır:

“Bir gün Hz. Peygamber (a.s.)’e iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak ne

zaman terk edilir?” diye sordum. Allah’ın Rasûlü:

“İsrail oğullarının başına gelen sizinde başınıza geldiği zaman.” buyurdu. Ben kendisine:

“İsrail oğullarının başına ne gelmişti.” dedim. Hz. Peygamber (a.s.):

“Günahkârlarınız hayırlı kimseler, fakirleriniz şerli kimseler kabul edilip, idare de aşağılıklarınızın elinde olduğu zaman fitne size isabet eder ve iyiliği emretmeyi kötülükten sakınmayı bırakırsınız.”76

74

Âli İmrân 3/104.

75

Tirmizî, es-Sünen, Kitâbü’l-Fiten, 2176; Ebû Dâvud, Süleyman b. Eşa’s es-Sicistânî (v.275/888),

Sünenü Ebî Dâvûd, Kitâbü’l-Melâhim, İstanbul 1981, 4338.

76

Heysemî, Nureddin Ali b. Ebî Bekr (v.807/1404), Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, Beyrut 1994, VII, 286.

(32)

Huzeyfe idaresi altındakilere de ısrarla iyiliği emretme, kötülükten sakındırma işini yapmaya teşvik ederdi.

Ebu’r-Rikât el-Cühenî anlatır: Bir gün efendim ile birlikte çıktık ve Huzeyfe’ye gittik. Yanına vardığımız zaman o, içinde bulunduğu topluluğa şöyle diyordu:

“Hz. Peygamber (a.s.) döneminde bir kişi bir söz söyler de o söylediği söz

sebebiyle münafıklardan kabul edilirdi. Bugün ben bir oturumda o sözü sizden defalarca işitiyorum. Ya iyiliği emreder hayra teşvik edersiniz ya da Allah size azap eder. Böylece şerlileriniz size hâkim olur, iyileriniz dua ederde dualarına icabet olunmaz.”77

Huzeyfe yöneticilere yalakalık yapıp laf taşıyan kimseleri sevmez ve onlara karşı hiç hoş davranmazdı. Hemmâm b. el-Hâris anlatır:

Biz Huzeyfe ile otururken yanımızdan idarecilere toplumda meydana gelen olayları anlattığı bilinen bir kişi yanımızdan geçti. Bu kişi laf taşıyıcı diye söylendi. Bunun üzerine Huzeyfe:

“Ben Hz. Peygamber (a.s.)’den ‘Laf taşıyan kişi cennete giremez’78 sözünü işittim.” dedi.

Huzeyfe, idarecileri inkâr edip onlara baş kaldırmayı da uygun görmezdi. Abs kabilesinden Hz. Osman (r.a.)’ı öldürmek için toplanan kimseler için şöyle söylemişti:

“Kim Allah’ın halifesini yeryüzünde rezil etmeye çalışırsa Allah onları ölmeden

önce dünyada zelil eder.”79

Zeyd b. Vehb şöyle anlatır: Bir gün bir topluluk Allah’ın halifesine karşı çıkmaya çalıştılar. Bir kişi mescidde oturan Huzeyfe b. Yemân’a gelip: “Ey Allah Rasûlü’nün

arkadaşı! Onlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmayacak mısın?” deyince,

Huzeyfe başını kaldırdı, o kimsenin ne demek istediğini anladı ve şöyle dedi: “İyiliği

emretmek ve kötülükten sakındırmak güzeldir ancak idarecilere silah çekmek sünnetten değildir.”80

77

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 386.

78

Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 382, 389.

79

İbrahim, Muhammed Ali, Huzeyfetü’bnü’l-Yemân, 136.

80

Referanslar

Benzer Belgeler

DÜZCE İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ “Mutluluk eğitimle, eğitim kaliteyle buluşuyor.”.. soruları yukarıdaki metne göre ce- vaplayınız.). Türk müziğinde önemli bir

toplanan Triticum monococcum (einkorn) buğdayının bin tane ağırlığı 26,3 g ile 30,5 g arasında değiştiği tespit edilmiş olup aynı çalışmada Doğu Avrupa,

Aynı zamanda membran üzerinde bulunan iyon kanal proteinleri yalnızca lizozom için değil genel hücre iyon homeostazı açısından son derece kritiktir.. Lizozomal enzim üretiminde

The research question “How do the leather, silicone and plastic smartphone cases and the glass back of the phone without any case differ in terms of total bacteria count,

Hukuki nitelendirme açısından, avukat yanında çalışan işçi avukatların yaptıkları işçi avukatlık sözleşmeleri “bire çok tipik edimli (ikiz - kombine)” karma

İşçi beslenmesi bağlamında vurgulamak gerekirse, işyeri hekiminin bu hizmetleri verebilmesi için; işçi beslenmesi, yiyeceklerin besin değerleri, temel beslenme,

ayında Taif’e yöneldi. Muhammed komutasındaki ordu, önce Taif halkıyla uzlaşmaya varmak ve barışçı yollarla Taif’in Đslam’a girmesi yönünde gayret sarfetti.

İslâm öncesinde yaygın olan putlarla ilgili olarak, İbn Kelbî’nin (ö. 204/819) kaleme aldığı, Kitâbu’l-Esnâm adlı eseri İslâm öncesi dini hayat hakkında önemli