96. Mevâridu İbn Hacer el-Askalânî fi ulûmi’l-Kur’ân min kitabihi fethi’l-bârî

1.1. İbn Hacer’in Yaşadığı Asrın Siyasî, Sosyal ve İlmî Durumuna Genel Bir Bakış Hicrî yedinci asrın en büyük hadisesi hiç şüphesiz Moğolların İslâm dünyasını işgal

1.1.2. Sosyal Durum

Devlet ricâli, sosyal hayatta var olan realiteyi iyi okumak durumundadır. Toplumun meşru taleplerine kulak verilmediğinde çalkantılar ve huzursuzluk zirve yapar. Bu durum sünnetullahtır. Siyasî yapının niteliği bu sonucu değiştirmez. Memlüklerde halk Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler gibi çok dinli bir yapıdan oluşmaktaydı.

106 Hüseyin, Fîrdevs Nûr Ali, a.g.e., s. 14.

107 İbn İyâs, Muammed b. Ahmed el-Hanefî, Bedâiu’z-zuhûr fî vekâi’d-duhûr (Târihu İbn İyâs), (thk.

Muhammed Mustafa), Dâru İhyâi’l-Kütübi’l-Arabiyye, Kahire, 1951, I, s. 226.

108 Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, Türk Tarih Kurumu yayınları, Ankara, 1970, s. 305.

109 Süyûtî, Celaluddin Abdurrahman b. Ebî Bekr, Husnu’l-muhâdera fî tarîh Mısır ve’l-Kahire, (thk.

Muuhammed Ebu’l-Fadl İbrahim), Dâru İhyau’l-Kutubi’l-Arabiyye, Mısır, 1387/1967, I, s. 125.

57 Memlûklerde ictimaî hayat çeşitlilik arz etmekteydi. Makrîzî (ö. 845/1441), Memlüklerde var olan tabakaları yedi kategoriye ayırmaktadır:

a- Devlet ricâli b- Zenginler

c- Orta sınıf (Bu sınıf durumu iyi olan tüccârlardı. Bunlara birr sahibi de denilirdi.)

d- Tarımla uğraşanlar (Bu kategoriye dâhil olanlar; kırsal ve köylerde yaşayıp tarımla iştigal edenlerdi.)

e- Yoksullar (dilenciler) f- Sanatkârlar

g- Fakirler. (Makrîzî bu sınıfa fukahâ ve ilim talebelerini de dâhil etmektedir.)110 Toplumsal piramidin zirvesinde ülke yönetiminde tek söz sahibi olan idareciler ile askeri sınıf bulunmaktaydı. Memlüklüler Devleti, askerî nitelikli bir devletti.111 İmtiyazlı zümre yönetici ve askerî sınıftı. Aslında bu aristokrat sınıf, Mısır ve Diyâr-ı Şâm’a memlûk olarak getirildikten sonra, Memlûk ordusunda asker olarak yetiştirilen sultan, umerâ ve onların memlûklerinden oluşmaktaydı. Sınıflar arası geçiş mümkün değildi.

Tebaadan birinin bu zümreye girmesi muhâldı.112

Memlûklerde siyasî, idarî ve iktisadî hâkimiyet askerî sınıfın elindeydi. Hıfz-u emân (güvenlik) ve belediye görevleri de onlar tarafından yürütülüyordu. Bu askeri sınıf, uzun süre Mısır ve Suriye’nin yerel halkı dediğimiz avâm ile karışmaksızın, halktan ayrı, imtiyazlı tabaka olarak kalmayı başardı. Bu nedenle çoğu, halkın konuştuğu dil olan Arapça’yı dahi öğrenmemiştir. Memlûk sultanları, Burciler dönemine kadar, askerlerin halkla karışmalarına ve özellikle askerlik ruhunu kaybetmelerine engel olmak için, yerli halkın kızlarıyla evlenmelerine dahi izin vermediler. Bunların evlilikleri Türk veya Çerkez kızları ile yapılmaktaydı.113

Devletin hâkimi olan Memlûk tabakasından sonra gelen ikinci sınıf, ulemânın oluşturduğu sınıftı. Bu sınıfın yelpazesi bir önceki sınıfa göre daha geniştir. Bu zümrenin

110 Makrîzî, İgâsetü’l-ümme bi-keşfi’l-gumme, (thk. ve Dirâse, Kerem Hilmi Ferhât), Ayn li-Dirâsât ve’l-Buhûsi’l-İnsâniyye, Mısır, 1427/2007, s. 72.

111 Kortantamer, Samira, Bahrî Memlükler’de üst yönetim mensupları ve aralarındaki ilişkiler, İzmir, 1993, s. 73.

112 Makrîzî, Kitâbü’l-mevâiz ve’l-i‘tibâr bi-zikri’l-hıtat ve’l-âsâr, nşr. Muhammed Zeynehum, Kahire, 1998, II, 350; Öztuna, Yılmaz, “Memlûk Sultanlığı Niçin Yıkıldı?” Hayat Tarih Mecmuası, İstanbul, 1994, I, sy. 6, s. 9; Heyet, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ yayınları, İstanbul, 1989, VII, s. 28.

113 Makrîzî, el-Hitat, II, 346-347; Heyet, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, VII, s. 29.

58 arasında ulema, udebâ ve kâtipleri sayabiliriz.114 Ulemâdan sonra üçüncü sınıfı, her dönemde güçleri inkâr edilmeyecek olan tüccarlardı. Diğer halk grupları ise (işçi, sanatkâr, satıcı, taşıyıcı ve çiftçi) avâm adıyla zikrediliyordu. Avâm tabakası diğer tabakalara nisbeten çok kötü şartlar altında hayatlarını idame etmekteydiler.115 Sultan Baybars (ö. 725/1325), yoksulların durumunu iyileştirmek için bazı tedbirler almıştı.

Alınan bu tedbirler arasında fakirleri emirler arasında paylaşmak da vardı. Buna göre kendisi 500, oğlu Saîd 500, nâibu’s-sultan olan Bîlîk 300 yoksul aileye bakmakla mükellef kılmış, geriye kalanlara diğer emirliklerin bakmalarını zorunlu tutmuştur.116 1.1.3. İlmî Durum

Tatarların Bağdad işgali, bu merkezden beyin göçüne yol açmıştı. İstila altındaki coğrafyadan Mısır ve Şâm’a âlimler hicret etmekteydi. Memlükler Devleti Müslüman bilginler için hicret yurdu olmuştu. Bu dönemde doğudan hicret edenler arasında Hatib el-Kazvînî (ö. 739/1338), Taftâzânî (ö. 792/1390), ve Tebrîzî (ö. 645/1247), gibi döneme damgasını vuran âlimleri sayabiliriz. İbn Haldûn (ö. 808/1406), Memlükler Devleti’nin üstlendiği önemli rolü şu şekilde ifade etmektedir: “İlim, medeniyetin bol olduğu ülkelerde gelişir. Bugün Mısır’dan daha iyi olan bir yer bilmem. Bu nedenle Mısır, kâinatın beşiği, İslâm’ın da yurdu, ilim ve sanatın membaıdır.”117

Memlükler, ehl-i sünnet merkezli bir siyâset izlemiştir. İlmi faaliyetin icra edildiği mescidler ve medreseler inşâ etmişlerdir. İbn Hacer’in özellikle Amr b. As camisinde üstlendiği görev, eğitim ve öğretime ciddi katkısı olmuştur. Ezher’in ta‘limdeki yeri izâhtan müstağnidir. Bu tür kurumlarda ders verenlere düzenli ücret bağlanmıştı.118

Kahire, kütüphaneleriyle ilim erbâbını celp etmekte nüshacıların çokluğu ise ilmi araştırmalarda önemli bir etken oluşturmaktaydı. Hicrî IX. asırda fikri hareketliliğin az olduğu iddia edilmektedir. Öyle ki bu dönemde yapılan çalışmaların, şerh yazıcılığı ve sadeleştirmeden öteye geçmediği savı ileri sürülmektedir. Yaptığımız çalışmaların sonucunda özellikle İbn Hacer ve bazı çağdaşları açısından durumun zannedildiğinin

114 Makrîzî, a.g.e., II, 369-370.

115 Heyet, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, VII, 30; bkz, Özafşar, Fatma Kavşut, Kadınların hadîs ilmindeki yeri, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üni. SBE, Ankara, 2004. s. 80.

116 İbn Dokmak, Sârimüddin İbrahim b. Muhammed b. Aydemir, el-Cevherü’s-semîn fî siyeri’l-hulefâ ve’l-müluk ve’s-selâtin, (nşr. Saîd Abdülfettah Aşûr, Mekke), Suudi Arabistan, 1962, s. 275.

117 İbn Haldûn, Abdurrahman b. Muhammed b. Muhammed, Mukaddimetu İbn Haldûn, (thk. Ebû Abdillah es-Said el-Mendû), Muessesetü’l-Kütübi’s-Sikâfe, Beyrut,1414/1994, II, s. 116.

118 Makrîzî, es-Sülûk li-ma‘rife düveli’l-mülûk, II, s. 427.

59 aksine yaratıcılık ve özgünlük acısından velûd bir dönem olduğunu göstermektedir.119 Asıl konumuz bu olmadığı halde resmin tümünü görmek için dönemin ilmî çalışmalarına birkaç başlık altında yer vermek istiyoruz.

1. Geçmiş Dönemlere Ait Fikrî Eserleri Koruma:

O dönemde yazılmış kaynaklarda melasef günümüzde bile gün yüzüne çıkartılmamış eserlere atıfta bulunulması ilmî seviyeyi göstermesi bakımında manidardır.

Avrupalıların üç asır sonraki dönemi, Rönesans Devri olarak isimlendirmeleri dikkate alındığında, söylediklerimiz daha iyi anlaşılacaktır.

2. İçtihad Çalışmaları:

Hayatta karşılaşılan sorunların üstesinden gelebilmek için naslarda istinbatta bulunma çabaları bu dönemde hayatiyetini devam ettirmiştir. Sosyal sorunlara çözüm üretme çabası bu dönemde belirgindir.

3. Kadim Döneme Ait Eserler ile İlgili Tashîh Çalışmaları:

Eserlerle ile ilgili tahkik ve tashîh çalışmaları bu dönemin özellikleri arasında görülmektedir. Eser tenkiti ve tahlili İbn Hacer’in en-Nüket adlı eserinde bariz bir şekilde görülmektedir.

4. Kaynak Kitapların Oluşturulması:

Günümüzde yapılan çalışmalar da bu döneme ait eserlere atıfta bulunulması ilmî faaliyetin ulaştığı noktayı göstermesi bakımından kayda değerdir.120 Bu asrın ilmî verimliliği için somut örneklere yer vermek son sözü söylemek adına önem arzetmektedir: Bu dönem Makrizî (ö. 636/1239), İbn Haldûn (ö. 808/1406), İbnü’l-Mülakkın (ö. 804/1401), Irâkî (ö. 806/1409), eş-Şumnî (ö. 805/1404), Heysemî (ö.

807/1405) İbn Hacer (ö. 852/1448), Bedrüddin el-Aynî (ö. 855/11451), İbn Tağrîberdî (ö.

884/1470), ve gibi âlimleri ortaya çıkartmıştır. Hasan Habeşî, haklı ve yerinde tespiti ile dönemin üretkenliğini biyografik açıdan şöyle ifade etmektedir: “Bir şahsın hayatını konu edinen ve detaylı malumat içeren, hayatta olanlarla ilgili biyografik çalışmalar hicrî dokuzuncu asra özgüdür.”121 Corcî Zeydân, Memlükler Dönemi’nde siyâset ve savaş ile ilgili konuların çok güzel öğretildiğini ve tarih tenkitinin bu devirde vucüd bulduğunu yazmaktadır.122 Özetle bu dönemde ilmi hayatın canlılığını yitirdiğini söylemek gerçeği görmemezlikten gelmektir. Bu durumun tespiti için şu cümle kanaatimce yeterli

119 Abdulmun‘im, İbn Hacer el-Askalani Musannefâtuhu, I, s. 5.

120 Abdülmun‘im, a.g.e., I, s. 37.

121 Cevherî, (İbnu’s-Sayrefî) Ali b. Davud b. İbrahim, Nüzhetü’n-nüfûs ve’l-abdân fî terâvihi’z-zamân, (thk.

Hasan Habeşî), Dârü’l-Kutüb, Birleşik Arap Emirlikleri, 1970, (Mukaddime), I, s. 5.

122 Zeydân, Corcî, Târihu âdâbi’l-lugati’l-arabiyye, (tlk. Şevki Dayf), Dârü’l-Hilâl, Kahire, ts., III, s. 113.

60 olacaktır.“ .نظي دق امك يبدأ دوكر دهع نكي مل رصعلا اذه نأ يرأ كلذ =kanaatimce bu asırda لو sanıldığı gibi edebî ve ilmî bir durgunluk yaşanmamıştır.123

In document İbn Hacer el-Askalânî'nin (ö. 852/1448) hadis usûlündeki özgünlüğü (Page 70-74)