İbn Hacer’in Hadis Usûlüne Eklediği Konular

In document İbn Hacer el-Askalânî'nin (ö. 852/1448) hadis usûlündeki özgünlüğü (Page 158-163)

26. Hidâyetü’r-rüvât ilâ tahrîc ehâdisi’l-mesâbih ve’l-mişkât

1.6. İbn Hacer’in Hadis Usûlüne Eklediği Konular

144 rol oynamıştır. Zira herhangi bir ilim dalında söz sahibi olmak isteyen kişi bağlantılı ilimlerde de mahâret sahibi olmak durumundadır.

İşte İbn Hacer, bu nitelikte bir bilgindir. Öğrencisi el-Bikâî’nin bu konuda hocasını şöyle tasvir etmktedir: “İbn Hacer’in, tefsir deryasında kulaç attığında Tercümânü’l-Kur’ân ve o deryadan inciler toplayan biri olduğunu göreceksin. Hadis gemisine bindiğinde zamanın Ahmed’i (ö. 241/856)547 ve Ebû Hâtım’ın (ö. 277/891)548 bile ele almadığı hadis ilminde problemli konuları irdeleyenidir. Usûl ve fıkha dair konuştuğunda Şâfiî’yi (ö. 204/820)549 hatırlatır. İmamu’l-Haremeyn el-Cüveynî (ö. 478/1086)550 ve Râfiî’nin (ö. 623/1236)551 çözmeye cesaret bile edemediği mevzuları ele alıp izhâr edendir. Arap dilinde o bir Sîbeveyh (ö. 180/796)552 ve Müberrid’dir. (ö. 285/898)553 Arap edebiyatının zenginliğine rağmen müessir gücün sahibi ve arûz veznininde Halil b.

Ahmed’idir. (ö. 175/792) Her hangi bir ilim dalının uzmanları, onun eleştirmenlerin üstadı olduğuna tereddütsüz işâret ederler.”554

İşte tüm bu faktörler, İbn Hacer gibi bir dehayı ortaya çıkarttığı gibi hadis usûl tarihinde özgün bir ilim adamının da doğuşunu hazırlamıştır.

145 işleyeceğimiz konuların, Askalânî tarafından usûle eklenmiş konular olduğunu belirtmek gerekir.

Râvînin Künyesi Babasının İsmine Uyması

Künye; terkib-i izâfî olup ismin başına بأ veya مأ kelimelerinden birinin getirilmesidir. Râzî, cins isimlerinin başına ‘ibn veya bint’ sözcüklerinin getirilmesi durumunda künyenin yine elde edilmesinin mümkün olacağını belirtmektedir.555 Bazı dil bilimcilerine göre ise ebeveynin ilk koyduklarını isim, eb ya da ümm ile başlayan ikincisi künye, üçüncüsünü ise lakab olarak görmek gerekir.556

İbn Hacer’in hadis usûlüne eklediği konuların başında râvînin, babasının adı ile künyelenmesi yer almaktadır. Askalânî’den sonra hadis ilimlerine dair eser yazan tüm muhaddisler, bu konuyu örneklendirirken İbn Hacer’in verdiği örneği seçmeleri, onun hem konumunu hem de yetkinliğini ortaya çıkartmaktadır. İbn Hacer, bu duruma örnek olarak İbrahim b. İshâk el-Medenî’yi göstermektedir. Bu zâtın künyesi ‘Ebû İshâk’ olup etbâ-ı tâbiîndandır.

Bu konunun bilinmesinin önemi hakkında şunları yazmaktadır: ِط ل غلا ُيْف ن هِت فِرعم ُةدئافو بخ أ : لاقف ِهيب أ ىلِإ ُه ب س ن نَّمع

. قاحسِإ وب أ انأ :باوصلا نأو ،فيحصتلا ىلِإ بِسُن ف ؛ قاحسِإ ُنبا انر = bu bâbın bilinmesiyle rivayeti ravînin babasına nispet ederek ‘Bize İshâk’ın oğlu haber verdi’

diyen kimse hatalı görülüp doğrusunun “Bize Ebû İshâk haber verdi” olduğu iddia edilemez.557 Aliyyü’l-Kârî, burada tashîf değil, tahrifin söz konusu olduğunu belirtmektedir.558 Süyûtî, bu nev’i zikredenin İbn Hacer olduğunu tasrîh etmektedir.559 Ebû Şehbe’de benzer bir değerlendirmede bulunmakta ve sadece râvî künyesinin babasının ismine uygunluğunu değil aksi durumunu da eklemektedir. امهركذ دق ناعونلا ناذهو

"اهحرشو ةبخنلا" يف رجح نبا ظفاحلا ماملإا =bu iki nev’i İbn Hacer Nuhbe ve şerhinde zikretmiştir.560 Bu ifadeden öyle anlaşılıyor ki, İbn Hacer bu konuyu usule ilk dâhil etmiştir. Son olarak bu konunun önemini çağımızda usûl ile alakalı yazılan bütün eserlerde yer almış olmasından anlayabiliriz.561

555 Vakkâd, Halid b. Abdullah b. Ebû Bekr b. Muhammed el-Cercâvî, Şerhu’t-tasrîh ala’t-tavdîh, nşr.

Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1421/2000, I, s. 132.

556 Sabân, Ebu’l-İrfân Muhammed b. Ali, Hâşiyetu’s-sabân alâ şerhi’l-eşmûnî li-elfiyyet’bni Mâlik, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1417/1997, I, s. 11.

557 İbn Hacer, Nüzhetü’n-nazar, s. 140.

558 Kârî, Ali, Şerhu şerh, s. 749.

559 Süyûtî, Tedrîbu’r-râvî fî şerhi takrîbi’n-Nevevî, (thk. Ebû Kuteybe Muhammed el-Fâryâbî), Dâru Tîbe, II, s. 920.

560 Ebû Şehbe, el-Vasît, s. 700.

561 Halîfe, Muhammed Reşâd, Medresetü’l-hadîs fî Mısır, nşr. el-Heyetü’l-Âmme li-Şuûni’l-Matbâati‘l-Emiriyye bi’l-Kahire, Mısır, 1402/1982, s. 420.

146 Râvî Künyesinin Eşinin Künyesine Uyması

İbn Hacer’in hadis usûlüne dâhil ettiği bir diğer husus, râvînin künyesi ile eşinin taşıdığı künyenin aynı olmasıdır. Bu durum, hem sahabilerde hem de sair kuşaklarda görülmektedir. İbn Hacer’in buna bir gerekçe beyan etmemesi bir önceki başlıkta zikrettiği sebebi, burada da geçerli görmüş olmasından kaynaklandığını düşünmekteyiz.

Zira her iki hususun bilinmesindeki faydayı mülahaza ettiğimizde aynı illete mebni olduğu kararına ulaşabiliriz. İbn Hacer’in bu kurala verdiği örnek; Ebû Eyyûb el-Ensârî ile Ummü Eyyûb’dur. Her iki Râvînin sahabiliği meşhûrdur.562 Sehâvî bu ve bir önceki konunun ne İbnu’s-Salâh ne de kendisinden sonra gelen muhaddisler tarafından zikredildiğini açıklar. Sehavînin bu değerlendirmesine, önemine binaen ve aynı zamanda İbn Hacer’in özgünlük yönüne yönelik imâ içermesi açısından yer vereceğiz. O şöyle demektedir: قاحسإ نب ميهاربإ قاحسإ يبأك ; هيبأ مسا هتينك تقفاو نم ،هعابتأو حلاصلا نبا امهلمهأ :ناعون

نيعباتلا عابتأ دحأ يندملا هنأ هنظل .قاحسإ نبا انأ :لاقف ،هيبأ ىلإ هبسن نمع طلغلا يفن هتفرعم ةدئافو :انخيش لاق

باحص ،بويأ مأو ،يراصنلأا بويأ يبأك هتجوز ةينك هتينك وأ ،قاحسإ وبأ انأ :باوصلا نأو ،فيحصت

ناروهشم ناي .

= İbnu’s-Salâh ve kendisinden sonra gelenler, şu iki nev’i ihmâl etmişler. Bu nev’ilerden biri; râvî künyesinin babasının ismi ile aynı olması; Ebû İshâk İbrahim b.

İshâk el-Medenî örneğinde olduğu gibi. Hocamız, bunu öğrenmenin faydasını babasına nisbet edilme vehminin önüne geçmek olarak açıklamıştır. Râvî “bize İbn İshâk haber verdi” dediğinde bunun tashîf sonucu oluşan bir husus olduğunu zanneder. Ona göre işin aslı “Ebû İshâk haber verdi şeklindedir.” İkincisi, râvî künyesinin eşinin künyesine uymasıdır. Bunun örneği; iki meşhûr sahabî olan Ebû Eyyûb ve Ümmü Eyyûb’dur.563 Süyûtî, bu nev’i, hadis ilimlerinin birinci nev’i olarak zikreder. Bunun örneklerini zikrederken şu sahabe isimlerini de eklemektedir: Ebû Useyd ve Ümmü Useyd, Ebû Eyyûb ve Ümmü Eyyûb, Ebû Bekr ve Ümmü Bekr, Ebu’d-Dahdâh ve Ümmü Dahdâh, Ebû Derdâ ve Ümmü Derda, Ebû Zerr ve Ümmü Zerr, Ebû Râfı‘ ve Ümmü Râfı‘, Ebû Seleme ve Ümmü Seleme, Ebû Seyf ve Ümmü Seyf, Ebu Tâlîk ve Ümmü Talîk, Ebu’l-Fadl ve Ümmü’l-Ebu’l-Fadl, Ebû Ma‘kıl ve Ümmü Ma‘kıl, Ebû Ma‘bed ve Ümmü Ma‘bed, Ebû Ra‘le ve Ümmü Ra‘le.564

Râvînin Hocası ile Babasının Aynı İsmi Taşıması

Râvînin rivâyet ettiği hocasının ismi ile babasının taşıdığı ismin aynı olması halinde karışıklığa yol açacağından bunların iyi derecede bilinmesinde yarar vardır. Bu tür

562 İbn Hacer, a.g.e., s. 140.

563 Sehâvî, Fethu’l-muğîs, IV, s. 229.

564 Süyûtî, Tedribu’r-râvî, II, s. 922-923.

147 rivâyetlerin Sahîh’te yer alması, konunun ehemmiyeti açısından kayda değerdir. Zira hem Âmir b. Sa‘d> Sa‘d rivâyeti565 hem de Âmir b. Sa‘d’ın hocası Sa‘d b. Ebî Vakkâs’tan olan rivâyetleri Sahîh’te yer almaktadır.566 İbn Hacer’in, bu kural için seçtiği örnek; Rabî‘

b. Enes’in Enes’ten yapmış olduğu rivâyetlerde geçen isnâdlardır. Zira bu zincirde yer alan Enes, Rabî‘in babası olan Enes olup sahâbî hocası olan Enes b. Mâlik değildir.

Rabî‘in babası Bekr kabilesine mensuptur. Buradan hareketle Rabî‘in Enes b. Mâlik’in soyundan olmadığı sonucuna varılabilir.567 Ali el-Kârî’ye göre isim benzerliğinden dolayı Mâlikî mezhebinin kurucusu olan Mâlik b. Enes ile Sahâbî olan Hz. Enes b. Mâlik karıştırılması da ‘ilmu’r-ricâl’in az bilinmesinden kaynaklanır.568 Süyûtî, bu kategoride yer alan râvileri 82. nev’inde yer vermekte ve bunu zikredenin İbn Hacer olduğunu yazmaktadır.569

Ebu Şehbe, el-Vasît adlı kitabında bu kuralı usule dâhil eden kişinin İbn Hacer olduğunu açık bir şekilde şöyle ifade etmektedir: هداز اذهو ،هيبأ مسا هخيش مسا قفاو نم ةفرعم ظفاحلا = ‘Râvînin Hocası ile Babasının Aynı İsmi Taşıması’ konusunu usule ekleyen İbn Hacer’dir.570 Nuhbe üzerine muhtasar bir şerh yazan el-Münyâvî de İbnu’s-Salâh’ın bu konuya hiç değinmediğini ama bu nev’in ‘latîf’ bir nev’i olduğunu belirtir.571

Râvînin İsmi ile Babası ve Dedesinin İsminin Aynı Olması

İbn Hacer’in bilinmesini istediği bir diğer husus, râvînin taşıdığı ismin, babası ve dedesinin ismi ile aynı olmasıdır. Süyûtî, hadis usûlünün 83. nev’i olarak zikrettiği bu konunun İbn Hacer’in Nuhbe adlı kitabında yer verdiğini açıklamaktadır.572 Askalânî, bu nev’i için verdiği örnek; Hasan b. Hasan b. Hasan b. Ali’dir. Ona göre, benzerlik dededen sonra gerçekleşirse müselsel rivâyetin fer‘i olarak kabul edilir.573 Ulûmu’l-Hadis’in bu türüne; sahabe olan Haccâc b. Haccâc el-Eslemî, Adî b. Adî el-Kendî, Hind b. Hind b.

Ebû Hâle, Hacer b. Hacer Kelâî‘, Hâşim b. Hâşim b. Utbe, Abbâd b. Abbâd el-Mahlebî, Salih b. Salih b. el-Hemdânî, Saîd b. Saîd b. Âs gibi isimler örnek verilebilir.

565 Buhârî, Zekât, 60, Hadis No: 1478.

566 Buhârî, Buyu‘, 62, No: 2144.

567 İbn Hacer, Nüzhetü’n-nazar, s. 140.

568 Kârî, Ali, Şerhu şerh, s. 702.

569 Süyûtî, a.g.e., II, s. 923.

570 Ebû Şehbe, el-Vasît, s. 797.

571 Münyâvî, eş-Şerhu’l-muhtasar, s. 107.

572 Süyûtî, a.g.e., II, s. 922-923.

573 İbn Hacer, Nüzhetü’nazar, s. 141.

148 Vasît’in müellifi şöyle der: رجح نبا ظفاحلا هداز امم عونلا اذهو =bu nev‘i de İbn Hacer usule eklemiştir.574

Râvînin İsminin Hocasıyla ve Hocasının Hocası ile Aynı Olması

Râvînin taşıdığı ismin, hocasının ismi ve hocasının şeyhinin ismine uygunluğu, öğrenilmesi gereken önemli bir mevzudur. Bu tür râvileri tefrik etmek için bazen lakaplarını bazen mesleklerini bazen memleketlerini bilmek icâb edebilir. İbn Hacer, bu türe İmrân> İmrân> İmrân örneğini vermektedir. Birinci İmrân kısa oluşuyla, ikincisi attârlığıyla üçüncüsü ise sahâbe olma ünvanıyla bilinmektedir. Verdiği bir başka örnek ise Süleyman> Süleyman> Süleyman’dır. Birinci Süleyman Tâberânî olup Ahmed b.

Eyyûb’tür. İkincisi Ahmed’in oğlu el-Vâsitî’dir. Üçüncüsü ise Dımeşk’li Abdurrahman’ın oğlu olup daha çok Şerhâbil’in kızının oğlu olarak meşhûr olmuştur.575

Emîr San‘ânî bu nev’i, usûlü’l-hadisin konularına derç edenin İbn Hacer olduğunu ifade ettikten sonra faydasını şöyle izâh etmektedir. وأ اراركتهيف نأ نظي نمع سبللا عفر هتدئافو ابلاقنا =bu nev’i bilmenin yararı; tekrar veya kalb olduğu varsayımını önlemektir. Usûlün bu türünü öğrenmenin sağladığı fayda verdiği örnekte daha belirgindir. Buhârî > Müslim>

Müslim. Birinci Müslim Buhârî’nin şeyhi Müslim b. İbrahim el-Ferâdîsî el-Basrî’dir.

Buhârî’den rivâyette bulunan ikinci Müslim ise Sahîh’in müellifi Müslim b. el-Haccâc el-Kuşeyrî’dir.576

İbnü’l-Hanbelî, İbn Hacer’in hem özgünlüğünü hem de gerekçesini şu şekilde beyân eder: ابلاقنا ِهيِف ن أ ّنظي نَّم ع سْبّللا عفر هت دِئا ف و حلاّصلا نْبا ُه ل ضَّر ع تي مل فيطل عون وُه و= İbnu’s-Salâh’ın temas etmediği latîf olan usûlün bu mevzusunun faydası; senedinde var olduğu sanılan şüphenin kaldırılmasıdır.577 Ebû Şehbe de bu türü ziyade edenin İbn Hacer olduğunu söylemektedir.578

Hocanın İsmi ile Kendisinden Rivâyette Bulunan Râvînin Aynı İsmi Taşıması Râvînin kendisinden rivâyette bulunduğu hocanın ismini taşımasının öğrenilmesi önemli bir mevzudur. Bu nev’in hadis metinleri içerisinde örnekleri ziyadesi ile mevcuttur. Yahya b. Ebî Kesîr’in Hişâm’dan yapmış olduğu rivâyetler gibi. Ondan

574 Ebû Şehbe, el-Vasît, s. 798.

575 İbn Hacer, a.g.e., s. 141.

576 San‘ânî, İsbâlü’l-matar, s. 382.

577 İbnü’l-Hanbelî, Kıfvu’l-eser, s. 118.

578 Ebû Şehbe, a.g.e., s. 798.

149 rivâyette bulunan ise başka bir Hişâm’dır. Onun hocası Hişâm b. ‘Urve olup çağdaşıdır.

Râvîsi ise Hişâm b. Ebû Abdillah ed-Destevânî’dir.579 Bir diğer misâl ise el-Hukum b.

‘Uteybe’nin İbn Ebî Leylâ’dan yapmış olduğu rivâyetlerdir. Zira Hukum b. ‘Uteybe’den ayrıca İbn Ebî Leylâ da rivâyette bulunmuştur. İlki Abdurrahman, sonuncusu ise Muhammmed b. Abdurrahman’dır.

Süyûtî bu nev’i, ulûmu’l-hadisin 85. nev’i olarak zikretmekte ve İbn Hacer’in buna Nuhbe’de yer verdiğini beyan ettikten sonra İbn Hacer’in usûlünün bu nev’inin ‘latîf’

olduğunu fakat İbnu’s-Salâh’ın bunu ele almadığını belirttiğini yazmaktadır.580 Ebû Şehbe ise daha net ifadelerle onun özgünlüğü hakkında şöyle demektedir: وقباسلا هركذي ملن

= İbn Hacer’den önce hiç kimse bunu zikretmiş değildir.581

İbn Hacer’in hadis usûlüne eklediği konular, bunlarla sınırlı değildir. Tezimizin omurgasını oluşturan ikinci bölümde muhtelif mevzularla ilgili onun özgünlüğünü ortaya koymuştuk. Birinci bölümde de yer yer özgünlüğüne temas etmiş olmamız hasebiyle bu başlıkta da ulûmu’l-hadis ile ilgili sadece râvilerin tanınmasıyla alakalı başlıkları seçtik.

Buradan varmak istediğimiz sonuç, İbn Hacer’in başka muhaddislerin düşünmediğini düşünüp usûla yeni kurallar eklemesidir. Elbette bu önemli bir olgudur. İbn Hacer’in özgünlüğünü ele almamızın ne kadar isabetli bir karar olduğunu sadece bu başlıklara bakılırsa anlaşılacaktır.

In document İbn Hacer el-Askalânî'nin (ö. 852/1448) hadis usûlündeki özgünlüğü (Page 158-163)