Mütekaddimûn ve Müteahhirûn Döneminin Karşılaştırılması

In document İbn Hacer el-Askalânî'nin (ö. 852/1448) hadis usûlündeki özgünlüğü (Page 189-193)

26. Hidâyetü’r-rüvât ilâ tahrîc ehâdisi’l-mesâbih ve’l-mişkât

2.1. İbn Hacer Öncesi Hadis

2.2.1. Mütekaddimûn ve Müteahhirûn Döneminin Karşılaştırılması

İki dönem arasında mukayese yapmadan önce her iki dönemin de üstün yönlerinin olduğunu belirtmekte fayda vardır. İbn Hacer’e göre; Mütekaddimûn imamları, araştırmada dakik davranmaları, güçlü hâfızaları ve olayları sahîh bir bakış açısıyla

725 İbnu’s-Salâh, , Ma’rife ulûmi’l-hadîs, s.17.

726 Şâkir, Ahmed Muhammed, el-Bâ‘isü’l-hasîs şerhu ihtisâr ulûmi’l-hadîs, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, ts. s. 29.

727 Nevevî, Yahyâ b. Şeref, et-Takrîb ve’t-teysîr li-ma‘rife süneni’l-beşîri’n-nezîr fî usûli’l-hadîs, (thk.

Osman Haşt), Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut, 1405, s. 28.

176 değerlendirmeleri ayrıca bu tür mevzularda öncü olmaları onlara uymamızı zorunlu kılmaktadır.728 Ayrıca İbn Hacer, sadece bu dönemi üstün görmekle yetinmemekte hayranlığını da İsrail b. Yunus’un (ö. 160/777) biyografisini yazarken şu cümlelerle dile getirmektedir: “Önceki râvilerin durumu ile ilgili tecrübe ve birikimi olmayan sonraki dönemin âlimlerinden birinin kalkıp İsrail b. Yunus’a zayıflık nispet etmesi doğru değildir.”729

Süyûtî, İbn Hacer’in Mütekaddimûn devrini üstün tutan yaklaşımını bir aşama ileri taşıyarak “İsnâdların muteahhirrûn döneminde artması nedeniyle ilel bilgisine vâkıf olmamız zorlaşmaktadır. Bu bilgilere ancak alanda yazılmış eserlere müracaat ederek ulaşabiliriz. Bu nedenle bir bilgin hadis cüzlerinde isnâdı muttasıl ve râvileri sika olan bir hadis gördüğünde zahirine bakarak sıhhatine hüküm veremez. Zira bu tür rivâyetler farkında olmadığımız hafî bir illet içerebilirler. Günümüzde illetlere vakıf olmak imkânsızdır” demektedir.730 Süyûtî, benimsediği bu anlayış ile İbnu’s-Salâh’ı takip ettiğini îmâ etmektedir. Zira ibnu’s-Salâh da hadislerin tashih ve tad’ifinde içtihâdta bulunmanın sakıncalarını benzer cümlelerle ortaya koymaktadır.

İbn Hacer’in bu anlayışı tasvip etmediğini daha önce vurgulamıştık. Mütekaddimûn ulemâyı tahkir edenlere karşı en ağır tenkiti Zehebî yapmaktadır: “Allah’tan kork ey kendini âlim gören! Nefsine merhamet et. İnsaftan ayrılma. Bu büyük hadis hâfızlarına eksiklik nazarı ile bakma. Onları çağımızdaki hadisçilerle kıyâslama. Şunu bil, Ahmed b.

Hanbel dinde basiret sahibidir. Kurtuluş yolunu bilenlerdendir. Hadis ilminde çağımızın hiçbir hadisçisi onun ulaştığı dereceye ulaşmamıştır. Dilin varmazsa da lisan-ı halinle şunu dediğini duyar gibiyim. ‘Ahmed de kim? İbnü’l-Medenî, Ebû Dâvûd ve Ebû Zur’alar kim? Bunlar ne fıkıh ne de usûlü bilmekteler. Beyân ve meânî ilimlerine de vâkıf değiller. Mantık ve burhanı bilmeyenlerin Allah’a olan marifetleri bile kanıtlarla değildir.

‘Ey kendini âlim zanneden! Ya sus ya da bilgi ile konuş. Faydalı bilgi onlardan bize ulaşan bilgidir.”731

Her şeyden önce şu gerçeği ifade etmeliyiz: mütekaddimûn ve müteahhirûn kavramları nisbi yani göreceli kavramlardır. Zira muhaddisler seleflerini ‘mütekaddimûn’

olarak nitelendirmişlerdir. Günümüz Arap dünyasında mütekaddimûn ve müteahirûn

728 İbn Hacer, en-Nüket, II, s. 726.

729 İbn Hacer, Hedyu’s-sârî, s. 409.

730 Itr, Menhecü’n-nakd, s. 283.

731 Zehebi, Tezkiratü’l-huffâz, (thk. Ma’lemi el-Yemani), Dâru’l Kutübi’l-İlmiye, Beyrut, 1419/1998, II, s.

150.

177 mevzusu hararetle tartışılmaktadır. Bu tartışmanın ekseninde İbn Hacer’in de yer olması böyle bir tartışmanın içerisine girmemize yol açmıştır.

Burada ele alacağımız konu bu iki kavramdan öte mevzulara farklı yaklaşan zihniyettir. Tartışmayı bu eksende yürütürken kavramları sözlükteki anlamlarından kopararak ele alamayız. Bu nedenle mütekaddimûn; başkasını manen ve maddeten geçenlere denildiği, müteahirûn ise geriden gelenlere verilen bir isim olduğu kabul edilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’deki kullanım bu manaya uygundur: “Beşer (insan) için bir uyarıdır. Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için.”732 “Andolsun sizden öne geçenleri bilmişizdir ve yine andolsun geri kalanları da bilmişizdir.”733 Kur’ân âyetlerinden aktardığımız bu iki kavram hadis usûlünde dönemsel veya metotsal farkı belirtmek için kullanıldığını görmekteyiz.

Mütekaddimûn ve müteahirûn dönemlerini ayırmak için zaman faktörünü esas alanlar olmuştur. Bunların başında Zehebî gelmektedir. O, bu süreci h. 300 yılı ile başlatmaktadır.734 Ali el-Kârî ise bu dönemi Ebû Bekir Hatib el-Bağdâdî (ö. 463/1071) ile başlatmaktan yanadır. Önemine binaen tespitini olduğu gibi aktarmak istiyorum:

“نيمدقتملا رخا وا نيرخاتملا لواوهف (O, Mütekaddimûnun sonuncusu ya da müteahhirûnun ilkidir.)735 İbn Hacer ise نع lafzı ve onun durumundan söz ederken bu dönemi h. 500 yıldan sonra gelenlerle başlatmakta736 hatta başka eserlerinde İbn Hibbân’ı (ö.

354/965)737 ve Dârekutnî (ö. 385/995) ile başlattığını da görmekteyiz.738 Bu nedenle İbn Hacer, mütekaddimun dönemini zamansal olarak en geniş tutan âlimlerden sayılmıştır.739 Melîbârî, bu dönemin hicrî birinci asırla başladığını ve hicrî beşinci asrın ortasına kadar devam etttiğini yazar.740

Mütekaddimûn dönemini müteahhirûn döneminden ayıran temel faktör kanaatimizce zaman değil, metod farkıdır. Konunun anlaşılması ve bu konuda fikir sahibi olmak için karşılaştırma yapmak gerekir kanaatindeyiz. Ortaya koyacağımız farklar, bakış açısı kazandırması bakımından birkaç örnekten ibaret olacaktır

732 Müddesir, 74/36-37.

733 Hicr, 15/24.

734 Zehebî, Mizânü’l-i‘tidâl fî nakdi’r-ricâl, (thk. Ali Muhammed el-Bicâvî), Dâru’l-Ma‘rife, Beyrut, 1382/1963, I, s. 4.

735 Kârî, Ali, Şerhu şerh, s. 139.

736 İbn Hacer, Nüket, II, s. 586.

737 İbn Hacer, Ta‘rifu ehli’t-takdîs bî-merâtibi’l-mevsûfîn bi’t-tedlîs, (thk. Asım b. Abdullah el-Karyûtî), Mektebetü’l-Mennâr, Ürdün, 1406, s. 156.

738 İbn Hacer, Nüzhetü’n-nazar, s. 70.

739 Zeyd, Abdurrahman Abdülkerim, Menâhicü’l-mutekaddimîn fî teâmül meâ’s-sünne tashihan ve ta’dîfen, Dâru’l-‘Âsime, Riyad, 1425, s. 10

740 Melîbârî, Hamza b. Abdullah, Nazarâtün cedîde fî ulûmi’l-hadîs, Dâru İbn Hazm, Beyrut,1423/2003, s. 11.

178 Mütekaddimûnun; hasen hadis kavramına yüklediği mana ile müteahhirûn muhaddislerin ona yüklediği anlam birbirinden farklıdır. Bilakis hasen hadis kavramının bu günkü kullanımının Ali b. el. Medar de görüldüğü, Buhari’nin bunu kullandığı Tirmizi ve diğer âlimlerin ise yaygınlaştırdığı bilinmektedir. 741 Tirmizî’nin eserinde mücerred halde sahîh ifadesinin yok denilecek kadar az olması bu görüşümüzü kanıtlar niteliktedir.

Aslında rivâyet dönemi âlimleri, hadisleri üçe ayırmışlardır: ihticâca elverişli olanlar, metrûk olanlar ve ihticâc ile metrûk arasında yer alanlar. Sehâvî, mütekaddimûn muhaddislerin indinde; hadislerin kabul, red ve bu ikisinin arasında olanlar şeklinde farklı bir tabirle üçlü tasnife tabii tutulduğunu ifade etmiştir.742

Bu iki dönemin ayrıştığı kavramlardan bir diğeri münker hadis kavramıdır.

Mütekaddimûnun bu kavrama verdiği anlam, sika da olsa râvînin teferrüd etmesidir.

Müteahhirûn muhaddisler ise münker’i, zayıf râvînin sika ravîye muhalefet etmesi olarak değerlendirmişler.743 Mütekaddimûna göre teferrüd eden râvî sikaysa hadis sahîh ve garip hükmünü alır.744 Mütekaddimûn hasen hadiste olduğu gibi münker kavramını da daha şümullü ele almaktadır.745 Bu iki dönem arasındaki farklılığın tebarüz ettiği bir diğer ıstılah “şâz”dır. Müteahirûnun indinde şâz, sika râvînin daha güvenilir râvîye muhâlif olarak rivâyet ettiği hadistir. Mütekaddimûn muhaddisler arasında şâzı bu manada kullananlar varsa da genelde şâz, şâhidi olmayan garip hadis olarak telakki edilmiştir.746 Buradan hareketle şâzı garip olarak nitelendirdikten sonra râvînin güvenilir veya zayıf olması arasında bir farkın olmadığını söylemek mümkündür.

Mütekaddimûn, tüm rivâyetleri sahîh ve zayıf diye ayırmaz hatta mevzu rivâyetleri bile aktarır. Amaçları tüm rivâyetleri bir araya getirmektir.747 Mütekaddimûn anlayışta konular ve meseleler baskın iken Müteahhirûn dönemde kurallar ve tanımlar daha baskın görülmektedir.748 Mütekkaddimûn, çağdaş râvilerin mu‘anan hadisini semâ’ yoluyla aldığını söylerken müteahhirûn ulemâ ise icâze yoluyla aldığını söylemiştir.749

741 Melîbârî, Hamza b. Abdullah, Nazarâtün cedîde fî ulûmi’l-hadîs, Dâru İbn Hazm, Beyrut,1423/2003, s.

24.

742 Sehâvî, Fethu’l-muğîs, I, s. 266.

743 Itr, Menhecü’n-nakd, s. 114.

744 Tahânevî, Zafer Ahmed, Kavâid fî ulûmi’l-hadîs, s. 259.

745 Melîbârî, a.g.e., s. 201.

746 Melîbârî, Nazarâtün cedîde fî ulûmi’l-hadîs, s. 33.

747 Tahânevî, Zafer Ahmed, Kavâid fî ulûmi’l-hadîs, s. 445.

748 Ğursî, Muhammed Salih, en-Nüketü’l-ğurer alâ nüzheti’n-nazar fî tavdih nuhbeti’l-fiker fî mustalah ehli’l-eser, Dâru’l-Kadirî, Dımeşk, 1429, s. 224.

749 Ğursî, a.g.e., s. 373.

179 Mütekaddimûn hadisçilerin müteahhirûndan ayrıştığı bir diğer husus

“muşâfehe”dir. Mütekkadimûn’a göre; şâfehenî fulânun ibaresi şifâhî olan icâzete haml edilmiştir. Aynı şekilde mukâtebeyi, şeyhin yalnız icâzet için değil, rivâyetine ister izin versin ister vermesin, talebeye yazdığı hadisler için de kullanmışlardır.750 Mütekaddimûn ile müteahhirûn arasında var olan bir diğer ayrım noktası munkatı‘ kavramıdır.

Mütekaddimûna göre munkatı’ inkıtanın tüm türlerini kapsayan şümullü bir kavram iken, müteahhirûn ise bu ıstılahı dar bir çerçevede değerlendirmişlerdir.751

Ayrım noktalarından bir diğeri de ‘illetin güvenilir râvilerle sınırlı olup olmadığı hususudur. Müteahhirûn ulemâya göre; ‘illeti, zayıf râvilerin mervîyatında aramak icap edebileceği gibi sika râvilerde de aramak gerekebilir. Mütekaddimûna göre, illetin zayıf râvîye tahsis edilmesi doğru değildir. Hâkim en-Nîsâbûrî’nin şu açıklaması yeterince izâh edicidir: “Hadislerde mevcut olan ‘illetler ekseriyetle sika râvilerin rivâyetlerinde bulunmakta ve bu illetin izhârı gizli olduğunda hadis muallel olmaktadır. Bize göre ileti tespit etmenin tek yolu; hadislerin hıfzı, anlayış ve bilgi birikimidir.”752

Belirgin farklardan bir diğerini de şu şekilde ifade edebiliriz: Mütekâddimûn döneminde hadisler, pratik olarak ele alınıp incelenirken, müteâhirûn döneminde ise daha çok teorik yöntemler üzerinde durulmuştur.753 Mütekaddimûn dönemini müteahhirûn döneminden ayıran maddeleri daha da uzatmak mümkündür. Ancak bu örneklerin, anlayış farkını yeterince ortaya koyduğu kanaatindeyiz.

In document İbn Hacer el-Askalânî'nin (ö. 852/1448) hadis usûlündeki özgünlüğü (Page 189-193)