• Sonuç bulunamadı

Boş Zaman ve Kitle İletişim Araçları

II. ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN NEDENLERİ

2. ÇEVRESEL NEDENLER

2.4. Boş Zaman ve Kitle İletişim Araçları

Çocukların gün akışı içerisinde okul saati, yemek saati ve uyku saati dışında kalan zamanları boş zaman olarak adlandırılır. Çocuk eğer bu boş zamanında olumlu ve yararlı faaliyetlere yönlendirilmezse o zaman bu boş zamanlar risk oluşturmaya başlar. Düzensiz yaşayış tarzı ve yapısal temelden yoksun boş zaman davranışları suça götüren koşulları hazırlamaktadır.329 Çocukların boş zamanlarını dinlenerek, eğlenerek, toplumsal başarı ve kişisel gelişim için geçirmeleri onların kötü alışkanlıklar kazanmalarını engellediği gibi kazanılmış kötü alışkanlıklar varsa onlarında yok edilmesini sağlar.330 Özellikle erkek çocuklar, 4 yaş ve sonrasında bedensel gelişimlerini tamamlamak ve güçlenmek için spora büyük merak ve ilgi duyarlar. Çocukların bu ilgisini bastırmak onların kendilerine olan güvenini sarsabilir, kendi bedenine güveni olmayan çocuklarında psiko-sosyal gelişimini tam olarak tamamlayamaz.331 Bu nedenle çocukların boş zamanlarını spor yaparak değerlendirmelerini teşvik etmeliyiz. Zaten her spor branşının çocuğun psiko-sosyal gelişimine değişik katkıları vardır.

20. yüzyılın en büyük buluşları arasında kitle iletişim araçları yer almaktadır. Tarihi süreçte olagelen değişimlerin, icatların hiçbiri medya kadar etkili ve yönlendirici, hatta saldırgan ve tehdit edici olmamıştır. Medya’nın tanımını yapacak olursak “yazı, söz ya da görüntü aracılığı ile iletişim kurmayı sağlayan yazılı (gazete, dergi) ve elektronik basın (radyo, televizyon, sinema, film) internet, hipermedia, bilgisayar, video, haberleşme uydusu ve bunlar gibi kitle iletişim araçlarının tümüne medya denir”332 şeklinde yapabiliriz. Medya içerisinde şüphesiz en önemli yeri de televizyon tutmaktadır. Televizyon sadece eğlence ya da siyasal güç aracı değil, aynı zamanda tüm kültürü meydana getiren

329 Demirbaş, T.: A.g.e., sh.188 330 Sarpdağ, M.: A.g.e., sh.37 331 Metan, H.: A.g.e., sh.174

332 Tozlu, N.: Kültür ve İletişim, İnsan Yolunda Davranışlar, İlişkiler, İletişim, (Ed.: Adem Solak), Ankara, 2005, sh.255

devasa bir sosyalizasyon aracıdır ama bunun yanı sıra televizyonun toplum üzerinde olumsuz etkileri de olduğu artık bilinmekte ve tüm dünyada tartışılmaktadır.

Medyanın Birey, Toplum ve Kültür Üzerine Etkileri başlıklı makalesinde Ali Arslan televizyonun olumsuz etkilerini “sistematik olarak ve periyodik bir şekilde yinelenerek sergilenen görüntü ve imgeler bireylerin, özellikle de çocukların ve gençlerin cinsiyet, meslek ve siyasetle ilgili eğilim, tutum, duygu, değer, beklenti ve davranışlarında yoğun bir şekillendirici ve belirleyici etkiye sahiptir”333 ifadeleri ile açıklamaktadır.

Medyadaki şiddetin üç temel etkisi olduğu belirtilmektedir: Birincisi, yüksek düzeyde medyadaki şiddet görüntülerine maruz kalan çocukların agresif tutumları daha çok kazanacakları ve izledikleri şiddet görüntülerinden sonra akranları ile daha çok agresif davranış sergileyecekleri yönündeki yaklaşımdır. İkincisi, daha kronik ve uzun süreli olarak medya şiddetine maruz kalan bireylerin, şiddet davranışına ve onun sonuçlarına giderek daha çok ilgisiz olmaya başladıkları yönündeki iddialardır. Televizyonlarda şiddet, haberlerden, filmlere, dizilerden çizgi filmlere dek her yerde her an hayatın bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu da şiddetin sıradanlaştırılması gibi çok tehlikeli bir olguyu beraberinde getirmektedir. Silahla öldürme veya ateş etme, patlama, araba çarpışmaları/kaza gibi olayların izlenmesi çocuklarda şiddet davranışının normal bir davranış olarak algılanmasına yol açabilmektedir. Üçüncüsü ise, televizyonda çok sayıda şiddet görüntüsünü izleyen çocukların “tehlikeli/kötü dünya sendromu” geliştirdikleri belirtilmektedir. Bu sendrom, çocukların izledikleri şiddet görüntüleri sayesinde gelecekte kendilerinin de şiddet davranışının mağduru olacakları yönünde bir korku geliştirdikleri ve bu korkunun artarak onlarda bir huzursuzluk yaratabileceği şeklindeki patolojik bir durumu tanımlamaktadır.334 Bu sendromun temelinde, şiddet görüntüleri sayesinde çocuğun giderek dünyayı kötü ve tehlikeli bir yer olarak görmeye başlaması ve dolayısıyla kendisini koruma yönünde bir düşüncenin gelişmesi bulunmaktadır. Ayrıca, çocukların erken dönemlerde gerçek ile fanteziyi birbirlerinden ayırmalarının da oldukça güç olduğu düşünüldüğünde, şiddet görüntülerini yoğun

333http://www.insanbilimleri.com/ojs/index.php/uib/article/viewFile/162/162, Er. Tarihi: 26.12.2007

bir düzeyde izleyen bazı çocuklarda bu sendromun ortaya çıkabileceği söylenebilir.

Televizyonun olumsuz etkileri konusunda daha çok şiddet öğesi üzerinde durulmaktadır. Çocuk-medya ve şiddet üçlüsü bir arada düşünüldüğünde akla ilk gelen ise çizgi filmlerdir. Çizgi filmler, okul öncesi çocukların en çok izledikleri çocuk programlarıdır. Çizgi filmler görsel ve işitsel özellikleri nedeniyle, çocuklar tarafından büyük sıklıkla, ilgiyle izlenmektedir. Özellikle anne babalar çocukları evde oyalamak için bol bol çizgi film izlettirmektedirler.335 Çocuk, aklıyla hareket etme ve bu manada seçici olma kabiliyetini henüz geliştirmemiş olduğundan hoşuna gidenin tuzağına düşmekte ve karşısına geçip bu programları seyretmektedir.

Kitle iletişim araçlarının tarihine ve işlevlerine baktığımızda aslında dört büyük temel işlevlerinin bulunduğu görülmektedir. Bilgilendirmek, haber vermek, mal ve hizmet tanıtımı yapmak ve eğlendirmek. Ancak günümüzde artık eğlenme ve tüketme belki daha ironik bir ifadeyle eğlendirerek tükettirmek gibi temel iki işlevi ön plana çıkmıştır. İstisnai durumların dışında çocukların televizyon izleme sıklığı ve alışkanlığı, televizyonun eğlendirerek tükettirmek özelliği göz önüne alındığında, kişiliğinin oluşması ve başarısı için tehlikeli boyutlardadır. Diğer taraftan ailenin çocuğun davranışlarının açıklanması ve anlaşılmasında tek referans kaynağı olması gerekirken günümüzde söz konusu sorumluluğunu ya da referans olma özelliğini diğer toplumsal kurumlarla paylaşma durumundadır. Çünkü günümüzde bir aile ortamında gözlerini açan çocuk, ebeveyniyle birlikte ilk günden itibaren televizyonla da iletişime girmektedir. Televizyon, tek yanlı iletişimiyle izleyiciyi savunmasız yakalamaktadır. Bilinçli bir yetişkin ile henüz bilinci oluşmamış bir çocuğun bundan etkilenme durumlarının aynı olması elbette mümkün değildir. Bu bağlamda televizyonun en büyük etkisi şüphesiz 0-3 yaşları arasında olmaktadır. Çünkü bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psikososyal ve psikomotor özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Bu devrede oluşabilecek herhangi bir sorun bütün hayatı etkilemektedir. Şöyle ki bu dönemde çocukların duygusal doyum sağlaması ve onun ile her bakımdan ilgilenilmesi onun sağlam ve güçlü bir psikolojik yapısının oluşmasına zemin hazırlar. Bu dönem için bebeği okşamak, kucaklamak, onun ile konuşmak, sevildiğini

hissettirmek, onun ile oynamak, onun ile birlikte vakit geçirmek, onu gezdirmek psikomotor ve psikososyal yönünün gelişimine çok büyük katkılarda bulunur. Bebek ile birlikte vakit geçirmek, onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller ve ilgilenen bakıcısı vasıtası ile önce karşısındaki bireyi, aile ortamını ve yavaş yavaş sosyal çevresini tanımasına yardımcı olur. Bu bağlanma yolu ile önce anneye karşı bir ilişki gelişir. Bu durum anne karnında başlar ve bebeklik döneminde devam eder. Çocuk bu bakım veren aracılığı ile iletişim geliştirmeye, kendini ifade etmeye, ihtiyaçlarını anlatmaya çalışmaya, kısacası sosyal ortamın gereklerini yaparak yanında ve çevresinde bulunan insanlar ile iletişim ve etkileşim içerisine girmeye başlar. Fakat psikomotor ve psikososyal yönünün gelişmeye başlayacağı bu dönem içerisinde televizyon karşısında aşırı miktarda kalan çocuk, sosyal gelişim (duygusal etkileşim ve karşılık verme, sosyal ortamlara uyum, insanlar ile ilgilenme, onlara yakınlık gösterme, yaşıtlarına ilgi vb) ve iletişim (konuşma, anlamlı jest ve mimikler, heceleme, agulama, ses çıkarma, cümle kurma vb.) için gerekli olan fonksiyonların gelişiminde gecikmeler veya yetersizlikler görülür ki bu durumda çocukta iletişim ve etkileşim bozukluğu meydana gelebilir. Bütün bu nedenlerden dolayı bebekler için sevgi, duygusal ilgi ve birlikte geçirilecek vakit yerine çocuğun televizyon karşısında kalması son derece sakıncalıdır.

Avrupa’da yapılan birçok araştırmaya göre kötü yayınların, suç ve suçluyu öven öykü veya romanların, müstehcen resim ve fotoğraf bulunan gazete veya dergilerin suç işlemede önemli rol oynadığı, bu kitle iletişim araçlarının doğrudan olmasa bile dolaylı olarak çocuk suçluluğuna etki ettiği ileri sürülmektedir. Bu nevi yayınlar suçun reklamını yapmak, suç tekniğini öğretmek, suçu olağan, çekici ve heyecan verici olarak göstermek, suçluyu sempatik, adalet mekanizmasını ve polisi gülünç göstermek, adaletten kurtulmanın kolay olduğunu telkin etmek suretiyle suçluluğun yaygınlaşmasına sebep olmaktadır.336 Medya ile aktarılan mesajlar, özellikle TV’nin görsel-işitsel iletişimi, okuma-yazma bilmeyenler tarafından bile algılanabildiği için, doğrudan doğruya herkesi etkileyebilmektedir. Dolayısıyla, olumlu mesajlar ve kültürel kodlar, algı ve düşünce dünyasının geniş çerçevede olmasını sağlayarak, sosyalleşme sürecine olumlu kazanımlar katmaktadır. Ancak, medya tarafından sınırsızca ve tek

boyutlu aktarılan enformasyon, kitleleri sürü olarak yönlendirmektedir. Kar uğruna her şey mübah sayılmaktadır. Rating oranlarını aktaracak diye TV ekranlarından şiddet, porno, olumsuz cinsellik modelleri sunulmaktadır. “Reality Show” programlarından sunulan cinayet ve şiddet eylemleri genel olarak toplumun tümünü olumsuz yönde etkilemektedir. Bu etki, özellikle çocuk ve gençler üzerinde daha yoğun olmaktadır. Ayrıca, şiddete eğimli bireylere örnek şiddet davranışı modelleri sunularak, şiddet yöntemleri adeta öğretilmektedir. Seks, tecavüz ve şiddet içerikli filmleri izleyen; cinselliğin bastırıldığı ve cinselliğin bir tabu olarak görüldüğü toplumda, televizyonun sunduğu imajları gerçek hayata uygulayanların örnekleri, yine reality show programlarında sunulmaktadır. Sürekli aynı mesaj bombardımanına tutulan toplumun bireyleri bütün bu olumsuzlukları kanıksamakta, dolayısıyla bireyler güvensizlik, soyutlanma, güçsüzlük, normsuzluk ve anlamsızlık çerçevesinde birbirlerine, topluma ve çevrelerine yabancılaşmaktadırlar. Toplumsal anomik durum, insanların rasyonel çözümlere yabancılaşmasını getirmektedir. Böylece, bunalan fertler, medyumlara ve falcılara başvurmakta, onlardan yardım ve kurtuluş beklemektedirler. Televizyonun yabancı kültürel kodlar sunması günlük hayatın tüm yönlerinde; selamlaşmadan yiyeceklerimize ve giyeceklerimize kadar her alanda etkisini göstermektedir.337 Bu tür reality show programları vasıtasıyla topluma olumsuz davranış modelleri önerilmektedir. Tüm boyutlarıyla, aile mahremiyetimize kadar girmiş olan televizyon, hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu önemi bağlamında, medya yayınlarının etik kurallara uygun yapılması toplumun sağlığı için önemli bir gerekliliktir.

Sosyal öğrenme kuramının en temel kavramlarından birisi de model alma veya modellemedir. Medya ve özellikle televizyon bağlamında modelleme, televizyon programlarında, özellikle dizi ve filmlerde başrol oyuncusu gibi önemli rolleri oynayan kişilik ve karakterlerin izleyiciler tarafından örnek alınması, o modele uygun davranış ve tutumların sergilenmesi ve modele benzeme çabası olarak tanımlanabilir. Modelleme, çocuk ve gençlerin sosyalleşmesi açısından önemlidir. Öğretici ve eğitici etkisi göz önüne alındığında televizyon sosyolojik açıdan bir sosyalleşme ajanı kabul edilebilir. Sosyalleşme, en basit ifadeyle, bireyin içinde yaşadığı toplumun kültürünü ve toplumdaki rolünü öğrenerek

toplumla bütünleşmesi anlamına gelen temel bir sosyal süreç olarak tanımlanır. Sosyalleşme temelde bir öğrenme olgusudur. Bu çerçevede televizyon içerdiği çeşitli türden programlarla toplum üyeleri üzerinde ve özellikle çocuk ve gençler üzerinde daha güçlü bir sosyalleştirici etkide bulunmaktadır. Çocuk ve gençlerin sosyalleşmenin kritik evrelerinde bulunması bu konuda televizyonun etkisini daha artırmaktadır. Televizyonun en etkili olduğu kesim ise gençlerdir. Gençlerin iyi bir izleyici oldukları bilinmektedir. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre televizyon gençlerin sigara içme davranışını edinmelerinde, cinsellik konusunda olumlu ve olumsuz bilgilenmelerinde, suç ve şiddete yönelmelerinde çok fazla etkilidir.338 Çocuklar, televizyon ekranında bir kadın ya da erkek olarak nasıl olmaları gerektiğine ilişkin oluşturulmuş ideal tipleri görmektedir. Bu tiplerin özelliklerine bakıldığı zaman kadınların zayıf, pasif, her zaman erkekten yardım talep eden, kurtarılmayı bekleyen taraf, erkeklerin ise evin geçimini sağlayan, yarışmacı, aktif, kurtarıcı, güçlü, hizmet talep eden taraf olduğu görülmektedir. Bu da çift yönlü bir etki yaratarak çocukların kafalarında kız çocuklarının zayıf ve pasif olmaları ne kadar doğalsa, erkek çocuklarının da kavgacı ve saldırgan olmaları o kadar doğal şeklinde bir bilinç oluşturmaktadır ve cinsiyete dair şiddet eğilimleri küçük yaşta çocukların beyinlerinde onaylanmaktadır. Son on yıldır sosyal bilim uzmanlarının yaptığı araştırmaların ortak fikrine göre televizyon, şiddete dayalı hareketleri tahrik etmek suretiyle çocuklarda özellikle güvensizliği, kaygıyı ve saldırganlığı arttırmaktadır. Tabiî ki bu davranışlar taklit yeteneği olan çocuklarda daha fazla gözlenmektedir.339

Çocukların kendilerine bazı dizi kahramanlarını model olarak seçtiklerini ve onlar gibi davranmaya çalıştıkları sıkça rastlanan haberler arasında yer almaktadır. Mesela 20 Ekim 2000 tarihinde Mersinin Mezitli beldesinde yaşayan 4 yaşındaki Ferhat Sarıbaş’ın çizgi film kahramanı Pokemon gibi uçmak için 7. kattan atlaması, 25 Nisan 2005 tarihinde İstanbul Hasköy’de 4 yaşındaki Ege Sarısu’nun, Örümcek Adama özenip babasının gözleri önünde 4. kattan atlaması veya Adana’da 17 Ocak 2006 günü 12 yaşındaki Murat Ütün isimli çocuğun Örümcek Adam gibi uçmak için salonun tavanına astığı ipe dolanarak boğulması

338 Erjem, Y. ve Çağlayandereli ,M.: A.g.m., sh.16-17 339 Dönmezer, S.: A.g.e., sh.236

bunlara örnek olarak verilebilir.340 Ayrıca günümüzde yayınlanan çocuk programlarının bir olumsuz özelliği de yüksek düzeyde şiddet unsurunun yanı sıra birde sihir öğesi içermesidir. Bu kötü uyarımlar çocukların saldırgan tutum ve davranışlarının açığa çıkmasına neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalar televizyonu, kitle iletişim araçları arasında en etkili ve en fazla itibar edilen olarak göstermektedir. Model alma davranışı açısından konu değerlendirildiğinde, gençlerin % 72’sinin (yaklaşık her üç gençten ikisinin) televizyon dizilerindeki belli karakterleri model aldıkları anlaşılmaktadır. Çünkü televizyon insanlara hem sesle hem de gözle hitap etmesi nedeniyle en etkili sosyalleşme aracıdır. Bunun yanı sıra televizyon aileler arasında ilişkiyi azaltmakta, birlikte sohbet etme ve eğlenme fırsatını zedelemektedir.341 Almanya’da insanların uyku ve iş yaşamından sonra 6.5 saatlik bir zamanı televizyon karşısında geçirdikleri anlaşılmıştır.342

Televizyonda yayınlanan diziler çocukların sosyalleşmesi sürecinde onların önünde taklit edecekleri ve kendilerine model oluşturacak karakterler sunmalıdırlar. Bu örnekler ne kadar sağlıklı ve toplum normlarına uygun olursa çocuğun davranışlarına yansıyacaktır. Son yıllarda televizyonda yayınlanan diziler için bunları söylemek oldukça zordur. Çünkü filmin kurgulanmasında hep çocukları olumsuz etkileyecek argümanlar kullanılmaktadır. Mesela son yıllarda televizyonda izlenme rekorları kıran dizi filimler ile onların başkahramanı veya kahramanlarından birisi, mutlaka parçalanmış aile üyesidir. Yine yakın zamanların en çok izleyeni olan Kurtlar Vadisi dizisinin kahramanı Polat Alemdar, bir parçalanmış aile üyesidir. Aliye dizisi, geçimsizlik ve kocasının eşini aldatması sonucu, evliliği boşanma sürecine girmiş iki çocuklu bir anne konusu üzerine inşa edilmektedir. Yağmur Zamanı ve Bütün Çocuklarım dizisi tek ebeveynli bir aile konusunu işlemektedir. Yağmur Zamanı dizisinin başkahramanı Fırat ve Bütün Çocuklarım dizisinin başkahramanı Ali Yahya ölüm sonucu parçalanmış bir aileyi yönetmektedirler. Haziran Gecesi dizisi çarpık ilişkilerin yaşandığı, boşanma ve yeni evliliklerin yapıldığı bir yaşam tarzını konu edinmektedir. Başkahraman Baran, üç çocuklu eşini bir kadınla aldatmakta ve boşanarak tekrar evlenmektedir. Yine aynı şekilde Kadın İsterse dizisi, bir kadının

340 Sabah Gazetesi, Süper Kahraman Kostümü Tehlikeye Özendiriyor, 18.03.2007 341 Dönmezer, S.: A.g.e., sh.235

aldatma ve terk edilme nedeniyle yıkılan onurunu kazanma mücadelesini anlatmaktadır. Hayat Bilgisi dizisinde Afet Öğretmen, çeşitli nedenlerde bekar kalmış bir kadını canlandırmaktadır. En Son Babalar Duyar dizisinde Kadir’in evliliği hep sıkıntılı geçmektedir. Çocuklar Duymasın dizisinde eşler boşanma sürecini kısmen yaşamışlardır. Sihirli Annem gibi, daha çok küçük çocuklara hitap eden bir dizide flört, küçücük yaştaki çocukların zihinlerine sokulmaktadır.343 Dolayısıyla, kitle iletişim araçları, başta toplumun geleceği olan çocuklara ve genelde topluma aldatmayı, boşanmayı, nikâhsız birliktelikleri ve ailedeki parçalanmayı meşru gösterecek tarzda yayınlar yapmakta ve insanların aile ve evlilik ile ilgili değerlerini olumsuz etkilemektedirler.

Kitle iletişim araçlarının başka bir zararı da çocukların boş zamanını çalmaktır. Ders çalışmak, oyun oynamak, uyumak gibi daha yararlı işlerle uğraşmalarını engellemektedir. 344

Türkiye’de televizyonun olumsuz etkisini en aza indirmek amacıyla devlet tarafından, 2954 sayılı Radyo ve Televizyon Kanunu çıkarılarak toplumun beden ve ruh sağlığına zarar veren, karamsarlık, umutsuzluk, kargaşa, dehşet, saldırganlık gibi olumsuz duygular uyandıran ve telkin eden yayınların yasaklanması şeklinde tedbir alınmıştır.345 Televizyonların şiddet ve suçu öğreten değil eğitici programlara ağırlık vermesi istenmiştir.

Son zamanlarda internet kafelerin yaygınlaşması ile bilgisayar ve bilgisayar oyunları da çocukların normalden sapan davranışlar sergilemesinde televizyon kadar etkili olmaya başlamıştır. Çünkü bu oyunlar içerisinde şiddet, cinsellik, heyecan, korku ve nefret gibi olumsuz duygular bulunmaktadır. Bu duygularda suç işleme riskini arttırmaktadır. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Önür “günümüzde çocuklar için internet ortamının oyun alanı haline geldiğini bu durumunda çocukları olumsuz etkilediğini, özellikle bilgisayar oyunlarını çok oynayan çocukların hırçınlaştığını” 346 belirtmiştir.

Televizyonu çocukların hayatından baskı yoluyla çıkartamayacağımıza göre aileler ve sivil toplum örgütleri olarak:

343 Şentürk, Ü.: A.g.e, sh.133 344 Yavuzer, H.: A.g.e., sh.245

345 Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu, Madde:5, Kanun No:2954, Kabul Tarihi:11.11.1983 346 Kuşen, M.: Televizyon ve İnternet, Toplumun ve Ailelerin Yapısını Bozuyor, Zaman Gazetesi, 17.03.2007

1.Televizyonda gösterilen vurdulu kırdılı şiddet içeren filmlerin ya da reality-showların, yayından kaldırılması ya da geç saatlerde yayına konması.

2.Özellikle, haberlerde, şiddet içeren ve üzücü görüntülerin yer almaması ve defalarca, üstü bantlı olsa dahi gösterilmemesi.

3.Çocuklara duygu ve davranışlarıyla örnek olabilecek çocuk oyuncu ya da oyuncuların rol aldığı yerli dizi filmlerin gösterilmesi.

4.Televizyonda çocuk programlarının ve çizgi filmlerin çeşidi ve süresinin arttırılması ve bu filmlerin arka arkaya değil de aralıklarla gösterilmesi.

5.Türk kültüründe yer etmiş halk tiplemelerinin çocuk programlarında daha çok yer alıp çocuklara tanıtılması.

6.Çocuk dizileri ve çocuk programlarında argo sözcüklerin kullanılmaması.

7.Özellikle çocuk yuvalarına giden çocuklar düşünülerek çocuklara yönelik programların akşam 19.00 ile 21.00 saatleri arasında gösterilmesi.

8.Türk televizyon kanalları arasında sadece çocuklara yönelik ve çocukların sunduğu bir kanalın yer alması gibi tedbirleri alınabilir.