• Sonuç bulunamadı

Çocuk suçluluğuna sebep olan sosyo-ekonomik faktörler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Çocuk suçluluğuna sebep olan sosyo-ekonomik faktörler"

Copied!
194
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI

ÇOCUK SUÇLULUĞUNA SEBEP OLAN SOSYO-EKONOMİK FAKTÖRLER

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN

Doç.Dr. ABDULLAH KORKMAZ

HAZIRLAYAN YAVUZ SELİM KILIÇ

LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNİN SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI İÇİN ÖNGÖRDÜĞÜ

(BİLİM UZMANLIĞI TEZİ) OLARAK HAZIRLANMIŞTIR.

MALATYA Temmuz - 2007

(2)

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Enstitümüz Yüksek Lisans Öğrencisi Yavuz Selim KILIÇ tarafından Doç. Dr. Abdullah KORKMAZ danışmanlığında hazırlanan “Çocuk Suçluluğuna Sebep Olan Sosyo-ekonomik Faktörler” başlıklı bu çalışma, jürimiz tarafından Sosyoloji Anabilim Dalı, YÜKSEK LİSANS TEZİ olarak kabul edilmiştir.

Başkan: Doç. Dr. Abdullah KORKMAZ

Üye : Doç. Dr. Hüsniye Canbay TATAR

Üye :Yrd. Doç. Dr. Mehmet YALVAÇ

ONAY

Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım.

…./…../2008

Prof.Dr.S.Kemal KARTAL Enstitü Müdürü

(3)

ÖNSÖZ

Ülkemizde her ne kadar çocuk suçluluğu ile mücadele polisin görevi olarak görülse de aslında polisiye tedbirlerle çocuk suçluluğunun önüne geçmek mümkün değildir. Bu sadece çocuk suçluluğu olgusuna adli pencereden bakmak olur ki o takdirde çocuk tam anlamıyla korunmuş olmaz.

Çocuk suçluluğunu en aza indirebilmek için buna sebep olan faktörleri iyi analiz etmemiz ve çocukların suça itilmelerinde başta aile olmak üzere, toplumu oluşturan tüm birey ve kurumların sorumluluklarını belirlememiz lazımdır. Tüm dünyada çocuğu koruyacak müesseseler aile, devlet ve sivil toplum kuruluşlarıdır. Bu müesseseler birbiri ile işbirliği içinde ve koordineli olarak çocuğu koruma görevini üstlenmelidirler.

Araştırma konusu olarak seçtiğim “Çocuk Suçluluğu” alanındaki bu çalışmamda önemli katkısı ve yardımı bulunan danışman hocam Doç.Dr. Abdullah KORKMAZ ile çalışmalarım sırasında gerekli destek ve yardımlarını esirgemeyen hocalarım Doç. Dr. Hüsniye Canbay TATAR, Yrd. Doç. Dr. Mehmet YALVAÇ ve Yrd. Doç. Dr. Vehbi BAYHAN’a teşekkür ederim. Ayrıca çalışmamın her aşamasında önemli yardımları bulunan meslektaşım Hüseyin GENÇ’e ve her zaman desteklerini gördüğüm sevgili eşim ve biricik oğluma sonsuz teşekkür ederim.

Yavuz Selim KILIÇ Malatya,Temmuz-2007

“Çocukları severiz.

Çünkü, çocuk bizim devamımızdır.

Her çocukta biz, ebediyete doğru uzanıp giden iştiyakımızın tatminini buluruz.”

(4)

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ……….. I

İÇİNDEKİLER……… II-III

TABLOLAR LİSTESİ……… IV ÇİZELGELER LİSTESİ……… VII GİRİŞ……… 1

BİRİNCİ BÖLÜM

ÇOCUK VE SUÇ KAVRAMLARI

I. ÇOCUK KAVRAMI

1. Çocuğun Tanımı ve İzahı ……… 4

2. Çocukla İlgili Görüşler……….… 4

II. ÇOCUK VE ÇOCUKLUKLA İLGİLİ BİLİMSEL

YAKLAŞIMLAR

1. Sosyolojik Açıdan Çocuk………. 7

2. Psikolojik Açıdan Çocuk………. 10

3. Hukuki Açıdan Çocuk………. 15

III. SUÇ KAVRAMI

1. Suçun Tanımı ve İzahı ………. 20

2. Sosyolojik Açıdan Suç ……….. 26

3. Hukuki Açıdan Suç ……….. 31

İKİNCİ BÖLÜM

ÇOCUK SUÇLULUĞU ve NEDENLERİ

I. ÇOCUK SUÇLULUĞU

1. Çocuk Suçluluğunun Tanımı……….. 39 2. Suç Teorileri ve Çocuk Suçluluğu……….. 39

(5)

2.1. Yapısal Fonksiyonalist Teori …..…...………. 39

2.2. Gerilim Teorisi………... 42

2.3. Alt Kültür Teorisi……….. 46

2.4. Sosyal Ekoloji Teorisi……… 51

2.5. Sosyal Öğrenme ve Davranış Teorisi………... 56

2.6. Sosyal Kontrol Teorisi………... 62

2.7. Etiketleme Teorisi……….. 67

II. ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN NEDENLERİ 1. KİŞİSEL NEDENLER……….. 71

1.1. Zekâ Seviyesi ve Suç İlişkisi ...……….…….…. 71

1.2. Kalıtım ve Suç İlişkisi ……….….…..… 73

1.3. Beden Yapısı ve Suç İlişkisi ……….…...…... 76

2. ÇEVRESEL NEDENLER ……….…..….….78

2.1. Aile .………...…….…. 78

2.1.1. Aile Yapısı.………..….... 82

2.1.2. Ailenin Sosyo-ekonomik Durumu……..….. 90

2.1.3. Aile İçi İlişkiler ..……….... 93

2.1.4. Ailenin Eğitim Durumu….………..……..…100

2.1.5. Ailede Suçluluk ve Model Alma……..……..102

2.2. Okul ve Eğitim Durumu……….... 104

2.3. Arkadaş Grubu ve Çeteler….……….…….. 109

2.4. Boş Zaman ve Kitle İletişim Araçları…………...….114

2.5. Madde Bağımlılığı….……….……… 122

2.6. Göç ve Düzensiz Kentleşme ……….….…….…126

2.7. Savaş……….……….……….. 129

III. TÜRKİYE’DE ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN GÖRÜNÜMÜ Genel Bakış………..……….…….131

SONUÇ…….………..………..….….144

EKLER ..…...……….………149

(6)

TABLOLAR LİSTESİ

Sayfa Tablo 1: Bazı Ülkelerde Çocukların Yaşları Bakımından Sınıflandırılması….. 17 Tablo 2: Sosyal Düzen Kurallarının Karşılaştırması………32 Tablo 3: Bireylerin Kültürel Hedefler ve Kurumsallaşmış Vasıtalar Karşısındaki Tavırları………..45

Tablo 4: Türkiye Geneli 2004-2005-2006 Yılları ile 2007 Yılı İlk Üç Aylık Emniyet Müdürlüğüne Getirilen Çocukların Nerede-Kiminle Yaşadığı.………..87

Tablo 5: Ailenin Parçalanması İle Sosyalleşme Arasındaki İlişki………...88 Tablo 6: Ailenin parçalanması ile mutlu olma arasındaki ilişki………...90 Tablo 7: Türkiye Geneli 2004-2005-2006 Yılları ile 2007 Yılı İlk Üç Aylık Emniyet Müdürlüğüne Evden Kaçmak Sebebi İle Getirilen Çocuklar……..…. 96

Tablo 8: Türkiye Geneli 2004-2005-2006 Yılları ile 2007 Yılı İlk Üç Aylık Emniyet Müdürlüğüne Getirilen Çocukların Eğitim Durumları……….108

Tablo 9: Yıllara Göre Alkol Tüketimi Ve Hükümlü Karşılaştırması…………122 Tablo 10: 2003–2004 Yılları Arasında Alkol Tüketimi İle Ceza İnfaz Kurumuna Giren Hükümlüler Karşılaştırması………..123

Tablo 11: Uyuşturucuya Başlama Nedenleri………..124 Tablo 12: Türkiye Geneli 2004-2005-2006 Yılı ve 2007 Yılı İlk Üç Aylık Bağımlılık Yapan Madde Kullanımını Gösterir Çocuk İstatistik Formu………125

Tablo 13: Cezaevine giren 12-18 yaş arası çocuk hükümlülerin yıllara göre toplam sayısı……….…. 130

(7)

Tablo 14: 2005–2006 Yılları Arası Polis Sorumluluk Bölgesinde Meydana Gelen Olayları Gösterir Grafik………..132

Tablo 15: 2005-2006 Yılları Arası Asayiş Suçları Şüphelilerinin Cinsiyet Durumlarını Gösterir Grafik………133

Tablo 16: 2005 Yılında Meydana Gelen Asayiş Olaylarındaki Şüpheli/ Yaş Durumunu Gösterir Grafik……….……….134

Tablo 17: 2005 Yılında Meydana Gelen Asayiş Olaylarından Şahsa Karşı İşlenen Suçlardaki Şüpheli/ Yaş Durumunu Gösterir Grafik…….……….134

Tablo 18: 2005 Yılında Meydana Gelen Asayiş Olaylarından Mala Karşı İşlenen Suçlardaki Şüpheli/ Yaş Durumunu Gösterir Grafik………….……….135

Tablo 19: 2006 Yılında Meydana Gelen Asayiş Olaylarındaki Şüpheli/ Yaş Durumunu Gösterir Grafik………..135

Tablo 20: 2005 Yılında Meydana Gelen Asayiş Olaylarından Şahsa Karşı İşlenen Suçlardaki Şüpheli/ Yaş Durumunu Gösterir Grafik………..136

Tablo 21: 2005 Yılında Meydana Gelen Asayiş Olaylarından Mala Karşı İşlenen Suçlardaki Şüpheli/ Yaş Durumunu Gösterir Grafik………..136

Tablo 22:Yaş grubuna göre Cezaevine Giren Çocuk Hükümlüler (1969–75)…138 Tablo 23:Yaş grubuna göre Cezaevine Giren Çocuk Hükümlüler (1977–83)…138 Tablo 24:Yaş grubuna göre Cezaevine Giren Çocuk Hükümlüler (1994–00)…139 Tablo 25: Türkiye Geneli 2005–2006 Yılları ile 2007 Yılı İlk Dört Ay Cumhuriyet Başsavcılığına Sevk Edilen Çocuk Şüphelilerin Toplam Sayısı…..140

(8)

Tablo 26: 2005–2006 yılları ile 2007 yılı ilk Dört Ay Malatya İli Cumhuriyet Başsavcılığına Sevk Edilen Çocuk Şüphelilerin Toplam Sayısı………..140

Tablo 27: Malatya İli Çocuk Suç İstatistikleri…………..………..141 Tablo 28: 2004-2005-2006 Yıllarında Malatya İli Mala Karşı İşlenen Suçlarda Çocuk Suçlu İstatistiği……….142

(9)

ÇİZELGELER LİSTESİ

1- 2003–2004 Yılı İlk On Aylık Çocuk İstatistik Formu 2- 2004 Yılı Çocuk İstatistik Formu

3- 2005 Yılı Çocuk İstatistik Formu 4- 2006 Yılı Çocuk İstatistik Formu

5- 2007 Yılı İlk Üç Aylık Çocuk İstatistik Formu

6- Türkiye Geneli Polis Sorumluluk Bölgesinde 2005-2006 Yılları Arasında Meydana Gelen Asayiş Olaylarında Şahsa Karşı İşlenen Suçların Karşılaştırması

7- Türkiye Geneli Polis Sorumluluk Bölgesinde 2005-2006 Yılları Arasında Meydana Gelen Asayiş Olaylarında Mala Karşı İşlenen Suçların Karşılaştırması

8- 2005 Yılında Türkiye Geneli Polis Sorumluluk Bölgesinde Meydana Gelen Asayiş Olaylarının Aylara Göre Dağılımı

9- 2006 Yılında Türkiye Geneli Polis Sorumluluk Bölgesinde Meydana Gelen Asayiş Olaylarının Aylara Göre Dağılımı

10- Emniyet Genel Müdürlüğü 2005–2006 Yıllarında Türkiye Geneli Polis Sorumluluk Bölgesinde Meydana Gelen Şahsa ve Mala Karşı Asayiş Olaylarında Cumhuriyet Savcılığına Sevk Edilen 18 Yaş Ve Altı Çocukların İllere Göre Dağılımı

11- Emniyet Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Ocak Nisan Aylarında Türkiye Geneli Polis Sorumluluk Bölgesinde Meydana Gelen Şahsa ve Mala Karşı Asayiş Olaylarında Cumhuriyet Savcılığına Sevk Edilen 18 Yaş Ve Altı Çocukların İllere Göre Dağılımı

12- Emniyet Genel Müdürlüğü 2005–2006 Yılları ve 2007 Yılı Ocak-Nisan Aylarında Türkiye Geneli Polis Sorumluluk Bölgesinde Cumhuriyet Savcılığına Sevk Edilen 18 Yaş Ve Altı Çocukların İllere Göre Dağılımı 13- AKKM Daire Başkanlığı 2006 Yılı Türkiye Geneli Asayiş (Şahıs) Olayları

İstatistiği

14- 2004 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Olayları (Şahsa Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu

15- 2005 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Olayları (Şahsa Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu

16- 2006 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Olayları (Şahsa Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu

17- 2004 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Olayları (Mala Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu

18- 2005 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Olayları (Mala Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu

19- 2006 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Olayları (Mala Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu

20- 2004–2005–2006 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü Asayiş Olayları (Şahsa Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu 21- 2004–2005–2006 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube

Müdürlüğü Asayiş Olayları (Mala Karşı İşlenen Suçlar) İstatistik Formu 22- 2004 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü Suç

(10)

23- 2005 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü Suç İstatistikleri

24- 2006 Yılı Malatya Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü Suç İstatistikleri

(11)

GİRİŞ

Herkesin tartışmasız kabul ettiği bir gerçek vardır, o da çocuklarımızın geleceğimiz olduğudur. Toplumu geleceğe taşıyacak ve varlıklarını sürdürecek temel unsur şüphesiz çocuklardır. Fakat bugün geldiğimiz noktada çocuk suçlarının işlenen tüm suçlar içerisinde % 17’lik kısmı kapsadığını1 ve her yıl suçlu çocukların periyodik olarak artış gösterdiğine şahit olmaktayız. Nitekim 2006 yılı Türkiye geneli şahsa karşı işlenen asayiş olayları istatistiğine göre meydana gelen 1.963.082 olayın şüphelisi olan toplam 1.801.614 şahıstan 135.001 kişisi 18 yaş ve altındadır.2 Genel yüzde içerisinde bu oran % 7,5 civarında olup çocuklarımızın suç ile birlikte anıldıklarını açıkça göstermektedir. Çocuk ve suç kavramları bir arada kullanılıyorsa, ne yazık ki bu durumda suçlunun çocuk değil toplum olması gerekmektedir.

Yapılan tüm araştırmalarda çocukları suça iten sebepler içerisinde toplumsal nedenlerin kişisel nedenlerden daha önde geldiği de bilinmektedir. Çünkü hiçbir çocuk sosyal veya anti-sosyal olarak dünyaya gelmemektedir. Bu nedenle yaygın olarak “suçlu çocuk yoktur, belki suça itilmiş çocuk vardır” denilmektedir. Toplum olarak herkesin bu suçta kabahatli olduğunu düşünerek sorunu çözebiliriz. Zaten bir sorun da ancak kaynakları tespit edildiğinde çözülmeye başlar. Bunun için ilk olarak dünyayı dedelerimizden miras değil çocuklarımızdan borç aldığımız anlayışı ile olaylara bakmamız ve borçlu olduğumuz çocuklarımızın suç ile birlikte anılmalarının önüne geçecek tedbirleri almamız gerekmektedir. Alınabilecek tedbirler için suça sebep olan faktörlerin tespitini bu çalışmamızda yaptık.

Kendine özgü bir birey olan çocuğun duygusal ve toplumsal yönleri ile gelişim evreleri ve bu evrelere özgü sorunları nelerdir? Çocuklar normalden sapan davranışları nasıl kazanırlar? Suç bir hastalık mıdır? Çocuklar doğuştan suçlu olabilirler mi yoksa yetişkinlerin hataları, onların sevgisiz ve ilgisiz dünyaları mı

1 Sarpdağ, M.: Çocuk Suçluluğu ve Polis, Ankara, 2005, sh.2

(12)

çocukları suça itmektedir? Çalışmamızda buna benzer sorulara cevaplar aranmıştır.

Çalışmamızın ilk bölümünde çocuk suçluluğu irdelenirken, çocuk kavramının üzerinde durularak, tanımı ve izahı yapılmış ve çocuk kavramı sosyolojik, psikolojik ve hukuki açıdan geniş olarak açıklanmıştır. Daha sonra aynı şekilde suç kavramının tanımı ve izahı yapıldıktan sonra, yine suç kavramı sosyolojik ve hukuki açıdan incelenmiştir.

Çocuklar toplumla ve kişiler arası ilişkilerinde davranışlarının nasıl olması gerektiğini, başkaları ile nasıl geçineceğini, hayatlarının ilk yıllarında öğrenirler. Sosyalleşme süreci içerisinde çocuğa verilen olanaklar ile bu olanakları değerlendirme aşamasında motivasyonunu sağlayacak olan aile bireyleri, arkadaşları, öğretmenleri ve kendine model olarak seçeceği diğer yetişkinlerin etkisi elbette ki çok fazla olmaktadır. Çocuklar bu sayede toplum içindeki yerini anlayıp kişilik gelişimini tamamlamaktadır. Esasında sosyalleşme süreci içerisinde yapılan hatalar, çocukların suçlu bireyler olmalarına sebep olmaktadır.

Bu nedenle çalışmamızın ikinci bölümünde çocuk suçluluğunun tanımı yapılarak suç teorileri açıklanmış ve suç teorileri bağlamında çocuk suçluluğunun değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci bölümün ikinci kısmında çocuk suçluluğunun nedenleri üzerinde durularak zeka seviyesi, kalıtım ve beden yapısı ile suç ilişkileri başlıkları altında çocuğu suça iten, çocuğun kişiliğine bağlı sebepler açıklanmıştır. Daha sonra çocuğu suça yönelten sosyal çevre faktörlerine değinilmiştir. Bunların en önemlilerinden birisi olan aile faktörü irdelenirken; ailenin yapısı, sosyo-ekonomik durumu, aile içi ilişkiler, ailenin eğitim durumu, aile içinde suçluluk ve model alma konuları tek tek ve geniş olarak açıklanarak, çocuğu suça iten faktörlerin anlaşılması amaçlanmıştır.

Yine ikinci bölüm içerisinde çocuğu suça yönelten diğer sosyal çevre faktörlerinden okul, eğitim durumu, arkadaş çevresi ve çeteler, kitle iletişim araçlarının suçluluğa etkisi, boş zamanın yanlış değerlendirilmesi, zararlı

(13)

alışkanlıklar ve madde bağımlılığı, göç ve düzensiz kentleşme, sosyal buhran ve savaş gibi faktörler üzerinde durulmuştur.

Çalışmamız içerisinde çocuğu suça iten faktörlerin ve konular içinde değinilen diğer noktaların somut verilerle açıklanması amaç edinilmiş ve bu amaçla Emniyet Genel Müdürlüğünden elde edilen istatistiklerden sık sık faydalanılmıştır. Verilerin güncel olmasına özen gösterilerek, Emniyet Genel Müdürlüğü Ana Komuta Kontrol Merkezi Daire Başkanlığı’ndan 2004 yılı ile 2007 yılı Nisan ayına kadar olan Çocuk İstatistik Formları temin edilmiştir. Bu istatistiklerden çocukların aile yapıları, kendileri ve ailelerinin eğitim durumları, madde bağımlılığı durumları ve Emniyet’e getiriliş nedenleri hakkında somut veriler elde edilmiştir. Yine Emniyet Genel Müdürlüğü Ana Komuta Kontrol Merkezi Daire Başkanlığı’ndan alınan Türkiye Geneli İl bazındaki şahsa ve mala karşı işlenen asayiş olayları istatistikleri ile Malatya Emniyet Müdürlüğü, Çocuk Şube Müdürlüğü ve Asayiş Şube Müdürlüğü’nden elde edilen istatistik kayıtlarından da faydalanmak sureti ile çocukların suça yönelmelerinde etkili olan faktörler en yakın tarihli veriler ışığında somutlaştırılmaya çalışılmıştır.

Son olarakta ülkemizde çocuk suçluluğunun görünümü ile çocuk suçluluğunu önleme konusunda aile, devlet ve sivil toplum kuruluşları olarak alınması gereken önlemlere değinilmiştir.

(14)

BİRİNCİ BÖLÜM

ÇOCUK VE SUÇ KAVRAMLARI

I. ÇOCUK KAVRAMI

1. Çocuğun Tanımı ve İzahı:

Her doğan çocuk, daha önce kendisinden evvel dünyaya gelmiş ya da daha sonra doğacak olanlara hiç benzemeyen, ana ve babasının özelliklerini taşımaktan öte bir varlıktır. Şöyle ki, vücudunun her hücresinde atalarının da eskiden beri süregelen katkıları söz konusudur. Bu nedenle “insan yavrusu” anlamına da gelen çocuk, büyük insanın ‘küçüğü’ değil, başka bir varlık, ayrı bir dünyadır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1. Maddesi, daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, 0-18 yaş arası her insanı çocuk olarak tanımlamıştır.3Burada yapılan tanımdan evlenme ile reşit olma veya yeterli idrak düzeyine ulaşmış olma gibi istisnai reşit sayılma durumları hariç, kişinin 18.yaş gününe kadar çocuk sayılacağı anlaşılmaktadır. Sözleşmede çocukluğun 18 yaşında sona ereceği konusunda kullanılan açık ifade, çocukluğun başlangıcı için kullanılmamıştır. Bu nedenle çocukluk dönemi konusunda değişik görüşler ortaya çıkmaktadır.

2. Çocukla İlgili Görüşler:

Çocukluk dönemini araştırmacılar değişik şekillerde sınıflandırmışlardır. Çocuk Suçluluğu konusunda yazmış olduğu makalede Oğuz Polat bu konuya değinirken Yavuzer’in, insanın doğumundan ölümüne dek çocukluk, ergenlik (gençlik), olgunluk, yaşlılık gibi belirli dönemler geçirerek geliştiğini, yaptığı sınıflamada çocukluk ve ergenliği birbirinden ayırdığını belirtmiştir. Fakat Yörükoğlu’nun ise süt çocukluğu, özerklik, oyun, okul, ergenlik dönemleri olarak yaptığı tasnifte 12–21 yaş arasını ergenlik dönemi olarak tanımlamaktadır. Şermin

(15)

de, ergenlik dönemini biyolojik, fiziksel, duygusal ve zihinsel değişimlerin yoğun olarak yaşandığı 13–21 yaşları arası olarak tanımlayarak bu değişimler sırasında gencin enerjisinin kendisine yönelik olduğunu ve kendisine karşı uyum mücadelesi verdiğini vurgulamaktadır. Polat ise bu makalesinde Yörükoğlu’nun sınıflandırmasına benzer bir ayrım yapmakta, ancak oyun ve okul dönemi arasında okul öncesi dönemin varlığını vurgulamakta ve ergenlik dönemini 18 yaşında bitirmektedir. 4

Gelişim psikolojisi açısından ise çocukluk, 14 yaşlarına kadar ki süreyi kapsar. Bu yaştan sonra ergenlik döneminin başlamasıyla birlikte psikolojik açıdan çocukluk sonlanmıştır. Dünyadaki modern hukuk sistemleri de kendi içinde farklılaşmakta ve çocukluğun bitimi 16 ile 21 yaş arasında değişmektedir. Ergenliğin başlangıcı ülkeden ülkeye, ırktan ırka, kültürden kültüre, değişmekte ve farklılaşmaktadır. Sözgelimi, sıcak iklimlerde bireyler biyolojik ve zihinsel yönden daha çabuk olgunluğa erişmektedir.5 Yine, sosyo-ekonomik yönden gelişmiş toplumlarda doğan bireyler de daha çabuk gelişmektedir.

Çocuk olgusunu sokakla ilişkilerine ve kendilerine gösterilen aile desteğine bağlı olarak sınıflandıranlarda vardır. Esin Konanç, “sokak çocukları” ile “sokaktaki çocuklar” ayrımını yapmaktadır. “Sokak çocukları,” ailesi veya bir yetişkinin veya bir kurumun devamlı korumasından, yol göstericiliğinden yoksun olan bu nedenle sokağı “yaşam alanı” olarak seçmek zorunda kalan çocuklar diye tanımlanırken, “sokaktaki çocuklar” ailesiyle birlikte yaşamasına rağmen kendisine ve ailesine maddi kazanç temin etmek amacıyla vaktinin çoğunu “sokakta geçiren”, sokakta mal veya hizmet pazarlayan, çalışan çocuklar olarak ifade edilmektedir. Bu tanıma ek olarak Sevil Atauz, “sokak çocukluğuna aday çocuklar” diye yeni üçüncü bir ayrım yapmaktadır. Bu son kavram ile Atauz, yaşları 7-15 arasında olan, çoğunluğunu erkek çocukların oluşturduğu, gecekonduda oturan, aile içinde şiddetli geçimsizliğin olduğu, anne-babalarının eğitimi düşük, babaların işsiz, çoğunlukla alkol ve kumar bağımlısı olduğu, çocukların okulla hiç bağlantısı olmamış yada okulla bağlantısı kopma noktasına gelmiş çocukları kastetmektedir. 6 Bu çocuklar toplum için potansiyel suçlu

4http://www.kriminoloji.com/cocuk%20suclulugu.htm, Erişim Tarihi: 25.06.2006. 5 Göç, L.: Çocuk Suçluluğu ve Polisin Yaklaşımı, K.Maraş, 2006, sh.16

(16)

konumunda olup uygun ortamlar oluştuğu zaman kendilerini suç içerisinde bulmaktadırlar.

Sokakta çalışan çocuklarla Malatya Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü personelince yapılan görüşmeler neticesinde ortaya şu çarpıcı sonuç çıkmıştır:Bu çocukların;

• Yaklaşık % 20’sinin ebeveynleri tarafından şiddete maruz kaldıkları, • Ebeveynlerinin çoğunluğunun en fazla ilkokul mezunu olduğu, • Babalarının belirli ve devamlı bir işlerinin olmadığı,

• Ortalama 5-6 kardeşlerinin bulunduğu,

• Annelerinin bir kısmının evin ekonomisine katkıda bulunmak üzere özellikle temizlik işlerinde çalıştıkları,

• Anne ve babaları ile sağlıklı bir iletişim ortamlarının olmadığı,

• Çocukların sorunları ile genellikle annelerin ilgilendiği, babaların bu konuda sorumluluklarını yeterince yerine getirmedikleri,

• Çocukların aile içerisinde ve yakın çevresinde rol model olarak alabilecekleri örnek insanların olmadığı,

Ayrıca Çocuk Şubesine sık sık suç işleyerek gelen bu çocukların suçla tanışmadan önce büyük bir çoğunluğunun sokakta çalıştığı ve bu dönem içinde suça yöneldikleri de bu görüşmelerden elde edilen verilerdir.7

Çocuk Koruma Kanunumuzda ise çocuk kavramının tasnifi iki şekilde yapılmıştır. İlki, “korunma ihtiyacı olan çocuk” ve diğeri “suça sürüklenen çocuk” tur. (Madde-3) Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru olanlar “korunma ihtiyacı olan çocuk” olarak tarif edilmektedir. “Suça sürüklenen çocuk” ise kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuktur.8

7 Sokakta Çocuk Kalmasın Projesi, Emniyet Müdürlüğü, Çocuk Şube Müdürlüğü, Malatya, 2006 8 Çocuk Koruma Kanunu, Kanun No:5395, Kabul Tarihi: 03.07.2005

(17)

II. ÇOCUK VE ÇOCUKLUKLA İLGİLİ BİLİMSEL YAKLAŞIMLAR 1. Sosyolojik Açıdan Çocuk

Ortaçağda 5. ve 13. yüzyıllar arasında insanlar çocukluk çağını ayrı bir dönem olarak görmemekteydi. Bebeklik ve ergenlik dönemi arasında bir yaşam evresini anlatan çocuk kavramı o dönemde yalnızca akraba anlamını taşımakta idi. Çocuklar beş veya yedi yaşına geldiklerinde ancak yetişkinlerin arasına girebiliyorlardı çünkü bu çağda doğum ve bebek ölümleri çok yüksek olduğundan altı yaşına kadar küçükler ailenin üyesi olarak kabul edilmiyorlardı. Anne ve babalar bebeklerine bundan dolayı çok fazla bağlanmak istemiyorlardı. Anne ve babaların bebeklerinin gereksinmelerini anlayamamaları ve kötü muamelede bulunmaları sebebiyle meydana gelen ölüm oranlarının sayısı hemen hemen tıbbi yetersizlikten dolayı meydana gelen ölümlerin sayısına yakındı. Eğer çocuklar yaşarlar ve altı yaşına gelirlerse bu defada yetişkinlerin dünyasında yaşamak zorunda kalıyorlardı. Yetişkinlerle aynı şarkıları, öyküleri, çalışma alanını ve giyim tarzını kullanıyorlardı çünkü o dönemde kendilerine ait bir çocukluk dünyaları yoktu. 9 Çocuklar birer küçük yetişkindiler.

Çocuklara karşı duyarlılık 1500’lü yıllarda gelişmeye başladı. Bu tarihten sonra yetişkinler, çocukların kişiliksiz birer varlık olmadıklarını anladılar ve onların eğitimlerinde, beden sağlıklarında devrimler yapmaya başladılar. İlk kez 1800’lü yıllara doğru çocuklar için sansürlenmiş çocuk kitapları basıldı, cinsellik konusunda, yetişkinlere hitap eden ve çocukların görmemesi ve yapmaması gereken şeylerde sıkı disiplinler uygulandı. Eğitimciler ve ahlakçılar, çocukların, ahlaki gelişim ve davranışlarının olumlu yönde gelişmesi için yetişkinler tarafından eğitilmeleri gerektiğini savundular. 20. yüzyıla gelindiğinde çocuklar için kendi giyim, kuşam, oyun, müzik ve eğlenceleri olan dünyaları kurulmuş oldu. Küçük birer yetişkin olmadıkları anlaşıldı ve bundan sonra yeni düzenlemeler yapılarak günümüze gelindi. Çocuklar günümüzde artık çalıştırılamazlar, içki, sigara ve pornografik içerikli yayın alamazlar, kumar

(18)

oynayamazlar, zorunlu olarak belli bir yaşa kadar eğitim alırlar, kendilerine ait okulları, kitapları, televizyon programları hatta yiyecekleri bile vardır.10

Çocuklarda ilk sosyal davranışın altı haftadan sonra gülümseme ile başladığı kabul edilir. Çocuklar 7 yaşına kadar kendini evrenin merkezinde görürler. Nesnelerin, sözcüklerin, düşüncelerin ve kuralların ayırımını yapmaya başladıktan sonra sosyal ilişkilerinde işbirlikçi ve demokratik olmaya başlarlar.11 Sosyalizasyon hayat boyu devam eden ve derece derece cereyan eden bir süreçtir. Genel anlamıyla sosyalizasyon süreci, toplumun mevcut değer ve normlarının bireylere öğretilmesi süreci, başka anlatımla sosyalizasyon, bir öğrenme sürecidir. Bu süreç içinde bireyler hangi durumlarda nasıl davranacaklarını öğrenirler. Yine bu süreç içinde bireyler, sahip oldukları ya da toplum tarafından kendilerine verilen rollerin ve bunların sonucu olarak sahip olunan statülerin gerektirdiği davranış biçimlerini, toplumun ve öteki bireylerin kendilerinden beklentilerini öğrenirler.12 Daha öz bir anlatımla, bu süreç sayesinde birey toplumu ile bütünleşir, toplumunun bir parçası haline gelir.

Sosyalizasyon sürecini çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik evresi olarak üç evrede inceleriz. Çocukluk Evresi, çocuğun ileride toplum içinde oynaması gereken rolleri ve etkileşimde bulunacağı diğer bireylerin rollerini de içselleştirdiği dönemdir. Çocuk ilk olarak beslenme ve bakım ihtiyaçlarının görülmesi için işaretler ile derdini anlatmayla başlar. Bu dönemde sadece kendisi ve annesi vardır. 3–4 yaşlarından sonra ailenin diğer üyeleri ile iletişime girer ve ailedeki rolleri içselleştirmeye ve kendi rolünü özdeşleştirmeye başlar. Bu evrede ailenin rolü çok fazladır çünkü çocuklar ailelerinin değer ve tutumlarını yansıtırlar. Ergenlik Evresinde çocuklar fizyolojik açıdan olgunlaşırlar fakat aileden bağımsız hale gelemedikleri için sorunlar yaşamaya başlar. Gençler anne-baba kontrolünden çıkmak isterler. Genç, 15–25 yaşları arasında, öğrenim gören, hayatını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kişi olarak tanımlanır. Gençlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal

10 Gander, M.J. ve Gardiner, H.W.: A.g.e., sh.32 11

Wolff, S.: Problem Çocuklar, (Çev.:A.Oral ve S.Kara), İstanbul, 2002, sh.25 12http://www.insanbilimleri.com/ojs/index.php/uib/article/viewFile/162/162, Er.Tarihi: 26.12.2007

(19)

olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Ergenlikle başlayan hızlı büyüme, gençlik çağını sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter.13

Çocukluk döneminde birçok tutum ve değerleri şekillenmiş olmasına rağmen gençlerin akran grupları, okul, basın yayın araçları, moda gibi geniş etkileşim alanları olduğu için bu dönemde önemli sosyal, fiziksel ve kişisel değişimler görülmeye başlanır. Ergen, toplumda saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinme duyar. Bu gereksinmenin karşılanmasına bağlı olarak toplumsal uyum gerçekleşir. Ergenlik yıllarını, bir anlamda toplumsal uyum ve gelişim yılları olarak da nitelendirebiliriz.14 Ergenlik döneminde çocukların karşılaştıkları sorunlarla ilgili yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği’ne 2000–2001 yılları arasında başvuran 12–18 yaş arası 1079 ergenin, geriye dönük yapılan dosya taramaları neticesinde; toplam 266 belirti saptanmıştır. Bu belirtiler cinsiyete göre farklılıklar gösterse de, en fazla görülen ortak yakınmaların, sinirlilik, okul başarısızlığı, tırnak yeme, sıkıntı hissi, içe kapanıklılık, yaşıtlarıyla anlaşamama, kardeş kıskançlığı olduğu ortaya çıkmıştır. Cinsiyete göre semptom dağılımında; 441 kızda en sık belirlenen yakınmaların, sinirlilik (%35.37), okul başarısızlığı (%24.71), tırnak yeme (%21.08), sıkıntı hissi (%14.73), bayılma (%10.65), ağlama (%10.2) olduğu; 638 erkekte semptom dağılımda ise en sık belirlenen yakınmaların, okul başarısızlığı (%40.75), sinirlilik (%33.54), tırnak yeme (%15.83), hareketlilik (%12.53), içe kapanıklık (%16.78), dikkat dağınıklığı (%11.12), sıkıntı hissi (%10.97), kardeş kıskançlığı (%10.34), altını ıslatma (%10.03) olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca ergenlik dönemindeki erkek ve kız çocuklarda okul başarısızlığının en önemli sorunlar arasında yer aldığı ve bu çocukların % 20’sinin eğitimsiz ya da yeteri kadar eğitim alamadıkları saptanmıştır. 15

Çocuklar için özellikle 14 yaşın en çok suç işlenen yaş grubunu oluşturduğu gerek batı ülkelerinde, gerekse ülkemizde, hırsızlık gibi mala yönelik suçların bu yaşlarda daha fazla işlendiği gözlemlenmektedir. Bunun sebebi olarak ta ergenlik döneminin, süresi, yoğunluğu ve töresel yapıları kültüre tabi olan,

13 Yörükoğlu, A.: Gençlik Çağı, Ruh Sağlığı ve Ruhsal Sorunlar, İstanbul,1990, sh.6 14 Wolff, S.: A.g.e., sh.27

15 Görker, I. ve ark.: Çocuk ve Ergen Psikiyatri Kliniğine Başvuran Ergenlerde Belirti ve Tanı Dağılımı, Klinik Psikiyatri Dergisi, Sayı:7, 2004, sh.105

(20)

çeşitli kişilik boyutlarında farklılaşmış gelişimlerle karakterize, duygu, düşünce ve davranış alanlarında, tutumlarda ve değerlerde keskin dönüşümlerin ve çelişmelerin yer aldığı kişiler arası ve grup içi ilişki kalıplarının bozulup yapılaştığı, yaşantılar alanında yoğunlaşmaların ve dağılmaların birbirini izlediği kritik bir dönem olmasıyla ilgili görünmektedir. Ayrıca kendini kanıtlama, özlem duyduğu yaşama sahip olan yaşıtlarını kıskanma, içinde bulunduğu ergenlik döneminin psikolojik etkisiyle otoriteye karşı çıkma ve bunların etkisi ile suça yönelmenin ergenlik dönemi çocuklarında daha sık görüldüğü bildirilmektedir.16

Yetişkinlik Evresinde ise ergenlik rolleri terk edilmiş yerine iş, evlilik ve emeklilikle ilgili roller kazanılmıştır. Bu evrede değişim oldukça zordur çünkü bireyin sosyal birikimleri, değişmesine karşı direnç oluşturmaktadır.17Oysa çocukluk evresinde çocuklar esnek oldukları için sosyalizasyon daha kolaydır.

2. Psikolojik Açıdan Çocuk

18. ve 19. yüzyıllarda tıp, biyoloji, eğitim ve felsefe alanlarında çalışan bilim adamlarının ilgisini insan davranışları çekmeye başlamış ve yapılan incelemeler neticesinde psikoloji ayrı bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır. İnsan davranışları üzerine araştırma yapan ve psikanalitik psikolojinin kurucusu kabul edilen Sigmund Freud “bireyin çocukluk yaşantısının yetişkin kişiliğini güçlü biçimde etkilediğini” ortaya çıkarmıştır. Oysa ki bundan önce yetişkinler, bir çocuğun gelişiminde olumlu olduğu kadar olumsuz etki yapabileceklerinin bilincinde değillerdi.18

Çocuklarla özel olarak ilgilenen psikologlar, çocuklar hakkında kesin normlar ortaya koyamamışlardır. Çocukların her birinin kendine has kişisel özellikleri, gelişim hızı ve gereksinmeleri olduğundan çocuklar arasında büyük farkların olabileceği kanaatine varmışlardır. Çocukluk dönemindeki eksik beslenme nasıl ki çocuğun fiziksel gelişimini engelliyorsa, yetiştiği çevre de çocuğun psikolojik gereksinimlerini karşılayamazsa, çocuğun kişilik gelişimi tam olarak gelişemez.19 Farklı çocuk yetiştirme uygulamaları, farklı gen birikimleri ve

16 Cantürk, G.: Çocuk Suçluluğunda Adli Psikiyatrik Değerlendirme, Ankara, 2005, sh.33 17 Akan, V.: “Birey ve Toplum”, Sosyolojiye Giriş, (Ed.:İ.Sezal), Ankara, 2003, sh.98 18

Gander, M.J. ve Gardiner, H.W.: A.g.e., sh.34-41 19Wolff, S.:A.g.e.,sh.16

(21)

farklı çevreler nedeniyle, çocuklar hakkında bir kültür ortamında elde edilen veriler başka bir kültür ortamında aynı sonucu vermemektedir.20

Bütün çocuklar doğumdan olgunluk dönemine kadar belli gelişim dönemlerini yaşarlar. Doğduğunda bebeğin duyuları tam olarak gelişmiştir fakat cisimleri ve insanları ayırt etme yetisine sahip değildir hatta kendisinin ayrı bir kişi olduğunun bile farkında değildir. Ancak üç haftalık olduklarında insanlarla göz göze iletişim kurmaya başlarlar. 6 ile 12 haftalık olduklarında ayrım yapmaksızın kendilerine hareket yapan her insan figürüne gülümseyerek karşılık verirler. Bu bebeklerin ilk sosyal davranışıdır. Gülümseme tepkisi ancak 3 ile 6 aylık arasında seçici bir gülümsemeye dönüşür ve anne babasını tanımaya başlar. 7. aydan sonra bebekler gülümseme ile kalmazlar anneleri yanlarından ayrıldığında ağlamaya başlarlar ve kavuştuklarında sıkıca sarılarak ayrılmak istemezler. Yabancılara tepkide bu aylarda başlar, yabancıların kendilerine yakınlaşmasına izin vermezler. Bilim adamlarına göre 6. aydan sonraki ayrılmalar ve sarsıntılar çocuğun ileriki davranışlarını ve psikolojisini kesinlikle etkilemektedir.21

Çocuk 2 ile 7 yaşları arasında dili öğrenmeye başlar, sözcükleri ve düşünceleri almasına karşılık onları değerlendiremediği için yanlış yorumlar. İşte bu döneminde onunla ilgilenen kişi tarafından bu yanlış yorumlar çocuğa tekrar anlatılmazsa ileride gerginliklere sebep olur. Bu dönemde çocuklar benmerkezcidir, kendilerinin ilgilendiği konunun başkaları için de büyük anlam taşıdığını düşünürler, bu nedenle başka insanların düşüncelerini anlayamazlar. Güneş ve ayın kendilerini takip ettiğine inanırlar. Onlar için her şey canlıdır ve kendisi gibi duygu ve düşünceleri vardır. Psikolojik ve fiziksel dünyaları arasında fark yoktur, düşleri gerçektir, kafasını çarptığı masa kötüdür ve öpülünce ağrısı hemen geçer. Bu dönemde çocuklarda mantık bilimsel değildir. Anne babalarından gelen açıklamaları sorusuz kabul ederler. Kendilerini leyleğin getirdiğine inanabilirler. Çocuklar için bu yaşlarda kurallarda çok önemlidir. Kuralın ne olduğunu bilmezler ama onun değiştirilemeyeceğine inanırlar. 22 Eğer

20 Gander, M.J. ve Gardiner, H.W.: A.g.e., sh.38 21 Wolff, S:A.g.e.,sh.20-21

(22)

bir çocuk, annesinin uyarmalarına rağmen koşarken yere düşmüşse ayağı takıldığı için değil yaramaz olduğu için yere düştüğüne inanır.

Yine bu yaşlardaki çocukların anne ve babasının kavga etmesi veya tartışması direk olarak çocuğu etkilemektedir çünkü çocuk, anne babasının değil kendi hislerinin farkındadır. Çocuk bu yaşta kendi dünyasının merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle evde ne olursa olsun çocuk olanların sebebi olarak kendini bilir. Eğer anne baba boşanmışsa ve ebeveynlerden birisi ziyaretini kesmişse çocuk o ebeveynin işleri olacağını veya yalnızca eski eşini görmek istemeyeceğini düşünemez.23 Çocuk artık sevilmediğini veya sevilmeye layık olmadığını düşünür ve reddedilmenin sorumluluğunu kendi küçük omuzlarına alır.

Çocuğun karışık olaylarda tepkilerini anlayabilmek için 2–7 yaş arası dönemi özelliklerini iyi bilmek gerekmektedir. Çocuk bu dönemde kötü olan her durumu ceza olarak algılar. Benmerkezci bir dünyada yaşadığından bu cezayı da yaptığı bir yanlışın karşılığı zanneder. Anne babasının kendisi dışında bir konuda tartışabileceklerini düşünemez. Annesi hasta olup hastanede yattığında, kendisi yaramazlık yaptığı için annesinin hasta olduğunu kabul eder. Otoriter ve büyülü bir dünyası olduğundan annesinin isterse her şeyi hemen yapacağına ve babasının herkesten daha güçlü olduğuna inanır. Yedi yaşından sonra artık çocuk nesnelerin, sözcüklerin, düşüncelerin ve kuralların ayırımını yapmaya başlar. Yaptığı tartışmalarda gözlemlerini dikkate alarak mantığını kullanmayı öğrenir.24 Hacettepe Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalından Prof.Dr. Ferhunde Öktem 4–7 yaş arasındaki çocukların, bu dönemde düş güçlerinin arttığını, cansız nesnelerin insan özelliği taşıyabildiğine inandıklarını belirterek, anne babaların çocuklarının televizyonda seyredeceği dizilerde seçici olması gerektiğini vurgulamaktadır.25

Çocukluk çağına ait sütten kesilme, yürüme ve konuşma eylemleri de çocuğun ileriki yaşamında kişiliğini etkilemektedir. Nitekim zamanından önce sütten kesilmiş çocukların, anneleri tarafından terk edildikleri zannı ile ruhsal yapılarının bozulduğu, bu nedenle ileriki hayatlarında kıskanç oldukları ayrıca bu

23 Walczak, Y. ve Burns, S.: Boşanma ve Çocuk Üzerine Etkileri, (Çev.:İ.Ersevim), İstanbul, 2004, sh.52

24

Wolff, S.: A.g.e., sh.24

(23)

çocukların maymun iştahlı olup istedikleri bir şeyi elde ettiklerinde ondan çabuk bıktıkları, çalışmaktan ve zor işlerden kaçındıkları gözlenmiştir. İlk yürüme deneyiminde düşen ve canı yanan çocukların da ileriki yaşlarında bu korkuyu hep içlerinde duydukları bilinen bir gerçektir. Zorla yürüme öğretilen bu çocuklara ileriki yaşamlarında her iş zor geldiğinden iş hayatlarında başarısız olmaktadırlar.26

Erik H.Erikson insanın gelişim dönemini, çevresiyle olan etkileşimi, toplumsal ve kültürel değerlerin etkisi ile açıklar. Erikson’a göre 0–18 yaşları arasındaki çocukluk döneminde gelişim şu aşamalardan geçer. 27

a- Oral- Duyusal Dönem: 0–1 yaş arası olan bu dönemde bebekler beslenme, temizlik, duygusal yakınlık ve fiziksel temas gibi temel gereksinmeleri karşılanırken kendilerine ve diğer insanlara güven duymayı öğrenirler. Güven duygusunun aşırı olması durumunda çocuk ileriki yaşamında kendisini koruyamaz ve Pollyannacılık oynar. Başarılamadığı takdirde güvensizlik oluşur ve depresyon, paranoya ve bazen psikozla karakterize edilen içe kapanma özellikleri gözlenir. Bu dönemde dengeli ve sağlıklı gelişim olması durumunda umut duygusu ortaya çıkar.

b- Kas-Anal Dönem: 1–3 yaş arası olan bu dönemde bebeklerin kas kontrolü geliştiği için hem kendini hem de çevreyi kontrol etme yeteneği artar. Zamanında ve düzenli bir tuvalet eğitimi kişiliğinin gelişmesini ve kendine güven duygusunun gelişmesini sağlar. Başarısızlık halinde ise utanç ve kuşku duygularının temeli atılır.

c- Lokomotor-Jenital Dönem: 3–6 yaş arası olan bu dönemde çocuklar yetişkinlere özgü bazı faaliyetleri yapmayı isterler ancak anne ve/veya babaları tarafından konan aşırı sınırlar çocuğun girişkenliğini engeller. Başarısızlık suçluluk duygusunun gelişmesine neden olur.

Bu üç dönemde çocuk üzerinde en etkin kurum aile kurumudur. Bundan sonraki dönemlerde okul, komşu ve akran grupları etkili olmaya başlar.

d- Latans Dönemi: 7–11 yaş arası olan bu dönemde çocuklar yeni beceriler kazanarak üretken olmayı öğrenirler. Başarısızlık durumunda aşağılık duygusu ortaya çıkar.

26 Atasu, T. ve Kösebay, D.: Annenin Kılavuzu, İstanbul, 1976, sh.271-272

27 Bayraktar, R.: “Yaşam Boyu Gelişim Psikolojisi”, Davranış Bilimlerine Giriş, (Ed.:E.Özkalp), Eskişehir, 2001, sh.216

(24)

e- Ergenlik Dönemi: Bu dönemde hormonlar nedeniyle organizmada önemli değişiklikler olur. Çocuk bedeninden erişkin bedenine dolayısı ile çocuk rolünden erişkin rolüne bir dönüşüm olur. Aynı zamanda toplumsal rollerde ve beklentilerde de değişiklik olmaktadır. Bu tür fiziksel, fizyolojik ve sosyolojik değişiklikler ergenin yeni ve sürekli bir kimlik edinmesi sorununu doğurur. İyi yönlendirilmediği takdirde genç rol karmaşası içinde bocalar.

Havighurst’ta yaşam dönemlerini bebeklik ve ilk çocukluk (0-6 yaş), orta çocukluk (6-12 yaş), ergenlik (12-18 yaş), genç yetişkinlik (18-30 yaş), yetişkinlik ve yaşlılık olarak ayırmaktadır. Daha sonra da kişinin içinde bulunduğu yaşam döneminde başarmak durumunda olduğu beceriler ve kazanması gereken davranışları belirten gelişim görevlerini belirtmiştir.28

John Locke’e göre hiç şüphe yoktur ki insanların yetenekleri ile alışkanlıkları arasındaki farklar almış oldukları eğitimden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle çocukların ruhlarının biçimlendirilmesine büyük özen ve dikkat gösterilmelidir. Çocuğun ruhuna, sonraki tüm hayatını etkileyecek olan tohumun erken ekilmesi gerekmektedir. Çünkü insanlar iyi ya da kötü davranışlar gösterdikçe toplumun övgüsü veya yergisi hemen ortaya çıkar. Çocuğun davranışlarında ayıp ve kötü şeyler varsa ortak yargı “zaten aldığı eğitimden başka ne beklenir ki?” şeklinde olur. Ayrıca anne babaların çocuklarının eğitiminde dikkat etmeleri gereken bir başka hususta onlara olan sevgilerinin, onların işlemiş oldukları kusurları örtecek, işledikleri küçük suçları affettirecek ve görmezden gelinecek kadar aşırı olmamasıdır. Nitekim bu şekilde affetmeler ileride çocuğun o davranışları alışkanlık haline getirmesine sebep olmaktadır.29 Çocuklar ile birlikte kötü alışkanlıklarıda büyümeye başlar. Cömertçe gösterilen hoşgörü ve şımartma ile çocuğun ileride bir suçlu olmasının temeli atılmış olunur. Bu nedenle çocuğun her istediği yerine getirilmemelidir. Makul istekler sınırlar içerisinde yerine getirilirse, çocuk doyumsuz olmaktan çok, mutlu olacaktır. İnsanın çocukluğu da ne kadar mutlu geçerse, ileriki yaşamında o kadar başarılı ve mutlu olacaktır.

28 Bacanlı, H.: Gelişim ve Öğrenme, Ankara, 2005, sh.46

(25)

3. Hukuki Açıdan Çocuk

Türkiye’nin 14 Eylül 1990 yılında kabul ettiği fakat 27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve bugüne kadar Türkiye’nin de içinde bulunduğu 191 devletin imzaladığı toplam 54 maddeden oluşan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1. Maddesinde yer alan ifadede, çocukluğun başlangıcının ne olacağı açıkça belirtilmemiştir. Doğum öncesini ilgilendiren bazı konularda olsun, kürtaj konusunda olsun bazı ülkelerde farklı yasal çözümlemelerin olduğu gözetilerek net bir tanımdan bilinçli olarak kaçınılmıştır. Çocukluğun başlangıcı için doğum anının mı yoksa rahme düşme anının mı esas alınacağına ülkelerin kendi yasal düzenlemeleri ile karar verilmesi istenmiştir. Mesela Arjantin kanunlarında insanın varlığının, “ana rahmine düşmeyle başladığı” kabul edilirken, Birleşik Krallık “canlı doğumdan sonra” başladığını kabul eder. Bu Sözleşme ayrıca çocukluğun bitimini de 18. yaş günü olarak belirtmiştir. Çocukluktan çıkış yaşı yine ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Mesela Küba’da kişisel haklardan tam yararlanabilme açısından, reşit olma yaşı 18 sayılmamaktadır. Liechtenstein yasalarına göre çocukluktan çıkış yaşı 20’dir. Bolivya yasalarına göre ise çocukluk doğumla başlar ve 21 yaşına kadar devam eder. 30

Dünyanın geneline bakıldığında, çocuklardaki ceza ehliyeti alt ve üst sınırının, 7 ile 21 arasında değiştiği gözlenmektedir. İngiltere’de 1991 yılında kabul edilen Yeni Ceza Adalet Yasası ile çocuk mahkemesinin adı “gençlik mahkemesi” olarak değiştirilmiştir. Yasa ayrıca 16 yaş olan üst yaş sınırını 17’ye çıkarmıştır. Alt yaş sınırı ise 10 olarak kalmıştır. Yani, yasaya göre, 18 yaşından aşağı olan suçlu bireyler iki grupta ele alınmaktadır. Birinci grup çocuklar, 10–13 yaşlarını kapsamaktadır. İkinci grup genç bireyler 14–17 yaş dilimini içine almaktadır.31

Fransız hukuk sistemi, 2 Şubat 1945 tarihli kararname çerçevesinde şekillenmiştir. Buna göre cezalarda indirim, sadece 18 yaşını bitirinceye kadar küçükleri kapsamaktadır. Mahkûmiyetlerde, 16 yaşından büyük suçlular

30 Hodgkin, R. ve Newell, P.: Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Uygulama Kitabı, Ankara,1998, sh.3-5

31

(26)

hakkında, mahkemenin gerekçeli özel hükmü ile bertaraf etmiş bulunması hali dışında, 13 yaşını bitirmiş küçükler hakkındaki cezalara hükmedilebilmektedir. 1990 yılında gerçekleştirilen reform sonucu, 18 yaşından küçük olanlar hakkında hürriyeti bağlayıcı cezalarda önemli bir indirime gidilmektedir. Ayrıca cürümlerde hapis cezasının üst sınırı, 13–16 yaş grubu için beş yıla indirilmektedir.16–18 yaşları arasında bulunanlar ise, on yıl olarak tespit edilen bir üst sınıra tabi tutulmuşlardır. Ayrıca 13–16 yaşları arasında bulunanlar bakımından ceza, büyüklere nazaran yarıya inmektedir. İskoçya’da savcılar, başsavcı tarafından verilen talimatlar uyarınca 16–17 yaşındaki suçluları ceza mahkemelerinde kovuşturmaktadırlar. Tanım vermek açısından 16 yaşından küçükler çocuk, 16–20 yaş arası genç suçlu ve 20 yaşın üstü yetişkin suçludur. Yetişkinler için olan cezalar tam olarak genç suçlulara da uygulanabilir. Bununla beraber genç suçlular ayrı kuruluşlarda tutulurlar ve mahkeme ancak sosyal hizmet dairesinden gencin sosyal geçmişiyle ilgili, toplumsal geçmişiyle ilgili bir rapor aldıktan ve o incelendikten sonra hürriyeti bağlayıcı ceza verebilir. İtalya’da, suçlu 14 yaşını ikmal etmemişse, bu halde cezai ehliyeti yoktur. Hakkında herhangi bir ceza tertiplenemez. Suçun cinsi ne olursa olsun hak önleyici tedbir konulur. Bu tedbir küçüğün ıslahına veya 21 yaşını bitirmesine kadar devam eder. Küçüğün ıslahına karar verildikten sonra altı ay daha küçük sosyal yardım memurunun gözetimi altında bulundurulur. Bu esnada herhangi bir kötü eylemi görülmezse tedbir kati olarak son bulur. On dört yaşından büyük 18 yaşından küçük olanlarda ise, küçüğün cezalandırılabilmesi için işlediği suçun farik ve mümeyyizi olması icap eder. Küçüğün farik ve mümeyyiz olup olmadığı tabip raporu ile anlaşılır. Farik ve mümeyyiz olmadığına dair olan rapor mahkemeyi ve savcılığı bağlar, hakkında herhangi bir ceza tertip olunmaz. Fakat idari ve önleyici tedbirler konabilir. Farik ve mümeyyiz olması durumunda, 2 yıldan daha az hapis cezasına mahkûm olursa bir defaya mahsus mahkemece affedilebilir. Beş yıl suç işlememek kaydıyla üç yıldan az hapis cezası mahkemece ertelenebilir. Ertelenmemesi durumunda sanat ve ortaokul diploması verilen okul cezaevlerinde cezası çektirilir. Amerika’da ise konu şu şekilde çözümlenmiştir. Yedi yaşına kadar çocuklar cezai sorumluluk dışındadır. Yedi yaşından on dört yaşına kadar olan suçlu grubu ise işledikleri suçlara göre cezada ayrım yapılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok eyaletinde çocukluk yaşının yukarı haddi 18 olmakla beraber sanık ve suçluya

(27)

çocuk muamelesi yapılması 21 yaşına kadar devam edebileceği gibi, 16 yaşında da sona erebilir.32

Çocuk yaşları bakımından bazı ülkeler arasında yapılan kıyaslama ise Tablo 1’de belirtilmiştir. Buna göre ülkeler arasında ceza yaş sorumluluğu en düşük olan ülke, 7 yaş sınırı Yunanistan (7-21)’dır. Çocuklarda ceza yaşı üst sınırı olarakta 27 yaş sınırı ile Avusturya (19-27) görülmektedir. Ülkemizde çocukların ceza yaş sınırı ise 11 ile 18 yaşları arasındadır. Fakat ülkelerin ceza yaş sınırı konusunda genel bir ortalamasına bakıldığında 12-18 yaşları arasında olduğu anlaşılmaktadır.

Tablo 1: Bazı Ülkelerde Çocukların Yaşları Bakımından Sınıflandırılması

ÜLKE Asgari ceza yaş sorumluluğu

Asgari özgürlüğü kısıtlama (tutulma) yaşı Çocukların tutularak tretmanı Arnavutluk 14 14 14-20 Avusturya 19 19-27 Belçika 16 16 16-18 Kanada 12 12 12-18 Çek-Slovak Cm. 15 15 15-18 Kıbrıs 12 12 12-16 Danimarka 15 15 15-18 Finlandiya 15 15 15-18 Fransa 13 13 13-21 Almanya 14 14 14-24 Yunanistan 7 7 7-21 Macaristan 14 14 14-21 İtalya 14 14 14-18 Malta 9 9 9-18 Hollanda 12 12 12-23 Norveç 15 15 15-21 Polonya 13 13 13-21 Portekiz 16 16 16-21 Romanya 14 16 16-21 İspanya 16 16 16-21 İsveç 15 15 15-21 Türkiye 11 11 11-18 İngiltere 10 14 14-21 Kuzey İrlanda 10 16 16-21 İskoçya 8 14 14-21 Sovyet Rusya 14 14 14-20

(Kaynak: Göç,L.: Çocuk Suçluluğu ve Polisin Yaklaşımı,2006,17)

(28)

Türk Medeni Kanunumuza göre, Türkiye’de çocukluk sağ doğmak koşulu ile ana rahmine düşülen anda başlar ve 18 yaşına kadar devam etmektedir.33 (Madde:28)

Türk Ceza Kanunu açısından çocuk denildiğinde, henüz 18 yaşını doldurmamış kişi anlaşılmaktadır.34(Madde:6)

Yine Çocuk Koruma Kanununda da çocuk, daha erken yaşta ergin olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlanmaktadır.35 (Madde:3)

Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda da “küçükler hakkında uygulanacak tedbirler, en geç 18 yaşını bitirmeleri ile sona erer” denilerek çocukluğun 18 yaşında son bulduğu belirtilmiştir.36

Türk hukukunda, yetişkin için suç oluşturan davranışlar çocuklar için de suç oluşturur. Buna ek olarak çocukta suç işleme eğilimlerini arttıracak olan evden kaçma, okuldan kaçma, içki içme gibi davranışlar suç kavramı dışında tutulmuştur. Fakat Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile bu fiiller için korunmaya muhtaç çocuklar kavramından hareketle “ebeveynine karşı vahim itaatsizlikte bulunan küçükler hakkında tedbir uygulaması” yaptırımı getirilmiştir.

Suç oluşturan davranışlar açısından çocuk ve yetişkin arasında yapılmayan ayrım, ceza sorumluluğu açısından yapılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinde;

1- Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

2- Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve

33 Türk Medeni Kanunu, Madde:28, Kanun No:4721, Kabul Tarihi:22.11..2001 34 Türk Ceza Kanunu, Madde:6, Kanun No:5237, Kabul Tarihi:26.09.2004 35 Çocuk Koruma Kanunu, Madde:3, Kanun No:5395, Kabul Tarihi:03.07.2005

36 Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, Madde:15, Kanun No:2253, Kabul Tarihi:07.11.1979

(29)

bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı halinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 12 yıldan 15 yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 9 yıldan 11 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu halde her fiil için verilecek hapis cezası 7 yıldan fazla olamaz.

3- Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 18 yıldan 24 yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 12 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu halde her fiil için verilecek hapis cezası 12 yıldan fazla olamaz.37 denilmektedir.

Bu nevi bir ayrım yapılmasının asıl nedeni de çocukların bu yaşlarda henüz kişilik gelişimlerini tam anlamıyla tamamlamamış olmaları, yaptıkları işin sorumluluğuna tam vakıf olamamalarıdır. Çünkü çocuklar bu yaşlarda toplumsallaşma sürecini tam anlamıyla tamamlayamadıklarından a-sosyaldirler. Yetişkinler için suç-ceza ilişkisini gösteren hukuk anlayışı, çocuklar için onları koruma ve topluma kazandırma misyonu yüklenir. Bu bağlamda ulusal ve uluslararası hukuk metinleri çocukların yüksek yararı gözetilerek oluşturulur ki Anayasamızda 41. madde ile çocukların korunmasını devlet güvencesi altına almıştır. 38

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile de çocuklara özgü kanun, usul ve makamlar oluşturma gerekliliği tüm taraf devletler için yükümlülük haline getirilmiştir. Türkiye’de çocuklara özgü Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’u yeniden yapılandırarak hazırlamıştır.

Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 10. Maddesinde küçükler hakkında uygulanacak tedbirler şu şekilde sıralanmıştır:

1. Veliye, vasiye veya bakıp gözetmeyi üzerine alan akrabadan birine teslim, 2. Bakıp gözetmeyi üzerine alan güvenilir bir aile yanına yerleştirme,

37 Türk Ceza Kanunu, Madde:31, Kanun No:5237, Kabul Tarihi:26.09.2004 38 1982 Anayasası, Madde:41, Kanun No:2709, Kabul Tarihi:18.10.1982

(30)

3. Bu maksatla kurulmuş çocuk bakım ve yetiştirme yurtlarına veya benzeri resmi yahut özel kurumlara yerleştirme,

4. Genel ve katma bütçeli daireler, mahalli idareler, bankalar, İktisadi Devlet Teşekkülleri ve bunların ortaklıkları tarafından kurulmuş fabrika, müessese veya ziraat işletmeleri veya benzeri teşekküllerle işyerlerine yahut meslek sahibi bir usta yanına yerleştirme,

5. Resmi veya özel bir hastaneye veya tedavi evine yahut eğitimi güç çocuklara mahsus kurumlara yerleştirme.39

III. SUÇ KAVRAMI

1. Suçun Tanımı ve İzahı:

Suç kavramının sosyolojik, psikolojik, dini, ahlaki ve hukuki alanlarda birçok tanımı yapılmıştır. Sosyolojik yönden Gillin, suçu, kanaat ve düşüncelerini uygulamak kudret ve kuvvetinde olan bir grup tarafından gerçekleştirilen, toplum tarafından zararlı olduğuna inanılan hareketler olarak tanımlar. Psikolojik yönden ise insanın, diğer bir takım normal, ruhsal ve moral tepkilerinin aksine, zaman zaman gösterdiği menfi ve zararlı bir tepki şeklinde suçun tarifi yapılır. Dini yönden suç, dinin emir ve yasaklarına aykırı harekette bulunmak, din kurallarını çiğnemektir. Ahlaki yönünden ise ahlak kurallarına aykırı hareket etmek olarak tanımlanır. Bütün bu tanımların ortak oldukları bir nokta vardır ki o da bir kuralın çiğneniyor olması ve karşılığında bir yaptırımın bulunmasıdır. Bu yaptırımlar ahlak kuralları için ayıplama, kınama, dışlama; din kuralları için günah; hukuk kuralları için ise ceza olmaktadır. Bu alanların hepsinde hırsızlık, adam öldürme, ırza geçme fiilleri suç olarak kabul edilir. Fakat dedikodu, ikiyüzlülük, kibir gibi fiiller din, ahlak ve psikolojik açıdan suç sayılırken hukuki açıdan bir suç teşkil etmez.40Hukuki açıdan suç denilince hemen hemen hepimizin aklına yasaklanmış veya karşılığında bir müeyyide bulunan davranış gelir. Karşılığında ceza yok ise insanların yapmış olduğu sapıcı eylemlerin tamamı teknik anlamda suç sayılmaz ve bu eylemler sadece örf ve adetlere, nezaket kurallarına, terbiye kurallarına veya

39 Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, Madde:10, Kanun No:2253, Kabul Tarihi: 07.11.1979

(31)

ahlak kurallarına aykırı sapıcı davranışlar olarak nitelendirilirler.41 Zaten toplumun kendisinden beklediği davranış düzenliliklerine uymayanlara da anormal veya sapkın denilir.

Ceza yaptırımına bağlanan eylemlerin toplumdan topluma, her toplumun yapısına bağlı olarak değiştiğini görürüz. Hatta aynı toplumun tarihin değişik zamanlarında hukuk kurumları arasında da tam bir benzerlik bulmak imkânsızdır. Yani suç, belli bir yer ve belli bir çağda var olan toplumun o zamanki şartlarının gerektirdiği bir olayıdır. Toplumun şartları değiştikçe, suç sayılan eylemlerin sayı ve özelliklerinde de bir değişiklik ortaya çıkar.42 Bundan dolayı her sapma için suç diyemesekte, suçlu davranışın bir sapma teşkil ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.43 Nitekim esrar kullanımı, homoseksüellik, kürtaj gibi sapmış davranışlar zaman ve yere göre radikal olarak değişiklik gösteren suçlu davranışlara örnek olarak verilebilir.44 Mesela esrarın ülkemizde bulundurulması, taşınması ve içilmesi suç iken bazı Avrupa ülkelerinde suç değildir. Aynı şekilde ülkemizde gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi suçtur. Yine Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Avrupa Birliği ülkesi olan Güney Kıbrıs’ta homoseksüellik suç olarak görülmemektedir. Son yasal düzenleme ile “heteroseksüeller için 16 ve homoseksüeller için 18 olarak belirlenen ilişki kurma yaş sınırı 17' ye yükseltilmiştir.”45 Fakat toplumun buna hemen alışması zor olduğundan baskılar olacaktır.

Bu bağlamda suç kavramı için esas teşkil edecek olan tanım, kişinin yapmış olduğu eylemin kanun koyucular tarafından bir ceza ile tanımlanmış olmasıdır.Bu nedenle sapıcı davranış ile suç teşkil eden davranış arasındaki en önemli fark suçun da aslında bir sapıcı davranış olmasına rağmen kanunlarda bir müeyyidesinin bulunmamasıdır.46 Suçlu davranışın karşılığında bir cezanın verilmesinin temel amacı da toplumun zarar görmesini önlemek ve aynı suçun

41 Finchter, J.: Sosyoloji Nedir?, (Çev.:N. Çelebi), Ankara, 2004, sh.219 42 Alacakaptan,U.: Suçun Unsurları, Ankara, 1995, sh.2

43 Korkmaz, A. ve Kocadaş, B.:Toplumsal Sapma, İstanbul, 2006, sh.7-9

44 Günşen İçli, T.: “Toplumdan Kopuş: Suç ve Şiddet”, Sosyoloji, (Der: İ.Sezal), Ankara, 2003, sh.506

45http://www.lambdaistanbul.org/php/main.php?menuID=6&altMenuID=19&icerikID=1716, Er.Tarihi: 22.10.2007

(32)

başkaları tarafından da işlenmesini engellemektir.47 Bu sayede toplumun düzen ve ahenginin korunması sağlanır.

İnsanların sapıcı eylem ve davranışlarını incelemek üzere 19. yüzyılın ikinci yarısında Kriminoloji adında yeni bir bilim dalı ortaya çıkmıştır. Bu bilim dalı kanunlarla belirlenmiş ve ceza müeyyidesi ile karşılanmış olan hukuk kurallarından sapıcı özellikler gösteren insan davranışlarını tüm yönleri ve etkileri ile incelemeye başlamıştır.48 Demirbaş kriminolojinin tarifini kitabında şu şekilde yapmıştır: “Kelime olarak suçluluk bilimi anlamına gelen kriminoloji gerçek yaşamdaki fiili bir olay (örnek) olarak, suçun bilimidir; deneysel ve gerçek bir bilimdir. Kısaca kriminoloji gerçekler bilimidir. Diğer bir ifadeyle kriminoloji, suçlu ve suç gerçekliğindeki görünüş şekli olarak, suçla ilgilenen, suç ve suçlu bilimidir.”49 Demirbaş’ta kriminoloji geniş yorumlamış ve kriminolojik araştırmaların konusunu, “Suç olsun veya olmasın bütün olumsuz sosyal davranışlardır.” şeklinde ifade etmiştir. Dönmezer Kriminolojinin kapsamını şu şekilde çizmiştir: “Kriminolojinin konusu, toplumsal normlardan sapma şekillerinden suç denilen insan davranış, tavır ve hareketlerini ve suç olayını, suçu yapan süreçleri, sosyal bir gerçek olarak ceza adalet sisteminin işleyişini, suç ile suçlu ve sosyal çevre ilişkilerini incelemek, suçun sebep ve etmenlerini mümkün olduğunca belirlemek, suça sebebiyet veren unsurları, süreçleri izah etmek ve bu hususlarda elde edilen bilgilerle söz konusu suç denilen sosyal kötülüğü en etkin şekilde yok etmek veya mümkün olduğunca azaltacak strateji ve teknikleri belirlemektir.”50

Suç toplum tarafından istenilmeyen bir sosyal fenomen olmasından dolayı toplumun tamamına hakim ve söz sahibi olan, toplum içerisinde düzeni sağlayan kuvvetlerce suçun işlenmesine mani olmak için gerekli tedbirler alınır buna rağmen suç işlenmiş ise failin cezalandırılması sağlanır. 51 Bunda asıl amaç toplumun bütününün ahenginin temin edilmesidir.

Yani kısaca ceza kanununda yasaklanmış davranışa suç denilmekte ise de sosyolojik anlamda bu tarife, hukukun değişmez ve değiştirilemez bir olgu olmamasından veya kanunların bir gün tamamen kaldırılabilmesi ihtimaline

47 Sokullu-Akıncı, F.: Viktimoloji, İstanbul, 1999, sh.33 48 Dönmezer, S.: A.g.e., sh.1

49 Demirbaş, T.: Kriminoloji, Ankara, 2005, sh.30 50 Dönmezer, S.: A.g.e., sh.13

(33)

karşılık suç olgusunun ortadan kalkmasının imkânsızlığı dikkate alınarak pek itibar edilmemiştir. Toplumda suç olarak nitelendirilen eylemlerin, kanunların, bu eylemleri suç olarak tarifinden öncede var olduğu düşünülerek, toplumun çoğunluğunun bir davranışı suç olarak onaylamış olması,52 bu davranışın toplum için zararlı bir davranış olması, ayrıca suçluların kültürün değer normlarını kasten bozan uyumsuz kişiler olması53 nedeniyle suç kavramı sosyologların dikkatini çekmiş ve sosyolojik tarifler yapılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda suç aslında sosyal bir problemdir ve sosyal problemler listesinin de en üstünde yer almaktadır. Durkheim suçu, kolektif bilincin güçlü ve belirmiş tutumlarını ihlal eden davranış olarak tanımlarken, Thomas ve Znaniecky ise suç kavramına sosyo-psikolojik yönden yaklaşarak suçu, kişinin bağlı olduğu sosyal grup içinde, toplum dayanışması ile ters düşen davranışları olarak tanımlamışlardır.54

Suç, insanın duygu, ihtiras ve eğilimlerinin neticesinde ortaya çıkan iradi bir eylemdir fakat diğer insan davranışlarından onu farklı kılan özelliği toplumun büyük bir kesimi için tehlike sayılan ihmal veya icra niteliğinde bir fiil olması55 ayrıca içerisinde şiddet ve hile barındırmasıdır.56 Platon’da suçun üç önemli kaynağı olduğunu, bunlarında ihtiraslar, zevkler ve cahillik olduğunu belirtmiştir. Bazı düşünürlere göre de suçlu davranışın amacı kazanç elde etmek, itibar kazanmak veya duygusal bir gerilimi boşaltmaktır.57 Bu amaca ulaşmak için suçlu davranış bilinçli olarak yapılmaktadır.

Suçsuz bir toplumun varlığını düşünmek ancak hayaldir. İnsanların içinde ihtiraslarla birlikte toplum halinde yaşamanın ortaya çıkardığı çeşitli sosyal çelişkiler, uyumsuzluklar bulundukça suçta var olacaktır. Suç bir bakıma, bazı kişilerin davranışları ve tutumları ile bunların içinde yaşadıkları grupta yerleşmiş davranış kalıpları ile arasında bir çelişkidir. Bu çelişki her zaman ve her yerde zorunlu olarak var olacağından, suç genel ve evrensel bir olay teşkil eder.58 Bu nedenle suçun en önemli özelliklerinden birisi evrensel olmasıdır. Yani insanlığın var oluşundan beri suç var olmuştur ve var olaya da devam edecektir.

52 Demirbaş, T.: A.g.e., sh.41 53 Finchter, J.: A.g.e., sh.223 54 Dönmezer,S.:A.g.e.,sh.46 55 Demirbaş,T.:A.g.e.,sh.54 56 Dönmezer, S.: A.g.e., sh.47-48

57 Korkmaz, A. ve Kocadaş, B.: A.g.e., sh.78 58 Dönmezer, S.: A.g.e., sh.49

Şekil

Tablo  1:  Bazı  Ülkelerde  Çocukların  Yaşları  Bakımından  Sınıflandırılması
Tablo 2: Sosyal Düzen Kurallarının Karşılaştırması  KURALIN  TÜRÜ  KURALIN ÖNLEDİĞİ EYLEM  YAPTIRIMINI UYGULAYAN  OTORİTE  YAPTIRIMIN NİTELİĞİ
Tablo  3:  Bireylerin  Kültürel  Hedefler  ve  Kurumsallaşmış  Vasıtalar  Karşısındaki Tavırları
Tablo  4:  Türkiye  Geneli  2004-2005-2006  Yılları  ile  2007  Yılı  İlk  Üç  Aylık Emniyet Müdürlüğüne Getirilen Çocukların Nerede-Kiminle Yaşadığı
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

ZDUE kitapçığı, zaman damgası başvurularının alınması, zaman damgası üretimi ve talep sahibine zaman damgasının gönderilmesi gibi temel zaman damgası hizmet

şeklinde karar verilmesinde esas alınır. 2) Ön Sağlık Kontrolü Komisyonu, Fiziksel Yeterlilik Sınavı Komisyonu, Mesleki Psikolojik Değerlendirme Komisyonu, Mülakat

(Tüm adayların bu kılavuzu dikkatli bir şekilde okumaları ve belirtilen açıklamalara göre hareket etmeleri adayların yararına olacaktır.).. Dönem olarak Çarşı ve

Ülkemizde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen ve mevcutta kullanılmakta olan Tarım Bilgi Sistemi kapsamında

Yapılan inceleme neticesinde, ihale üzerinde bırakılan isteklinin teklif dosyasında iş deneyimini tevsik etmek üzere sunmuş olduğu özel sektöre gerçekleştirilen

 PISA araştırması Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı, Okuma Becerileri konu alanları ve öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki

Emniyet güçleri olarak Bilişim Suçları konusunda ileride daha çok karşılaşacağımız vakalara hazırlıklı olabilmek için; yapılan çalışmaların başında Bilişim

Ön sağlık kontrolü komisyonu tarafından “Polis Meslek Yüksekokulu Öğrenci Adayı Olur” kararı verilenler, fiziksel yeterlilik sınavına alınırlar. Fiziksel yeterlilik