• Sonuç bulunamadı

II. ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN NEDENLERİ

2. ÇEVRESEL NEDENLER

2.1. Aile

2.1.1. Aile Yapısı

Çocuğun içinde büyüdüğü ailenin yapısı çocuğun gelişimini etkilemektedir. Bilindiği gibi aile yapısı ve biçimi toplumdan topluma değişiklik gösterse de genel olarak dört tip aile yapısından bahsedilmektedir. 233

a-) Çekirdek Aile: Anne baba ve evlenmemiş çocuklardan meydana gelen ailedir.

b-) Ataerkil Geniş Aile: Anne baba ile onların evli ve bekar çocukları ve torunları ile beraber yaşadıkları ailelerdir.

c-) Geçici Geniş Aile: Anne ve babanın veya ikisinden birinin anne babası veya kardeşlerinin de beraber yaşadığı ailelerdir.

d-) Parçalanmış Aile: Ölüm, boşanma veya ayrı yaşama gibi nedenler sebebiyle anne ve babadan birinin veya her ikisinin bulunmadığı ailelerdir.

Türkiye’de eğitimin yaygınlaşması, hızlı sanayileşme ve kentleşme neticesinde meydana gelen sosyo-ekonomik gelişme sebebiyle çekirdek aile modeli yaygınlaşmıştır. Kırsal kesimlerde halen az da olsa ataerkil aile yapısına rastlanmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumunun 2006 yılı aile yapısı araştırmasına göre çekirdek aile oranı % 80.7, geniş aile oranı % 13, tek kişilik hane halkı oranı % 6 ve öğrenci ve işçilerden oluşan diğer ailelerin oranı da % 0.3’dür.234

Ülkemizde en son yapılan bir demografik araştırmaya göre hane halkı sayısı 3–5 kişi arasında olanların oranı % 61 olarak tespit edilmiş ve doğuya doğru gidildikçe hane halkı sayısının arttığı anlaşılmıştır. 9 kişiden kalabalık hanelerde yaşama oranı Güneydoğu Anadolu’da % 16.47, Ortadoğu Anadolu’da % 15.97 olarak belirlenmiştir.235

Haluk Yavuzer’in Ankara, İzmir ve Elazığ Çocuk Islahevlerinde suçlu çocuklar üzerine yapmış olduğu bir araştırmada suçlu çocukların % 67,2’sinin çekirdek aileden, % 22’sinin parçalanmış aileden ve % 10,8’inin ise geniş aileden geldiği tespit edilmiştir.236

Çocuğun büyüdüğü ailenin genişliği onun duygusal ve toplumsal gelişmesini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle ailenin kalabalık olması her

233 Yavuzer, H.: A.g.e., sh.150

234 Aile Yapısı Araştırma Dergisi, Ankara, 2006, sh.1

235 Erdem, T.: “Biz Kimiz?En Yoksulların Yarısı Güneydoğuda Yaşıyor.”, Milliyet Gazetesi, 20.03.2007, sh.14

çocukla yeterince ve özverili olarak anne ve babanın ilgilenmesini engellemektedir. Çocukların duygusal olarak dengeli ve sevecen bir ortamda büyümeleri onların kendilerine olan güveni arttırmakta ve sağlam bir kişilik kazanmalarına sebep olmaktadır. 237 Hoşgörü ve demokratik bir aile ortamında yetişen çocukların arkadaşları ve çevresi ile daha iyi iletişim kurdukları bilinmektedir. Anne ve babanın sevgi ve ilgisinden mahrum olarak yetişen çocuklarda ise bazı davranış ve uyum bozuklukları gözlenmektedir. Aile içindeki iletişimin çocuğun kişiliğinin oluşmasında ve ruhen sağlıklı ya da sağlıksız bir birey olmasında çok etkili olduğu bilinmektedir.238

Ailelerin geniş olması dolayısı ile ailede yaşayan yetişkin sayısının fazla olması çocuğun değer kavramlarını tam olarak kavrayamamasına ve doğru ile yanlışı ayırt edememesine neden olmaktadır. Yine aynı şekilde evde kardeş sayısının fazlalığı da anne ve babanın çocukla tam olarak ilgilenememesi sebebiyle çocuğun suça itilmesini kolaylaştırmaktadır. Nitekim 1997 yılında Emniyet Genel Müdürlüğünün suçluluk istatistiklerinde, suçluların 3,4 ve 5 kardeşe sahip olmaları dikkat çekicidir.239

Yavuzer’in yapmış olduğu araştırmada suçlu çocukların % 62.5‘inin dört ve daha fazla kardeşe sahip oldukları, ailede yaşayan birey sayısı bakımından incelediklerinde ise % 79.9’unun beş ve daha fazla kişinin yaşadığı ailelerden gelmiş olması bu veriyi doğrulamaktadır.240 Çok kardeşin olması ve ailenin kalabalık oluşu ailenin ekonomik durumunu da düşüreceğinden bu etmeninde suç işlemeye neden olacağı muhakkaktır.

Aile ile suçluluk ilişkisini inceleyen bazı çalışmalar ailede tek çocuk ve ilk çocuk olmanın suçlulukta etkin olup olmadığını da araştırmışlardır. Bu çalışmalardan bazıları, örneğin Bohannon, Burt, Slonison ve Parsley suçlular arasında doğum sırasının ve tek çocuk olmanın önemli faktörler olduğunu öne sürerken, Glueck’ler bunun aksi yönde sonuçlar elde etmişlerdir. Hirschi ise suça yönelmede ortanca çocukları daha riskli görür. Ona göre en büyük çocuğa sorumluluk ve yarı yetişkin rolleri verildiğinden, küçük çocuklar ailesel özen içinde olduklarından, ortanca çocuklar ailesel ilginin dışında kalırlar. Hirschi, bu

237 Yavuzer, H.: Çocuk Psikolojisi, sh.137

238 Cüceloğlu, D.: İçimizdeki Çocuk, İstanbul, 1996, sh.48 239 Sarpdağ, M.: A.g.e., sh.33

doğumsal konumu geniş ve küçük aileler içinde incelemiş ve ortanca çocukların çok olduğu geniş ailelerde bu çocukların, bir çocuk veya bir küçük ve bir büyük kardeşe sahip çocukların ailelerine oranla, suçlu olma olasılıklarının yüksek olduğunu vurgulamıştır. Çocuk suçluluğuyla ilgili ülkemizde araştırma yapan Prof. Dr. Günce’ye göre ise, en büyük ve en küçük çocuklar, suçlular arasında daha sık yer almaktadırlar. Ancak bu, doğum sırasından çok, çok çocuklu ve az gelirli ailelerde ilk çocukların erkenden çalışma ve para kazanma zorunluluğundan, en küçüklerin ise fazla şımartılma ve sorumluluklardan affedilme ile toplumsal uyumsuzluk gösterme olasılığından kaynaklanmaktadır.241 Ailede tek çocuk olmanın olumsuzlukları da şu şekilde açıklanabilir. Tek çocuk olarak benmerkezciliği pekiştirilen, ilgi merkezi olmaya alıştırılan; her ihtiyacı, hiç geciktirilmeden karşılanan, sosyalleşmesine fırsat verilmeyen bir çocuk aynı ilgiyi ileriki yaşantısında da isteyecektir. Girdiği sosyal ortamlarda, okulda, işte, yakın ilişkilerinde aynı ilgiyi göremediğinde, öncelikli konuşma, karar verme hakkı ona verilmediğinde hayal kırıklığı, öfke yaşayabilirler, çevrelerine saldırgan davranabilirler. Ya da tam tersi olarak yeterince sevilmeye değer olmadıklarını düşünüp içe kapanabilirler. Doyumsuz olabilirler, çabuk bıkarlar, mutlu olmaları birçok koşula bağlı olduğundan kolay mutlu olamazlar, paylaşmakta zorluklar yaşayabilirler. Sosyal ortamlarda kabul görmeyebilir, dışlanabilirler. İhtiyaç ve istekleri başkalarının istek ve ihtiyaçlarıyla çakıştığında erteleyemezler. Annelerine bağımlılıkları uzun sürebilir. Eleştiriye tahammülsüz olabilirler. Okulda ve iş yaşamında sebatsızlıklar ve uyum sorunları olabilir.

Aile yaşantısı sırasında zaman içinde karı ve koca arasında evliliğin devamı esnasında elbette ki sadakatsizlik, saygısızlık, kavga, iletişimsizlik gibi olumsuzluklar yaşanacaktır. İşte çocuk bu atmosfer içerisinde evliliğin devam etmesi durumunda bunu normal olarak algılar ve ileride kendi hayatında da bu şekilde “normal” olayların olmasını ve aynı sonuçları vermesini arzular. Aile içinde yaşanan olumsuzluklar neticesinde eğer anne babanın boşanması ile sonuçlanan bir durum ortaya çıkarsa bu seferde çocuk boşanmayı alternatif olarak görmeye başlar. İleriki yaşamında bu nevi bir olayla karşılaşması durumunda çocukluğunda evinde ayrılmayı tecrübe etmiş bir birey olarak kendi hayatında da bu tecrübeyi tekrarlanmaya yol hazırlar ve “annem/babam yaptı, bende

yapabilirim” deme cesaretini kendinde bulur.242Çocukların karı koca modeli olarak anne ve babasını kendilerine model olarak aldıkları bilindiğinden anne ve babaların aile yaşantılarına daha fazla özen göstermeleri ve toplumun sağlıklı şekilde devamını temin için daha dikkatli olmaları gerekmektedir.

Boşanma, ölüm ve ayrı yaşamak şeklinde görülen parçalanmış ailede yaşayan çocukların, o andaki yaşının çocuklar üzerinde farklı sonuçlar doğurduğu bilinmektedir. Yaşı daha küçük olan çocuk, anne ve babasının sevgisine ve ilgisine daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Fakat yaş ilerledikçe çocuklar boşanma ve ölüm gibi sebeplerle beliren olumsuzluklardan daha az etkilenmektedirler. Bunun yanı sıra annenin yokluğu küçük çocuklarda, babanın yokluğu ise büyük çocuklarda sorunlar oluşturmaktadır. Çünkü küçük yaştaki çocukların yeme, içme, giyinme ve temizlik gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için annelerine bağımlılıkları söz konusudur. Ayrıca parçalanan ailelerde çocukların cinsiyetlerine göre de etkilenme durumlarında farklılıklar görünebilmektedir. Şöyle ki; kız çocukları evde kendilerine annelerini model olarak alırlarken, erkek çocuklarda babalarını model olarak seçmektedirler. Bu nedenle annelerin yokluğundan kız çocukları etkilenirken babaların yokluğundan da doğal olarak erkek çocuklar etkilenmektedir. Erkek çocuklar dışarıda daha fazla zaman harcadıkları için dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşıda kız çocuklarına nazaran daha çok açıktırlar. Babalarının yokluğunda baba yerine geçen anne veya başka birisi de erkek çocuk üzerinde çok fazla etkili olamamaktadır. Yine çocuklar üzerinde ailenin parçalanma şeklinin de olumsuz etkileri vardır. Ölümle bir ailenin parçalanması ile boşanma sonucu bir ailenin parçalanması elbette ki aynı olmamaktadır. Hatta bazen boşanmanın çocuk üzerinde ölümden daha ağır bir etkiye sahip olduğu gözlenmektedir. Çünkü çocuk boşanmaya sebep olan sebeplerin ortadan kalkacağını ve boşanmanın engellenebileceğini düşünerek daha fazla olumsuz olarak etkilenebilmektedir. Bunda her boşanmanın tartışmalı ve gergin bir geçmişe sahip olmasının da etkisi vardır. Ama çocuk anne ve babasının ölümünü ve bundan çıkan sonucu zamanla kabullenebilmektedir. Yine parçalanan ailelerdeki çocukların bundan sonra kiminle yaşayacağı sorunu da çocukları fazlasıyla etkileyen başka bir konudur. Çünkü bu süreçte anne ve babanın tekrar evlenmesi veya dul olarak yaşamına devam etmesi gibi seçenekler vardır. Çocuk

anne veya babasının evlenmesi durumunda üvey anne veya baba, üvey kardeşlerle yaşamak zorunda kalacak ve ilk zamanlarda uyum sorunu gibi problemlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Evlenmemesi durumunda ise eğer baba dul kalmışsa çocukların bakımı ve ev işleri konusunda yetenekli olamayacağı için çocuğun yaşantısı etkilenecek eğer anne dul kalmış ise çocuklar üzerinde yeterince otorite kuramayacağı ve ekonomik zorluklar yaşayacağı için çocuklar tüm bu olumsuzluklardan etkilenecektir.243

Ailenin dağınık ve parçalanmış olması da çocuğu suça yönelten bir başka önemli etkendir. Çünkü çocuk, aile bütünlüğü bozulduğu için toplumsallaşma sürecini tam olarak tamamlayamamaktadır. Bu durumlarda çocuğa çoğunlukla üvey anne veya üvey baba, büyükanne veya hala bakmaktadır. Bu durumda kız çocuklarını erkek çocuklarına oranla daha fazla olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuklar bu tür durumlarda baba baskısından kaçarlar veya baba otoritesini kabul etmezler. Bu otoritesizlik ve asilik çocuğun suçlu davranışa meyletmesini kolaylaştırır. Suçlu çocuklar üzerine yapılan araştırmalarda suçlu çocukların % 22’sinin parçalanmış ailelerden gelmesi, ayrıca % 47,6’sının da belli süreler ailelerinden ayrı yaşamış olmaları bunu kanıtlamaktadır.244

Türkiye genelinde 2003 yılında çocuk şubeye gelen toplam 96.104 çocuktan 4.770’inin evden kaçtığı ve 3.732’sininde sokakta yaşadığı anlaşılmıştır. Bu verilerden ayrıca 84.616 çocuğun öz anne ve babası ile yaşarken geriye kalan (% 12’lik bir kesim) 11.488 çocuğun ise parçalanmış ailelerden ( üvey anne veya baba, kardeş, yakın akraba, arkadaş yanında, sokakta veya bir kurumda) geldiği tespit edilmiştir.245

Emniyet Genel Müdürlüğü, Araştırma Komuta Kontrol Merkezi Daire Başkanlığından temin edilen Türkiye Geneli Çocuk İstatistik Formlarının yapılan incelemesinde, Tablo 3’te de görüleceği üzere 0-10 yaş grubu çocukların 2004- 2007 yılları içerisinde çoğunluğunun ailesiyle, öz anne ve babası ile birlikte yaşadıkları gözlenmektedir. (2004 yılı % 92, 2005 yılı % 92, 2006 yılı % 91, 2007 yılı ilk üç aylık dönemde % 94) Fakat 11-18 yaş grubundaki çocuklarda öz anne ve babası ile birlikte yaşayanların oranı ortalama % 89-90 civarlarına düşmektedir. Yine öz anne ve babası ile birlikte yaşamayan bu çocukların en fazla

243 Şentürk, Ü.: A.g.e., sh.139-140 244 Yavuzer, H.: A.g.e., sh.145 245 Bal,H.: A.g.e.,sh.37

devlet kurumlarında daha sonra sırasıyla üvey anne veya babaları ile birlikte, kardeş yanında, akraba yanında en son olarakta arkadaş yanında veya sokakta yaşadıkları dikkat çekmektedir. Emniyete getirilen çocuklar arasında sokakta yaşayan çocuk sayısının az olması ve her geçen yıl azalan bir periyot takip etmesi, sokakta yaşayan çocukların suça itilme riskinin fazla olması nedeniyle sevindirici bir gelişme olarak dikkatleri çekmektedir.

Tablo 4: Türkiye Geneli 2004-2005-2006 Yılları ile 2007 Yılı İlk Üç Aylık Emniyet Müdürlüğüne Getirilen Çocukların Nerede-Kiminle Yaşadığı

Y IL L A R KİMLE YAŞADIĞI Ö Z A N N E - B A B A Ö Z A N N E - Ü V E Y B A B A Ü V E Y A N N E - Ö Z B A B A K A R D E Ş A K R A B A A R K A D A Ş SO K A K T A K U R U M D A T O P L A M 0-10 YAŞ ARASI 11282 193 118 115 173 1 84 286 12252 20 04 Y IL I 11-18 YAŞ ARASI 72080 1501 1027 1602 1283 501 1149 1949 81092 0-10 YAŞ ARASI 12488 212 88 182 194 12 61 373 13610 20 05 Y IL I 11-18 YAŞ ARASI 86517 1832 882 1956 1305 587 720 2423 96222 0-10 YAŞ ARASI 14601 245 89 216 216 22 74 701 16164 20 06 Y IL I 11-18 YAŞ ARASI 100234 2140 1133 2065 1613 607 653 3081 111526 0-10 YAŞ ARASI 2748 48 22 11 10 0 7 69 2915 20 07 /3 11-18 YAŞ ARASI 27773 473 251 107 406 154 107 688 29959

(Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü AKKM Daire Başkanlığı Çocuk İstatistik Formu)

Malatya ilinde 2004–2005 eğitim öğretim yılı içinde merkeze bağlı ilköğretim ve ortaöğretim okullarının son sınıfında okuyan öğrencilerden ebeveyni boşanmış, ebeveynlerinden birisi veya ikisi ölmüş ve ebeveynlerinden birisi evi terk etmiş 1029 çocuk üzerinde alan araştırması yapılmıştır. Yapılan bu alan araştırmasında; ailenin parçalanmasının, ailenin sosyalleşme sürecinde çocuğa uygun rolleri benimsetme veya günlük yaşantıda uymak zorunda kalınan rol ve kurallara ait çocuğa bilgi verme fonksiyonunu, kesintiye uğrattığı sonucuna

ulaşılmıştır. Aşağıdaki Tablo 4’te de görüleceği üzere ailesi ile birlikte yaşayan çocukların, günlük yaşamda uymak zorunda oldukları rol ve kuralları kendi anne ve babasından öğrenme oranı % 90,7 iken, bu oran annesiyle yaşayan parçalanmış aile çocuklarında % 70,1’e, babasıyla yaşayan parçalanmış aile çocuklarında % 69,4’e, yurtta yaşayan parçalanmış aile çocuklarında % 30’a, akrabaları ile yaşayan parçalanmış aile çocuklarında % 36,7’ye ve abla-ağabeyi ile yaşayan parçalanmış aile çocuklarında % 18,2’ye düşmektedir.246 Buradan da anlaşılacağı üzere çocuğun anne ve babasının birinden veya ikisinden uzaklaşması bilgi alma imkânını ortadan kaldırmakta ve sosyalleşme sürecinin kesintiye uğramasına ve neticesinde çocuğun bir takım sorunlar yaşamasına sebep olmaktadır.

Tablo 5: Ailenin parçalanması ile sosyalleşme arasındaki ilişki

KİMİNLE

YAŞIYORSUNUZ? GÜNLÜK YAŞAMDA UYMAK ZORUNDA OLDUĞUNUZ ROL VE KURALLARI NEREDEN ÖĞRENİRSİNİZ? ANNE ve

BABAM TV ÖĞRETMEN AKRABA ARKADAŞ

ABLA ve ABİ TOPLAM AİLEMLE 90,7 % 1,8 % 3,9 % 2,5 % 0,7 % 0,4 % 280 ANNEMLE 70,1 % 3 % 17,7 % 6,7 % 2,4 % 0 % 164 BABAMLA 69,4 % 5,6 % 22,2 % 0 % 2,8 % 0 % 36 YURTTA 30 % 0 % 60 % 5 % 5 % 0 % 20 AKRABAMLA 36,7 % 10,2 % 14,3 % 28,6 % 0 % 10,2 % 49 ABLA-ABİMLE 18,2 % 9.1 % 36,4 % 27,3 % 0 % 9,1 % 11 TOPLAM 420 18 71 36 8 7 560

(Kaynak: Şentürk,Ü.: Parçalanmış Aile Çocuk İlişkisinin Sebep Olduğu Sosyal Problemler,52)

Parçalanan ailelerde ise boşanma veya ayrılma sebebi, ebeveynlerden birinin ölümünden daha fazla çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Boşanma gerçekleştiğinde çocuklar kendilerini güvensiz ve karmaşık duygular içerisinde bulmaktadırlar. Boşandıktan beş yıl sonra çocukların depresyona girdiği, okula uyum sağlayamadığı ve arkadaş edinmede zorlandıkları anlaşılmaktadır.247 Boşanma sebebiyle parçalanan ailelerde anne ve baba yeni bir düzen kurma aşamasında oldukları için çocukları ile yeterli derecede ilgilenememektedirler. Ebeveynler bu ilk yıllarda çocuklarının isteklerine tam anlamıyla cevap veremez, yeterli sevgiyi gösteremez ve çocuğu üzerinde tutarlı bir disiplin uygulayamazlar. Çocuk ise bu dönemde hangi tarafta kalırsa kalsın diğer tarafa bir özlem duyar ve kendini güvensiz, sevgisiz ve boşlukta hisseder.248

246 Şentürk, Ü.: A.g.e., sh.52

247 Özkalp, E.: Aile Kurumu, Eskişehir ,2001, sh.111

Parçalanmış ailelerin suç işlenmesine etkisiyle ilgili yapılan araştırmaların sonuçların göre;

1. Ailenin ne zaman parçalandığı önemlidir. Küçük yaşlarda anne eksikliği, ergenliğe yakın dönemlerde baba eksikliği daha çok sorun oluşturur.

2. Kız çocukları, genellikle, erkek çocuklarına göre ailenin parçalanmasından daha çok etkilenir.

3.Ailenin parçalanması tek başına değil, fakat diğer faktörlerle birleştiğinde çocuğu daha çok etkiler.

4.Boşanma ya da terk nedeniyle oluşan parçalanmalar, karşılıklı düşmanca duyguların yoğunluğundan dolayı ölüm nedeniyle parçalanmalara göre çocuğu daha fazla etkiler.

Yine 1950 yılında Glueck’ler tarafından parçalanmış aileye sahip 500 suçlu ve suçsuz genç üzerine yapılan bir araştırmada; suçlular da % 60.4 olan parçalanmış aileye sahip olma oranı, suç işlememiş gençlerde % 34.2 olarak tespit edilmiştir.249

Türkiye’de ise Dönmezer tarafından 1943 yılında yapılan bir araştırmaya göre çocuk suçlulardan % 57’si parçalanmış yarım aileye mensup kişilerden oluşmakta idi. Yine İstanbul Üniversitesince 974 suçlu çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada bu oran % 42.1 olarak tespit edilmiştir.250

Malatya ilindeki öğrenciler üzerinde yaptığı alan araştırmasında Şentürk; anne ve babası ile yaşayan çocukların % 60,4’ünün kendini mutlu hissetmesine karşılık, bu oran annesiyle birlikte yaşayanlarda % 47’ye, babası ile birlikte yaşayanlarda % 19,4’e, yurtta kalanlarda % 20’ye, akrabaları ile birlikte kalanlarda % 24,5’e ve abla ve abisi ile birlikte yaşayanlarda % 18,2’ye düşmüştür. Buradan da anlaşılacağı üzere anne ve babasının boşanması ve ölümü gibi nedenlerle parçalanmış aile içinde yaşamak zorunda kalan çocuklar kendilerini daha mutsuz hissetmektedirler. Çocuğun mutsuzluğuna paralel olarak kendini toplumdan dışlaması, kendini tüm zevk ve eğlencelerden mahrum ederek cezalandırması ve bunlara bağlı olarak bir davranış bozukluğu geliştirmesi çok normaldir.251

249 Demirbaş, T.: A.g.e., sh.180 250 Dönmezer, S.: A.g.e., sh.246 251 Şentürk, Ü.: A.g.e., sh.174

Tablo 6: Ailenin parçalanması ile mutlu olma arasındaki ilişki KİMİNLE

YAŞIYORSUNUZ? YAŞAMAKTAN MUTLU MUSUNUZ?

EVET HAYIR BAZEN TOPLAM

AİLEMLE 60,4 % 14,3% 25,4 % 280 ANNEMLE 47 % 14% 39 % 164 BABAMLA 19,4 % 30,6 % 50 % 36 YURTTA 20% 25% 55 % 20 AKRABAMLA 24,5 % 38,8 % 36,7 % 49 ABLA-ABİMLE 18,2 % 27,3 % 54,5 % 11 TOPLAM 271 101 188 560

(Kaynak:Şentürk,Ü.:Parçalanmış Aile Çocuk İlişkisinin Sebep Olduğu Sosyal Problemler,175)

Yine yapılan bir araştırma evlilik dışı olan çocukların suça daha çok meyilli olduklarını göstermiştir. Bu oran Sichart’ın araştırmasında % 27, Guillaume’nin araştırmasında % 14 olarak tespit edilmiştir.252 Evlilik dışı doğan bir çocuk ilk önce kendisini koruyup kollayacak bir anne ve babasının bulunmamasından dolayı daha sonrada toplum nazarında daima lekeli pozisyonda aşağılanma duygusundan dolayı suç işlemeye meyilli olmaktadır. Avrupa’da ve kısmen ülkemizde yapılan araştırmalarda suç ile nesep arasında sıkı bir bağlantının olduğu sonucuna varılmıştır.