Şüpheci Yaklaşım:

Belgede Küreselleşme ve eleştirileri (sayfa 60-63)

2. Öznesiz bir süreç olarak küreselleşme

4.2 Şüpheci Yaklaşım:

KüreselleĢme karĢısında yer alan Ģüpheciler, kapitalizmin kendisine karĢı gelen sol gruplar ile ulus devlete, ulusal egemenliğe özel bir ilgi gösteren milliyetçi sağ eğilimlerden oluĢmaktadır (Hablemitoğlu, 2005: 22). Küreselciler küreselleĢmenin yeryüzünün her yerini dolaylı yada dolaysız etkilediğini ifade ederken Ģüpheciler küreselleĢme denilen bir olgunun olmadığını, çünkü dünyanın geniĢ bir bölümünün küreselleĢmeyle bağlantılı süreçlerin dıĢında kaldığını belirtirler (Ritzer, 2011: 54). ġüpheci yaklaĢım hem küreselleĢmenin yeni olduğu fikrini hem de onun gücünü küçümsemektedir (Gallino, 2012: 97). Küreselcilerin, küreselleĢmenin varlığına iliĢkin yaklaĢımlarını bir kurgu ve bir mitten ibaret gören Ģüpheciler, küreselleĢmenin iddia edildiği gibi yeni bir Ģey olmadığını ifade ederler. 1860 ile 1914 arasındaki dönemin günümüz dünyası ile karĢılaĢtığında daha bütünlüklü bir yapıda olduğunu belirtilmektedirler. Küreselciler, piyasalar tarafından sağlanan bağlantılılığı görmek istiyorlarsa 1970 yılına ve sonrasına değil, 1870 yılına bakmaları gerekmektedir (Hirst-Thompson, 2009: 43-47). Buradan hareketle dünya ekonomisinin tarihsel analizini

yapan Ģüpheciler, günümüzekonomisinin klasik altın çağına göre daha az entegre olduğu fikrindedirler (Held-Mcgrew, 2008: 136). Çünkü onlar, radikal küreselcilerin ileri sürdüğü gibi sınırların kalkmadığı, aksine her geçen gün tahkim edilerek güçlendirildiği bir dönemde olduğumuz kanaatindedirler (Hablemitoğlu, 2005: 21). Bundan dolayı günümüz küreselleĢmesini “küreselleĢme maskesi” takan bir olgu olarak görmektedirler (Kazgan, 2009: 256).

ġüpheciler, küreselleĢme denilen bir sürecin belli bir zamanda ortaya çıktığını ama artık bunun sonunun geldiği kanaatindedirler. Merkezi gücünü tekrar ele geçiren ulus devletlerin varolması bunu kanıtlamaktadır. Son yıllarda ABD ile Meksika arasında inĢa edilen duvarlar, ulus devletlerin korumacı politikaları bunun en somut ifadesi olarak görülmektedir (Ritzer, 2011: 559). Buna göre, dünya ekonomisinin küresel olduğu fikri bir mittir. Dünya ekonomisinin üç bölge-Kuzey Amerika, Japonya ve Avrupa- arasında gerçekleĢtiğini ve bu üç bölge arasında belirleyici olan unsurun da ulus devlet olduğunu düĢünürler. Dünyanın neoliberal ilkelere göre iĢleyen standard bir pazar olmadığını aksine belirleyici gücün bu üç bölgenin ekonomik politikaları olduğu fikrindedirler (Hirst- Thompson, 2009: 44). Bu üç bölge arasında yapılan ticareti küreselleĢme olarak göstermek onlar için kabul edilemez bir fikirdir. Bu bakımdan Ģüpheciler bölgeselleĢmeyi küreselleĢmenin ara bir istasyonu olarak değil tam aksine alternatifi olarak görürler (Hablemitoğlu, 2005: 22). Dolayısıyla içinde bulunduğumuz sürecini küreselleĢmeden ziyade uluslararasılaĢma olarak okumak daha doğrudur (Jessop, 2005: 269).

Küreselciler, küreselleĢmeyi daha çok dıĢa açılma ile tanımlarken Ģüpheciler ulusal tabanlı ekonomiyi ön plana çıkarırlar. Onlara göre ulusal tabanlı ekonomi dıĢa kapanmayı da ifade etmez. Yine de ulusal tabanlı ekonomik faaliyetleri gerçekleĢtiren ulusların kendi aralarında yaptıkları ticaretin sınırlı bir açık dünya piyasası içinde gerçekleĢtiğini düĢünürler. ġüpheciler, böyle bir ekonomik sistemin 1870‟lerden beri zaten varolduğunu söylemektedirler. Burada önemli olan bunun bütünleĢmeyi ifade eden küresel ekonomiden farklılığıdır (Hirst-Thompson, 2009: 52). Bu sebeple Ģüpheciler, küreselcilerin ulus devletin rolü noktasında düĢündüklerini naif bulmaktadırlar. Çünkü uluslararası ticari iĢlemlerde eğer regüle edici bir güç varsa bunun da ulus devlet olduğunu belirtirler. Uluslararası güçler iĢlemlerini yaparken hâlâ ulus devletlerin düzenleyici rolüne bakmaktadırlar. Ulus devletler küreselcilerin dediği gibi pasif ve edilgen değil aksine uluslararası iliĢkilerin etkin failleri olarak görülürler. Bundan dolayı Ģüpheciler ulus devletlerin daha az merkezde olduğu düĢüncesine katılmamaktadırlar (Held vd., 2008: 136).

ġüpheciler, çok uluslu Ģirketlerin varlıklarını hala kendi bulundukları ülkeye borçlu oldukları iddiasındadırlar. Bunlar arasındaki geçen ticari faaliyetlerin niteliği bunu doğrulamaktadır. Çünkü bu Ģirketler küresel değil bölgesel düzeyde faaliyet gösterirler. Küresel özellikte var olan Ģirket sayısının nadir olduğunu düĢünen Ģüpheciler bunların çoğunun ulusal tabanlı olduğunu ve üçlü bölgede ticaret yaptıklarını düĢünürler. (Jessop, 2005: 269). 19. Yüzyılın son çeyreğindeki dünya ekonomisi, günümüze nazaran daha uluslararasıdır. Çünkü Ģu an mevcut dünya ticaretinin %85‟i Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya arasında gerçekleĢmektedir (Gallino, 2012: 63). Hegemonik küreselleĢme söylemine rağmen sermaye daha çok geliĢmiĢ ülkeler arasında hareket eden bir olgudur. 1990‟lı yılların ikinci yarısı itibariyle doğrudan yatırımların %1.4 Afrika‟ya, %11 Latin Amerika‟ya, %13‟ü Asya‟ya, geri kalan kısmı geliĢmiĢ ülkelere yapılmaktadır (ġaylan, 2003: 263). Her ne kadar tek dünya pazarından söz edilse de aslında “küreselleĢme” denilen süreç belirli kapitalist bölgeler arasındaki iliĢkilerin yoğunlaĢmasıdır (Tutal, 2005: 23). Dünyanın her tarafında ulusal bağlarından kopmuĢ Ģirketlerin olduğu iddiasının doğruyu yansıtmadığını düĢünen Ģüpheciler, gerçek anlamda ulus üstü Ģirket sayısının sanıldığı kadar çok değil az olduğunu, çok uluslu Ģirketlerin ticari tesislerini ulusal mahalli bölgede kurduğunu, ticari faaliyetlerini de bu alan içerisinde yaptıklarını belirtirler. Doğrudan dıĢ yatırım, sermayenin küresel düzeyde hareketliliği ve istihdamın kitlesel bir Ģekilde geliĢmiĢ ülkelerden geliĢmekte olan ülkelere kaydığı da gerçeği yansıtmamaktadır. Dünya Bankası‟nın ekonomi verileri üçüncü dünya ülkelerinin marjinal kaldığını göstermektedir (Hirst-Thompson, 2009: 44). Küresel düzeyde iĢ ticaret yapan Ģirketler ana faaliyetlerinin %70‟ini bağlı bulundukları ülkede, geriye kalana kısmınında bağlı bulundukları ülke dıĢında yapmaktadırlar (Özdemir, 2011: 207). Bundan dolayı Ģüpheciler, çok uluslu Ģirketlerin bağlı bulundukları ülkelerin yarattıkları kurumlar oldukları düĢüncesindedirler. Bu sebepleküresel Ģirket gibi bir adlandırmanın doğru olmadığını kanaatindedirler. Merkez ülkeleri kendilerine üs yapan bu Ģirketler kapitalizmin savaĢçı mantığını içselleĢtirdikleri için sosyal tabanlı ekonomi politikalarını reddederler. Bunun sonucunda gelir dağılımı sıfır toplamlı bir oyuna dönüĢür. Dolayısıyla küreselcilerin iddia ettiklerinin aksine küreselleĢme denilen süreç eĢitsizlikleri derinleĢtiren bir olgu olmaktadır. (Hablemitoğlu, 2005: 22).

Küreselciler, küreselleĢmeyle birlikte ulusal, dini ve etnik kimliklerin grup içi aidiyet güçlendirme, toplumsal birlik ve beraberliği sağlama iĢlevinin ortadan kalktığı iddiasındadırlar. Bunların aksine Ģüpheciler, yeni etnik ve dini milliyetçiliklerin yükseldiğini belirtirler. Küreselciler yerküre üstünde global bir kültürün ortaya çıktığını ifade ederlerken, Ģüpheciler küresel kültür denilen Ģeyin varlığından Ģüphe ederler (Ritzer, 2011: 56).

ġüpheciler, küresel bir uygarlığın doğuĢundan ziyade dünyanın yeni anlayıĢlar çerçevesinde bir bölünmeye doğru gittiğini düĢünürler (Hablemitoğlu, 2005: 22). Çünkü küreselleĢmeyle birlikte artan yoksullaĢma cemaatsel duyguları güçlendirerek alt kimlikleri daha fazla görünür kılmaktadır. Bu da daha çok ulus devletin eski iĢlevlerini yerine getirememesine bağlanmaktadır (Kazgan, 2009: 319).

Belgede Küreselleşme ve eleştirileri (sayfa 60-63)