Çatışmaları Önleyici Altın Kemerler Teorisi:

Belgede Küreselleşme ve eleştirileri (sayfa 128-132)

KÜRESELLEŞMENİN SAVUNUSU VE ELEŞTİRİSİ

2.1 Küreselleşme Savunusu

2.1.1 Çatışmaları Önleyici Altın Kemerler Teorisi:

ÇatıĢmaları Önleyici Altın Kemerler Teorisi, küreselleĢme süreciyle birlikte orta sınıfı güçlenen iki ülkenin dünya barıĢına doğrudan bir etki yaparak küresel huzuru sağladığı üzerine bina edilmektedir. Küresel ekonomik geliĢmenin hız kazanmasıyla birlikte birçok

insanın yoksulluk sınırından çıkıp orta sınıf düzeyine yükseleceği beklentisi bu iyimserliği artırmaktadır (Kent, 2013: 2-3). Altın Kemerler Teorisi‟nin devreye girmesinden sonra bu yönde geliĢme gösteren iki ülkenin savaĢmayacağı öne sürülür. Teoriye göre mesela McDonalds iĢletmesini kuracak kadar geliĢkin bir orta sınıfa sahip olan bir yerde geliĢmiĢliğin göstergesi McDonalds üzerinden ifade edilir. Dolayısıyla burada yaĢayan insanların daha rahat bir yaĢam üzerine kurdukları iyimser bakıĢ açısı bunları baĢka ülkelerle yapılacak muhtemel bir savaĢtan alıkoyarak barıĢ ortamının sağlanmasına ciddi katkı sağlayacağı düĢünülür. Böylece Mcdonalds‟ın simgelediği yüksek hayat standardı jeopolitik maceracılığı önleyen bir güce dönüĢür. McDonalds daha büyük, istikrarlı bir orta sınıfın varlığını simgeleyerek bu teorinin merkezinde yer alan bir metafordur. Burada ifade edilen orta sınıf ise bir gelir durumundan ziyade geleceğe dair bir algıyı ifade eder. Eğer bir insan potansiyel istidadını kinetik kabiliyeti ile birleĢtirerek yükseleceğine inanıyorsa bu onun orta sınıftan biri olduğu anlamına gelir (Friedman, 2012: 365-408).

KüreselleĢme sürecinin yarattığı uluslararası bütünlüğün ilerlemesiyle birbirine daha bağımlı hale gelen ülkelerin birbiriyle savaĢmaları halinde hem kazanan tarafın hem de yenilen tarafın ağır bedeller ödeyeceği belirtilir. Bugün küreselleĢme sistemi içerisindeki ülkelerin çıkar sağlamak üzere savaĢı bir yöntem olarak seçmesinin o ülke için ağır sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunulur. Altın deli gömleğini giyen ülkelerin küresel sistemle bütünleĢmesini sağlayan elektronik sürünün (bireysel ve kurumsal yatırımcılar) varlığı ülkelerin politik davranıĢlarına yön verdiği düĢünülür. Dolayısıyla ülkeler politik stratejilerini belirlerken elektronik sürünün ekonomik eğilimlerini göz önüne almak mecburiyetinde olmakta, böylece herhangi bir ülke savaĢa karar verince bir değil birkaç defa düĢünmek zorunda kalmaktadır (Friedman, 2010: 253-254).

KüreselleĢme ile birlikte artan entegrasyonun dünya barıĢına katkısı teorinin önemli çıkıĢ noktalarından biridir. Çünkü küreselleĢmenin en büyük değerlerinden biri onun içinde barındırdığı dünya barıĢını sağlayabilme potansiyelidir. Ekonomik büyümenin kendisi gruplar, kabileler ve uluslararasında muhtemel çatıĢmalardan dönüĢün imkânı olarak görülmektedir. Ülkeler arasında yapılan yatırımların iĢbirliği olanaklarını artırarak dünya barıĢının ortaya çıkmasını desteklediği düĢünülmektedir (J. Marquardt, 2013: 2-4). Bu yönüyle küreselleĢme, barıĢı iki kanal üzerinden sürdürmektedir. Biri ticari iĢbirliklerin artması, diğeri de küresel pazarda ticari partnerliğin her Ģeye rağmen tercih ediliyor olmasıdır. Son çeyrek yüzyıldır artan küresel iĢbirliklerin dünya barıĢına zarar verdiği düĢünülen muhtemel çatıĢmaları azalttığı belirtilmektedir. Ġkinci Dünya SavaĢı‟ndan sonra

dünya ticaretinin artması savaĢ çıkma olasılığı ile ters orantılı bir seyir izlemiĢtir. Dolayısıyla küreselleĢmenin bu yönü ülkeler için sadece ekonomik kazanç değil aynı zamanda politik bir kazanç da getirmektedir (Lee, 2013: 2-4).

KüreselleĢmenin, savaĢı bir sonuç alma aracı olarak gören mantığı saf dıĢı bırakan bir süreç olarak görülmesi onun jeopolitiği ile soğuk savaĢ jeopolitiğinin karĢılaĢtırılması yoluyla kanıtlanmaya çalıĢılmaktadır. Soğuk savaĢ döneminde küresel hâkimiyeti kaybetme endiĢe içerisinde olan ABD ve SSCB tek bir tahta üzerinde satranç oynamaktaydılar. Bu dönemde iki ülke de kendi yayılmacığını diğerinin aleyhine geniĢletmek üzerine kurup kendilerine yakın gördükleri ülkelere rasyonel olmayan ekonomik politikalar mukabele etmekteydiler. Mesela ABD, bu dönem içerisinde müttefik kazanma amacıyla Tokyo‟nun korumacılığına katlanmak zorunda kalmıĢtı. Yine aynı niyetlerin farkında olan geliĢmekte olan ülkeler kendi ekonomik geliĢmiĢliğini sağlamak için çaba sarfetmek yerine kendilerine verilen dıĢ yardımlarla yetinmiĢlerdi. Soğuk savaĢ döneminde ülkelerin ekonomi konusunda ne yaptıkları önemli değildi. Bu yüzden geliĢmekte olan ülkeler bu dönemde kendilerine ciddi yardımlar koparmanın telaĢı içindeydiler. Sovyetler kendi müttefiklerinin ürettiği döküntüleri bile almak zorunda kalmıĢtı. KarĢılığında ise bu ülkelere para ve silah aktarmaktaydı. Bu dönemin hal-i pür melali böyle ifade edilip olumsuzlanırken tam tersi küreselleĢme süreci bu duruma benzer siyah-beyaz çizgilerin olmadığı olumlu bir süreç olarak görülür. KüreselleĢme sisteminde eskinin çek yazan ne ABD‟si ne de SSCB‟si bulunmaktadır. KüreselleĢme sisteminde sıcak parası olanlar artık elektronik sürülerdir; bunlar ülkelerin kendilerini bağımlı hissettikleri kiĢilerdir (Friedman, 2010: 261).

Altın Kemerler Teorisi küresel sisteme dâhil olanların yazdığı bir teoridir. Dolayısıyla küresel sisteme dâhil olmayan Afganistan, Irak, Sudan gibi ülkeler için geçerli bir teori olarak görülmez. Bu gibi ülkelerin küresel barıĢa engel teĢkil etmesi küresel tedarik zincirinin dıĢında olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Altın Kemerler Teorisi‟ne uygun kurumsal yapılara sahip olmayan ülkelerin küreselleĢmeyi yavaĢlatma tehlikesini barındırdığı düĢünülse de; teori küresel barıĢın mutlak garantisi olarak görülmez (Friedman, 2012: 412-414). KüreselleĢme savunucularına göre, bu ülkelerin yabancı sermaye ile iliĢkisinin olmaması ya da düĢük olması küresel bütünlüğe katkı sağlayamamaktadır. Yine bu ülkelerde politik ve ekonomik hareket alanını sınırlayan elektronik bir sürünün olmayıĢı da uluslararası iliĢkilerde baĢına buyruk hareket etmelerinin önünü açmakta, böylece dünya barıĢı tehlikeye düĢmektedir. Kimi zaman bölgeselleĢme bile küreselleĢmenin tamamlayıcı

bir unsuru olarak görülmektedir. Coğrafi olarak birbirine yakın ülkelerin ekonomik entagrasyonu barıĢ ve uyumun imkanı olarak görülmektedir (ġanlı, 2014: 4).

KüreselleĢme sürecinde dünya barıĢı için en büyük tehditlerden biri de Ortadoğu ülkelerinin petrol rezervleridir. Bu tehlikenin boyutu içerde ve dıĢarıda olmak üzere iki boyutludur. KüreselleĢmenin dıĢa açılmayı teĢvik eden tarafına mukavemet eden ve küresel barıĢ ortamının tesis edilmesine engel olan faktörlerin baĢında gelen petrol gelirleri küresel huzuru teminat altına alan dıĢa açılmayı önleyerek içe kapanmaya neden olmaktadır. Örneğin Ġran‟daki rejim ekonomisindeki kötü gidiĢi hep petrol gelirleriyle telafi etme çabasındadır. Ġran‟daki mollaların gizli silahı dini fanatizmden ziyade petroldür. Petrolün varlığı bu gibi ülkelere yeterlilik duygusu vererek dıĢa açılmalarına engel olmaktadır. Eğer Ġran‟ın petrol gelirleri olmasaydı o da diğerleri gibi altın deli gömleğini giymek zorunda kalacaktı (Friedman, 2010: 269). Petrol rezervleri, ülke pazarlarının birbirlerine karĢılıklı olarak açılmasını ifade eden, ekonomik büyüme ve demokrasinin geliĢmesine katkı sağlayan açıklık ilkesine de mukavemet ettiği için bu yönüyle de küreselleĢmeye tehdit olarak algılanır. Küresel açıklığın getirdiği yüksek gelir seviyesinin ve eğitim olanaklarının artması bilgi akıĢına, mesleki hareketliliğe ve yeni iĢ organizasyonlarına izin vererek insanlar arasında uyum, uzlaĢma, ılımlılık, ölçülülük gibi değerleri yerleĢmesine, demokrasinin ve dünya barıĢının sağlanmasına zemin hazırladığı öne sürülür (Hegre-Gleditsch, 2013: 5).

Petrol bağımlılığının aynı zamanda 11 Eylül saldırılarının altında yatan faktörlerin baĢında geldiği vurgulanmaktadır. Ortadoğu petrollerine bağımlılığın küreselleĢmenin getirebileceği kazanımlara olumsuz yönde etkisi Ģu dört nedenle izah edilmektedir: Buralardan enerji kaynaklarının satın alınması kendi kendine yetme durumunu doğurduğu için söz gelimi petrol ülkelerinin dini olan Ġslam‟ın hoĢgörüye, kadın haklarına, Batıya ve çoğulculuğa karĢı en fanatik karĢıtlığının doğmasına neden olduğu ileri sürülür. Bunun en önemli temsilcisi olduğu düĢünülen Suudi Arabistan bu fanatik yorumun simgesi olarak öne çıkarılır. Ġkinci faktör petrol fiyatlarının arttığı dönemlerde Rusya, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin petrol ihraç etmesinin bu ülkelerin demokrasi ve özgürlük trendini düĢürmesidir. Üçüncüsü petrol bağımlılığının özellikle Suudi Arabistan gibi ülkelerde dini özgürlükler alanında yaĢanan baskılara farkında olmadan neden olduğudur. Dördüncüsü, Amerika bu enerji bağımlılığı ile 11 Eylül‟e neden olan bir dizi olayın baĢlatıcısı konumundadır. Amerika‟nın petrol ithal etmesi buralarda bulunan marjinal örgütlerin zenginleĢmesine dolayısıyla küresel ölçekte dünya barıĢını olumsuz yönde etkilemesine sebeb olmuĢtur. Altın Kemerler Teorisi‟ni zedeleyen petrodiktatörlüklerin küresel barıĢın

önünde ciddi bir engel olması, onların küresel ısınma, yoksulluk, demokrasiyi zayıflatma nedeni ve radikal teröristlerin destekleyicisi olma durumuyla ilgilidir. Petrolün fiyatıyla özgürlük trendi arasındaki iliĢkinin ters bir orantı izlediği savunulmaktadır. Petrol fiyatları yükseldikçe açık bir toplum olmanın gerekleri olan toplantı ve yürüyüĢ hakkı, örgütlenme hakkı, basın özgürlüğü gibi temel hakların çiğnenmeye baĢlar. Fiyatlar düĢünce de ters yönde bir geliĢmenin olduğu sonucuna varılır. Buna göre fiyatların düĢmesi demek dıĢ ticarete, etkileĢime, iĢbirliğine açık yönetimlerin oluĢması anlamına gelir. Küresel barıĢın varil baĢına petrolün fiyatlarıyla yakından ilgisi vardır. Örneğin 1997 yılında petrolün yirmi dolar seviyelerine gelmesinin Hatemi gibi reformist kiĢileri iktidara getirdiğini, fiyatın varil baĢına altmıĢ yetmiĢ dolar seviyelerine çıkmasının da Ahmedi Nejad gibi radikalleri iktidara getirdiği görülür. Ġran, Venezuela, Rusya ve Nijerya gibi ülkelerde 1990‟lı yılların baĢında petrol fiyatları düĢünce rekabetin, Ģeffaflığın, siyasi katılımın arttığı görülmekte iken 2000‟li yıllarda fiyatlar yükselince antidemokratik uygulamalarda artıĢ olmaktadır. Bu ekonomi dilinde Hollanda hastalığı olarak ifade edilir. Bu hastalık, doğal kaynaklardan elde edilen zenginliğin ihracatı düĢürmesi ve ithalatı artırarak üretimi öldürmesidir. Bu duruma özellikle petrol zengini ülkelerde rastlanır. Bu gibi ülkelerde doğal kaynaklardan elde edilen gelirler verimsiz yatırımlar ve rekabeti düĢüren sübvansiyonların nedenidir. Ülkeler petrol kuyuları açıp gelir elde ettikçe halktan vergi almalarına da lüzum görülmez. Halktan vergi alınmaması onların istek ve taleplerinin iktidara yansımasını mümkün kılan temsil mekânizmasının iĢlememesi demektir. Bu durumun da demokrasiyi olumsuz yönde etkilediği açıktır. O halde Altın Kemerler Teorisi‟nin iĢlerliğini artırmanın çözümü yenilenebilir enerji çeĢitliliğinde saklıdır. Enerji bağımlılığın hem ülke içi barıĢa hem de küresel barıĢa karĢı tehditkâr görüntüsü ve sonuçları üzerinden hareket edilerek küreselleĢmenin dünya barıĢı ve insanlık için daha hayırlı sonuçlar ortaya çıkaracağı tezine ulaĢılır (Friedman, 2009: 190-111).

Belgede Küreselleşme ve eleştirileri (sayfa 128-132)