• Sonuç bulunamadı

Uyum Problemleri

Belgede PDF dspace.bozok.edu.tr (sayfa 188-199)

4.2. İskan Sonrasında Yaşanan Sıkıntılar

4.2.2. Uyum Problemleri

yaşanmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla böyle bir iftiranın, göçmenlerin, işleri ucuza yapmalarından rahatsız olan yerli oduncular tarafından yapıldığı ortaya çıkmıştır758.

Çerkezler, belirli bir iskan siyaseti çerçevesinde devletin muhtelif yerlerine küçük gruplar halinde yerleştirilmiştir. Fakat gerek yolculuk esnasında gerekse geçici olarak bekledikleri kentlerde birçok olumsuz durumla karşılaşan Çerkezler, kalıcı iskan yerlerine nakledildikten sonra ise geçimlerini sağlamakta sıkıntı yaşamışlardır.

Bu sebepten çoğu göçmen, etrafındaki soydaşları ile birleşerek eşkıyalık yapmaya, yerli Türk ve Hristiyan ahalinin mallarını ve hayvanlarını gasp etmeye ve onları öldürmeye başlamışlardır. Ancak bir süre sonra Çerkezler, adeta bu davranışları meslek haline getirmişler ve yağma faaliyetlerini artırmışlardır. Bu durum karşısında yerli ahali de kimi zaman devlete şikayetlerde bulunmuşlar kimi zaman ise Çerkezlere aynı şekilde cevap vermişlerdir. Dolayısıyla iki taraf arasında zaman zaman şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Osmanlı Devleti ise yaşanan bu olayları sona erdirmek ve hem göçmenleri hem de tebaasını sakinleştirmek için birtakım tedbirler almış ve kısmen de olsa olaylar durulmuştur. Fakat yaşanan bu sıkıntıların tam anlamıyla bitmediği ve göçmenlerin, bu yeni kültüre, Türklere, iskan edildikleri coğrafyaya, dile uyum sağlamakta güçlük çektikleri görülür.

yardımların yanında göçmenler için inşa edilen evlerde de yerli Osmanlı ahalisi çalıştırılmaktaydı760. Dolayısıyla halihazırda maddi sıkıntı ile uğraşmak zorunda kalan halk, göçmenlere de yardım yapmakla görevlendirilince iyice kötü duruma düştü. Üstelik Çerkezlerin, hırsızlık ve yağma yaptıkları haberi de yayılınca ahalinin çekinceleri de artmaya başladı. Netice itibariyle denilebilir ki, uyum problemleri sadece Çerkezlerin, Osmanlı toplumuna ya da kültürüne alışamamasıyla açıklanamaz; aynı şekilde yerli ahali de Çerkez göçmenlere karşı bir çekince ve yadırgama ile bakmışlardır.

Yeni bir coğrafyaya ayak basan Çerkezler, burada yaşayan yeni insanlara ve onların kültürüne, diline, geçim tarzlarına ayak uydurmakta epey güçlükler çekmişlerdir. Tarım işleri ile uğraşmaya pek alışkın olmayan ve Türkçe konuşmayan Çerkezler, Osmanlı Devleti'nin dil ve adetlerine de bir o kadar yabancıydılar761. Dolayısıyla Türkçeyi ve Türk kültürünü öğrenmek zorunda kalan Çerkezler, bu konuda çok sıkıntı çektiler. Bilhassa verimli topraklara yerleştirilen göçmenler, hayatlarını kolaylıkla devam ettirmeye muktedir olmuşlar ve kısa bir süre sonra Türk adetlerine alışmaya başlamışlardır. Bu göçmenler, uyum sağlamalarının getirdiği avantaj sonucunda birçok alanda devlete başarıyla hizmet etmişlerdir. Fakat başka yerlere iskan edilen ya da toprakla uğraşmayan Çerkezler ise yaşamlarını sürdürebilmek için hırsızlığa ve yağmaya başvurdular. Bu sebepten hem Türk hem de Hristiyan Osmanlı ahalisi, Çerkezlerin bu tür faaliyetlerinden fazlasıyla zarar görmüşlerdir762.

Çerkezler ile Osmanlı toplumu arasında her alanda belirgin farklılıklar bulunduğu tahmin edilmektedir. Dolayısıyla bu farklar, birtakım sıkıntıları da ortaya çıkartmıştır. Nitekim iki taraf arasındaki dil farklılığı, bu sıkıntıların başında gösterilebilir. Çerkezlerin Türkçe bilmemeleri, onlar ile yerli halk arasındaki iletişimi de imkansız kılıyordu. Bu durumda Çerkez göçmenler, sıkıntılarını ya da ihtiyaçlarını anlatmakta güçlük çekiyor ve en önemlisi de duygularını halka aktaramadıkları için iki taraf arasında anlaşma sağlanamıyor; bu münasebetle yakın ilişki kurulamıyordu. Meydana gelen bu sorunlara dair bir örnek; 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'nde görülmüştür. Balkanlara iskan edilen Çerkez göçmenleri, adı

760 Bkz. McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 45.

761 Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 367.

762 McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 46; Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s.

88.

geçen bu savaş esnasında gönüllü olarak Osmanlı ordusunda savaşa dahil olmuş763 fakat Türkçe bilmediklerinden çeşitli sıkıntılar yaşamışlardır. İleri kuvvet, keşif ve habercilik gibi görevleri layıkıyla yerine getiren Çerkezler, buna karşılık günlük yiyeceklerini dahi düzenli olarak almakta sıkıntı yaşıyorlardı. Kendilerini tam olarak ifade edemeyen Çerkezler, ihtiyaçlarını karşılamak için köylülere saldırıyorlar ve mallarını yağmalıyorlardı764. Dertlerini bu şekilde bertaraf etmeye çalışan göçmenler, yaptıkları ile birlikte yerli ahaliyi de sıkıntıya sokuyorlardı.

Göçmenler ile Türkler arasındaki uyum sorunları ile ilgili 1915 Bolu Salnamesi'nde şöyle denilmektedir:

"Kafkas muhacirlerinin bölgeye göçünden sonra hiçbirisi âdet ve an'anelerini bırakmamış, Türk kültürüne yabancı kalmışlardır. Anasır-ı muhtelife-i mevcudeden Çerkes ve Abazaların hicretinde ve kazaya muvasalatlarında ahali-i kadimesi Türk unsuru arasında iskan ettirilmemiş, belki ayrıca köyler teşkiline müsaade olunmuş, ta'mim-i marif hususunda eslaf lakaydilikten kurtulamamış olduğundan bunlar, bu unsurlar Türkçe tekellüm ve kitabete alışamamışlar, şerait-i içtimaiyelerinde asla tahavvül vukua getirmemişlerdir. Bunun yanında iskan edilen Gürcüler ve Lazlar, adat-ı milliyelerinde oldukça tahavvül asarı görülüyor. Bunlar ekseriyetle Türkleşmişler ve Türkçeyi güzel söylerler."765.

Kafkas göçmenleri arasında bilhassa Çerkezler, Türkçeyi bilmemelerinden ve Türk kültürüne ayak uyduramamalarından dolayı bu yeni yöreye uyum sağlamakta epey zorlanmışlardır. Ayrıca paragrafta; göç eden Gürcü ve Lazlar için ayrı bir bilgi verilmiş ve onların, genel anlamda Türkleştiği ve Türkçeyi de öğrendikleri belirtilmiştir. Aynı şekilde Tatar göçmenlerin de kısa sürede Türkçeyi konuşmaya başladıkları görülür766.

Çerkezlerin, hem adaptasyon sürecini hızlandırmak ve geçimlerini sürdürebilmelerini sağlamak hem de Türkçeyi ve Türk kültürünü öğrenmelerini kolaylaştırmak için Osmanlı Devleti tarafından birtakım faaliyetlerde bulunulmuştur.

Göçmenlerin, en fazla iskan edildikleri yerlerden biri olan Uzunyayla'da;

göçmenlerin yoğun olarak bulundukları araziye, 1861 yılında kaza statüsü verilerek buraya Çerkez kökenli Ahmet Şakir Efendi müdür olarak atanmıştır. Ayrıca Mesudiye ismi verilen bu kazada bulunan göçmenler, Ahmet Şakir Efendi'nin müdürlüğünden dolayı bir hayli memnun olmuşlardır. Fakat bir süre sonra Aziziye

763 Pinson, "Çerkeslerin Rumeli'ne İskânı", s. 64.

764 Bkz. Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 93.

765 Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 92.

766 Detaylı bilgi için bkz. McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 45-46.

Kazası'nın kurulmasıyla, 1863'te Mesudiye Kazası nahiye olarak buraya bağlanmıştır767.

Mesudiye Kazası'nın ardından Sultan Abdülaziz'in ismine ithafen 1861 senesinde Aziziye adlı bir kaza daha kurulmuştur. Bu kaza; göçmenlerin ürettikleri malları satmaları, su ve odun gibi gerekli olan ihtiyaçlarını karşılamaları için ormanlık alana yakın olarak kurulmuştur. Kaymakamlığına, Kayseri Kaymakamı Mehmed Emin Efendi görevlendirilen Aziziye Kazası, Uzunyayla bölgesine gelen göçmenlerin büyük çoğunluğuna ev sahipliği yapmıştır768.

Göçmenlerin, uyumunu hızlandırmak isteyen Osmanlı Devleti, adı geçen Aziziye Kazası'nda bir rüştiye açılmasını planlamış ve böylelikle burada verilecek eğitim münasebetiyle göçmenlerin, Türkçeyi kolayca öğrenebileceğini ve anlaşmazlıkların azalabileceğini düşünmüştür. Aslına bakılırsa yapılması planlanan bu rüştiyeden önce de bazı zengin Çerkez aileleri, çocuklarını eğitim almaları için İstanbul'da bulunan Mekteb-i Rüşdi'ye göndermekteydiler769.

Çerkezlerin ve diğer Kafkas göçmenlerinin, Türkçeyi öğrenmeleri gerektiği açıktır. Ancak kırsalda iskan edilen göçmenlerin, bunu yapabilmeleri biraz zor olmuştur. Çerkezlerin, dışa kapalı olarak bir kabile yaşantısı sürmelerinden dolayı Türkçeyi öğrenebilmeleri zaman almıştır. Bu durum şöyle açıklanabilir; şehirlere yerleşen göçmenler, hayatın hızına ve yaşam koşullarına yetişebilmek için Türkçeyi kısa sürede sökmüşlerdir. Ancak kırsalda kabileler halinde yaşayan ve çoğu zaman kendilerine has köyler oluşturulan Çerkezler ise sadece soydaşları ile iletişim kurdukları için kendi dillerini korumaya ve konuşmaya devam etmişlerdir.

Çerkez göçmenleri için büyük bir sorun olan dil problemini çözmek isteyen Osmanlı Devleti, bazı camii ve mescitlere Çerkezler arasından bazı kimseleri görevlendirmiş, idarecilerin bir kısmını da yine Çerkez kökenli şahıslardan seçmiştir770. Böylelikle bu tür girişimlerle dil sorunları halledilmeye çalışılmıştır.

Devlet desteği ile Türkçeyi öğrenmeye çalışan Çerkezlerin, iskan edildikleri coğrafyaya da uyum sağlayamadıkları görülmektedir. Göçmenlerin, ata yurtlarında yaşadıkları bölgelerin fiziki özellikler ile Osmanlı Devleti'nde iskan edildikleri yerlerin fiziki özellikleri birbirinden tamamen farklıydı. Göçmenlerin Kafkasya'daki

767 Kurulan kazalar hakkında bkz. Akay, Uzunyayla Havalisine Göçler ve İskân, s. 93-94.

768 Akay, Uzunyayla Havalisine Göçler ve İskân, s. 94.

769 Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 368; Akay, Uzunyayla Havalisine Göçler ve İskân, s. 94.

770 Ayrıntılı bilgi için bkz. Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 368.

yerleşim yerleri, yüksek dağlar ve derin vadilerden oluşmaktaydı ve Çerkezler, buralarda dünyadan soyut bir şekilde yaşamlarını sürdürmekteydiler. Dolayısıyla bu insanların dilleri, yaşayış tarzları, kültürleri ve sair özellikleri, diğerlerinkinden farklıydı. Bu sebeple Osmanlı Devleti'ne gelen Çerkezler, eski memleketlerine benzeyen arazilere yerleşmek istediler.

Çoğu zaman yerleştikleri bölgeyi beğenmediklerini söyleyen Çerkezler, genellikle başka taraflardaki akrabalarının yanına gitmek bazen de kendi beğendikleri yerlere iskan edilmek istemekteydiler771. Ayrıca yerleştirildikleri yeri beğenmeyen bazı Çerkezler ise ya sorun çıkarıyor ya da gizlice kaçıyorlardı772. Diğer taraftan iskan edildikleri yerlerde kendilerine genellikle boş arazi ve tarım aletleri verilen göçmenler, tarım işçiliğine yatkın olmadıklarından dağlık alanlar aramışlar ve bulduklarında da hemen buraya yerleşmek istemişlerdir773. Üstelik göçmenlerin bu talepleri çoğunlukla kabul edilmekle birlikte bazen sakıncalı görülmesi durumunda reddedilmekteydi.

Çerkez göçmenleri ile Türk ahali arasındaki diğer uyum problemler ise kültür, yaşayış tarzı, örf ve adet farklılıkları idi. Çünkü her ne kadar İslamiyet'i benimsemiş olsalar bile Çerkezlerin, Müslümanlık öncesi yaşayışlarını devam ettirdikleri görülür.

Onlara göre hırsızlık ya da adam kaçırma bir maharet örneği olarak kabul edilir.

Nitekim çalışmanın giriş kısmında Çerkezler başlığı altında anlatıldığı gibi gerek Evliya Çelebi gerek Ahmed Cevdet Paşa, Çerkezlerin hırsızlık ve haydutluk faaliyetlerinden ve başkaca özelliklerinden bahsetmektedir. Netice itibariyle Osmanlı ahalisinden oldukça farklı olan bu insanlar, eski yurtlarında sürdürdükleri hayat biçimlerini, kültürlerini, örf ve adetlerini devam ettirmeye çalışmışlar ve halihazırda dilleri de farklı olduğu için Türklerle anlaşamadıklarından Türk kültürünü benimseyememişlerdir. Dolayısıyla Türkler ve Çerkezler arasındaki ilişkiler, uzunca

771 Bolu'ya yerleşmek için talepte bulunan Kabardey Çerkesleri için bkz. BOA, (A. MKT. NZD), D:355, G:19, (13 Zilkade 1277/ 23 Mayıs 1861); Osmanlı Belgelerinde Kafkas Göçleri, II, s. 66.

Ayrıca Menteşe Sancağı'na nakledilmek isteyenlere dair bkz. Keleş, "Muhacirlerin Menteşe Sancağı'nda İskânı", s. 1175. Uzunyayla'ya yerleşmek için talepte bulunan 2724 göçmen hakkında bkz. BOA, (A. MKT. UM), D:193, G:46, (11 Safer 1277/ 29 Ağustos 1860). 350 nüfus Çerkesin Trabzon'dan, Sivas'a iskan edilmek istemelerine dair bkz. BOA, (A. MKT. MHM), D:228, G:55, (21 Muharrem 1278/ 29 Temmuz 1861).

772 Düzce taraflarına kaçan göçmenler hakkında bkz. BOA, (A. MKT. MHM), D:336, G:34, (7 Safer 1282/ 2 Temmuz 1865). Ayrıca Düzce Kazası'na iskan edilen Çerkeslerin, bu bölgeyi beğenmedikleri ve başka bir yere gönderilmek istedikleri ve taşkınlık çıkardıklarına dair bkz. BOA, (A. MKT. MHM), D:193, G:58, (14 Safer 1277/ 1 Eylül 1860).

773 Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 86.

bir süre pek fazla aşama kaydedememiş ve iki taraf arasında bazı önyargılar oluşmuştur774.

Bu önyargılardan en önemlisi tahmin edileceği üzere Çerkezlerin, hırsız oldukları ve köyleri basıp yağma yaptıkları bilgisinin yerliler arasında yayılması idi.

Nitekim bu durumdan çekinen yerli ahalinin, Çerkezlerin kendi bölgelerine iskan edilmelerini istemedikleri görülmektedir775. En çok dikkat çeken hırsızlık olayı ise at çalma meselesidir. Çerkezler, atın kendileri için yaratıldığını ve at binmeyi en çok kendilerinin becerebildiğini öne sürerek bu davranışta bulunmaktaydılar.

Kafkasya'da at çalamayana delikanlı denmediği görülür776. Ayrıca bu konu o kadar yayılmış ki, halk arasında hırsızlık ile ilgili fıkralar söylenmeye başlanmıştır.

Örneğin;

Hakim, at çalan Çerkese sormuş:

- Niye çaldın adamın atını?

Çerkes yanıtlamış:

- Hakim Bey, yanlış biliyorsunuz. O at benim. Allah, deveyi Araplara; eşeği Acemlere; atı da biz Çerkeslere yarattı. Allah'ın bana yarattığı atı, bir başkasında görünce geri alıyorum. Siz, malınızı başkasında bırakır mısınız?777.

Bir diğer önyargı ise kadın-erkek ilişkileridir. İslamiyet'in hakim olduğu Türkler arasında kadınlar mahrem bir nesne olarak görülmekteydi. Bu durum, zamanla gayrimüslimler arasında da etkisini göstermiş olmalı ki Hristiyan veya Yahudi kadınların çoğu da Müslüman kadınlar gibi giyinmeye başlamışlardır778. Osmanlı Devleti'nde 18. yüzyılda kadınlara her türlü mesleki etkinlik kısıtlanmış;

bayramlarda dahi dışarıya çıkmaları, kayığa binmeleri, mesire yerlerine gitmeleri, arabayla ya da yayan olarak gezmeleri fermanlarla yasaklanmıştır779.

Çerkezlerde ise kadın-erkek ilişkisi bir hayli farklıdır. Bu toplumda kadın, yeri geldiğinde ev reisi olur; yeri geldiğinde sokağa çıkıp erkeklerle dans eder.

774 Adapazarı'na gelenler, Türklerin arasına yerleştirilmemiş, ayrı olarak iskan edilmişlerdir.

Dolayısıyla Türklerin yaşantısına uyum sağlayamamışlardır. Bkz. Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 89-90.

775 Bkz. McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 57-58; Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 367.

776 Hırsızlığa dair bir konu açıldığında Çerkesler, "Ata binmesini bilmeyenin at neyine; o da adam olsun atını çaldırmasın..." şeklinde cevaplar vermekteydiler. Bkz. Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 102.

777 Bu ve konu ile alakalı başka bir hikaye için bkz. Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 102.

778 Sibel Dulum, Osmanlı Devleti'nde Kadının Statüsü, Eğitimi ve Çalışma Hayatı (1839-1918), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir 2006, s. 14.

779 Esra Baş, Arşiv Belgelerinden Hareketle 18. Y.Y Osmanlı Toplum Hayatında Kadın, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2006, s. 58; Vahap Sağ, "Tarihsel Süreç İçerisinde Türk Kadını ve Atatürk", C. Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, II/1, Sivas 2001, s. 15.

Yabancı misafirleri ağırlayıp onlarla ilgilenebilen kadınlar, dışarıda yabancı erkeklerle sohbet etmekten, gezmekten ve onlarla vakit geçirip oyunlar oynamaktan imtina etmez. Bu durumda hiç bir aile, kendi kızlarının yabancı bir erkekle görüşmesinden ve onunla yakınlık kurmasından namusla ilgili çekingenlik yaşamaz780.

Osmanlı Devleti'nde bir kısım kadınların ekonomik hayatta faaliyet gösterdikleri ve çeşitli iş kollarında çalıştıkları görülmektedir781. Ayrıca bazı Türk kadınlarının evlerinden dışarıya hiç çıkmadıkları bazılarının ise birbirlerine sürekli misafirliğe gittikleri, boğazda kayıkla gezintiye çıktıları, çarşılara çıkıp alışveriş yaptıkları, gizlice fotoğraf çektirmeye gittikleri zamanlar da olmuş782 fakat Çerkez hanımlar gibi yabancı bir erkekle yakın olmaları hem İslam dini hem kültür gereği yasaklanmıştır783.

Bunlardan başka Çerkezler için yağmacı, zalim, hırsız, çapulcu gibi birtakım yakıştırmalarda bulunularak onlardan uzak durulmaya çalışıldığı da görülmektedir ki, hırsızlık ve yağma faaliyetlerinden daha önce bahsedilmişti. Bu durumda zalim ve haydut gibi benzetmelerin nasıl ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Çerkezlerin, Rus baskısına dayanamayıp Osmanlı Devleti'ne göç ettikleri ve burada çeşitli yerlere nakledildikleri bilinmektedir. Bilhassa Rumeli'ye iskan edilen Çerkezler, kendilerine bu tür yakıştırmalar yapılmasına sebep olan davranışlarda bulunuyorlardı.

Çerkezlerin, Rusya özelinden Hristiyanlara kin besledikleri aşikardır. Dolayısıyla buradaki bazı Hristiyanlara, birkaç defa baskı ve şiddet uyguladıkları ve işkence yaptıkları rapor edilmiştir784. Ancak Çerkezlere tam anlamıyla zalim gözüyle bakılmasına, bu gibi küçük çaptaki birkaç hadisenin sebep olduğu söylenemez. Esas olarak Çerkezlerin, bu şekilde tanımlanması 1876 sonrasında yaşanan olaylarla olmuştur. Çerkezler, bölgedeki azınlıkların isyanlarında ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'nde buradaki Hristiyanlara karşı zalimane davranışlarda bulunmuşlar ve bundan sonra zalim olarak adlandırılmışlardır785.

780 Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 369.

781 Kadınların ekonomik hayattaki faaliyetleri için bkz. Baş, Osmanlı Toplum Hayatında Kadın, s. 84- 115.

782 Dorina L. Neave, Eski İstanbul'da Hayat, (Çev: Osman Öndeş), İstanbul 1978, s. 57-58, 60.

783 Türk hanımların, evde ve dışarıda günlük yaşamları; kılık kıyafetleri; erkeklerle ilişkileri;

düğünlerdeki davranışları hakkında kapsamlı bilgi için bkz. Neave, Eski İstanbul'da Hayat, s. 57-71;

Federico Gravina, İstanbul'un Anlatımı, (Çev: Yıldız Ersoy Canpolat), İstanbul 2008, s. 125-126.

784 McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 63; Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s.

105.

785 Pinson, "Çerkeslerin Rumeli'ne İskânı", s. 64. Bilhassa Slavlara ayrı bir kin duyan Çerkesler, Osmanlı ordusunun Balkanlardan geri çekildiği esnada bunların köylerini yağmalamış ve Rus ve

Bu anlatılanlar ışığında Çerkezler ile Türklerin ne kadar farklı özelliklere sahip oldukları ve birbirlerinden çekinmelerinin ne kadar yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de birbirleriyle temas kurmaktan kaçınan iki taraf arasında uzunca bir süre kız alış verişi yaşanmamış evlilik yapanlar dahi yadırganmıştır786.

Çerkezlerde, düğün ve toplantılarda kadın ve erkek bir araya gelebiliyor, bu durum ise Türkler tarafından hoş karşılanmıyordu. Dolayısıyla Çerkez toplumunda kadınların ve erkeklerin haddinden fazla iç içe olması, yerli ahali arasında Çerkezler hakkında türlü dedikoduların türemesine sebebiyet vermiştir787. Ayrıca Çerkezlerin, eğlenceye, sohbete, dansa, şarkıya ve oyuna meyilli olması ve bu eğlencelerde kadın erkek herkesin bir arada bulunması; Türklerin inancına, kültürüne ve hayat tarzlarına ters davranışlar olduğu için şiddetle eleştiriliyordu788.

Yeni yerleştikleri yerleri, ata yurtlarındaki gibi tasarlayan ve bu yerlere, eski yaşadıkları yerlerin adını veren Çerkezler, kendilerine has yaşayış biçimlerini sürdürmeye çalışmışlardır. Çerkezler, kendi hukuk kurallarını, yasalarını ve ceza sistemlerini burada da uygulamaya çalıştıkları için din alanında da bir anlaşmazlık yaşanmaktaydı.. Nitekim göçmenlerin, Müslüman olmalarına rağmen bazı dini kuralları kendilerine göre yorumladıkları görülmüştür. Aralarında bir mesele vuku bulduğu zaman sorunu, kendi yasalarına göre çözmeye çalışıyorlar; kadının verdiği hükümlere pek aldırış etmiyorlardı789.

İskan edilen göçmenlerin bir kısmı üretici hale gelmiş ve yaşamlarını kendi başlarına devam ettirmeye başlamışlardır. Ancak bazı Çerkez göçmenleri ise daha çok köle ticareti ile uğraşmaktaydı. Çerkezlerin, göç ederken yanlarında kölelerini de getirdikleri bilinmektedir. Osmanlı topraklarında da köle alım satımına devam eden Çerkezler, ilk başlarda devletin neredeyse hiç müdahale etmemesi üzerine bu işi kolaylıkla yapıyorlar ve köle satımı, gazeteler aracılığıyla da duyuruluyordu790.

Bulgarlara esir düşen Yahudileri kurtarmaya çalışmışlardır. Bkz. Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 106.

786 Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 91.

787 Bkz. Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 369.

788 Türklerin, Çerkeslere bakış açıları hakkında bkz. Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 91-92; Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 369.

789 Akay, Uzunyayla Havalisine Göçler ve İskân, s. 95; Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı, s. 103.

790 2 Şubat 1860'ta Ceride-i Havadis'te yayınlanan ilan için bkz. Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri, s.

196.

Çerkezlerde köle ticaretinin yaşanıyor olması, göçmenlerin genel olarak maddi durumları ve Osmanlı Devleti'nin idareci ve zengin kesiminin ekonomik kazanç elde etme isteği göz önüne alındığında köle ticaretinin, devletin birçok yerinde yapıldığı ve normal karşılandığı görülür. Fakat bu konu ile ilgili başka türlü hadiseler de yaşanmıştır. Yüzbaşı Hasan Ağa'nın kayıp kızının başına gelenler oldukça tuhaftır. 8-10 yaşlarındaki bu kızın kaybolduğu fakat uzun uğraşlar neticesinde yıllar sonra yabancı birinin, cariye olarak bu kızı elinde tuttuğu anlaşılmış ve nihayet kız, esaretten kurtularak tekrar babasına verilmiştir. Diğer taraftan bu kızın, kaybolduğu süre boyunca birkaç defa cariye olarak değişik kişilere satıldığı ortaya çıkmıştır791.

Bu köle ticareti konusunda da yerli ahali ile göçmenler arasında sıkıntılar yaşanabilmekteydi. İzmir'de kendi kızını satan ve parasını da peşin alan bir göçmen, kızı alıcıya vermemiş; aralarında kargaşa çıkmış ve valinin müdahalesiyle sorun giderilmiştir792. Bu tür olayların yaşanmasına ve köle ticaretine mani olmak isteyen Osmanlı Devleti'nin aldığı karar, Takvim-i Vekayi'de yayınlanmıştır. Buna göre Çerkezlerin, köle olmayan insanları satın aldıkları ve bu durumun ise hem insaniyetçe yanlış olduğu hem de şer'e ve kanuna aykırı bir davranış olduğu vurgulanmış ve bu münasebetle köle alım satımının, Bab-ı Ali tarafından yasaklandığı duyurulmuştur793. Böylece hür olan insanları satın alanlar ve bu işe karışanlar dahi cezalandırılıyor; satılan kişiler de bunların ellerinden alınıyordu794.

Midhat Paşa'nın Tuna Valiliği sırasında, o bölgede iskan edilen Çerkez göçmenlerin de yanlarında köleleri bulunduğu ve bunların arasında 40-50 yaşlarında epey bir miktar ihtiyar bulunduğu görülür. Midhat Paşa, Çerkez ileri gelenleri ile görüşerek 8-10 yaşlarındakilerin satılmalarına göz yumularak hiç değilse büyüklerin serbest bırakılmasını teklif ettiyse de kabul edilmemiştir. Bunun üzerinde ihtiyar olan köleler, hükümet tarafından serbest bırakılmış ve Çerkez beyler de kabul etmek zorunda kalmışlardır795.

791 Kalkan, "Göçmenlerin Şehir Yaşantısına Etkisi", s. 370.

792 Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri, s. 196.

793 Takvim-i Vekayi, sayı: 756, (6 Safer 1281/ 11 Temmuz 1864).

794 Genel olarak kızların ve çocukların köle olarak satıldıkları ve göçmenlerin, kendi çocuklarını sattıkları bile vakidir. Örneğin; kendi aileleri tarafından satılan, yaşları 7-9 arasında değişen ve Hacı Süleyman adında bir şahsın satın aldığı beş çocuğun ifadeleri hakkında bkz. Bkz. Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri, s. 197.

795 Bkz. Ahmed Midhat Paşa, Hayatım İbret Olsun (Tabsıra-i İbret), I, (Haz. Osman Selim Kocahanoğlu), İstanbul 1997, s. 54-55.

Çerkezlerin göçü ile birlikte iyice artan köle ticaretinde 31 Mart 1867 tarihli iradede yaklaşık 150 bin kölenin bulunduğundan bahisle devletin, bu esirlerin serbest kalmalarını sağlamaya çalıştığı ve bunun için de esirlerin beylerine arazi verilmesi emredilmiştir796.

Devletin, esir ticaretine karşı bu tutumu bazı tüccarları ve beyleri hoşnut etmemiş ve bu kimseler, gruplar halinde taşkınlık çıkarmışlardır. Bazı cariye ve köleler ise devlet tarafından güvence altına alındıkları için beylerine karşı gelerek hür olduklarını belirtmeye başlamışlardır. Ayrıca bazı esirlerin, cesaretlenerek gizlice kaçtıkları ve bu yüzden köle-bey çatışmalarının yaşandığı görülmüştür. Bu durumda devlet, kaçan kölelerin yakalanarak beylerine teslim edilmesini emretmiştir797.

Bu anlatılanlar çerçevesinde Osmanlı Devleti'nin, köle ticareti karşısında tam anlamıyla ciddi bir duruş sergilemediği; bazen kölelerin, hürriyetlerine kavuşturulmaları için uğraştığı bazen ise kendi başlarına kaçan kölelere yardımcı olmadığı görülmektedir.

Göçmenlerin geçim sıkıntısı çektikleri; bu sebeple düşük ücretler karşılığında türlü işlerde çalıştıkları, kimi zaman hırsızlık ve yağma yaptıkları ve ayrıca Çerkezlerin, kendi çocuklarını dahi sattıkları önceki sayfalarda belirtilmiştir.

Dolayısıyla Çerkezlerin bu durumlarından faydalanmaya çalışan bazı devlet adamlarının veya muteber kimselerin, göçmenlerin çocuklarını ve cariyelerini zorla veya oldukça düşük miktarlarda aldıkları görülür798. Burdur'da Kaymakam Raşid Efendi, bir Çerkezin iki cariyesini ve kızını zorla alıkoymuş aynı şekilde Çerkez Rüstem Efendi'nin 24 köle ve cariyesine de Trabzon Valisi Emin Muhlis Paşa el koymuştur799.

4.2.2.1. Çerkezlerin Kafkasya'ya Dönüş Çabaları

Kırım Savaşı sonrasında kitlesel olarak anavatanlarından ayrılarak Osmanlı Devleti'ne göç eden ve devletin farklı yerlere iskan ettiği Çerkezlerin bir kısmı Kafkasya'daki topraklarına geri dönmek istemişlerdir. Göç esnasında türlü sıkıntılar çeken ve birçok akrabasını kaybeden; açlık ve soğuk neticesinde hastalıklara yakalanan; yerleştirildikleri bölgenin havasına, suyuna, arazisine alışamayan;

796 Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri, s. 197.

797 Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri, s. 197-198.

798 Trabzon Valisi Emin Muhlis Paşa'nın köle ticareti yaptığına dair bkz. Yılmaz, "The Mission of Dr.

Barozzi", s. 25.

799 Detaylı bilgi için bkz. Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri, s. 191.

Belgede PDF dspace.bozok.edu.tr (sayfa 188-199)