• Sonuç bulunamadı

Rusya'nın Göç Karşısındaki Tutumu

Belgede PDF dspace.bozok.edu.tr (sayfa 108-113)

hızlandırma cihetine gitmiştir. Ayrıca Polonyalıların da Batı Kafkasya'da yaşanan bu olaylarla yakından alakadar olmuştur.

Çerkez mücadelesi ile ilgilenen bir diğer toplum çağdaşları olan Polonyalılar idi. Fakat bu ilgi, İngiltere'ninkine pek benzemiyordu. Onlara göre bu, Çerkezlerin Ruslara karşı yürüttükleri bir istiklal mücadelesi idi ve romantik bir coşku idi.

Dolayısıyla Polonyalılar, Çerkezlerin bu mücadelesine hayranlıkla bakıyorlardı.

Nitekim Subay Teofil Lapinsky, Çerkezlerle geçirdiği zamanı, anılarında çok özel olarak anlatmaktadır392.

Netice itibariyle bu topraklarda inceleme yapan Rus sömürge yetkilileri, bölgede yeni bir düzen oluşturulması için çalışmaktaydı ve bu faaliyetlerin yapılabilmesi için de Çerkezlerin bölgeden uzaklaştırılması gerektiğini belirtmişlerdi. Bunun için de bölgenin yerlileri olan bu milletlerin, kabul ederlerse Kuban'a, etmezlerse önce limanlara ve oradan da Osmanlı Devleti'ne göçürülmesinin şart olduğu düşünülüyordu. Onlara göre; bu iflah olmaz derecede barbar, savaşçı ve inatçı milletlerden kurtulmaktan başka çare bulunmamaktaydı. Rus hükümeti de bu düşüncenin, gayet yerinde ve gelecek planları açısından da gayet yararlı olacağına inanarak faaliyetlere başlamıştı. Ancak tuhaftır; Rus makamlarına göre bu yapılanlar doğru değildi ve bunu kabul ediyorlardı belki ama yaşananlar fazlasıyla elzemdi396.

Rusya, Avrupalı sömürgeci devletler gibi hareket ediyordu. Nitekim Avrupalılar da ele geçirdikleri yerlerdeki insanları tembel ve barbar olarak tanımlamaktaydı ve bölgelerin, bu insanlardan temizlenmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Onlara göre bu topraklardaki yerliler, sadece çalıştırılmak üzere yaratılmış aşağılık insanlardı. Dolayısıyla kendilerine kıyasla gelişememiş ve oldukça geri kalmış olan bu milletler, üstün ve uygar bir toplulukla karşılaştığında kaçınılmaz bir şekilde yok olmaya mahkumdur. Çünkü batılı devletler, girdikleri toprakları yalnızca sömürmemiş, sadece insanlarını kullanmamış, diğer yandan bu işleri sürekli hale getirebilmek için her türlü şeyi yapmıştır. Bu devletlerin karşısında 18. asrın başlarına değin Avrupa ile mukayese edildiğinde Rusya, her yönüyle geri kalmıştı ve Avrupalılar tarafından "Asyatik" bir devlet olarak tanımlanıyordu. Ancak bütün bu küçümsemelere ve geri kalınmışlığa karşın Rusya Petro ile beraber, Avrupa‟yı örnek alarak gelişme yoluna gitmiş ve onlar da Kafkasya ile beraber sömürge faaliyetlerine başlamışlardır397. 19. asır boyunca güçlenmesine devam eden Rusya, Batı Kafkas topraklarını Çerkezlerden büyük bir özenle arındırmış398 ve ardından, bölgede çeşitli incelemeler yapmaya başlamıştı. Bölgeye ilk olarak Rus

396 Irma Kreiten, “Kuzeybatı Kafkasya‟nın Dize Getirilmesi: Kolonyal Hunharlıklar ve Avrupa‟nın Sorumlulukları”, Sürgün 21 Mayıs 1864, Ankara 2011, s. 173.

397 Rusya, Asyatik barbarlık suçlamasından kurtulmak ve kendi Avrupalılığını göstermek için İslam ile Hristiyanlık; doğu ile batı arasındaki husumeti kullandı. Kendisinin doğulu çürümüşlüğe karşı Hristiyanlığın koruyucusu olduğu imajını çizdi. Kafkasya, “Asyatik öteki” rolüne uyuyordu ve buna ilave olarak önemli ticaret yolları güzergahı üzerinde bulunan jeopolitik konumu itibariyle de fazlasıyla kıymetliydi. Bu doğrultuda doğunun acizliğini kendi lehine çevirmek için Kafkasya gayet ideal bir alandı. Bunu Ruslar şöyle belirtiyorlardı: “Kafkasya‟da Rus hâkimiyetinin kurulması, Asya meselelerinde belirleyici rol oynamamızı mümkün kılacaktır. Merkezi konumundan dolayı Kafkasya bölgesi, Müslüman Asya‟ya hükmetmek için kâfidir.” Bkz. Kreiten, “Kuzeybatı Kafkasya‟nın Dize Getirilmesi”, s. 176-177.

398 Colarusso, " The 146th anniversary of the expulsion of the Circassians", s. 15-16.

sömürge mercileri gelmiş, araştırmalar yapmış ve bölgedeki doğal zenginliklerin ve hammaddelerin çokluğunu görmüşler ve bunlara hiç dokunulmadığını fark etmişlerdir.

Rus hükümeti, ilk iş olarak üretilen malların kolayca ihracının sağlanabilmesi için bölgeye derhal yolların yapılması ve limanların inşa edilmesi gerektiğini düşünerek bu yolda hareket etti. Kafkasya‟nın ne kadar sarp ve dağlık bir arazi olduğu malumdur. Bunun yanında iklimin düzelmesi ve toprakların iskana açılabilmesi için bataklıkların da kurutulması gerekmekteydi. Diğer taraftan Kafkasya‟da fazla sayıda olan nehirlerin yanına da fabrikalar yapmak lazımdı.

Kafkasya topraklarını sömürgeleştirmek için ele geçirdiğini her koşulda açık eden Ruslar, bölgenin bir an önce gelişerek yaşanılabilir bir yer olması için çalışıyordu.

Ruslara göre bölgenin bütün yapısı iyileştirilerek buralara yerleştirilen Hristiyan nüfusun vatandaşlık ruhu geliştirilmeli; kültürel, ahlaki ve zihinsel koşulları üst seviyelere çıkartılmalıydı. Modern tarafları fazlasıyla gelişmiş, medeni ve her zaman barış taraftarı olan Ruslar, bölgeyi ıslah ederken şunları söylemekteydi: “Savaşana barış getirilmeli, okumamışa eğitim verilmeli, dua etmeyi unutmuşa iman verilmeli, silahlara hükmetmekten başka hüneri olmayanlara güzel sanatlar öğretilmeliydi.399. Rus tarihçi Fedeyev, bu durumu şöyle açıklıyor:

“İnsanlar, her yerde özgür olacak. Sıcak ve sağlıklı iklimde sürülmüş tarlalar, otlaklar, ormanlar ve su onların olacak. Bu yeni keşfedilmiş görkemli diyar Pasifik Okyanusu‟nda değil; Karadeniz‟in kıyısında bulunuyor…”400.

Rusya, Kafkasya‟nın işgal edilmesi, Çerkezlerin ve diğer Kafkas milletlerinin, Osmanlı Devleti'ne göçürülmesi ve bölgeye Hristiyan Rus ve Kazak yerleşimcilerin iskan edilerek buraların daha yaşanılabilir bir yer olması için her şeyi yapmıştır. Daha da önemlisi Çerkezlerin yaşadıkları toprakların sömürge faaliyetlerine girişmek için gayet doğru bir yer olduğunu ve muazzam doğal kaynaklara sahip olduğunu öğrenmişti ardından da büyük bir iştahla bölgenin ıslah edilmesi için uğraşmıştır. Çerkezlerin Ruslar ile yaptıkları mücadeleye en az Naib Muhammed Emin kadar destek veren bir başka kişi de Sefer Bey'dir.

Samsun'da David Urquhart ile de tanışan Sefer Bey, Çerkez davasını muzaffer etmek için Avrupalı devletlerden destek sağlamak düşüncesindeydi.

Belirtildiği gibi Avrupa, sürekli Çerkezleri kışkırtmakta ve yardım sözleri

399 Kreiten, “Kuzeybatı Kafkasya‟nın Dize Getirilmesi”, s. 171.

400 Bu romantik düşünce ve tasvirlerde, Rus kaynaklarında Çerkes anlamına gelen Kafkasyalı Dağlıların yerini, sarı saçlı Rus dağlılar almaktaydı. Bkz. Kreiten, “Kuzeybatı Kafkasya‟nın Dize Getirilmesi”, s. 170-171.

vermekteydi. Bu yüzden Sefer Bey de bilhassa İngiltere nezdinde yardım arayışlarına girişmiş ancak pek başarılı olamamıştır. Ancak dikkat edilmelidir ki; Rusya, Sefer Bey'in bu faaliyetlerinden habersiz değildir. Nitekim İstanbul‟daki Rus elçisi Botnef, adı geçen zatın bu girişimlerine mani olmak için Bab-ı Ali‟ye uyarı niteliğinde bir talimatname göndermiş ve burada; Sefer Bey‟in, İngiltere ile gizli bir şekilde görüştüğünün kendilerince malum olduğundan bahisle bu zatın, Anapa‟daki Çerkez kabilelerine, Rus askerlerinin saldırdığı ve bozgunculuk yaptığına dair yalan haberler çıkardığını söylemiştir. Ayrıca Sefer Bey'in, Çerkezlerle de gizlice irtibata geçerek onları, cesaretlendirmekte olduğunu ve Çerkez kabilelerini Rusya aleyhine kışkırttığını bildirmiştir. Elçi Botnef, Sefer Bey‟in bu faaliyetlerinden döndürülmesinin ve derhal cezalandırılmasının hem Rusya hem de Osmanlı Devleti'nin selameti gereği elzem olduğunu belirtmiş ve muhakkak bunların yerine getirilmesi gerektiğini iletmiştir401. Rus elçisinin bu notası Sultan II. Mahmud‟a arz olunmuş ve cevap olarak Sefer Bey'in, Osmanlı Devleti'nin işine yarayacak bir şahıs olmadığını fakat Rusya‟nın hatırı için dahi olsa bu adamın İstanbul‟dan gönderilmesinin yanlış olacağını ve nitekim Çerkezler ile Osmanlı Devleti'nin bağlarının kadim bir ilişki olduğunu ve iki milletin aralarının bozulmaması gerektiği bildirilmiştir. Bunun yanında Sefer Bey, bir İngiliz beyzadesinin evinde kalmaktadır ve bunun da gereğinin yerine getirileceği söylenmiştir402. Bunun üzerine Rusya Sefareti‟nin ısrarları neticesinde Sefer Bey, Edirne‟ye sürülmüş ve orada ikamet etmesi sağlanmıştır403. Ayrıca Sefer Bey‟e maddi sıkıntı çekmemesi için 1500 kuruş maaş bağlanmış olup mevcut maaşına 500 kuruşluk zam yapılmış ve ilave olarak kendisine de 7500 kuruş atiyye verilmiştir404. Netice itibariyle Sefer Bey, sürülmesine rağmen Osmanlı Devleti'nin teşviki ve yardımıyla faaliyetlerine devam etmiştir.

Rusya, Çerkezistan‟daki çıkarlarını korumak maksadıyla Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuzunu da kullanarak emellerine ters hareket edenleri ve gizlice iş yapanları bertaraf etmeye gayret göstermiş ve Osmanlı Devleti de, Rusların bu türlü

401 Elçi Botnef'in bu sert talimatnamesi için bkz. BOA, (HAT), D:1103, G:44575, (29 Zilhicce 1248/

19 Mayıs 1833).

402 Bkz. BOA, (HAT), D:1103, G:44575, lef-2, (29 Zilhicce 1248/ 19 Mayıs 1833).

403 BOA, (HAT), D:694, G:33477, (4 Rebiülevvel 1254/ 28 Mayıs 1838). Osmanlı Devleti'nin bu isteği kabul etmesindeki en önemli faktör şüphesiz o dönemdeki durumuydu. Bu yıllarda Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa isyanı ve devletin, Mısır Valisine karşı aldığı yenilgiler neticesinde Fransa ve İngiltere, M. Ali Paşa‟yı desteklerken Osmanlı Devleti, siyasi olarak yalnız kalmıştı ve Rusya ile bir ittifak yapmak zorunda idi. Bkz. Yağcı, “Sefer Zaniko”, s. 254.

404 BOA, (İ. HR), D:19, G:930, (24 Zilhicce 1258/ 26 Ocak 1843).

girişimlerine mani olamamıştır. Netice itibariyle Çerkez savaşı bir süre daha devam etmiş fakat başarısızlık sonucu yerliler, göçe razı olmuştur. Bundan sonra da Rus askerlerinin refakat etmesiyle limanlara gelen Çerkezler, bir süre buralarda beklemelerinin ardından kendilerini Anadolu'ya götürecek gemi ve teknelere binerek Anadolu'ya doğru yola çıkmışlardır.

Osmanlı, İngiliz, Yunan, Rus gemi ve tekneleri ile Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Varna, İstanbul gibi liman kentlerine çıkartılan Çerkez göçmenleri, bu yerlerde oldukça sıkıntı yaşamışlardır. Doktorlardın azlığı, görevlilerin ilgisiz ve gevşek davranışları, göçmen sayısının bir hayli fazla olması, salgınların devam etmesi gibi nedenlerle bu kentlerde, yerli ahalinin dahi ölümün eşiğine geldiği gerek göçmen gerekse yerli kesimden azımsanamayacak oranda ölümlerin yaşandığı bir ortam oluşmuştur. Netice itibariyle Osmanlı Devleti, vaziyetin daha kötü bir boyuta ulaşmasını engellemek ve ahalinin yaşam koşullarını düzene koymak için var gücüyle göçmenleri, devletin muhtelif bölgelerine iskan etmeye çalışmıştır. Belirtmek gerekir ki, yerli Osmanlı ahalisi de bu salgın hastalıklardan nasibini almış olmasına rağmen imkanları doğrultusunda, göçmenlere her türlü yardımı yapmaya gayret etmiştir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

1864 GÖÇÜ VE OSMANLI DEVLETİ

Belgede PDF dspace.bozok.edu.tr (sayfa 108-113)