• Sonuç bulunamadı

Göç Öncesinde Çerkezler Arasında Yaşanan Açlık ve Hastalıklar

Belgede PDF dspace.bozok.edu.tr (sayfa 92-98)

2.2. Limanlardaki Vaziyet ve Yolculuğun Başlaması

2.2.1. Göç Öncesinde Çerkezler Arasında Yaşanan Açlık ve Hastalıklar

burada uzunca bir süre bekliyorlardı. Nitekim bu uzun ve yorucu bekleyiş neticesinde bir dizi sebepten dolayı bu insanlar arasında çeşitli salgın hastalıklar334 baş gösteriyor ve henüz göç için yola dahi çıkamadan sayısız Çerkez limanlarda ve dağlardaki yerleşim alanlarında yaşamını yitiriyordu335. Dolayısıyla dünyanın başka yerlerinde ortaya çıkan ve Kafkasya'ya kadar yayılan salgın hastalıklardan da bahsetmekte fayda var.

Salgınların yayılıp gelişmesi ve Kafkas topraklarına ulaşması da önemli bir meseledir. Bilhassa teknolojinin gelişmesi ile birlikte her türlü taşıma faaliyetleri gerçekleşebildiği gibi hastalıklar da bulundukları bölgelerden başka yerlere göç etmiştir. Nitekim 19. yüzyılda demiryollarının hızlı bir şekilde gelişmesi, buharlı gemilerin yapılmaya başlanması ve Süveyş Kanalı‟nın açılması gibi yaşanan

333 Richmond, The North Caucasus, s. 165.

334 Salgın Hastalıklar, tarihin en eski devirlerine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bu salgın hastalıklardan M. Ö. 1122'de Çin'de çiçek salgını olduğu, M. Ö. 8. yüzyılda Mezopotamya'da ise veba salgını olduğu görülür. Bkz. Kardaş, XIX. Yüzyılda Kafkasya'da Salgın Hastalıklar, s. 17. Diğer yandan M. Ö. 2000'de yazıldığı düşünülen Gılgamış Destanı'nda da bir salgın hastalıktan söz edildiği görülür. Gılgamış'ta şöyle denilmektedir: "Ey silahşor Enlil! Hiç düşünmeden yüreğin acımadan nasıl böyle bir tufan yaparsın! Günahlı olan günahını çeksin, başkaldıranların cezası verilsin. Böyle bir tufan yapıp her şeyi yok edeceğin yerde, insanların arasına bir kurt sokup onları azalttırsaydın...

Tufan yerine Salgın Hastalık Tanrısı İnra'yı çıkartıp insanları öldürtseydin daha iyi olacaktı." Bkz.

Muazzez İlmiye Çığ, Gılgameş, İstanbul 2000, s. 71.

335 Bkz. Takvim-i Vekayi, sayı: 753, (15 Muharrem 1281/ 20 Haziran 1864).

teknolojik gelişmeler, Avrupa'ya ucuz gıdanın fazla miktarda ve bir hayli hızlı şekilde ulaşmasını sağladı336. Dolayısıyla bu tür ulaşım araçlarının, salgın hastalıkları da bir yerden diğer yere taşıması hızlanmış ve bu sebeple salgınlar, yeni bir yayılma alanları bulmuştur denilebilir. Veba hastalığını düşünmek gerekirse, bu hastalığın yaygın olduğu dönemlerde bilhassa limanlar ve sahil kentleri salgının yaşanabileceği önemli merkezler durumundadır. Limanlarda demirleyen ve biraz zaman sonra hareket ederek başka bir coğrafyaya seyahat eden gemilerin mürettebatı vasıtasıyla hastalık gidilen yerlere hızla yayılabilmektedir337.

Veba salgınlarından bahisle tarihte üç büyük veba salgını yaşandığı bilinir.

Birincisi; "Justinian Vebası" olarak adlandırılan ve 542 yılında Akdeniz kıyılarında ortaya çıkıp Mısır, Kuzey Afrika, Filistin, Suriye, Anadolu, İtalya gibi bölgelere yayılan bir salgındır338. İkincisi; 1348-1351 yılları arasında "Black Death, Büyük Ölüm, Kara Ölüm, Büyük Fenalık" diye anılan salgın da Avrupa'da yaşanmış ve Papa IV. Clement'in eline ulaşan raporlara göre; 1348-1351 yılları arasında 23.840.000 insan veba salgınından ölmüştür339. Üçüncüsü ise Hindistan‟ın Bombay kentinde 19. yüzyılda meydan gelen salgındır340. Diğer taraftan yine bu dönemde Hindistan'da bir de kolera salgını baş göstermiştir. Fakat zikredilen bu hastalıklar, 1817 senesine kadar Hindistan dışına çıkmamış; bu tarihten itibaren ise yayılarak dünyayı kasıp kavurmuştur341. Ancak bu salgınlar, sadece Hindistan'da ortaya çıkmış değildir; Osmanlı Devleti342 olmak üzere dünyanın muhtelif yerlerinde de yaşanan

336 Oral Sander, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918'e, Ankara 2008, s. 214.

337 Kardaş, XIX. Yüzyılda Kafkasya'da Salgın Hastalıklar, s. 20.

338 Orhan Kılıç, Eskiçağdan Yakınçağa Genel Hatlarıyla Dünyada ve Osmanlı Devleti'nde Salgın Hastalıklar, Elazığ 2004, s. 21-22.

339 Kılıç, Salgın Hastalıklar, s. 29.

340 Kılıç, Salgın Hastalıklar, s. 19; Kardaş, XIX. Yüzyılda Kafkasya'da Salgın Hastalıklar, s. 19.

341 1817‟de Doğu Asya‟da, 1819‟da Afrika ve 1823 senesinde ise Rusya‟da kolera salgını görülmüştür. 1826‟da kolera salgını yeniden patlak vermiş ve hızla yayılarak Asya, Afrika, Rusya ve İspanya üzerinden geçerek Avrupa‟yı etkisi altına almıştır. Bkz. Tuğba Erdem, “1864 Kafkas Göçü Öncesinde ve Göç Sırasında Yaşanan Salgın Hastalıklar”, 1864 Kafkas Tehciri Kafkasya‟da Rus Kolonizasyonu, Savaş ve Sürgün, (Ed. Mehmet Hacısalihoğlu), İstanbul 2013, s. 174-175; Kardaş, XIX. Yüzyılda Kafkasya'da Salgın Hastalıklar, s. 20.

342 Osmanlı Devleti'nde yaşanan salgınlar için bkz. Mehmet Yaşar Ertaş, Kağan Eğnim, "Evliya Çelebi Seyâhatnâmesi'nde Hastalıklar", Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı: 10, 2011, s. 83-108; Fatma Bulut, "Osmanlı'dan Cumhuriyete Tehlikeli Bir Miras: Frengi", Tarih Okulu Dergisi, (Ed. Gökhan Kağnıcı), sayı: 3, İzmir 2009, s. 109-123; Kılıç, Salgın Hastalıklar, s. 43- 62; Abdülkadir Gül, "XIX. Yüzyılda Erzincan Kazasında Salgın Hastalıklar (Kolera, Frengi, Çiçek ve Kızamık)", A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, (Ed. Osman Mert), sayı: 41, Erzurum 2009, s. 239-270; Mehmet Ak, "19. Yüzyılda Antalya'da Kolera Salgını", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, (Ed. Muhammet Kuzubaş), IV/17, 2011, s. 254-268.

sorunların başında bu tür salgın hastalıklar gelmektedir343. Araştırmanın konusunu teşkil eden Kafkasya coğrafyası da çeşitli hastalıkların yaşandığı bir bölge olmuştur.

19. yüzyılda Kafkasya‟da da vaziyet, Hindistan‟dakinden ve dünyanın diğer bölgelerinden çok farklı değildi. Çünkü burada da salgın hastalıklar yaşanmaya başlamış ve bu hastalıkların, yaşanan Rus-Kafkas Savaşları‟nda önemli etkileri olmuştur. 1796'da Kuban bölgesinde yaşayan Çermone Kazakları arasında veba salgını yaşandığı ve bu hastalığın bölgede hızlı bir şekilde yayılarak ölümlere sebep olduğu bilinir344. Nitekim 19. asrın başlarında Kafkasya bölgesine bir inceleme gezisi yapan Julious Von Klaproth, Çerkezler arasında da bir veba salgını yaşandığından söz etmektedir. Çerkezistan‟a geçmeye çalışan Klaproth, Kasım 1807‟de Yekaterinogodorskaya'ya vardığında burada Rus askerlerinin vebadan dolayı bir karantina uygulamasına maruz kalmıştır. Bu yaşananları anılarında anlatan Klaproth‟un naklettiklerine göre veba, daha çok Çerkezleri ve Abazaları etkilemişti;

en fazla etkilenen Çerkez boyu ise Kabardeyler olmuştu. Bu salgının neticesinde başta Kabardeyler olmak üzere bilhassa Çerkezlerin nüfusunda büyük düşüşler yaşandığını belirtir. Kabardey bölgesinde bulunan köylerin çoğu bu salgın hastalık yüzünden 1806-1807 arasında terk edilmiştir. Kabardeyler ile ailevi bir bağı bulunan Rusya, bu dönemlerde salgın sebebiyle Kabardeylere ticaret yasağı getirmiştir345.

Kolera salgını da Kafkasya'da etkisini göstermiştir. İlk olarak 1822'de görülen salgın, Anadolu'ya kadar ulaşmıştır. Ancak bundan sonra 1823-1830 tarihleri arasında etkisini yitiren salgın, 1830-1831 yıllarında yeniden bölgede görülmeye başlamış ve yine Anadolu'ya kadar genişleyen salgın, bu tarihlerde Osmanlı Devleti'nde de etkisini göstermiştir346. Diğer yandan Kafkasya bölgesinde meydana gelen bir salgın daha vardır. O da, Çerkez milletleri arasında ortaya çıkan sıtma hastalığıdır.

Sıtma salgını da 19. yüzyılda Batı Kafkasya bölgesinde ve bilhassa da Çerkez topraklarında ortaya çıkmıştır. Özellikle yıkım gücü açısından en çok tahrip edici

343 Veba, kolera, çiçek, sıtma, cüzzam, tüberküloz, frengi gibi salgınlar, dünyanın her yerinde yayılma imkanı bulmuş ve fazla sayıda can almışlardır. Bkz. Kılıç, Salgın Hastalıklar, s. 19-32, 33-36, 36-38, 39-42; Yusuf İzzettin Barış, "Dünyada Tüberküloz'un Tarihi", Konuralp Tıp Dergisi, III/2, 2010, s.1- 4.

344 Kafkas halkının “Yeminevuz” adını verdikleri veba salgını esas veba hastalığı 1807 senesinde yaşanmıştır. Bkz. Erdem, “Salgın Hastalıklar”, s. 176.

345 Kardaş, XIX. Yüzyılda Kafkasya'da Salgın Hastalıklar, s. 34.

346 Kardaş, XIX. Yüzyılda Kafkasya'da Salgın Hastalıklar, s. 44; Erdem, “Salgın Hastalıklar”, s. 178- 179

sıtma salgını ise 1842-1843 yıllarında yaşanmıştır347. Bahsi geçen bu bölgenin toprakları bataklıklarla dolu olduğundan ve sürekli yağmur aldığından bu hastalık, daha kolay yayılma imkanı bulmaktaydı ki, bilhassa Çerkezistan‟ın Karadeniz kıyıları, sıtma salgını için gayet elverişli bir bölge idi. Bölgenin bu sıkıntılı durumu, buralara sefer düzenleyecek olan devletler için de caydırıcı bir sebep olagelmişti348. Çerkezlerin yaşadıkları bu salgın hastalıklar neticesinde karşılaştıkları sorunları bir çok isim anılarında aktarmaya çalışmıştır ki, bunlardan birisi de Fransız Arthur Fonvill'dir.

Rusya, Batı Kafkasya‟nın işgalini hızlandırmak için ayrıca bölgeye karşı bazı zaruri gıda ürünlerine de abluka uygulamaya başlamıştı349. Böylelikle buralarda yaşayan Çerkez ve Abazalar arasında açlık ve bunun neticesinde birtakım hastalıklar ortaya çıkmıştır. Açlık ve kıtlık sıkıntısı ile uğraşmak durumunda kalan bu insanlar, ağaç kabukları, yaprak ve çeşitli bitki kökleri yemeye başlamışlar ve insanlar arasında türlü hastalıklar oluşmuş ve bu hastalıklar da salgınlara, sonrasında da ölümlere sebep olmuştur. 7 Aralık 1863 tarihinde Abazalar arasında kıtlık baş göstermiş ve hayatta kalabilenlerden yaklaşık 1000 Abaza, Osmanlı Devleti'ne göç etmiştir350. Ayrıca Çerkez topraklarına seyahat eden James Bell, anılarında veba yüzünden tarlalarda ekim faaliyetlerinin tamamen durduğunu ve bu sebepten bölgeye başka bir kıyıdan yiyecek malzemesi taşımak zorunda kaldıklarını yazar351. Bunun yanında Kafkas topraklarında baş gösteren salgınlar vebadan ibaret değildi. Mesela

347 Bu hastalıkların yanında bir de denizcilik hastalığı olarak bilinen ve iskorbit hastalığına benzeyen bir tür deri rahatsızlığı ortaya çıkmıştır. Bu salgın ise Çerkeslerin aksine daha çok Rus denizcileri arasında etkisini göstermiştir. Bkz. Erdem, “Salgın Hastalıklar”, s. 180. Kırım Harbi sırasında Osmanlı ve müttefik askerlerinin de iskorbit ve tifüs gibi hastalıklara yakalanmalarına dair bkz. La Baronne Durand de Fontmagne, Kırım Harbi Sonrasında İstanbul, (Çev: Gülçiçek Soytürk), İstanbul 1977, s. 65-67.

348 Osmanlı Devleti, Trabzon ve çevresini hakimiyeti altına aldıktan sonra Karadeniz‟de güvenliğini sağlamak maksadıyla Çerkesistan‟ın Karadeniz kıyılarını kontrol altına almanın öneminin farkındaydı.

Nitekim 1451-1454 yılları arasında bu bölgeler ile ilk temaslar kurulmuş fakat bölge gelirinin az olması, arazinin bataklıklarla dolu olması ve bu bataklıklar yüzünden sıtma hastalığına yakalanma riskinin fazla olması sebebiyle geri çekilmiştir. Bkz. Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.

1-21.

349 James Bell‟in aktardıklarına göre; Rusya, Karadeniz‟i ablukaya alarak Çerkeslerin diğer ülkeler ile ilişkisini kesmeye çalışmaktaydı. Bölgede en çok ihtiyaç duyulan iki madde olan tuz ve barutun dışarıdan, ülkeye girmesine mani olmaya çalışmıştır. Dönemin İngiliz Kralı IV. William, Çerkesistan‟ın bağımsız bir ülke olduğunu ve Rusya‟nın bu ablukaya hakkının olmadığını göstermek için James S. Bell‟e ait bir gemiye tuz yükleyerek bölgeye göndermiştir. Ancak geminin bölgeye girişinden 36 saat sonra bir Rus fırkateyni gemiye el koymuş, geminin içerisindeki malları ganimet olarak almış ve İngiliz mürettebat esir edilmiştir. Bkz. Erdem, “Salgın Hastalıklar”, s. 178.

350 Satış, “Kafkasya‟dan Anadolu‟ya Göçler”, s. 520.

351 Erdem, "Salgın Hastalıklar", s. 178.

kolera salgını da bu bölgede etkisini göstermiş ve buradan da dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmıştı.

Kafkasya'da ortaya çıkan bu salgın hastalıklar ve kıtlık, Rus-Çerkez Savaşları'na önemli etkiler yapmıştır. Rus Komutan Yermolov, o dönem Çerkezler arasında yaşanan veba salgınını, Rusların müttefiki olarak tanımlamıştır352. Gerçekten de bu savaşlarda Çerkezler, hastalıklar sebebiyle çok kayıplar vermişti.

Hem bu savaşlar öncesinde ve Çerkezlerin limanlarda vasıta bekledikleri sırada ve hem de gemilere binebilenlerin Anadolu'ya yolculukları esnasında bu hastalıklar neticesinde çok sayıda Çerkez hayatını kaybetmiştir. Nitekim bu hususta General Fedeyev, ölenlerin en fazla % 10'luk bir kesiminin savaşlarda çarpışmalar sonucu öldüğünü, geriye kalanların çoğunun ise kış şartları sebebiyle, açlık ve en önemlisi de hastalıklar yüzünden yaşamını yitirdiğini belirtmiştir. Diğer yandan yine Fedeyev, özellikle çocuk ve kadınlar arasında ölüm oranlarının daha fazla olduğunu ve buna örnek olarak da limanlarda bekleyen Çerkezler içerisinde kadın ve çocukların, erkeklere göre daha az sayıda olduklarını söyler353. Ayrıca bu hastalıklara sebebiyet veren bir husus daha vardır ki; o da, Rusya'nın bölge ahalisinin yiyeceklerine kısıtlama getirmesidir. Rus gazeteci ve deneme yazarı olan Y. Abramov, Çerkezlerin yaşadıkları bu salgın ve ölüm hadiselerini şu sözlerle dile getirmektedir:

“Dağlılar, her türlü eşyadan yoksun sefil ve muhtaç bir hâlde Anapa ve Novorossiysk limanlarında bekliyorlardı ve buralar dışında birçok koy ve iskelelerde kalabalık Çerkes grupları oluşmaktaydı. Yaklaşık yarım milyon insanı taşıyabilecek gemi bulunamadığından insanlar, kıyılarda altı ay bazen de bir yıl beklemek zorunda kalıyorlardı. Aylarca kıyıda kalan bu insanlar, adeta ölüme terk ediliyor ve açık havada, kış soğuğunda, karda, yağmurda doğru dürüst yiyecek bulamadan, giysi ve parası olmadığı hâlde sadece bekliyorlardı. Açlık ve hastalıklardan her gün yüzlerce dağlı yaşamını yitiriyordu. Karadeniz‟in kuzeydoğu kıyısında boydan boya cesetler seriliydi ve bu kadar cenazeyi gömecek olanak dahi yoktu. Hayatta kalanlar ise ölüler arasında beklemekteydiler. Çoğuna Osmanlı‟ya ulaşmak nasib olmadı… Ölmüş annelerinin göğüslerini emen bebekler; ölmüş çocuklarını kucağından ayıramayan anneler, soğuktan donmamak için adeta birbirine yapışmış ve donarak bir tepe vaziyetini almış olan cesetler…”354.

Cenazelerin defnedilememesi, ölen kimselerin açıkta öylece bırakılmaları, annelerin ölen çocuklarını bırakmak istememeleri gibi durumlar, hastalıkların yaşayanlar arasında da hızla yayılmasına sebebiyet vermiştir. Limanlarda bekleyen Çerkezlerin şimdiki vaziyetleri de malum olduğundan çıkan hastalıklar, kolay bir şekilde herkese yayılmış ve bundan sonra toplu ölümlere de sebep olmuştur. Yaşanan

352 Erdem, “Salgın Hastalıklar”, s. 177-178.

353 Polovinkina, Çerkesya, s. 249.

354 Polovinkina, Çerkesya, s. 255-256. Ayrıca bkz. Rosser-Owen, The First 'Circassian Exodus' to the Ottoman Empire, s. 22.

bu salgınların bu topraklara nasıl ulaştığı ve Çerkezler arasında nasıl hızla yayıldığı da bilinmesi gereken bir husustur.

Çerkez topraklarında yaşanılanların görgü tanığı olan Arthur Fonvill, gerek Çerkezlerin limanlara yaptıkları yolculukları ve gerek buralardaki hastalıkları yakından gözlemleme imkanı bulabilmiştir. İzlenimleri neticesinde oluşturduğu notlarında A. Fonvill, şöyle demektedir:

"Bu talihsiz halkın yoksulluğunu, mahrumiyetini yakından gördük. Yağan son yağmurlar ve meydana gelen sel felaketleri bu göçmenlerin büyük bir kısmının yaşamını kaybetmesine sebebiyet verdi. Geçtiğimiz yollarda mütemadiyen cesetlerle karşılaştık. Kıtlık korkunçtu ve yerli nüfusu neredeyse tamamen yok eden salgın hastalıkların bulaşma tehlikesinden ötürü kaçtık... Halkın felaketi giderek büyüyor ve göçmenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Topraklarından sürülen köylüler, aynı zamanda açlıkla da başa çıkmaya çalışıyorlardı. Sürgün edilen kitleler, donan ve kar boranlarıyla üstleri örtülen hasta ve ölülerini yollarda bırakıp devam ediyorlardı. Kurtlar ve ayılar, karı kazıyor ve cesetleri meydana çıkartıyorlardı..."355.

Süregelen salgınlar ve Çerkezlerin limanlardaki kötü vaziyeti hakkında Çarlık Rusya'sının resmi tarihçisi olan Adolf Berje de durumu şöyle özetlemektedir:

"Novorossiysk Koyu'nda toplanan yaklaşık 17 bin dağlının üzerimde yarattığı kahredici etkiyi asla unutamam. Fırtınalı ve soğuk zamanlarda, hayatta kalabilmek için gereken şartların neredeyse tamamından yoksun bırakılan; ortalıkta kol gezen bulaşıcı tifüs ve çiçek gibi hastalıklarla mücadele eden göçmenlerin durumu korkunçtu. Hattâ üzerlerinde kışa uygun kıyafetler dahi yoktu. Bu yüzden hastalık hızlı bir şekilde yayılabilme imkânı bulabiliyordu. Gökyüzünün altında, ıslak zeminde paçavraların içinde yatan çoktan katılaşmış cesediyle yatan Çerkesler..."356.

Netice itibariyle denilebilir ki, yıllarca süren istiklal mücadeleleri neticesinde yenilgiye uğrayıp göç etmek zorunda kalan Çerkezler, şimdi de Osmanlı Devleti'ne gidebilmek için limanlara akın etmekteydi. Yaşanan savaşlarda, Rusların işgallerinde sürekli geri çekilen Çerkezler, bunun yanında bir de Rus katliamı ile karşılaşıyorlardı. Rusların yaptıkları yok etme politikasına salgın hastalıklar da eklenince Çerkezler, her açıdan bertaraf olmaya başlamıştı. Fakat bu salgın hastalıklar, sadece kendi yurtlarında ya da limanlarda ölümlere sebebiyet vermemiş;

bilakis ilerleyen dönemlerde de Çerkezler arasında can kayıpları meydan gelmiştir.

Karadeniz'de bindikleri gemilerde ve Anadolu'ya vardıklarında Trabzon, Samsun ve İstanbul gibi ilk durakları olan yerlerde bile bu hastalıklar, Çerkezlerin ve bölgede meskun Osmanlı ahalisinin canını almaya devam etmiştir357. Buna örnek olarak bazı İngiliz gazetelerinde denilmektedir ki; hiçbir konaklama yaşanmadan devam eden

355 Fonvill, Çerkesya Bağımsızlık Savaşı, s. 77-78; Chek (vd), “Yeniden Yazılan Tarih”, s. 9.

356 Kyriakidis, "Sanitarian Consequences Of The Caucasian Migration", s. 207- 208; Chek (vd),

"Yeniden Yazılan Tarih", s. 10; Polovinkina, Çerkesya, s. 258-259.

357 Raporlara göre 180 binden fazla insan yola henüz çıkmasına rağmen kısa süre sonra ölmüştür. Bkz.

Kyriakidis, "Sanitarian Consequences Of The Caucasian Migration", s. 206; Rosser-Owen, The First 'Circassian Exodus' to the Ottoman Empire, s. 24.

yolculuğun sonunda varılan yerlerde göçmenler, sadece hastalık üretiyor ve kıtlık çıkartıyorlardı358. Diğer yandan göçmenler, Anadolu'ya varmak için genellikle deniz yolu ve kısmen de kara yolunu tercih etmişlerdi ki, kara yolunu tercih edenler de Dağıstanlılardı.

Belgede PDF dspace.bozok.edu.tr (sayfa 92-98)