16. yüzyıl şairlerinden Derviş`in Mevlid`i (metin ve inceleme)

152  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

MARMARA ÜNĐVERSĐTESĐ

TÜRKĐYAT ARAŞTIRMALARI ENSTĐTÜSÜ TÜRK DĐLĐ VE EDEBĐYATI ANABĐLĐM DALI

ESKĐ TÜRK EDEBĐYATI BĐLĐM DALI

16. YÜZYIL ŞAĐRLERĐNDEN DERVĐŞ’ĐN MEVLĐD’Đ (METĐN VE ĐNCELEME)

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

HAZIRLAYAN ÖZGÜR DOĞAN

ĐSTANBUL 2007

(2)

T.C.

MARMARA ÜNĐVERSĐTESĐ

TÜRKĐYAT ARAŞTIRMALARI ENSTĐTÜSÜ TÜRK DĐLĐ VE EDEBĐYATI ANABĐLĐM DALI

ESKĐ TÜRK EDEBĐYATI BĐLĐM DALI

16. YÜZYIL ŞAĐRLERĐNDEN DERVĐŞ’ĐN MEVLĐD’Đ (METĐN VE ĐNCELEME)

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

HAZIRLAYAN ÖZGÜR DOĞAN

TEZ DANIŞMANI

Prof. Dr. SEBAHAT DENĐZ

ĐSTANBUL 2007

(3)
(4)

ĐÇĐNDEKĐLER

ÖNSÖZ ……… II ÖZET ………...………....… IV SUMMARY ………...… V KISALTMALAR ………....… VI

GĐRĐŞ ………. 1

I. BÖLÜM DERVĐŞ’ĐN HAYATI, ESERĐ ve EDEBÎ ŞAHSĐYETĐ I. Hayatı ………..…………... 7

1. Doğum Yeri ve Tarihi ………..…………... 7

2. Mahlası ……….…………... 7

II. Eseri ………..………… 7

Mevlid ………... 8

1. Eserin Müellifi …..……….……... 8

2. Eserin Adı ve Yazılış Tarihi ………..………..…………...10

3. Şekil Özellikleri ……….…….... 11

4. Dil ve Üslup özellikleri ……….……… 13

5. Muhteva Özellikleri ………..……. 13

III. Edebi Şahsiyeti ………..… 18

SONUÇ ………... 19

II. BÖLÜM NÜSHALARIN TANITIMI ve METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR I. Metin Tespitiyle Đlgili Hususlar ………...……… 21

1. Nüshaların Tanıtımı ……….….. 21

2. Nüshaların Değerlendirilmesi ……….….. 24

II. Metnin Kuruluşunda Takip Edilen Yol ...………...….. 25

1. Türkçe Bazı Ekler ve Kelimelerin Đmlâsı ………...………….. 25

2. Arapça ve Farsça Bazı Terkip, Ek ve Kelimelerin Đmlâsı ………..…. 27

3. Teknik Özellikler ………..… 28

III. BÖLÜM DERVĐŞ’ĐN MEVLĐD’ĐNĐN TENKĐTLĐ METNĐ ve NESRE ÇEVĐRĐSĐ I. Tenkitli Metin ………. 31

II. Nesre Çevirisi ………. 95

BĐBLĐYOGRAFYA ……….. 142 -I-

(5)

ÖNSÖZ

Mevlid, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in doğum günü, bu günde yapılan dinî merasim ve bu merasimde okunan ve Hz. Peygamber’in doğumu başta olmak üzere risâletinden, miracından ve vefatından bahseden şiir anlamlarına gelir.

Mevlid şiir türü, Arap edebiyatında ortaya çıkmış, kısa sürede bütün Đslam coğrafyasına yayılmıştır. Bu tür, Şiî olan Đran’da itibar görmemiş daha çok Arap ve Türk edebiyatlarında bilhassa da Türk edebiyatında yaygın hâle gelmiştir. Mevlid, Müslüman Türk halkının Hz. Peygamber’e duyduğu sevgi- nin en güzel ifadesini bulduğu şiir türü olmuştur.

Türk edebiyatında mevlid metinlerinin sayısı 200 civarında olmasının yanında ilk ve en güzel Türkçe mevlid Süleyman Çelebi’nin 812’de (1409) kaleme aldığı

Vesîletü’n-necât

adlı eseridir. Bu eser o kadar çok beğenilmiştir ki Türk halkı arasıda en çok sevilen ve okunan dinî eser Kuran’dan sonra Vesîletü’n-necât olmuştur.

Süleyman Çelebi’nin mevlidi edebiyatımızda öyle büyük bir etki yap- mıştır ki “Mevlid” denilince o akla gelir olmuştur. Her mükemmel şey taklit edilir, örnek alınır. Çelebi’den sonra gelenlerin birçoğu da onu taklitten öteye geçememiştir. Bununla beraber kimi samimi şairler her ne kadar ondan etkilen- seler de yeni ve güzel Mevlidler kaleme almışlardır.

Derviş’in eseri de kanaatimizce Mevlid türünde güzel ve etkisi uzun sürmüş örneklerden biridir. Yaklaşık 250 yıl sonra bile istinsah edilmiş olması onun kendinden sonraki dönemlerde hatırı sayılır bir etkide bulunduğuna bir delil olabilir.

Bu çalışmamızdaki gayemiz, her biri samimi bir peygamber aşığı olan Mevlid şairlerinden hiç olmazsa birinin eserini gün yüzüne çıkarmaktır.

Çalışmamız, giriş ve üç bölüm halinde hazırlanmıştır. Giriş bölümünde XVI. yüzyılda Anadolu’daki siyasî durum ve Türk edebiyatı hakkında özet bir bilgi verilmiştir. Ardından Arap ve Türk edebiyatında Mevlid’e dair bilgiler sunuldu. Birinci bölümde önce Derviş’in hayatı, edebî kişiliği ve eseri hakkın- da bilgi verilmiştir. Đkinci bölümde ise eserin çeşitli açılardan incelemesi ya- pılmıştır. Đlk olarak eserin şekil özellikleri üzerinde durulmuş ve eser nazım şekilleri, vezin, kâfiye ve redif bakımından değerlendirilmiştir. Bunu müteaki- ben dil ve üslûp incelemesi yapılmıştır.

-II-

(6)

Son olarak ise muhteva özelliklerine kısaca değinilmiştir. Muhteva ba- kımından incelenirken de mevlidin her bir bölümünün özeti verilmiştir.

Çalışmalarım esnasında karşılaştığım her türlü müşkülümün hallinde en büyük desteği gördüğüm, yaptığım hatalarda ısrarla hiç kızmayıp sabırla bana yardımcı olmaya çalışan kıymetli hocam Prof. Dr. Sebahat Deniz’e en kalbî teşekkürlerimi arz ederim. Ayrıca, çalışmamızda gösterdiğimiz bütün özene rağmen gözden kaçmış veya yanlış yazılmış hatalar bulunabilir. Bu çeşit hata- lardan dolayı da erbâb-ı fazl u kemâlin müsâmahasını umarız.

-III-

(7)

ÖZET

Mevlid, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in doğum günü ve bu günü anlatan eser ve de bu günde yapılan merasimdir.

Mevlid’in ilk örnekleri Arap edebiyatında verilmiştir. Arap edebiyatının önemli şiir türlerinden olan

methiye

içerisinde Hz. Muhammed’e yapılan övgü- ler önemli yer tutmaktadır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra bu methiyelere bağlı olarak yeni türler gelişmiştir. Mevlid de bu yeni edebi türlerden biridir.

Mevlid, Arap edebiyatında başlamasından hemen sonra Türk edebiya- tında da kendini göstermiştir. Đlk Türkçe mevlid Süleyman Çelebi’nin 812’de (1409) kaleme aldığı

Vesîletü’n-necât

adlı kitabıdır. Birçok Türk şairi mevlid kaleme almıştır fakat en güzel örneğini Süleyman Çelebi yazmıştır. Türkçe yazılan mevlidlerin sayısı 200 civarındadır. Bunlardan bir kısmı Süleyman Çelebi’nin eserine aynen benzerlik gösterir, bir kısmında küçük farklılıklar vardır, geri kalanları ise tamamen farklı yeni eserlerdir.

Biz bu çalışmamızda, 16. yüzyılda yaşayan Derviş isimli şairin yazdığı Mevlid’ini inceledik. çalışmamızın inceleme kısmı, giriş ve üç bölüm halinde hazırlanmıştır. Giriş bölümünde Đslam ve Türk edebiyatında Mevlid’e dair bil- giler sunulmuştur. Birinci bölümde Derviş’e dair bilgi verilmiştir. Đkinci bö- lümde eserin şekil özellikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise muhteva özel- liklerine kısaca değinilmiştir. Son olarak da metin ve nesre çevirisi verilmiştir.

Derviş’in eseri Süleyman Çelebi’den alıntı mısralar olsa da, mevlid türünün farklı ve güzel bir örneğidir.

-IV-

(8)

SUMMARY

Mevlid is a name for Hz. Mohammed (s.a.v)’s birthday and the work describing the day and also the ritual performed on the same day.

First examples of Mevlid poems were given in Arabic literature.

Commendations for Hz. Mohammed cover an important part in “Methiye”, one of the most important kinds of poems of Arabic literature. New types relating to “Methiye” flourished after the death of the Prophet, and Mevlid is one of those types.

Mevlid, born in Arabic literature, quickly manifested itself in Turkish literature, too. The first Turkish Mevlid poem is the work called Vesiletü’n Necat written by Suleyman Celebi in 812 (1409). Many Turkish poets wrote Mevlid poems, but the best example was written by Suleyman Celebi. The number of Turkish Mevlid poems is around 200. Some of these closely resemble the work of Suleyman Celebi, and some have a few differences, and the rest are complete new works.

In our study, we examined a Mevlid poem written by a poet named

“Dervis”, who lived in the 16th century. Our study consists of the preface and three chapters. In the preface, information on Mevlid in both Islamic and Turkish literature is given. Information about the poet, “Dervis” is provided in the first chapter. In the second chapter, features pertaining to form of the work are studied. In the third chapter, features of the contents are briefly mentioned.

Finally, the translation of the work to text and prose is given.

Although Dervis’s work contains quoted lines from Suleyman Celebi, it is a different and beautiful example of Mevlid type.

-V-

(9)

KISALTMALAR a.e. : aynı eser

a.g.e. : adı geçen eser

AÜDTCF : Atatürk Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Bkz. : Bakınız

Bl. : bölüm

c. : cilt

DĐA : Türkiye Diyanet Vakfı Đslam Ansiklopedisi

Ef. : Efendi

h. : hicri

Haz. : hazırlayan

ĐÜ : Đstanbul Üniversitesi ktp. : kütüphanesi

m. : miladi

MEB : Milli Eğitim Bakanlığı

nr : numara

öl. : ölüm

örn. : örnek

s. : sayfa

TKAE : Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü vb. : ve benzeri

Yay. : yayınları

-VI-

(10)

GĐRĐŞ GĐRĐŞGĐRĐŞ GĐRĐŞ

Derviş’in Yaşadığı DönemDerviş’in Yaşadığı DönemDerviş’in Yaşadığı DönemDerviş’in Yaşadığı Dönem

Bir şairin sanatçı kişiliğinin oluşmasında doğuştan gelen kendi sanat kabiliyetinin yanında yaşadığı çağ ve içinde bulunduğu sanat çevresi de etkilidir. Bu sebeple Derviş’in sanatını daha iyi anlayabilmek için dönemin siyasî tarihinden ve 16. asır Klasik Türk şiirinden bahsetmek faydalı olacaktır.

16. Yüzyılda Siyasî Durum16. Yüzyılda Siyasî Durum16. Yüzyılda Siyasî Durum16. Yüzyılda Siyasî Durum

16. asırda Osmanlı Devleti güçlü padişahların yönetimiyle büyüme ve gelişmesini sürdürerek büyük bir imparatorluk hâline gelmiştir. 16. yüzyıl Osmanlı padişahları II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kânunî Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed’dir. Yavuz Sultan Selim, Çaldıran zaferiyle Şah Đsmail tehlikesini ortadan kaldırdığı gibi, onun zamanında Anadolu topraklarının bütünlüğü kesin olarak sağlanmış Suriye, Hicaz ve Mısır imparatorluk sınırları içerisine dahil edilmiştir.

Hemen hemen yarım yüzyıl süren Kânunî Sultan Süleyman’ın saltanatı döneminde ise daha çok Avrupa seferlerine ağırlık verilmiş, Belgrat ve Rodos alınmış, Avusturya toprakları ele geçirilmiş Avrupa ortalarına kadar yürüyen Osmanlı orduları Viyana kapılarına dayanmıştır. Kânunî döneminin sonunda Osmanlı güçlü, geniş topraklara sahip, zengin, ihtişamlı bir imparatorluk olmuştur. Kânunî’den sonra II. Selim döneminde de Sadrazam Sokullu Mehmed Paşanın başarılı yönetimiyle imparatorluk eski gücünü sürdürmüş ancak yüzyılın sonunda ülkenin fazla büyümesi sonucu bazı etnik çekişmelerin, dolaysıyla aksaklıkların ortaya çıktığı görülmüştür.

16. asırda siyasî gelişmelerin yanı sıra devletin bütün kurumlarında da gelişmeler olmuştur. Đdari teşkilatta bazı değişiklikler yapılmış, kanunlar, özellikle Sultan Süleyman devrinde, büyüyen ve meseleleri gittikçe artan ülkenin ve gelişen siyasi hayatın gereklerine göre yeniden düzenlenmiştir. Bu yüzyıl imar faaliyetlerinin de yoğunlaştırıldığı bir devir olmuştur. Bütün ülke ve özellikle başkent Đstanbul ve Edirne, Mimar Sinan gibi bir dehanın ve onun yetiştirdiği usta mimarların yaptığı ölümsüz eserlerle donanmıştır. Yani bu yüzyılda Osmanlı devleti siyasî, mimarî ve ilmî alanda altın çağını yaşamıştır.

(11)

16. Yüzyılda Edebî Durum16. Yüzyılda Edebî Durum16. Yüzyılda Edebî Durum16. Yüzyılda Edebî Durum

Osmanlıdaki bu umumî gelişmenin tabiî sonucu olarak edebiyat da bu asırda devletin büyümesiyle orantılı olarak büyük bir gelişme göstermiştir.

Osmanlı padişahları, bir yandan artarda yaptıkları seferlerle büyük imparator- luğun kuruluşunu tamamlamaya uğraşırken bir yandan da ilimde, kültürde, edebiyatta ve bütün sanatlarda ilerleme ve yükselmenin olması gerektiğini dü- şünmüşler ve bunun için büyük çaba göstermişlerdir. Padişahların ve devlet büyüklerinin, şairleri ve sanatçıları koruyarak değerli eserleri ödüllendirmeleri şiir ve edebiyatın gelişmesine önemli katkıda bulunmuştur. 16. yüzyılda büyük ilim adamları, tarihçiler, şairler ve nesir ustalarının yetişmeleri gecikmemiş, Osmanlı devletinin büyüklüğüne yaraşır bir Osmanlı-Türk kültür ve edebiyatı vücuda gelmiştir. Her alanda olduğu gibi edebiyatımız da bu dönemde en par- lak yıllarını yaşamıştır.

Bu yüzyılda Divan edebiyatı iyiden iyiye gelişmiş, manzum mensur her türde verdiği mükemmel eserlerle daha önceki yüzyıllarda örnek aldığı Đran edebiyatıyla boy ölçüşebilecek seviyeye ulaşmıştır. Bu asırda artık Türk şairleri üstat sayılır ve eserleri örnek alınır olmuştur.

16. yüzyıl sadece Anadolu edebiyatının değil Çağatay ve Azerî edebiya- tının da en ihtişamlı yüzyılı olmuştur. Çağatay edebiyatında Nevâyî’den sonra en büyük kabul edilen Babur Şah (1483-1530) ve Şeybânî Han (1451-1510) bu asırda yaşamıştır. Azerî edebiyatında ise sadece Azerî edebiyatının değil tüm Türk edebiyatının en büyük şairlerinden sayılan Fuzûlî (öl. 1556) ile Seyyid Nesîmî (öl. 1404) bu yüzyılda yaşamışlardır.

16. asırda Osmanlı topraklarında yetişen şairlerin bir kısmı ise şunlar- dır: Zâtî (1471-1546), Hayâlî (öl. 1557), Taşlıcalı Yahya (öl. 1582), Bâkî (öl.

1600), Rûhî (öl. 1605), Edirneli Nazmî (öl. 1554).

Bu dönemde Đslam kültürüyle yetişen Divan şairleri bu kültürün bir parçası olarak Arapça ve Farsçayı şiir dilinde kullanmışlardır. Doğal olarak Arapça ve Farsçanın Türkçe üzerindeki etkisi bu yüzyılda hayli artmıştır. Şiir- de gazel ve mesnevilerin dili kasideye nazaran daha sade olmuştur.

16. yüzyılda mesnevî alanında daha sonraki asırlarda da aşılamayan başarılı eserler verilmiştir. Đran edebiyatından gelen klasik konularının yanında, dînî, ahlakî, tasavvufî hikayeler, hilyeler, mevlidler vb. pek çok eser yazılmış- tır.

(12)

Hâsılı, edebiyatımızda belki de Mevlid hariç neredeyse bütün türlerin en güzel örnekleri bu dönemde kaleme alınmıştır denilse mübalağa edilmiş olunmaz. 1

ARAP ve TÜRK EDEBĐYATLARINDA MEVLĐD ARAP ve TÜRK EDEBĐYATLARINDA MEVLĐDARAP ve TÜRK EDEBĐYATLARINDA MEVLĐD ARAP ve TÜRK EDEBĐYATLARINDA MEVLĐD

Arapça olan “Mevlid” kelimesinin, “doğum, doğum zamanı ve doğum yeri” olmak üzere üç anlamı vardır. Terim anlamıyla Mevlid, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in doğum günü, bu günü anlatan eser ve bu günde ya- pılan merasimdir. Ancak, kelime halk arasında galat olarak, “yeni doğan ço- cuk” anlamına gelen “mevlüd” şeklinde yaygınlaşmıştır.

Mevlid’in ilk örnekleri Arap edebiyatında verilmiştir. Arap edebiyatının önemli türlerinden olan methiye içerisinde Hz. Peygamber’e yapılan övgüler önemli yer tutmaktadır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra bu methiyelere bağlı olarak yeni türler gelişmiştir. Mevlid de bu yeni edebi türlerden biridir.2 Fakat, genel olarak Mevlid müellifleri, başta Ka’b b. Zübeyr’in

Kasidetü’l- bürde

’si olmak üzere bu eserin çok sayıdaki nazireleriyle Hasan b. Sâbit’in Peygamberimiz için yazdığı şiirlerden, Abdullah b. Revâha ve diğer sahâbilerin nazmettiği methiyelerden ilham almışlardır. Ancak, mevlidlerin mevzu itiba- riyle asıl kaynağını siyer, megâzî ve şemâil kitapları oluşturur.

604 (1207) yılında Erbil Atabegi Muzafferüddin Kökböri tarafından düzenlenen ihtişamlı mevlid kutlamalarında okunmak üzere Đbn Dıhye el- Kelbî’nin mensur olarak kaleme aldığı ve sonunda bir methiyenin bulunduğu

et-Tenvîr fî mevlidi’s-sîrâci’l-münir

adlı eseri şöhretinden dolayı ilk mevlid kitabı kabul edilir. Bununla beraber Arap edebiyatında “mevlid” terimi II.

(VIII) asrın sonlarına doğru ortaya çıkmıştır, yani mevlid literatürü Đbn Dıhye’den çok önce başlayıp gelişmiştir.3 Ayrıca halkın geniş kesiminin katı- lımıyla yapılan ilk mevlid merasimleri -Şiî Fâtimiler zamanında devlet tarafın- dan küçük kutlamalar yapılmış olsa da- Kökböri zamanında yapılan bu kutla- malar olarak kabul edilir. Osmanlı zamanında da ilk mevlid törenleri daha ön-

1 Derviş’in yaşadığı dönem olan XVI. asrın siyasî tarihi ve edebî durumu verilirken büyük ölçüde aşağıdaki eserlerden istifade edilmiştir: Ahmet Atilla Şentürk –Ahmet Kartal, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Dergâh Yay., Đstanbul 2005, s.251-344; Büyük Türk Klasikleri, Ötüken-Söğüt Yay., Đstanbul, 1987, c.3, s.137-209; Haluk Đpekten-Mustafa Đsen, “XVI. yüzyıl Divan Edebi- yatı” Türk Dünyası El Kitabı, TKAE Yay. Ankara 1992, s.130-131

2 Selami Bakırcı, Mevlid, Doğuşu ve Gelişmesi, Đstanbul 2005, s.III

3 Đsmail Durmuş, “Arap Edebiyatında Mevlid”, DĐA, c.29, s.480

(13)

celeri küçük çapta görülse de III. Murad (1588) devrinde resmî olarak kutlan- maya başlanmıştır.

Mevlid Arap edebiyatında başlamasından hemen sonra Türk edebiya- tında da kendini göstermiştir. Đlk Türkçe mevlid hakkında kaynaklarda açık bir bilgi yer almamakta ve Süleyman Çelebi’nin 812’de (1409) kaleme aldığı

Vesîletü’n-necât

adlı mesnevisinin ilk Türkçe mevlid olduğu görüşü yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Ancak bundan önce yazılmış Türkçe mevlid benzeri eserlerin varlığı da bilinmektedir. Bunlardan biri Ahmed Fakih’e (öl.

650/1252) ait

Çarhnâme’

dir. Süleyman Çelebi’den kısa bir süre önce Erzurum- lu Mustafa Darîr’in yazdığı manzum-mensur eseri

Terceme-i Siyer-i Nebî

de (yazılışı: 790/1388) yer yer mevlidi hatırlatmaktadır.

Vesîletü’n-necât

’ın bazı yerleri Darîr’in eseriyle ciddi benzerlikler gösterdiği için Darîr’in siyerindeki manzum kısımların Türk edebiyatındaki ilk mevlid metni olması gerektiği ileri sürülmüştür. 4 Ancak, şu da bir gerçektir ki Türk edebiyatında “Mevlid” deni- lince akla gelen ilk, hatta tek isim Süleyman Çelebi’dir. Türk halkı Süleyman Çelebi’nin mevlidini çok sevmiş ve mevlid gecelerinde sadece Vesiletü’n- necat’ı okur olmuştur.

Mevlidler umumiyetle tevhid, münâcât ve na’t ile başlamakta,kainatın zuhur kaynağı olan Nûr-ı Muhammediye’den bahsedilerek Hz. Peygamber’in doğumuna geçilmekte, Onun mî’racı ve diğer mûcizelerinin anlatılmasının ardından vefatı konusuna yer verilmekte, en sonunda da Resûl-i Ekrem ve as- habı başta olmak üzere eseri yazan, okuyan ve dinleyenler için bir dua ile sona ermektedir. 5

Türkçe kaleme alınan mevlidlerin sayısı mevcut bilgilere göre 200 civa- rındadır. Bunlar üzerinde yapılan çalışmalar, bir kısmının Süleyman Çelebi’nin eserine aynen benzediğini, bir kısmının bazı motifler yönünden ayrılık göster- diğini, geri kalanların ise tamamen farklı olduğunu ortaya koymuştur.6 Türk edebiyatındaki mevlid metinlerinin sayısı burada tek tek bildirilemeyecek ka- dar çok olduğu için sadece 16. yüzyılda yaşamış mevlid şairlerinin isimleri verilecektir:

1. Hamdullah Hamdi (Akşemseddinzâde, yazılışı: 1494-1495) 2. Emîrî (öl.941/1534)

3. Zâtî (öl.953/1546)

4 Hasan Aksoy, “Türk Edebiyatında Mevlid”, DĐA, Ankara 2004, c.29, s.482

5 a.e. c.29, s.482

6 Necla Pekolcay, Süleyman Çelebi, Vesiletü’n-necat: Mevlid, Sufi kitap, Đstanbul 2005, s.38

(14)

4. Muhibbî (öl.965/1558) 5. Şemsî (yazılışı: 988/1580)

6. Hasan Bahri (Karesili, öl.994/1586) 7. Abdî

8. Bihiştî

9. Mehmed Hevâî 10. Şehîdî

11. Visâlî Ali Çelebi 12. Hevâyî

13. Visâlî

16. asrın bütün mevlid şairleri elbette ki sadece bu şairler değildir. Bun- lar şu ana kadar tespit edilebilen isimlerdir.

(15)

I. BÖLÜM I. BÖLÜM I. BÖLÜM I. BÖLÜM

DERVĐŞ DERVĐŞ DERVĐŞ DERVĐŞ

HAYATI, ESERĐ ve HAYATI, ESERĐ ve HAYATI, ESERĐ ve

HAYATI, ESERĐ ve EDEBÎ EDEBÎ EDEBÎ EDEBÎ ŞAHSĐYETĐ ŞAHSĐYETĐ ŞAHSĐYETĐ ŞAHSĐYETĐ

(16)

I. HAYATII. HAYATII. HAYATII. HAYATI

1. Doğum Yeri ve Tarihi1. Doğum Yeri ve Tarihi1. Doğum Yeri ve Tarihi1. Doğum Yeri ve Tarihi

Şairin kesin bir doğum yeri ve tarihi bilgisi elimizde mevcut değildir.

Sadece, eserin telif tarihinden (917/1511) hareketle Derviş’in 16. asırda yaşa- dığını söyleyebilmekteyiz.

2. Mahlası2. Mahlası2. Mahlası2. Mahlası

Eserin şairinin mahlasıyla ilgili elimizde maalesef kesin bir bilgi mev- cut değildir. Fakat, şairin mahlasının verildiği beyit kanaatimizce 244. numaralı beyittir:

Umaram server bizi yarın bula

Gel berü DERVĐŞ diyü elüm ala

Zira, başka hiçbir beyitte şairin mahlası olabilecek bir isim yer alma- maktadır.

Elbette “Derviş” mahlasının “Derviş Hasan” örneğindeki gibi lakap olma ihtimali de yok değildir ama elimizdeki bilgilere göre şairin mahlasını

“DERVĐŞ” olarak kabul etmek mecburiyetindeyiz. Mahlastaki bu belirsizliğin de ancak şairin kendi hatt-ı destinden çıkmış nüshaya ulaşılarak giderilebilece- ği görüşündeyiz. Ancak şu ana kadar da böyle bir nüsha elde edilememiştir.

II. ESERĐII. ESERĐII. ESERĐII. ESERĐ

Derviş’in şimdilik bilinen tek eseri

Mevlid

’idir. Şunu belirtelim ki mevlid kaleme almış bir şairin Divan gibi başka eserlerinin de olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak belirttiğimiz gibi şairin şimdilik ulaşılabilmiş tek eseri Mevlid’dir.

(17)

MEVLĐDMEVLĐDMEVLĐDMEVLĐD

Derviş’in kaleme almış olduğu Mevlid’in incelemesi yapılırken, hazır- lanan tenkitli metin esas alınmıştır. Eser önce şekil özellikleri bakımından, ardından dil ve ifade açısından, son olarak da muhtevası yönüyle incelenecek- tir.

1. Eserin Müellifi1. Eserin Müellifi1. Eserin Müellifi1. Eserin Müellifi

Kaynaklarda7 Derviş isim/mahlasında on şair bulunmaktadır fakat hiç- birinde Mevlid yazdığına dair bir bilgi mevcut değildir. Bunlardan 16. asırda yaşamış olanların sayısı dörttür. Bunlar: Konya’da yaşamış olan Derviş (öl.

980/1572), Đstanbul’da yaşamış olan Derviş (öl.1000/1592), Derviş Bey (öl.

998/1590) ve Derviş Çelebi (öl. 938/1531)’dir. Bu isimlerin de hiçbirinin Mevlid yazdığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Tenkitli metnini ortaya koy- duğumuz mevlidin yazılış tarihi ile belirtilen şairlerin ölüm tarihleri dikkate alındığında, incelediğimiz mevlidin şairi olmasına en yakın isim Derviş Çelebi (öl. 938/1531)’dir. Fakat, bu bilgi, tahminden öteye geçememektedir. Elimiz- deki kısıtlı bilgilerle mevlidin şairi kesin olarak Derviş Çelebi’dir diyememek- teyiz. Mevlidde geçen mahlasından hareketle eserin müellifi 16. asırda yaşamış olan “Derviş”tir demekten öteye geçemiyoruz.

Bu noktada şu hususu da belirtmekte fayda görüyoruz: Mevlid konu- sunda çalışmaya başladığımızda Türk kültüründe hatırı sayılır bir yeri olan mevlid sahasında yapılmış çalışma sayısının şaşkınlık verecek derecede az ol- duğunu hayretle gördük. Türkçe yazılmış mevlidlerle ilgili yapılmış tek ayrıntı- lı çalışma Prof. Dr. Necla Pekolcay’ın yaklaşık 60 yıl evvel hazırladığı “Türk- çe Mevlid Metinleri” adlı doktora tezidir. Sonrasında bu konuda yazılan maka- lelerin çoğunun bu tezi referans olarak aldığı ve onun üzerine çok da yeni bilgi- ler ilave edemedikleri görülmektedir. Yeni bilgiler ilave edilemediği gibi bu- nun yanında tezdeki bazı yanlış bilgiler de düzeltilemeden verilmiştir.

Çalışmamıza devam ederken yukarıda belirtilen doktora tezinde Der- viş’in mevlidinin ilk beyitleri olan:

Başlayalum evvel Allah adını

7 Kınalı-Zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1989, c.1, s.

368-380; Đpekten Haluk - Đsen Mustafa – Toparlı Recep – Okçu Naci - Karabey Turgut, Tez- kirelere Göre Divan Edebiyatı Đsimler Sözlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. s.98-100

(18)

Uralum andan sözüñ bünyXdını

Evvel Allah diyelüm biz derd-ile Allah adın ögredelüm her dile

beyitleriyle başlayan 2 farklı mevlid metniyle karşılaştık. Bunlardan biri “Ha- lil”in diğeri ise “Şahidünneyyi”nin olarak geçmekte idi. Bu karışıklıktan şüphe- lenerek “Halil”in ve “Şahidünneyyi”nin olarak belirtilen nüshaları temin edip incelemeye aldık. Yaptığımız inceleme sonucunda çok şaşırtıcı sonuçlarla kar- şılaştık. Biri “Halil”in diğeri ise “Şahidünneyyi”nin olduğu söylenen mevlidlerin birbiriyle aynı mevlidler olduğunu gördük. Đşin en ilginç yanı ise bu mevlidler Halil’in de değildi, Şahidünneyyi’nin de değildi.

Prof. Dr. Necla Pekolcay, çalışmasında incelediği nüshanın Halil’in olduğuna delil olarak şu ifadeleri kullanıyor:

“Dua (Bu kısımda müellif kitabından ve kendisinden bahsetmektedir. Şu mıs- rada da onun ismi de vardır:‘Halilim kalbim ol beytü’l-haram’ müteakibinde de dua gelmektedir.)”

8

21 b’nin ilk satırı olan bu ifadeler dikkatle incelendiğinde (secili mensur dua- nın ilk kısmı bulunan) 21 a’nin son satırının devamı olduğu görülecektir. 21 a’nın son kısmındaki cümleler:

Rabbim ol Halıkdır kim …* Nebim ol Ahmeddir kim …* Kitabım Rabbimin

Kuranıdır …* Dinim Đslam dinidir kim bedr-münir *

(Son satırdaki son kelime ise)

Milletindenem”

şeklindedir.

21 a’nın son satırında cümlenin bitmediği 21 b’nin ilk satırı onun de- vamı olduğu aşikârdır. Prof. Dr. Necla Pekolcay’ın mahlas dediği “Halil” mah- las değildir. Kastedilen Hz. Đbrahim’dir ki onun lakabı “Halil”dir ve bütün Müslümanlar onun milletinden kabul edilir. Buradan da anlaşılmaktadır ki şair bu ifadelerle “Halil’in milletindenim” demektedir.

Bununla birlikte şunu da belirtelim ki “

kalbim ol beytü’l-haram”

sö- zündeki

kalbim

kelimesi yanlış okunmuştur, doğrusu “

kıblem ol beytü’l- haram”

dır.

8 Bkz. PEKOLCAY Necla, Türkçe Mevlid Metinleri, ĐÜ Edebiyat Fakültesi, Doktora Tezi (basılmamış), 1950, s. 214

(19)

Nüshayı tamamen incelediğimizde ise Derviş’in mevlidinin, iş bilmez bir mücellit tarafından eksik ve bölük pörçük bir şekilde ciltlenmiş şekli olduğu anlaşılmaktadır.

Hülasa, Halil’in olduğu belirtilen bu nüsha onun değil Derviş’indir.

Dolayısıyla Prof. Dr. Necla Pekolcay’ın doktora tezinde, Prof. Dr. Hasan Ak- soy’un yazdığı bir makalesinde9 16. asır mevlid şairleri arasında belirttiği mevlid şairi Halil değil “Derviş”tir.

Yine aynı doktora tezinde Şahidünneyyi’nin olduğu belirtilen nüshalar birbiriyle tamamen aynı değildir. Nüshaların genel olarak ilk bölümleri aynı olup sonrasında nüshalar birbirinden farklılaşmaktadır. Sadece “Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde 1246 numaralı nüsha ile Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl.

Manzum Eserler, Nr.1347” künyeli nüsha birbiriyle aynıdır ki o eserler de - çalışmamızda incelemeye dâhil ettiğimiz- Derviş’in mevlididir. Zira bu nüsha- larda Şahidünneyyi’nin olduğuna dair ne bir mahlas ne de bir isim mevcut de- ğildir.

2 2 2

2.... Eserin Adı ve Yazılış TarihiEserin Adı ve Yazılış TarihiEserin Adı ve Yazılış TarihiEserin Adı ve Yazılış Tarihi

Eserin Vesiletü’n-necat gibi özel bir adı yoktur. Fakat, aşağıda verilen 53 numaralı beyitten de hareketle bu tür kitaplara verilen genel bir isim olan

“mevlid” eserin ismi kabul edilebilir.

Bir kitXb idem bu sözi añlana Mevlid ola dX’ima ol diñlene

Mevlid, h.917/m.1511 yılında yazılmıştır. Bu hususta herhangi bir te- reddüt yoktur. Zira eserin 571 numaralı beytinde şu ifadeler bulunmaktadır:

Hem šo\uz yüz on yedide [bil] i yXr Cem‘ idüp tXrí^in itdük i_tiyXr

9Hasan AKSOY, “Türk Edebiyatında Mevlid”,

DĐA

, Ankara 2004,c.29, s.482- 484

(20)

3. Şekil Özellikleri3. Şekil Özellikleri3. Şekil Özellikleri3. Şekil Özellikleri

Bu bölümde eserin dış yapısı değerlendirilecektir. Yani Mevlid’in için- de yer alan nazım şekilleri, beyitlerde kullanılan vezinler ayrıca mısraların ka- fiye ve redifleri incelenecektir.

3.

3.

3.

3.11.... 11 Mevlid’in Şekli ve VezniMevlid’in Şekli ve VezniMevlid’in Şekli ve VezniMevlid’in Şekli ve Vezni

Ayetlerle başlayan eser mesnevi şeklinde yazılmıştır. Yalnız 111-129 beyitleri kaside şeklindedir. Mevlid, bu türün ün meşhur eseri Vesiletü’n- necat’a benzer bir şekil özelliğine sahiptir.

Mevlid’in vezni de Süleyman Çelebi’nin eserinin vezni olan, aruzun remel bahrinden “

fX ‘ilXtün / fX ‘ilXtün / fX ‘ilün”

dür. Fakat eserin bütün beyit- leri bu kalıpla yazılmamıştır. 111-143 ve 362-412 beyitlerinde vezin hezec bahrinden

“mefX ‘ílün / mefX ‘ílün / fe‘`lün”

olmuştur.

Derviş vezin konusunda 16. yüzyıl şairlerine nazaran vasat bir görünüm sergiler. Mevlid’de kusursuz beyitler bulunsa da eser, imale, zihaf vb. aruz kusurlarından tamamen arınmış değildir. Örneğin bazen Türkçe kelimelerde uzun ünlü bulunmamasına rağmen şairin med yaptığı görülür.

Örn. var – vXr (379) taş – tXş (443)

Bununla beraber bazen, med olması gereken yerde med yapılmayarak ahenk bozulmuştur.

Örn. va\t Cebre‘íl (452) va\t tecellí (455)

Şair vezin konusunda acemi değildir ama usta da kabul edilemez. Bu durum halk tipi mesnevilerde sıkça karşılaşılan bir husustur.

3.

3.

3.

3.22.... 22 Kafiye ve RedifKafiye ve RedifKafiye ve RedifKafiye ve Redif

Şiirde ahengi sağlayan en önemli unsurlardan biri kafiyedir. Bu yönüyle Derviş’in Mevlid’ine bakıldığında beyitlerde Türkçe kelimelerde zengin ve tam

(21)

kafiyenin, Farsça ve Arapça kelimelerde ise kâfiye-i müreddefenin çoğunlukta olduğu söylenebilir:

Örn. Dest-gíri ba\ ola bir kişinüñ Ebter olmaya coñı her işinüñ

Anuñ içün yaratıldı bu c

ihXn

Cümle varlı\ XşikXre vü n

ihXn

Cinaslı kafiye de kullanılan kafiye çeşitleri arasındadır:

Örn. Ol Mec`síler ki šapardı oda Söyünüp yod oldı ol demde o da

Eserde ahengi sağlayan unsurlar arasında redif de önemli yer tutar. Şair redif çeşitlerinden genellikle ek halindeki redifleri tercih etmiştir:

Örn. Tíz melekler A_medi get

ürdiler

Anesinüñ \atuna yet

ürdiler

eaynadup nXr-ı ma_abbet \an

umı

Aluban badruma bacdum cXn

umı

Kelime halindeki redifler de mevcuttur:

Örn. Hem _icXbı götürür

bu gice ba\

Hem cemXlin gösterür

bu gice ba\

Bazen kafiyenin olmayıp ahengin sadece redifle sağlandığı beyitler de görülür:

Örn. Adlamadı \oyalum

şimden girü

Sevgüli odlıña düş

şimden girü

Eserde çok nadir de olsa kafiyesiz beyitlerle de karşılaşılmaktadır:

Örn. Anesi ra_minde \aldı ol yetím Atası ol dem bulara irdi bil

(22)

4. Dil ve Üslup Özellikleri4. Dil ve Üslup Özellikleri4. Dil ve Üslup Özellikleri4. Dil ve Üslup Özellikleri

Mevlid, 16.yüzyıl Anadolu Türkçesinin telaffuz ve gramer özelliklerini taşır. Eserde Eski Anadolu Türkçesinde kullanılan bazı eklerin devam ettiği de görülmektedir.

Örn. med_ idevüz (66) diñleyesiz (241) göricegez (270)

Bazı Arapça ve Farsça kelimeler halk ağzında kullanıldığı şekliyle imla edilmiştir. Bu durumun bazen vezin zaruretinden kaynaklandığı anlaşılmakta- dır.

Örn. illa > ille (273)

Bununla beraber metinde bazı kelimelerin iki farklı imlalarıyla da karşı- laşılmıştır.

Örn. od (344) ot (355)

Derviş’in eserinde Türkçenin eski şekillerinden ve bazı yöresel söyle- yişlerden de örnekler mevcuttur.

Anıl anıl : yavaş yavaş (509) Bölücek : bölük, parça (240) Sagu sagup : ölenin arkasından ağlamak (354)

Yarındesi : ertesi gün (476)

Yazuklu : günahkâr (540)

Derviş’in üslubu da sade ve açıktır. Eserinde süse, mübalağaya ve yap- macık sanat oyunlarına müracaat etmez. Devrine nazaran Arapça ve Farsça kelimeler ve terkipler azdır. Bu husus eserin halk için yazılmasından ve okun- sun kaygısı güdülmesinden olsa gerektir.

5. Muhteva Özellikleri5. Muhteva Özellikleri5. Muhteva Özellikleri5. Muhteva Özellikleri

Muhteva bakımından incelenirken mevlidin kaç bölümden oluştuğu ve her bir bölümün nelerden bahsettiği incelenecektir.

(23)

5.5.5.5.1111. Mevlidin Bölümleri. Mevlidin Bölümleri . Mevlidin Bölümleri. Mevlidin Bölümleri

Muhteva bakımından ve konunun işlenişi itibariyle başlıklarla bölümle- re ayrılmamıştır. Ancak her konu değişikliğinde ayetler verilmiştir. Buradan hareket ederek ve Vesiletü’n-necat’ın başlıklarla bölümlere ayrılmasını dikkate alarak Derviş’in mevlidini 14 bölüme ayırmak mümkündür. Mevlid’in her bir bölümüne “

Bahir

” adı da verilir. Eserde, “Miraç” bahri hariç, bölümlerin baş- lıkları verilmemiştir. Her bölümden önce ayetler mevcuttur. Ayrıca, her bölüm şu beyitlerle bitmektedir:

Ger bu ‘Xlem ^alkı dirse cub_ u şam Med_ olınsa _aşre dek olmaz temXm

Ger diler-iseñ bula cXnuñ cafX Vir calavXt ber-Res`l-i MucšafX

Bölümler:Bölümler:Bölümler:Bölümler:

1. Tevhid (1 - 43) 2. Sebeb-i telif (44-70)

3. . . . Mevlidin kıymetinin daha iyi anlaşılması için bir hikaye (71-110) 4. Alemin ve bununla beraber Nûr-ı Muhammedî’nin yaratılışı (111-

144)

5. Hz. Âdem’in yaratılışını ve Nûr-ı Muhammedî’nin yaratılıp alından alına intikal ederek nihayet Hz. Âmine’nin alnına gelişi (145-182) 6. Hz. Peygamber’in, ana rahmine düşmesi ve babasının vefatı (183-

224)

7. Hz. Peygamber’in methi (225-258)

8. Hz. Peygamber’in doğum gecesinde Hz. Âmine’nin şahit olduğu olağan üstülükler (259-298)

9. Hz. Peygamber’in doğumu (299-330)

10. Hz. Peygamber’in doğduğunda yaşanan mucizevî olaylar (331-360) 11. Doğumundan on iki yaşına kadar geçen zaman diliminde yaşadıkla-

rı (361-414) 12. Miraç (415-469)

13. Hz. Peygamber’in vefâtı (470-552) 14. Hâtimetü’l- kitab (553-574)

(24)

5.5.5.5.2222. Mevlidin Bölümlerinin Özetleri. Mevlidin Bölümlerinin Özetleri . Mevlidin Bölümlerinin Özetleri. Mevlidin Bölümlerinin Özetleri 1.1.

1.1. Tevhid (1 - 43)

Bu bölümde Hakk’ın mevcudiyetinden ve vahdaniyetinden bahsedilmektedir. Allah’ın kendi zatını bildirmek istediği ve Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed’i niçin yarattığı kısaca anlatılır. Ayrıca bütün âlemlerin yaratılış sebebinin Hz. Muhammed olduğuna değinilir.

2.

2.

2.

2. Sebeb-i telif (44-70)

Bu kısımda şair, eğer Hak yardım ederse, müminler arasında okunsun ve kendisinin kurtuluşuna vesile olsun diye yeni bir “Mevlid kitabı” yazmak niyetinde olduğunu anlatır.

3.3.

3.3. Mevlidin kıymetinin daha iyi anlaşılması için bir hikaye. (71-110) Bu bölümde mevlidin kıymetinin daha iyi anlaşılabilmesi için mevlid vesilesiyle hidayete mazhar olmuş Yahudi bir karı-kocanın başından geçen hikaye anlatılır. Hikaye özetle şöyledir: Bağdat’ta her yıl Rebiulevvel ayının on ikinci gecesi türlü ikramlarda bulunup hayırlar yapan hayırsever bir Müslüman vardır. Bu Müslüman adamın da komşusu olan Yahudi bir evli çift vardır. Ya- hudi kadın kocasına bu Müslüman adamın her yıl muayyen günlerde hayırlar yapmasının sebebini sorar. Kocası cevaben “Ey zevcem! O adamın çok sevdiği peygamberi olan Muhammed bu günde doğduğu için o hep böyle hayırlar yapmaktadır (mevlid okutmaktadır).” der. Kadın bunu işitince hayrete düşer.

Đhsan-ı Đlahi olarak kalbine bu vesileyle Hz. Peygamber’in aşkı düşer. O gece rüyasında bütün Ashabıyla birlikte Hz. Muhammed’i görür. Efendimiz ona

“Lebbeyk” (sana geldim) der. Kadın heyecanlanır, Efendimize “Bana niçin Lebbeyk deme tenezzülünde bulundunuz” der. Hz. Peygamber ona “Sen beni övüp yücelttin (mevlidimi okuttun), Allah da bu vesileyle sana hidayet ihsan etti” diyerek kadına iman telkin eder. O gece kocası da aynı rüyayı görmüştür.

Uyandıklarında ikisi de Müslüman olur ve her yıl mevlid okutup hayırlar yap- maya ahdederler.

4.4.4.4. Âlemin ve bununla beraber Nûr-ı Muhammedî’nin yaratılışı (111- 144)

Bu bahirde âlemin, bununla beraber Nûr-ı Muhammedî’nin ve kıymetli sahabelerin yaratılacağından bahsedilir.

(25)

5.5.

5.5. Hz. Âdem’in yaratılışını ve Nûr-ı Muhammedî’nin yaratılıp intikal ederek nihayet Hz. Âmine’nin alnına gelişi (145-184)

Burada Hz. Âdem’in yaratılışı teferruatıyla anlatılır. Azrail’in yerden alıp getirdiği toprağın balçık yapılışı, bu balçığın cennete konuluşu, Hz. Pey- gamber’in nûrunun bu balçığın içine konulması, Hz. Âdem’in can buluşu ve alnında Nûr-ı Muhammedî’nın parıldaması anlatılır. Bu nûrun daha sonra bir çok peygamberden geçerek Hz. Đbrahim’e, Hz. Đsmail’e ardından Abdulmuttalib, Abdullah ve en nihayet Hz. Âmine’ye intikal edişi ayrıntılarıy- la ifade edilir.

6.

6.

6.

6. Hz. Peygamber’in, ana rahmine düşmesi ve babasının vefatı (183- 224)

Hz. Peygamber’in ana rahmine düşüşünün anlatılmasıyla başlar. Abdul- lah’ın, alnından bir nûrun çıkıp bütün âlemi kapladığı rüyası, bu rüyanın Kureyş’in bütün ulularınca Abdullah’ın zürriyetinden son peygamberin gelece- ğine yorulmasının anlatılmasıyla devam eder. Ardından Hz. Peygamber’in ba- bası Abdullah’ın vefat edişi anlatılır.

7.7.

7.7. Hz. Peygamber’in methi (225-258)

Bu bölümde şair insanlığın Hz. Muhammed’in şefaatine muhtaç oldu- ğunu belirtir, kendisi de şefaat umar ve Hak yardım ederse Hz. Muhammed’in methini yapacağını söyler.

8.

8.

8.

8. Hz. Peygamber’in doğum vaktinde Hz. Âmine’nin şahit olduğu ola- ğan üstülükler (259-298)

Bu bahirde Peygamberimizin doğum vaktinde Hz. Âmine’nin şahit ol- duğu, evinin nurla dolması, odasına 4 meleğin gelmesi gibi olağan üstülükler anlatılır. Bu bahirde Vesiletü’n- Necat’tan alıntılar yapılmıştır.

9.9.

9.9. Hz. Peygamber’in doğumu (299-330)

Bu bahir Hz. Muhammed’in doğumunun anlatıldığı bölümdür. Hem doğumu anlatılmış hem de methiyeler söylenmiştir. “Merhaba” faslı da dahil birçok beyit Vesiletü’n- Necat’tan alınmıştır. Ayrıca Âmine’nin Hz. Peygam- ber’den doğar doğmaz “Ümmetim, ümmetim” dediğini işittiği de anlatılanlar arasındadır.

(26)

10.10.

10.10. Hz. Peygamber’in doğduğunda yaşanan mucizevî olaylar (331-360) Hz. Peygamber’in doğduğu gün yaşanan, Mekke şehrinin nurla dolma- sı, putların yüzüstü yıkılmaları, Save gölünün kuruması, Mecûsîlerin taptıkları bin yıldır hiç sönmeyen ateşin sönüvermesi gibi mucizevî olaylar anlatılır.

11.

11.

11.

11. Doğumundan on iki yaşına kadar geçen zaman diliminde yaşadıkları (361-414)

Hz. Peygamber’in adının konması, süt annesi Halime’ye verilişi, büyü- yüp çobanlık yapması, meleklerce yüreğinin yarılıp temizlenmesi olayı anlatı- lır. Sonra altı yaşında öksüz kalması, sekiz yaşında dedesi Abdulmuttalib de ölünce amcası Ebû Talib’in yanında kalmaya başlaması anlatılır. Ayrıca, on iki yaşına basması, hep edep üzere yaşaması ve güneşli sıcak havalarda bir bulutun ona gölgelik olması gibi hadiseler de anlatılanlar arasındadır.

12.12.

12.12. Miraç (415-469)

Miracın anlatıldığı kısımdır. Hz. Peygamber’in Burak’a binip Cebrail’le birlikte önce Kudus’e gidip orada bütün peygamberlere imamlık ederek namaz kılmaları ve sonra göğe yükselip Sidretü’l- Müntehâ’ya kadar gelmeleri, Hz.

Cebrail’in buradan öteye geçememesi, Hz. Peygamber’in Allah’la (c.c.) gö- rüşmesi, beş vakit namazın farz kılınışı ve tekrar dönmesi anlatılmaktadır.

13.

13.

13.

13. Hz. Peygamber’in vefâtı (470-552)

Peygamberimizin vefatının anlatıldığı bahirdir. Bu bölümde Hz. pey- gamber’in son kez minbere çıkıp ashabına nasihatlerde bulunması, hastalanıp yatağa düşmesi, başta Hz. Fatıma, Hz. Aişe ve dört Halife ve Hasan ile Hüse- yin ile olmak üzere bütün sahabenin üzüntüye gark olmaları, Hz. Ebu Bekr’i namazda yerine vekil tayin etmesi, mübarek nâşını Hz. Ali ile Hz. Abbas’ın yıkayıp kefenlemesini vasiyetlemesi ve nihayet bütün Müslümanları yetim bırakıp teslim-i ruh edişi anlatılır.

14.14.14.14. Hâtimetü’l- kitab (553-574)

Son bahirde ise şair, Hak’tan Efendimizin yüzü suyu hürmetine mer- hamet diler ve Hakk’ın Habibi’nin şefaatini umar. Ve tarih beytini söyleyip kitabını duayla bitirir.

(27)

III. EDEBĐ ŞHSĐYETĐ III. EDEBĐ ŞHSĐYETĐ III. EDEBĐ ŞHSĐYETĐ III. EDEBĐ ŞHSĐYETĐ

Kaynaklarda Derviş’e ilişkin herhangi bir bilgi olmadığı için edebi şah- siyetine dair söyleyeceklerimiz eserinden hareketle vardığımız sonuçlar olacak- tır.

Her şeyden önce Derviş, Mevlid vücuda getirmiş bir şairdir. Mevlid yazabilmiş bir şairin edebi yönü zayıf olmasa gerektir. Eseri incelendiğinde Derviş’in başarısız olmadığı bilakis şairliğinin iyi denilebilecek seviyede oldu- ğu anlaşılır.

Derviş’te dikkate değer bir nokta onun eserinde şairliğini ve şiirlerini öven bir beytin olmamasıdır. Bu durum belki de Hz. Peygamber’i anlattığı bir eserde şairin kendini ön plana çıkarmama kaygısından ve nezaketinden kay- naklanıyor olabilir. Kur’an yazan hattatların Kur’an’a hürmeten imza atmaması gibi Mevlid şairlerinin kendilerinden bahsetmemeleri de bir gelenek olabilir.

Onun, Mevlid’inde kullandığı dil gayet sâde bir dildir. Uzun terkiplere ve ağır kelimelere rağbet etmemiştir. Şair, sanat yapmak kaygısı gütmemiş ve edebi sanatlara çok da başvurmamıştır. Buna rağmen eserdeki beyitler ahenksiz değildir.

(28)

SONUÇ SONUÇSONUÇ SONUÇ

Bu çalışmamızda 16. asır şairlerinden Derviş’in Mevlid’ini bütün yön- leriyle incelemeye çalıştık. Yapılan bu çalışmalar neticesinde sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

Derviş’in hayatı hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur. Bu- nunla beraber, “Derviş” kelimesinin mahlas mı yoksa isim mi oldoğu da bili- nememektedir. Bu durum biraz da Mevlid şairlerinin eserlerinde Hz. Peygam- ber’e hürmeten kendinden bahsetmemelerinden kaynaklanmaktadır.

Derviş’in Mevlid’i günümüzde diğer bütün mevlidler gibi Vesiletü’n- necat’ın gölgesinde kalmış ve gereken itibarı görememiştir. Oysa eser incelen- diğinde hiç de basit olmayan bir olduğu anlaşılmaktadır. Eserin, yazıldıktan yaklaşık 250 yıl sonra bile istinsah edilmiş olması onun kendi döneminde ne kadar sevildiğine dair bir ipucu vermektedir. Fakat belirttiğimiz gibi günümüz- de Vesiletü’n- necat’ın gölgesinde kalmış hak ettiği ilgiyi görememiştir.

Eseri güzel kılan unsurların başında dili gelmektedir. Onun dili süsten ve yapmacılıktan uzak sade, temiz bir dildir. Uzun tamlamalar, halkın dilinde yaşamayan kelimeler eserde bulunmamaktadır.

Kafiye konusunda ise başarılı olabilmiş şairin tek zayıf yönü vezindir.

Derviş aruzu çok iyi kullanamamakta ve beyitlerde aruz kusurlarına rastlan- maktadır.

Eserde teşbih, istiare, tezat gibi sanatlara rastlanmasının yanında eser sanat bakımından zengin sayılamaz. Bu özellik Mevlid şairlerinin sanat yap- mak gibi bir endişelerinin olmamasından kaynaklanmaktadır.

Bütün bu özelliklerden hareketle Derviş’in Mevlid’i için denilebilir ki:

Eser bir şaheser değildir ama basit bir eser de değildir.

(29)

IIIIIIII. BÖLÜ . BÖLÜ . BÖLÜ . BÖLÜM M M M

MEVLĐD MEVLĐD MEVLĐD MEVLĐD

NÜSHALARIN TANITIMI NÜSHALARIN TANITIMI NÜSHALARIN TANITIMI NÜSHALARIN TANITIMI

ve ve ve ve

METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR

(30)

I. METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR I. METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR I. METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR I. METĐN TESPĐTLERĐYLE ĐLGĐLĐ HUSUSLAR

1 1 1

1. NÜSHALARIN TANITIMI. NÜSHALARIN TANITIMI. NÜSHALARIN TANITIMI. NÜSHALARIN TANITIMI

1. 1. 1. 1. Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1349 (=AE1)Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1349 (=AE1)Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1349 (=AE1) Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1349 (=AE1)

Mavi renkli mukavva bir cilt içinde 111 yapraktan oluşan bir nüshadır.

Krem kâğıda, cetvelli çift sütun hâlinde tanzim edilmiştir. Her bir sütun or- talama 11 satırlı harekeli nesih hatla yazılmıştır. Sayfaların cetvelleri ve bazı kelimelerin üzeri kırmızı ile çizilmiştir.

Đstinsah kaydı olmayıp ne zaman ve kim tarafından istinsah edildiği belli değildir.

Bu nüshada 414. beyitten sonra mevlide ara verilmiş ve Hz. Peygam- ber’in (bir önceki bölümde on iki yaşına geldiği anlatılmasına rağmen) yedi yaşında yetim kalması Hz. Hatice’nin kervanının işini yapması, evlenmesi, çocuklarının olması, vahyin gelişi gibi siyere dâhil edilebilecek olan konu- ların yer aldığı yaklaşık 900 beyte yer verilmiştir. Sonra tekrar 415. beyit- ten devam edilmiştir.

Başı: Başlayalum evvel Allah adını Uralum andan sözüñ bünyXdını

Sonu: Rajı olsun ümmetünden ol mu‘ín Ra_metü’llXhi ‘aleyhim ecma‘ín

2. 2. 2. 2. Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1347 (=AE2)Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1347 (=AE2)Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1347 (=AE2) Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1347 (=AE2)

Maviye çalan mukavva ciltli 57 varaklık bir nüshadır. Krem kâğıt üze- rine cetvelli çift sütun olarak tanzim edilmiştir. Cetveller kırmızı mürek- keple çizilmiştir. Her bir sütunda yaklaşık 15 satır vardır. Harekesiz rik’a ile yazılmıştır. Tekrar beyitleri kırmızı mürekkeple yazılmıştır ve kırmızı renkli çizgilerle cetvel içine alınmıştır. Eserin 1b sayfasında kırmızı mü- rekkeple “

Heze Kitâb-ı Mevlidi’n-Nebî Aleyhi’s-Selâtü ve’s-Selâm

” yazı- lıdır. Mevlid 21. varakta bitmiş olup sonraki varaklarda Hz. Peygamber’in Hz. Hatice’yle tanışıp evlenmesi, Kur’an’ın nâzil olmaya başlaması, Pey-

(31)

gamber’in, halkı dine davet etmesi gibi siyere dâhil olan konular yer almak- tadır.

Kitabın müstensihi Yazıcızâde Mustafa olup istinsah tarihi 1171/1757’dir.

Başı: Allah adın zikr idelüm evvelX VXcib oldur cümle işde her \ula

Başlayalum evvel Allah adını Uralum andan sözüñ bünyXdını

Sonu: O\ıyanı diñleyeni yazanı Ra_metüñle yarlıdadıl yX kaní

Diler-iseñ bulasın oddan necXt

‘Işk-ile derd-ile eydüñ es-calXt

3. 3. 3. 3. Hacı Selim Ağa Ktp., Hacı Selim Ağa Bl., Nr., 853 (=HS)Hacı Selim Ağa Ktp., Hacı Selim Ağa Bl., Nr., 853 (=HS)Hacı Selim Ağa Ktp., Hacı Selim Ağa Bl., Nr., 853 (=HS) Hacı Selim Ağa Ktp., Hacı Selim Ağa Bl., Nr., 853 (=HS)

Sırtı meşin kahverengiye çalan mukavva bir cilt içinde 36 yapraktan müteşekkil bir nüshadır. Krem kâğıt üzerine cetvelsiz, çift sütun hâlinde tanzim edilmiştir. Her sütun ortalama 13 satırlı harekeli nesih hatla yazıl- mıştır. Tekrar beyitleri kahverengiye çalan koyu kırmızı renktedir. Bölüm- lerin son beyitleri sütunun ortasına yazılmıştır.

Mevlid, 25 b varağında bitmektedir. Sonrasında kabirde sorgu melekle- rince sorulacak sorular ve onlara verilecek cevaplar ile Hz. Fâtıma’nın ve- fatı gibi konular işlenmektedir.

HS nüshasında müstensih bazen mısra sonuna sığdıramadığı kelimeyi bir sonraki mısraın başında yazmıştır. Mesela 16. beytin ikinci mısraının son kelimesi olması gereken “šabíb” kelimesi 17. beytin başında yer almış- tır. Bu durum çok sık tekrarlanmaktadır.

Đstinsah kaydı olmayıp ne zaman ve kim tarafından istinsah edildiği belli değildir.

Başı: Başlayalum evvel Allah adını Uralum andan sözüñ bünyXdını

(32)

Sonu: O\ıyanı diñleyeni yazanı Yarlıdadıl ra_metüñle yX kaní

4. 4. 4. 4. AÜDTCF Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl.AÜDTCF Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl.AÜDTCF Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl.,,,, Nr. 5308 (=ĐS1)AÜDTCF Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl. Nr. 5308 (=ĐS1) Nr. 5308 (=ĐS1) Nr. 5308 (=ĐS1)

Üstü ve arkası yeşil, kırmızı ve sarı tonların hâkim olduğu ebrî kâğıt kaplı sırtı meşin bir cilt içinde 41 yapraktan oluşmuş bir nüshadır. Krem kâğıt üzerine cetvelsiz, çift sütuna 9 satırlı harekeli nesih hatla yazılmıştır.

Besmelelerin bir kısmı, tekrar beyitlerin tamamı kırmızıdır.

Đstinsah kaydı olmayıp ne zaman ve kim tarafından istinsah edildiği belli değildir.

Başı: Başlayalum evvel Allah adını Uralum andan sözüñ bünyXdını

Sonu: O\ıyanı diñleyeni yazanı Yarlıdadıl ra_metüñle yX kaní

5. AÜDTCF5. AÜDTCF5. AÜDTCF5. AÜDTCF Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl. Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl. Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl.,,,, Nr. 698 (=ĐS2) Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl. Nr. 698 (=ĐS2) Nr. 698 (=ĐS2) Nr. 698 (=ĐS2)

30 yapraktan meydana gelen bir nüshadır. Krem kâğıt üzerine ilk 3 yap- rağı kırmızı cetvelli diğer yapraklar cetvelsiz, çift sütuna 11 satırlı harekeli nesih hatla yazılmıştır. Bu nüshanın yapraklarında muhtemelen ıslanmaktan kaynaklanan hayli fazla lekeler vardır.

Đstinsah kaydı olmayıp ne zaman ve kim tarafından istinsah edildiği belli değildir.

Başı: Başlayalum evvel Allah adını Uralum andan sözüñ bünyXdını

Sonu: O\ıyanı diñleyeni yazanı Yarlıdadıl ra_metüñle yX kaní

(33)

6. Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Ktp., Nr. 1246 (=TK)6. Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Ktp., Nr. 1246 (=TK)6. Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Ktp., Nr. 1246 (=TK)6. Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Ktp., Nr. 1246 (=TK)

Kahverengi renkli mukavva ciltli 35 varaklık bir nüshadır. Krem kâğı- da, cetvelli çift sütun hâlinde tanzim edilmiştir. Her sütun 11 satırlı harekeli nesih hatla yazılmıştır. Her bölümün başında bulunan salavatlar, cetvelin içine değil yanına, eğik bir şekilde yazılmıştır.

Müstensihi belli olmamakla birlikte istinsah tarihi 1206/1792’dir.

Başı: Başlayalum evvel Allah adını Uralum andan sözüñ bünyXdını

Sonu: O\ıyanı diñleyeni yazanı Yarlıdadıl ra_metüñle yX kaní

2.

2.

2.

2. Nüshaların DeğerlendirilmesiNüshaların DeğerlendirilmesiNüshaların Değerlendirilmesi Nüshaların Değerlendirilmesi

Derviş’in Mevlid’inin tenkitli metni için üzerinde çalışılan nüshalar ve bu nüshaların metin içinde kullanılan kısaltmaları şunlardır:

1. Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1349 (=AE1) 2. Millet Ktp., Ali Emîrî Ef. Bl. Manzum Eserler, Nr.1347 (=AE2) 3. Hacı Selim Ağa Ktp., Hacı Selim Ağa Bl., Nr., 853 (=HS) 4. AÜDTCF Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl., Nr. 5308 (=ĐS1) 5. AÜDTCF Ktp., Đsmail Saib Sencer Bl., Nr. 698 (=ĐS2) 6. Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Ktp., Nr. 1246 (=TK)

HS, ĐS1, ĐS2 nüshaları birbirleri arasında, AE2 ile TK nüshaları kendi aralarında gerek imla gerek hata gerekse tertip noktasında birbirlerine daha yakındır. AE1 nüshası ise belirtilen hususlar yönüyle diğer üç nüshadan farklı- lıklar arz etmektedir. Bunun yanında HS’de bulunan bazı beyitlerin diğer nüs- haların hiçbirinde bulunmaması HS’nin farklılıklarındandır.

(34)

HS nüshasının “olar, turur, vir” vb. gibi imla özelliklerine bakılırsa is- tinsah tarihi eski bir nüsha olduğu söylenebilir. Yine imla özelliklerine bakıla- cak olursa AE1 nüshası muhtemelen yakın zamanda istinsah edilmiştir.

AE1 ve TK nüshalarında bölümlerinin sonunda ayetlerin yanı sıra sala- vatların da olması bu nüshaların bir dönem mevlid merasimlerinde düşük bir ihtimal de olsa okunmuş olabileceği izlenimini vermektedir.

Nüshalar Vesiletü’n-necat’tan etkilenme noktasında değerlendirilecek olunursa, AE2 ve TK nüshaları en az etkilenenlerdir. Bu iki nüshada Vesiletü’n-necat’tan sadece “Merhaba faslı” ve birkaç beyit bulunmaktadır.

HS, ĐS1, ĐS2 nüshaları etkilenme noktasında paralellik arz eder. Buna karşılık en çok etkilenen nüsha ise AE1’dir.

Buradan hareketle en güvenilir nüshalar en az etkilenen AE2 ve TK nüshaları olarak kabul edilebilir.

II. METNĐN KURULUŞUNDA TAKĐP EDĐLEN YOL II. METNĐN KURULUŞUNDA TAKĐP EDĐLEN YOL II. METNĐN KURULUŞUNDA TAKĐP EDĐLEN YOL II. METNĐN KURULUŞUNDA TAKĐP EDĐLEN YOL

1 1 1

1.... Türkçe Bazı Ekler vTürkçe Bazı Ekler vTürkçe Bazı Ekler vTürkçe Bazı Ekler ve Kelimelerin Đmlâsıe Kelimelerin Đmlâsıe Kelimelerin Đmlâsıe Kelimelerin Đmlâsı

a. Đsme ve fiile gelen birinci teklik şahıs ekinin vokali düz-geniş olarak yazıl- mıştır: -am, -em

\aravaşuñam (93) umaram (244) dilerem (252) direm (422)

b Birinci çokluk şahıs ekinin yuvarlak vokalli hali kullanılmıştır.

dilerüz (55) _`rílerüz (271) \alıruz (519)

c. Birinci ve ikinci teklik ve çokluk şahısların iyelik ekleri yuvarlak vokalli yazılmıştır: -üm, -üñ, -müz, -ñüz

šX\Xtüm (599) beñzüñ (515) göñlümüz (186) dedeñüz (520)

(35)

ç. Üçüncü teklik ve şahıs iyelik eki düz-dar vokalli şekliyle gösterilmiştir: -ı, -i, coñı (5)

d. Soru eki daima kelimeden ayrı ve düz-dar vokalli şekliyle gösterilmiştir: mı, mi

\or mısın (495)

e. Bildirme ekinin daima yuvarlak sesli şekli kullanılmıştır. Sessiz uyumuna da dâhil edilmemiştir: -dur, -dür. Ekin –durur şekli ise kelimeden ayrı yazıl- mıştır.

Oldur (37) gicedür (431) Ömerdür (120) ma_b`b durur (235)

f. Fiilden fiil yapan faktifif ekinin yuvarlak şekli tercih edilmiştir: -dur, -dür yedürür (80) bildürmek (324) indürdi (451)

g. Fiil zaman eklerinden geniş zaman eki olan –r’nin aldığı yardımcı vokal dar- yuvarlak ve düz-geniş alınmıştır: -ur, -ür, -ar, -er

olur (64) šutar (124) ider (319)

ğ. Geçmiş zamanın hem hikayesi hem de rivayeti düz-dar vokalli olarak yazıl- mıştır: -dı, -di, -mış, miş

šurdılar (320) \uşatmışlar (351) düşmiş (337)

h. –dık, -dik, -duk, -dük sıfat-fiil ekinin yuvarlak vokalli şekli kullanılmıştır.

oldudını (23) šoddudı (316) basdudı (443)

ı. –ıp, -ip, -up, -üp zarf-fiil eki yuvarlak vokalli ve p’li şekliyle yazılmıştır.

yaradup (30) \ılup (458) šutup (506)

i. –ınca, -ince, -unca, ünce zarf-fiil eki –ınca, -ince şekliyle yazılmıştır.

yetdügince (48) idince (466) šoyınca (521) emrince (559)

j. Kelimelerin dönem özellikleri korunmuştur.

iy (544) didi (541) \anlu (547) aña (548)

(36)

k. Sesliyle biten bir kelimeden sonra sesliyle başlayan başka bir kelime geldi- ğinde vezin gereği seslilerden biri düşürülünce iki kelime bitişik yazılarak sesin düştüğü yer kesme işaretiyle belirtilmiştir.

kend’ömin (8) n’itmek (559) n’itdüñ (518)

l. Đçin edatının i’si vezin icabı düşürüldüğünde kesme işareti konulmadan ön- ceki kelimeyle bitişik yazılmıştır.

ba\\ıçün (17)

m. Kaynaştırma harfi tireli yazılmıştır.

_ürmeti-y-çün (39) nmine-y-le (194) ta_ayyürde-y-ken (366)

n. Uzaklaşma ve bulunma hâli ekleri sadece d’li şekliyle imlâ edildi.

Cennetden (380) ba\dan (439) gökde (444) oırašda (537)

o. Đlgi (genetif) ekleri yuvarlak vokalli olarak –uñ, -üñ, -nuñ, -nüñ şeklinde yazılmıştır.

Yaradılmışlaruñ (310) mührinüñ (311) MucšafXnuñ (334) dXyenüñ (373)

ö. Türkçe kelimelerde vezin gereği imâleli olan ünlülerin uzatması gösterilme- miştir.

Aneye (177) anuñ (345)

2 2 2

2. Arapça ve Farsça Bazı Terkip, Ek ve Kelimelerin Đmlâsı . Arapça ve Farsça Bazı Terkip, Ek ve Kelimelerin Đmlâsı . Arapça ve Farsça Bazı Terkip, Ek ve Kelimelerin Đmlâsı . Arapça ve Farsça Bazı Terkip, Ek ve Kelimelerin Đmlâsı

Arapça ve Farsça bazı terkip, ek ve kelimelerin imlâsı şu şekilde yapılmıştır:

a. Arapça terkipler Arapça terkip kuralına göre imlâ edilmiştir.

rebí’ü’l-evvel (76) şefí‘ü’l-mümnibín (95) ^ayrü’l-en‘Xm (187)

Ancak lafza-i Celâl’le kurulmuş kelimeler ve özel isimler terkip imlâsına uyulmadan bitişik olarak yazılmıştır.

Res`lallah (92) ‘Abdullaha (176) ‘Abdulmuššalib (202)

b. Bazı yerlerde atıf و ’ları dönemin özelliğinden dolayı terkip î’si şeklinde ي’li gösterilmiş olmakla beraber metinde birlik sağlanabilmesi için bunlar da atıf و ’ı ile gösterilmiştir.

(37)

bXy-ı yo^sul: bXy u yo^sul (198) şar\-ı darba: şar\ u darba (221)

c. Farsça birleşik isimler ve sıfatlar tireli olarak gösterilmiştir.

dest-gíri (5) reh-nümX (442)

Ancak imlâsı klasikleşmiş bazı Farsça kelimeler bitişik yazılmıştır.

gülşene (183) gülistXna (202)

ç. Ön edat ve ön ek almış kelimeler tireli imlâ edilmiştir.

pür-cafX (76) hem-dem (200) bí-çXreye (256)

d. Aynı iki ismin arasına gelen Farsça edatlar tireli yazılmıştır.

ser-te-ser (13)

e. -veş, -var gibi benzetme edatları tireli gösterilmiştir.

gül-veş (425) bülbülí-vXr (62) şems-vXr (87)

Fakat –âne edatı günümüz Türkçesinde de yaygın olduğu için bitişik yazıl- mıştır.

^XdimXne (136) cXdı\Xne (137) Xşı\Xne (141)

f. “_ˇXce” kelimesinin iki şekliyle de karşılaşılmıştır. Şair bu kelimeyi vezin gereği bazen ‘_ˇXce’ bazen de ‘_oca’ şeklinde kullanmıştır. Metin kurulur- ken her iki şekli de muhafaza edilmiştir.

_ˇXcesi (196) _oca (195)

3 3 3

3. . . . TEKNĐK ÖZELLĐKLERTEKNĐK ÖZELLĐKLERTEKNĐK ÖZELLĐKLER TEKNĐK ÖZELLĐKLER

1. Tenkitli metnin kurulmasında nüshaların karşılaştırılmasıyla Derviş’in ken- di hatt-ı destiyle yazdığı mevlidine yaklaşılmaya çalışılmıştır. Bunun için karşılaştırma yapılırken Derviş’in şiirinin özellikleri dikkate alınarak nüs- halar arasında vezin ve anlam bakımından en uygun olanı metne alınmış ve diğerleri dip notta nüsha farkı olarak belirtilmiştir.

2. Nüsha farkları belirtilirken, farklılık bulunan kısmın önce, kurulan metnin içindeki şekli yazılıp “:” işareti konulduktan sonra diğer nüshadaki veya nüshalardaki farklılık belirtilmiş ve hemen yanına da nüshanın rumuzu kaydedilmiştir.

(38)

3. Kurulan metinde olup diğer nüshalarda bulunmayan kelime, mısra, beyit ve manzumeler, o nüshanın rumuzunun yanına konulan “-“ işaretiyle belirtil- miştir.

4. Nüsha farkları gösterilirken aynı beytin bir mısraındaki birden fazla deği- şiklik arasına “;”, mısralar asındaki farklılıkları belirtmek için ise “//” işare- ti konulmuştur.

5. Metinde karşılaşılan vezin bozuklukları, anlam da dikkate alınarak gideril- meye çalışılmıştır. Bu hususta eklenen ses, hece ve kelimeler köşeli paran- tez [ ] içinde, metinden çıkarılması zaruri olan ses, hece ve kelimeler ise normal parantez ( ) içinde belirtilmiştir.

6. Beyitlerin nesre çevirisinde zaman zaman anlamı netleştirmek için ekledi- ğimiz kelimeler parantez ( ) içinde verilmiştir.

7. Metnin kuruluşunda tenkitli basımı yapılan ilmi eserlerde kullanılagelen transkripsiyon sistemi uygulanmıştır.

A

: ’: ’: ’: ’

S

: : : : t u

: : : : b _

a

: : : : v ^

d

: : : : w m

w

: : : : o c

x

: : : : x j

ψ

: : : : Š š

: : : : Ž ž

: ‘: ‘: ‘: ‘

: : : : k d

: : : : e \

: Ñ ñ

Arapça ve Farsça kelimelerdeki uzun ünlüler ise şu şekilde imlâ edilmiştir:

: : : : n X : } `

ﻭ ﻯ

: í í Vâv-ı ma’duleler ise “ ˇX ” şeklinde gösterilmiştir.

(39)

IIIIII II II II. BÖLÜM . BÖLÜM . BÖLÜM . BÖLÜM

DERVĐŞ’

DERVĐŞ’ DERVĐŞ’

DERVĐŞ’ in in in in

MEVLĐD MEVLĐD MEVLĐD MEVLĐD ’’’’ iiii

TENKĐTLĐ METĐN ve NESRE ÇEVĐRĐSĐ

TENKĐTLĐ METĐN ve NESRE ÇEVĐRĐSĐ

TENKĐTLĐ METĐN ve NESRE ÇEVĐRĐSĐ

TENKĐTLĐ METĐN ve NESRE ÇEVĐRĐSĐ

(40)

ِXYِZ[\]ا ِ_َـbْZ[\]ا ِdّf]ا ِXْgِh

ِتاَوjَb[g]ا kِl jَm ُd[] ٌمْqَr َsَو ٌtَuِv ُwُxُyْzَ{ َs ُمq|Yَ}ْ]ا |kَ~ْ]ا َqُه [sِإ َdـَ]ِإ َs ُdّf]ا kِl jَmَو

َنqُ‚Yِ~ُƒ َsَو ْXُ„َ…ْfَy jَmَو ْXِ„ƒِ†ْƒَأ َ_ْYَh jَm ُXَfْˆَƒ ِdِrْذِŠِh [sِإ ُwَ†ْuِ‹ ُŒَ…ْَƒ يِx[]ا اَذ _َm ِضْرَا jَbُ„ُ‘ْ…ِZ ُwُدوُ“َƒ َsَو َضْرَاَو ِتاَوjَb[g]ا ُd|Yِvْ\ُآ َŒِvَو ءjَ– jَbِh [sِإ ِdِbْfِ‹ ْ_—m ٍءْkَِh

َqُهَو

ُXYِ‘َˆْ]ا |kِfَˆْ]ا

*

fX ‘ilXtün / fX ‘ilXtün / fX ‘ilün

1 Başlayalum evvel Allah adını Uralum andan sözüñ bünyXdını1

2 Evvel Allah diyelüm biz derd-ile Allah adın ögredelüm her dile 2

3 Evvel Allah diyelüm bir ba\ durur bayy ü BX\í VXhid ü RezzX\ durur

4 Allah adın dilde tesbí^ idelüm Allah adı-ile şür`‘ idelüm 4

5 Dest-gíri ba\ ola bir kişinüñ Ebter olmaya coñı her işinüñ5

6 Cümle ‘Xlem yod iken ol vXr-idi Evvel ü ‘X^ir kaní CebbXr-idi

7 Ol var-idi yoddı ‘Xlemden euer 7 Kimse andan virimezdi hiç ^aber

* Bakara suresi, 2/255; TK hariç bütün nüshalarda aynı ayetler var. TK’de ise salavatlar var.

1 adını: adını adını HS; Birinci beyitten önce AE2 nüshasında Vesiletü’n- necat’ın ilk beyti olan aşağıdaki beyit bulunmaktadır:

Allah adın zikr idelüm evvelX VXcib oldur cümle işde her \ula

2 diyelüm: idelüm AE2

4 dilde: dile TK

5 Dest-gíri: tente-gíri ĐS1

7 yoddı: yo\dı HS; ‘Xlemden: ‘Xlemde HS // Virimezdi: virmez idi HS

(41)

8 Diledi kim kend’ömin \ıla ‘ayXn Hem biline ‘Xleme ol Müste‘Xn 8

9 Biline ba\\uñ kemXl-i \udreti TX ‘ayXn ola Mu_ammed ^ajreti 9

10 ndem içün virdi bir n`r-ı cafX

Seyyid-i kevneyn Mu_ammed MucšafX10

11 Ol durur iki cihXnuñ serveri

On sekiz biñ ‘Xlemüñ peygamberi11

12 Anuñ içün yaratıldı bu cihXn Cümle varlı\ XşikXre vü nihXn12

13 Anuñ içün oldı bu şems ü \amer Anuñ içün oldı ‘Xlem ser-te-ser

14 Anuñ içün oldı ‘Xlem n`r-ile bürmetine šoldı cennet _`r-ile 14

15 nline evlXdına olsun du‘X Anlara olsun du‘X-y-ile uenX

16 Ra_meten lil ‘Xlemíndür ol _abíb eamu dürlü derdlere oldı šabíb 16

8 Hem biline: bilene hem AE1, AE2, ĐS1, ĐS2, TK

9 Bu beyitten sonra AE1, HS, ĐS1, ĐS2 nüshalarında Vesiletü’n- necat’tan aşağıdaki beyit bulunmaktadır:

ba\ Te‘XlX çün yaratdı ‘Xlemi eıldı ‘Xlemi müzeyyen ndemi

10 içün: içre AE1, AE2, HS, ĐS2, TK

11 Bu ifade metinde “Ol sekiz biñ” şeklinde geçmekle beraber doğrusunun “On sekiz biñ” olması sebebiyle müstensih hatası kabul edilip düzeltilmiştir.

12 bu ci_Xn: bu dü- ci_Xn HS // vü: o HS, ol ĐS2

14 oldı: šoldı AE2, // _ürmetine: añun içün AE2

16 Ra_meten: lil ra_meten ĐS2 // derdlere: derdlülere HS; dürlü derdlere: dedlülere AE2

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :