2. KAZF (ZİNA İFTİRASI) HADDİ

2.2. Kazf Suçunun Unsurları

105

106

değerlendirilemez.513 Fethu Bâbi’l-İnâye’de, kök eser olan Nukâye metninde suç kastına değinilmemesine rağmen suçun teşekkül etmesi için failin hür olması gerektiği belirtilmiştir. Bunun dışında failin hür ya da köle olması arasında suçun teşekkülü açısından bir fark yoktur.514

2.2.2. Mağdurun Muhsan Olması

Kazf suçunun unsurlarından biri de mağdurun muhsan olmasıdır. İslam hukukunda genel olarak ihsan kelimesi akıllı, ergen, hür, iffetli ve Müslüman olma anlamlarında kullanılmaktadır. Muhsan kelimesinin sahih nikahla ilişkiye girmiş kişi manası da olmasına karşılık kazf suçunun teşekkülünde mağdurun başından bahsi geçen nitelikte evlilik geçirmesi şart değildir.515

Fethu Bâbi’l-İnâye’de ifade edildiği üzere mağdurun muhsan sayılabilmesi için hür olması gereklidir. Dâvud ez-Zâhirî’ye göre köleye zina iftirasında bulunan kimseye de kazf haddi uygulanır.516 İbnü’l-Hümâm, Fethü’l-Kadîr adlı eserinde mağdurun ihsan olmasının şartlarından hür olması ile ilgili aynı şeyleri söylediği görünmektedir.517

Mağdurun muhsan sayılabilmesi için mükellef olması şarttır. Bir rivayette Ahmed b. Hanbel mağdurun bülûğa ulaşmasının değil, aksine ilişkiye girilebilecek olgunlukta olmasının şart olduğunu söylemiştir.518 Fethü’l-Kadîr şerhinde burada geçen ifadeler benzer şekilde ele alınmış, fazla olarak bu görüşün Ahmed b.

Hanbel’den gelen sahih görüş olmadığı ifade edilmiştir.519

Mağdurun ihsan şartını taşıdığının belirlenmesinde gerekli olan başka bir unsur bu şahsın Müslüman olmasıdır. Saîd b. Müseyyeb ve İbn Ebî Leylâ’dan rivayet edildiği üzere çocuğu Müslüman olan zimmî bir kadına zina iftirasında bulunan

513 Hamza Aktan, “Kazf”, TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2002, c. XXV, s. 148; Yaşar Yiğit, “İnsanlık Onur ve Şerefinin Korunması Perspektifinden Kazf Suçu ve Cezasına Bakış”, Kur’an Mesajı: İlmi Araştırmalar Dergisi, c. II, sy. 22, 23, 24 (1999), ss. 235-36.

514 Ali el-Karî, Fethu bâbi’l-inâye, c. 3, s. 219.

515 Bk. Yiğit, “İnsanlık Onur ve Şerefinin Korunması Perspektifinden Kazf Suçu ve Cezasına Bakış”, ss. 233-34.

516 Ali el-Karî, Fethu bâbi’l-inâye, c. 3, s. 219.

517 İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, c. 5, s. 303.

518 Ali el-Karî, Fethu bâbi’l-inâye, c. 3, s. 219.

519 İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, c. 5, s. 303.

107

kimseye de kazf haddi uygulanır.520 Fethü’l-Kadîr’de mağdurun muhsan sayılabilmesi için gerekli olan Müslüman olma şartı, burada olduğu gibi anlatılmıştır.521

Mağdurun muhsan sayılabilmesi için aynı zamanda iffetli olması gereklidir.

Yani bu kişi zinaya karşı kendini koruduğu insanlar tarafından bilinmesi ve zina ile müttehem olmaması gerekir. Çünkü iffetli olmayan kimse, kazfde bulunmak suretiyle karalanmış olmaz; Aksine kazfde bulunan kimse sözünde sâdık olur.522

2.2.3. Zina İsnadı

Kazf suçunun teşekkül etmesi için gerekli unsurlardan bir tanesi kazfin sarih ifade ile söylenmesidir. Bahsi geçen sarih ifade Arapça, Farsça, Nabatça ya da başka herhangi bir dilde sarih olarak kazf ifade eden bir söz olmalıdır. Nukâye metninde geçen kazfin sarih lafızla olması kaydı “cimâ‘” ve “mübâda‘a” lafızları gibi cinsel teması ifade eden kinayeli lafızlardan ihtirâz için ya da “Ben zinakâr değilim.” veya

“Annem zinakâr değildir.” gibi ta‘rîzli ifadelerden ihtirâz içindir.523

Hanefîlerde, geride geçtiği üzere kinayeli ve ta‘rîzli ifadelerin kullanılmasıyla kazf haddi uygulanmaz. Süfyân, İbn Şübrüme, Hasen b. Sâlih, Şâfiî ve bir rivayette Ahmed b. Hanbel görüştedir. İmam Mâlik ve başka bir rivayette Ahmed b. Hanbel’e göre ise kinayeli ve ta‘rîzli lafızlarla kazf haddi uygulanabilir. Bu görüş için öne sürülen delil Hz. Ömer zamanında iki sahabenin birbirine sövüp birinin diğerine

“Vallahi babam zâni, annem zâniye değildir.” demesi üzerine Hz. Ömer’e bu meselenin kazf davası olarak getirildiğine dair rivayettir. Bu rivayete göre Hz. Ömer’in bu meseleyi istişare etmesi üzerine görüşünü arz edenlerden bir tanesi, adamın bu sözüyle anne ve babasını methettiğini ifade etmiş, başkaları da anne ve babasını başka bir ifade ile de methedebileceğini söyleyip bu adama had uygulanması gerektiğini söylemişlerdir. Neticede Hz. Ömer bu adama seksen sopa vurmuştur.524

Hanefîlerin ta‘rîz ve kinayeli lafızlarla kazf haddi sabit olmamasının delillerinden bir tanesi bedevînin birisinin Hz. Peygamber’e gelip karısının siyah bir çocuk doğurduğunu söylemesi üzerine Hz. Peygamber’in bu adama develerinden

520 Ali el-Karî, Fethu bâbi’l-inâye, c. 3, s. 219.

521 İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, c. 5, s. 303.

522 Ali el-Karî, Fethu bâbi’l-inâye, c. 3, s. 219.

523 a.yer.

524 Bk. Ebû Abdullah el-Asbahi el-Himyeri Malik b.Enes, el-Muvatta’, thk. Beşşâr Avvâd el-Ma’rûf, Mahmûd Muhammed Halil, 1. bs., Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1991, “Hudûd”, 1779.

108

örnek getirdiğine dair rivayettir. Bu rivayette Hz. Peygamber adamın develerinin rengini sorup develerinin kırmızı olduğu cevabına alınca içlerinde alacalı olanının olup olmadığını sormuştur. Adam aralarında alacalının olduğunu söyleyince Hz.

Peygamber bunun sebebini sormuştur. Bedevî, bu devenin çektiği bir damarı olabileceği yönünde cevap verince Hz. Peygamber, kendi durumunun da aynı olduğunu söylemiştir. Buhârî, bu hadisin başlığını “kişinin, çocuğunun kendinden olduğunu kabul etmediğini ta‘rîz etmesi” şeklinde vermiştir.525 Başka bir hadiste bir adam Hz. Peygamber’e gelip, karısının kimsenin elini geri çevirmediği yönünde şikâyette bulununca Hz. Peygamber “Onu uzaklaştır” demiştir.526 Bu adamın, karısı hakkında öne sürdüğü kimsenin elini reddetmediği iddiası zinadan kinayedir.

Hanefîlerin bu konudaki başka bir delilleri de Kur’ân-Kerîm’de iddet bekleyen kadına ta‘riz yoluyla evlenme teklifi yapılmasının mübah kılınmasına karşılık sarih sözle evlenme teklifi yapılmasının yasaklanmasıdır527 ki kazf haddinde de bu ayrım yapılmalıdır. Allah Te‘âlâ kullarına sarih kelamı vacip kıldıktan sonra kulların delalet yoluyla kinayeli lafzı vacip kılma hakları yoktur. Çünkü kinayeli lafızlar ihtimal açısından tasrihin aşağısında bulunmaktadır.528 Buradaki ifadeleri Fethü’l-Kadîr şerhindeki ilgili yerle kıyasladığımızda o kısmın özeti olduğu görünmektedir.529

Zinâ iftirâsı sarih sözlerle olduğu gibi delaletle de olabilir. Annesi muhsan olan bir kimseye “Sen babana ait değilsin.” demek o kişinin kazf suçu teşkil eder. Bu kişinin annesinin muhsan olması gerektiği kaydı, kazfin esasında anneye yönelik olmasındandır. Zira babasının olmayan çocuğu annesi başka birinden doğurmuştur ve annenin başka bir adamla nikahı olmadığı da açıktır. Bir kimseye, sövme maksadıyla ve öfkeyle “Sen şu kimsenin oğlu değilsin” demek kazf suçu olarak değerlendirilir.

Aynı zamanda kazf suçunun sabit olması için nesebi reddedilen kimsenin hakikatte o kimsenin oğlu olması gerekir. Söylenen sözün öfkeyle, yani sövme maksadıyla olması gerektiği şeklindeki kayıt bir önceki mesele ile ilgili de geçerlidir. Ayrıca yukarıda geçen kayda göre bu söz, dede için söylenirse had gerekmez. Bir de geride geçen sözün

525 el-Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, “Talâk”, 26 (No. 5305); Müslim, Sahîhu Müslim, “Talâk”, 18.

526 Bk. Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, “Talâk”, 35 (No. 5629).

527 Bk. en-Nûr 2/235.

528 Ali el-Karî, Fethu bâbi’l-inâye, c. 3, s. 220.

529 Karşılaştırma için bk. İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, c. 5, ss. 303-4.

109

öfkeyle değil rıza halinde söylenmesi halinde had uygulanmaz. Zira bu söz rıza halinde söylendiğinde kazf değil de ayıplama amaçlı “Sen kerem ve cömertlik açısından baban gibi değilsin.”530 kastedildiği anlaşılır. Yukarıda ifade edilenler Fethü’l-Kadîr adlı eserin ilgili kısmı ile kıyaslandığında oradan özetlenerek aktarıldığı görünmektedir.

Zira dikkat edildiğinde Ali el-Kârî’nin bu eserden ciddi ölçüde faydalandığı anlaşılmakla beraber, İbnü’l-Hümâm’ın musannife ve mezhepte yerleşik olan bazı görüşlere ciddi itirazlar getirdiği halde bunlara karşı kayıtsız olduğu görülmektedir.531

Belgede ALİ EL-KÂRÎ’NİN FETHU BÂBİ’L-İNÂYE ADLI ESERİNİN KİTÂBU’L-HUDÛD BÖLÜMÜNÜN İNCELENMESİ (sayfa 120-124)