Ali el-Kârî’nin Mısır Hanefîliğine Aidiyeti

Belgede ALİ EL-KÂRÎ’NİN FETHU BÂBİ’L-İNÂYE ADLI ESERİNİN KİTÂBU’L-HUDÛD BÖLÜMÜNÜN İNCELENMESİ (sayfa 34-39)

2. ALİ EL-KÂRÎ’NİN İLMÎ KİŞİLİĞİ

2.3. Ali el-Kârî’nin Mısır Hanefîliğine Aidiyeti

19

5. Ali el-Kârî Şemmü’l-avârız’da Hanefî mezhebinden Şâfiî mezhebine geçen kimsenin şahitliğinin kabul edilmeyeceği hakkında Kuhistânî’nin görüşünü sert bir şekilde eleştirdikten sonra dört mezhep imamının hepsinin hidayet üzere olduklarını söylemesiyle beraber bir Müslümanın dört mezhepten herhangi birini taklid etmesinin caiz olduğunu belirtmiştir.

Yukarıda sayılan maddelerden Ali el-Kârî’nin mezhep taassubundan uzak bir kimse olduğu anlaşılmaktadır.

20

de itikadda Hanefî olanlar vardır ki Bekir Karadağ, Leknevî’nin bu kimselere “Kâmil Hanefîler” dediğini nakletmektedir.115

Ebû Hanîfe ve ashabının etrafında hicrî III/IV. yüzyıllarda gelişen fıkhî birikim, daha sonra doğuya doğru yayılmaya başladı ve ulaştığı bölgelerdeki problemlerin farklılığıyla zenginleşti. Hanefî mezhebinin doğuya doğru yayılması sonucu mezhebin ulaştığı yerlerde bulunan âlimlere Buhara âlimleri (meşâyihu Buhara), Irak âlimleri (meşâyihu Irak) ve Belh âlimleri denmeye başlamıştır. Bu dönemin fıkıh eserlerinde Mâverâünnehir meşâyihi ve Irak meşâyihi kavramları çok zikredilmeye başlamıştır.

Karadağ, bu dönemlerde Belh meşâyihinden de bahsedilmesine rağmen Belh ekolü adında alt bir ekolden bahsedilmediğini belirtmiştir.116 Halvânî (ö. 452/1060 [?]), Debûsî (ö. 430/1039), Serahsî (ö. 483/1090 [?]), Pezdevî (ö. 482/1089) ve Alâüddîn es-Semerkandî (ö. 539/1144) Mâverâünnehir ekolünü temsil ederken Kudûrî (ö.

428/1037), Saymerî (ö. 436/1045) ve Damegânî (ö. 478/1085) Irak meşâyihi temsil etmektedir. Karadağ’ın ifadesine göre ilk dönemlerde Irak meşâyihi mezhepte etkinken hicrî V. asırdan sonra Mâverâünnehir meşâyihinin görüşleri mezhepte ağırlık kazanmaya başlamıştır. Özellikle Hanefî mezhebinde temel işlevi olan Muhammed eş-Şeybânî’nin eserleri üzerine Mâverâünnehir meşâyihi tarafından pek çok şerh yazılmıştır.117

Mezheplerin teşekkülünden sonra mezhep içi alt ekollerin meydana gelmesinde etkili olan faktörler ilim muhitinin farklılığı, hoca-talebe ilişkisi, rivayet geleneği ve hukuki istikrar olmak üzere dört sebep altında toplanmıştır. Sözgelimi mezhep imamlarının görüşleri içerisinde meydana gelen fıkıh birikimi farklı coğrafyalara yayıldıktan sonra ulaştığı yerdeki problemlerin farklılaşması sonucu farklılaşmış ve zenginleşmiştir. Bunun neticesinde farklı coğrafi bölgelerde ekolleşmelerin meydana gelmesiyle yakın olan coğrafi bölgeler arasında etkileşim meydana gelmiştir. Örneğin Irak ekolü, Irak, İran ve Harizm bölgesinde yayılmışken, Mâverâünnehir ekolü Merginân, Şâş, Kâsan, Buhâra ve Semerkant bölgelerinde yayılmıştır.118

115 Bk. a.g.e., s. 48.

116 a.g.e., s. 49.

117 a.g.e., ss. 50-51.

118 a.g.e., ss. 51-52.

21

Mezhep içi ekolleşmeyi sağlayan unsurlardan bir tanesi de hoca-talebe ilişkisidir. Zira bir bölgede aynı hoca etrafında toplanan kimselerin bir ekol meydana getirmeleri yadsınamaz bir gerçektir.119

Mezhep içi ekolleşmeyi sağlayan bir başka unsur da rivayet geleneğidir. Yani mezhep imamının görüşlerinin aktarılma keyfiyeti ya da hadislerin değerlendirilmesindeki farklılık da mezhep içi ekollerin meydana gelmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür.120

Mezhep içi ekollerin meydana gelmesinde etkili olan başka bir unsur da hukukî istikrardır. Sözgelimi dağınık halde olan farklı ictihadlar adalete güvenme duygusunu zayıflatacağından ekoller sayesinde mezhep görüşleri bir metodoloji çerçevesinde delillendirilmiş ve böylece hukukî istikrar sağlanmıştır.121

Mısır Hanefîliğinin mahiyetine yukarıda geçen sebepler ışığında bakmak gerekirse ilk dönemlerden itibaren Mısır’da Hanefîlerin bir alt ekol oluşturduğu bilinmemektedir. Karadağ, bunun sebebini Mısır’ın ilk dönemlerden beri Hanefîlere merkezlik yapmaması ve alt ekollerin oluştuğunda da bölgenin Fatimîlerin kontrolünde olmasıyla açıklamıştır. Daha sonra bölgede Zengîler, Eyyûbîler ve daha sonra Memlükler döneminde Hanefîlerin bölgedeki faaliyeti artmıştır.122 Mısır Hanefîliğinin oluşumuyla ilgili hoca-talebe ilişkisine bakılacak olursa Tahâvî’nin bu hususta önemli bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Karadağ’ın ifade ettiği üzere, Tahâvî her ne kadar Mısır Hanefîliğinin ortaya çıkmasından çok önce yaşamış olsa da onun hadis temelli fıkıh anlayışı Mısır Hanefîleri tarafından her fırsatta dile getirilmiş ve onun eserleri üzerinden önemli çalışmalar yapılmıştır. Sözgelimi onun Muhtasar’ı üzerine Cessâs, Saymerî, Serahsî, Ahmed b. Mansûr el-Mutahhirî el-İsbicâbî (ö.

480/1087-1088) ve Ali b. Muhammed el-İsbicâbî (ö. 535/1040-1041) gibi alimler tarafından şerhler yazılmıştır.123 Tahâvînin ilk dönemlerden Mısır’da bıraktığı hadis eksenli fıkıh anlayışının dışında Mısır Hanefîliğinin ekol olarak var olmasında

119 a.g.e., s. 52.

120 a.yer.

121 a.g.e., ss. 52-53.

122 a.g.e., s. 55.

123 a.g.e., s. 56.

22

doğrudan etkisi olan kimse, Karadağ’ın ifade ettiği üzere Serûcî’dir124 (ö.

710/1310).125

Karadağ, Mısır Hanefîlerinin rivayet geleneği ve kullandıkları malzeme hakkında ise mezhep görüşlerinde farklılığın mümkün olmamasına karşılık fıkıh kitaplarında yer alan hadis rivayetlerinin değerlendirilmesi açısından bir fark olduğunu ifade etmiştir.126 Zira Mısır Hanefîleri klasik fıkıh kitaplarında bulunan rivayetleri değerlendirerek güncellemeye tabi tutmalarının yanı sıra hadis temelli bir fıkıh anlayışı ortaya koymuşlardır.127

Mısır Hanefîliğinin ortaya çıkışı ile ilgili; döneme hâkim siyasi düşünce,128 medrese ve dârulhadîslerin rolü, göçler ve sosyal olaylar129 ile diğer mezheplerin rolü130 gibi sebepler örnek gösterilmiştir.

Karadağ’ın ifade ettiği üzere; hadis tahrîci yapma, hadis şerhleri yazma, ricâl eserleri yazma, hadis otoritelerini tenkit etme, mezhebi hadisle destekleme, mezhep içi tercihlerde hadise göre tercih yapma, hadisle mezhep görüşüne muhalefet etme Mısır Hanefîliğinin temel özellikleridir.131

Ali el-Kârî’nin Mısır Hanefîliğine mensup olup olmadığını yukarıda geçen prensiplere göre değerlendirecek olursak ilk önce onun; ilmî hayatının önemli bir bölümünü, Mısır Hanefîliğinin etkili olduğu Mekke’de geçirdiğini söylememiz gerekecektir. Her ne kadar Karadağ, Hicaz’ı Mısır Hanefîliğinin etkili olduğu bölgeler

124 Hicrî 639’da Harrân civarında Serûc’a bağlı Besune köyünde dünyaya geldi. Kahire’de öğrenim gördü. İlk başta Hanbelî mezhebine mensup iken daha sonra Hanefî mezhebine geçip el-Hidâye metnini ezberledi. Hicrî 691 yılında Kahire’de Hanefî kâdılkudâtlığına tayin edildi. Ayrıntılı bilgi için bk. Ahmet Özel, “Serûcî”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2009, c. IIIVI, ss. 572-73.

125 Karadağ, Mısır Hanefîliği, ss. 55-56.

126 a.g.e., s. 59.

127 a.g.e., ss. 59-60.

128 Zengîler, Eyyûbîler ve Memlükler döneminde Şia ile var olan mücadele ve onların etkilerini bölgeden silme düşüncesi, Sünnî mezhepleri birbirleriyle mücadele etmekten alıkoymuş ve hepsi tek bir hedefe yönelmişlerdir. Bu gibi sebepler Hanefîleri, hadislerle daha çok ilgilenmeye sevketmiştir. Ayrıntılı bilgi için bk. a.g.e., ss. 65-67.

129 Moğol istilasından kaçan Hanefîlerin Memlüklerin idaresinde olan bölgelere sığınması ve diğer mezheplerle olan etkileşimleri sonucu söz konusu Hanefîler mezheplerini savunabilme adına hadise yönelmişlerdir. Ayrıntılı bilgi için bk. a.g.e., ss. 72-74.

130 Karadağ, Mısır Hanefîlerinin mezhelerini savunmak adına diğer mezheplere cevap vermelerinin yanı sıra; İbn Teymiyye ve Hanbelî mezhebine mensup iken daha sonra Hanefî olan Sibtu İbnü’l-Cevzî ve Serûcî gibi alimlerin Mısır Hanefîliğinin bir alt ekol olmasında etkili olduklarını ifade etmektedir. Ayrıntılı bilgi için bk. a.g.e., ss. 74-83.

131 Ayrıntılı bilgi için bk. a.g.e., ss. 160-81.

23

içerisinde olduğunu açıkça söylemese de kitabının farklı yerlerinde “Mısır ve çevresi”

sözüyle buna işaret ettiğini söylememiz mümkündür.132 Bunun dışında Hicaz’ın Memlükler’in idaresi altında bulunması133, yine Hicaz’ın Mısır’a coğrafî olarak yakınlığı ve söz konusu bölgenin Hac ibadetinin îfâ edildiği kutsal mekanları hâvî olması dolayısıyla alimlerin orayla irtibatı söylediğimizi destekler mahiyettedir. Söz gelimi, İbn Hacer el-Heytemî gibi Ali el-Kârî’ye hocalık yapan bazı alimler Mekke’ye hac ibadeti yapmak için geldikten sonra geriye dönmek istememişler ve hayatlarının geri kalan kısmını Mekke’de geçirmişlerdir.134

Daha önce bahsettiğimiz üzere Ali el-Kârî’nin hocalarına bakacak olursak, bir kısmının İbn Hacer el-Heytemî, Ahmed b. Bedreddîn el-Mısrî ve Muhammed b. Ebi’l-Hasan el-Bekrî gibi Mısır’lı olduğunu, Atıyye es-Sülemî ve Abdullah es-Sindî gibi bazı alimlerin Mısır’lı hocalardan ders aldığını, Kutbeddîn el-Mekkî gibi Mısır ve Mekke’de ders tahsil gördüğünü ve Mîr Kelân gibi muhaddis olanların bulunduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla hoca-talebe ilişkisi açısından bakacak olursak Ali el-Kârî’nin Mısır Hanefîliğine mensup olmasının mümkün olduğunu görebiliriz.

Ali el-Kârî’nin rivayet geleneği ve kullandığı ilmî malzemeye bakacak olursak onun eserlerinde hadis kaynaklarına sıkça atıf yaptığını ve hadisleri temel hadis kitaplarına isnad ederek rivayette bulunduğunu görebiliriz. Karadağ’ın eserinde Ali el-Kârî’nin bu özelliğine yer yer değindiği görülmektedir.135 Bununla birlikte Karadağ, kitabında Ali el-Kârî’nin hadisçi Hanefîlik damarını temsil ettiğini açıkça söylemektedir.136

Bunun dışında Ali el-Kârî’nin hadis sebebiyle mezhep içi tercihlerde bulunduğu137 ve mezhep görüşü hadise ters düştüğünde buna itiraz ettiği de görülmektedir. Tezimizin muhteva bölümünde bu konuya dair bulgulara işaret edeceğimizden bu konuyu geçiyoruz.

132 a.g.e., ss. 55, 56, 64.

133 İsmail Yiğit, “Memlükler”, TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2004, c. XXIX, s. 90.

134 Kallek, “İbn Hacer el-Heytemî”, s. 531.

135 Örnek olarak bk. Karadağ, Mısır Hanefîliği, s. 61.

136 Bk. a.g.e., s. 194.

137 Ali el-Kârî’nin teşehhüdde işaret parmağının kaldırılması ile ilgili rivayetle ilgili bazı meşâyihin mekruh hükmünü vermesi üzerine yazdığı Tezyînü’l-ibâre li-tahsîni’l-işâre isimli risalesini buna örnek gösterebiliriz. Ali el-Kârî, Mecmûu resâili’l-allâme el-Molla Ali el-Kârî, c. 3, ss. 268-86.

24

İKİNCİ BÖLÜM:

FETHU BÂBİ’L-İNÂYE ADLI ESERİN HADLER BÖLÜMÜNÜN METOD AÇISINDAN İNCELENMESİ

1. ESERİN MAHİYETİ VE ÖNEMİ

Tezimize konu olan Fethu Bâbi’l-İnâye adlı eser, Ali el-Kârî’ye ait olup Hanefî mezhebinde “mütûn-ı selâse” ya da “mütûn-ı erbaa”138 olarak bilinen temel Hanefî metinlerinden sayılan Vikâyetü’r-rivâye fî mesâili’l-Hidâye isimli eserin özeti mahiyetinde olan en-Nükâye isimli eserin şerhidir.139 Dolayısıyla bu eserin mahiyeti ve öneminin anlaşılabilmesi için ilk önce eserin ilgili olduğu diğer eserlerin kısaca tanıtılmasında fayda mülahaza ediyoruz.

Belgede ALİ EL-KÂRÎ’NİN FETHU BÂBİ’L-İNÂYE ADLI ESERİNİN KİTÂBU’L-HUDÛD BÖLÜMÜNÜN İNCELENMESİ (sayfa 34-39)