SÖYLEŞİ
/ é f
_______ ATTİLÂ İLHAN
'Damat' Mahmul
E
vet, ne demişti Süleym an Dem irel, şöyle bir hatırlayalım:"... Şim di beyler, ben size bir şey söyleyeyim, bu Sevres’den de ileridir. Sevres tartışm ası bu- dur. ‘Azınlık hakları tanıyın’ veya ‘kültürel o to nom i’ dediniz mi, bu S evres’dir. Neden? A zın lık Hakları dediğiniz zam an , Türkiye’nin çivisi ni oynatırsınız; çünkü bugün Türkiye’yi ayakta tutan, çeşitli etnik m enşelerden gelen insan ların, kendilerini, Türkiye’nin sahibi ve ge le c e ğinin sahibi saym alarıdır..”
Dem irel o tepkisinde, öfkesini ‘buûd-u m ücer-
re t’te, yâni boşlukta bırakmıyor; Avrupa Konse- y i’nden -hem de Genel S ekreter’in-, ‘bizzat’ ona söylediklerine istinat ediyor:
“... Avrupa Konseyi’nin 26 Nisan tarihli ta v siye kararının 6 ve 12. m addeleri ne diyor? Bu na ‘Siyasi Ç ö zü m ’ bulun diyor. Siyasi Ç özüm nedir dediğiniz vakit, bakın ne diyor Avrupa Kon seyi Genel Sekreteri, 24 O cak 1995 günü, b a na, bu odada şunları diyor: ‘... T ürkiye’nin üni- te r devlet yapısının, terörün kaynağı olabilece ğini; sorunun bütünüyle çözüm ü için, askeri önlem leri yeterli görm ediğini; Kürtlere, Avru pa Konseyi’nin geliştirdiği ‘azınlık haklan’nın ta nınmasının, bu huzursuzluğu ortadan kaldıra bileceğini..’ söylüyor ve diyor ki: ‘... Kürtlere azın lık hakları tanınm ası konusunda kam uoyunda ta rtış m a başlatılm asını yararlı g ö rü y o ru z...”
(Yeni Yüzyıl, 27 Kasım 1996).
İnsan, bunları duyunca aynı Batı’lı ülkelerin; ‘D a
m a t’ M ah m u t Paşa ve Oğulları üzerinden, bir za manlar O sm anlI’ya aynı ‘adem-i merkeziyetçilik’ telkinleri yaptığını, nasıl hatırlamaz?
Ecnebl’den medet ummak!..
P
aris’de, ‘Aynanın İçindekiler’ dizisi roman larına başlarken, yakın tarihimizi kurcalıyor dum; bu vesileyle ‘D am at’ M ahm ut Paşa ve oğul larının yaşadıklarını öğrenmiş oldum. Onların ya şadıkları da, dışarısıyla temasın, ne kadar T ü rk i ye lehine görünür gibi olsa da, aslında aleyhine te celli ettiğini gösteriyordu. ‘Abdülham id-i sâni’nin eniştesi ve adliye nazırı ‘D am at’ M ah m u t Paşa, ‘Skalyari Olayı’nda, görevinden alınmış, gözden düşmüştü; Kabahatsiz olduğu anlaşılınca, Zât-ı Şâhane gerçi onu görevine iâde etmek ister ama, o kabul etmez. Oğullarını yetiştirmekle yetinir; çün kü o, tarihimize Prens Sabahattin ve Lütfullah bey ler diye geçecek iki ünlü adın babasıdır, evinde çe şitli hocalardan; onlara dersler verdirir, asıl amacı A vrupa'da okumalarını sağlamaktır: H ü n k â r’ın tavrına bakılırsa, hayli zor, oralarda ‘J ö n tü rk le r’ ci rit atıyor.O sırada Bağdad Dem iryolu Projesi ortalığı birbirine katmaktadır, bir yandan Almanlar, bir yan dan Ingilizler BabIâli’yi sıkıştırıyor, ¡hâleyi almak
is-Paşa ve Oğulları!./
tiyor; çünkü böylece, D evlet-i Aiiyye üzerinde da ha da nüfuz sahibi olacaklar. Prens Sabahattin ile
Lütfullah’ın piyano hocası olan zat, günün birin de, konağa Mr. M aeym on adında bir Ingiliz geti rir, bu ‘ecnebi’ Ingiliz şirketler grubu adına teklifler sunuyor, ‘D a m a t’ M ah m u t Paşa’nın aracılığını ri ca ediyor; Paşa, oğulları olayı ona nakledince, ko nu üzerinde biraz düşünüp uygun görür, H ünkâr’a bir ‘tezkere’ yazar; fakat padişah onu ‘Haddini bil!’ kabilinden, -biraz da tersleyerek- reddedince; Mr.
M aeym on, Paşa’ya yurtdışına çıkarsa, sorunu da ha iyi savunabileceğini söyler: işte, ‘D a m a t’ M a h
m ut Paşa ve Oğullan’nın Paris, sonra Londra ‘se- rencam’ı böylece, başlamış oluyor.
M ösyö C h a rlie r adındaki İs v iç re ’n, P aqu et
K u m p a n y a s ı’nın o zamanki acentası R eboul
b ey'in yardımıyla; A dalar etrafında tenezzühe çık mış gibi yaptırarak, Paşa ve oğullarını kaçırır: M a r
silya’ya oradan Paris’e geçerler. A hm et Rıza bey,
Ishak Sükûti bey, diğer jöntürkler, onları karşı lar, ‘İçtih at’ dergisi Paris’te, ‘O sm anlı’ C enev re ’de çıkmaktadır, M ah m u t Paşa orada jöntürk- lerin başı gibi muamele görmeye başlar; önce bol keseden, ‘Osm anlı’ gazetesinin masraflarına ka tılır; fakat, bir süre sonra, ‘muzayeka’ içinde kalır.
İbret alınacak yer neresi?
I
" şte ibret alınacak yer de burasıdır. A hm et B e
devi bey, ‘B atı’lı, Beyaz ve Hıristiyan’ Emper yalizm in çıkarları adına; Fransız Burjuvazisinin,
‘D a m a t’ M ah m u t P aşa’yı kollamak amacıyla, na sıl bir sendika oluşturduğunu anlatıyor; fakat asıl bunun sonucu müthiş! Çünkü hem M ah m u t P a
şa borçlanmış olur, hem de Prens Sabahattin, Dev
let-i Aiiyye için kurtuluşu ‘Teşebbüs-ü Şahsi ve
A dem -i M e rkeziyetçilik’ fikrinde, yâni bir çeşit li berallik ve federallikte görür ki, zaten Ingiltere de bu türden hesaplar içindedir; adeta Prens S aba
hattin bey’in ‘fikriyâtına’ Ingiltere, uzaktan ku manda etmektedir, öyle ki, M ütareke yıllarında İs
tanbul’a döndüğünde, hâlâ o fikirdedir, bunu savu nan bir ‘fırka’ kurar; -Sevres Anlaşması’yla ‘adem- i merkeziyetçilik’ açık bir bölünme haline zaten ge tirilmiş olsa bile-, o aynı fikirleri savunmayı sürdürür,
Anadolu’daki M üdafaa-i Hukuk H areketi’ne ka tılmayı aklından bile geçirmez; neden derseniz, o tür den ‘komprador’ aydın türü ve tipi için, ülkenin yö netiminde ‘dışardan kumanda’ esastır.
İşin tuhafı ve hazini odur ki, açıkça anlatılmamış tır ama, M üd afaa-i H ukuk Hareket, dolayısıyla
Anadolu İhtilâli ve İnkılâbı içinde de, buna ben zer bir olay yaşanacaktır.
O ayrı bir bahis!
e-m ail:tilahan@ isnet.net.tr
h ttp://w w w .bilgiyayinevi.com .tr/ailhan Faks:0-212 / 260 19 88