F. Kişinin Tutukluluğunun Yasalara Uygunluğuna Hızlı Karar
IV. ADİL YARGILANMA HAKKI
4. Sanıklara, Karşı Tanıkları Çıkarabilmesi İçin Yeterli
Bir grup başvuru sahibi, isimsiz tanıkların ifadelerine dayanarak aleyhlerinde verilen mahkûmiyet kararlarının akabinde bu zorunluluğun ihlalini iddia etmiştir.
Doorson v. Hollanda166 davasında, Amsterdam Bölge Mahkemesi, dava sırasında soruşturma ve savunma makamları tarafından sorgulanan teşhis edilen bir tanık ve soruşturma hâkimince sorgulanan iki kimliği saklanan tanık ile başvuru sahibini uyuşturucu ticaretinden suçlu bulmuştur. Doorson’un temyiz davası sırasında savunma avukatının ve soruşturma hâkiminin hazır bulunması ile iki kimliği gizli tanığı sorgulamasına izin verilmiş ancak tanıkların kimlikleri açıklanmamıştır.
165 Mowbray, a.g.e., ss. 118.
166 26 Mart 1996 tarihli karar.
Temyiz Mahkemesi Doorson’un başvurusunu reddetmiştir. Mahkeme, ulusal hâkimlerin soruşturma makamlarının kimliği gizli tanık beyanlarını kullanmalarına izin vermeleri durumunda; yerel mahkemelerin, savunmanın bu tip tanıklar tarafından verilen kanıtları sorgulama imkânına sahip olmamalarından kaynaklanacak handikapları telafi edecek dengeleyici prosedürlere karar vermeleri gerektiğini belirlemiştir. Bu davada, Mahkemenin büyük çoğunluğunun, 7’ye 2, görüşüne göre Doorson’un avukatının, kimliği gizli tanıkları sorgulamasına izin verilmesi 6/3(d). maddesindeki pozitif yükümlülüğün ifası için yeterli kabul edilmiştir. Yargılamada ayrıca çok önemli olan şu prensip ortaya çıkmıştır (parag.
76);
… Sonuç olarak, savunmanın maruz kaldığı handikapları giderecek dengeleyici işlemlerin yeterli görülmesi durumunda dahi, bir mahkûmiyet kararı tek başına veya kati boyutta isimsiz ifadelere dayandırılmamalıdır.
Mahkeme, Hollanda mahkemesinin isimsiz tanıkların ifadeleri ile birlikte bilinen tanık kanıtına da dikkate aldığı için bu prensibin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Doorson kararı, Mahkemenin hassas tanıkların korunması ile davalıların bu tanıkların dürüstlüklerinin sorgulaması imkânına sahip olmaları arasındaki çatışma ile ilgili adil bir ayar bulmaya çalıştığını ortaya koymuştur. Dengeleyici işlemler yükümlülüğü bu dengelemenin anahtar bir unsurudur.167 Yerel mahkemelerce uygulanması kabul edilen prosedürün bu gerekliliği karşılamadığına karar verildiği bir örnek Van Mechelen ve Diğerleri v. Hollanda168 davasıdır. Başvuru sahipleri, adam öldürmeye teşebbüs ve soygundan mahkûm edilmişlerdir. Soruşturma, başvuru sahiplerini teşhis eden ve onları suçlayan, kimliği gizlenen polis görevlilerinin
167 Mowbray, a.g.e. ss. 121.
168 23 Nisan 1997 tarihli karar.
ifadelerine dayanmıştır. Temyiz Mahkemesi önünde, polis görevlileri, kendilerinin ve ailelerinin güvenliklerinden endişe ettikleri için isimlerinin açıklanmaması uygulamasına devam edilmesini talep etmişlerdir. Bu sebeple, Temyiz Mahkemesi görevlilerin bir ses bağlantısı yolu ile sorgulanmalarına karar vermiştir (kanıt sunan her görevliye bir odada bir soruşturma hâkimi tarafından eşlik edilirken savunma ve iddia makamları bir başka odaya alınmışlardır). Bu oturumlardan sonra soruşturma hâkimi görevlilerin kendilerine sorulan soruları doğrulukla yanıtlıyor göründüklerine dair rapor vermiştir. Temyiz Mahkemesi, ceza sürelerini arttırarak başvuru sahiplerini adam öldürmeye teşebbüs ve soygundan suçlu bulmuştur. Mahkeme’nin çoğunluğu, 6’ya 3 oyla, savunma makamının, sorgulama esnasında polis görevlilerinin davranışlarını görme imkânından mahrum bıraktığı gerekçesi ile ses bağlantısı uygulamasının yetersiz kaldığına hükmetmiştir. Bununla birlikte, başvuru sahiplerinin mahkûmiyetleri, kimliği gizli tanık beyanlarına dayanarak müsaade edilemez bir şekilde uzatılmıştır. Bu nedenle, Sözleşme’nin ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Birutis ve Diğerleri v. Litvanya169 davasında da 6/3(d) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Üç başvuru sahibi, bir hapishane isyanını organize etmek ve isyana katılmakla suçlanmışlardır. İlk başvuru sahibine karşı olan kanıtlar soruşturma yetkilileri tarafından alınan, çoğu diğer mahkûmlar olan 17 kimlikleri gizli tanığın yazılı beyanlarından, diğer üç suç ortağının beyanlarından ve duruşması sırasında 5 hapishane yetkilisi tarafından verilen beyanlardan oluşmuştur. İkinci başvuru sahibine karşı olan kanıtların da genelde benzer olduğu ancak üçüncü başvuru sahibine karşı tek kanıtın 6 kimliği gizli tanığın yazılı beyanları olduğu
169 28 Haziran 2002 tarihli karar.
belirlenmiştir. Yargılama makamı, tüm başvuru sahiplerini suçlu bulmuş ve uzun süreli hapis cezalarına mahkûm etmiştir. Mahkeme, şu şekilde karar vermiştir (parag.
28);
…genel bir kural olarak 6. maddenin 1. ve 3. paragrafları, davalının kendisine karşı sunulan bir tanığın ifadesini verdiği sırada veya daha sonraki bir aşamada sorgulaması için yeterli ve uygun bir olanağa sahip olması gerekliliğini düzenler.
Mahkeme, oybirliği ile, üçüncü başvuru sahibinin kimliği gizli kanıtlar esas alınarak mahkûm edilmesinin Doorson prensibini ihlal ettiğine karar vermiştir.
Bununla birlikte, yargılamanın yapıldığı mahkeme birinci ve ikinci başvuru sahiplerinin savunma hakkını korumak amacıyla kimliği gizli tanıkları sorgulamak, beyanlarının nasıl elde edildiğini incelemek gibi dengeleyici prosedürlerin uygulanmasında da başarısızlığa uğradığı belirtilmiştir. Bu sebeple, Mahkeme, her başvuru sahibi açısından 6/3(d). maddesinin ihlaline karar vermiştir.
Yukarıdaki bu kararlar, savunmanın normalde iddia makamının tanıklarını sorgulama hakkının bulunduğunu göstermektedir. Eğer iddia makamını kimliği gizli tanık kullanmakta haklı çıkaracak nedenler mevcut ise (beraber kaldıkları mahkûmlara karşı ifade veren hükümlüler gibi tehlikeye açık duruma sahip olmaları), Mahkeme, yargı makamının, savunma hakkını garanti altına alacak özel prosedürlerin uygulanması yükümlülüğü altına gireceğini belirtmiştir. Van Mechelen ve Birutis kararları göstermektedir ki Mahkeme, yeterli, dengeleyici prosedürlerin uygulanıp uygulanmadığını dikkatli bir şekilde incelemektedir.
5. Mahkemedeki Konuşmaları Anlayamayan Sanıklar İçin