İtaat Ve Kulluk Teorisi

In document İslâm kelâmı'nda kudret-fiil ilişkisi (Mutekaddimûn dönemi) (Page 181-185)

2. KUDRETİN AHLAKİ AMACI

2.2. İtaat Ve Kulluk Teorisi

168 zorunlu bir illet olan gaye ve faydaya dayandırmasına karşılık söylemiş olduğunu görü-yoruz. Çünkü Mâturîdîler’e göre Allah’ı zorunlu olarak yaratmaya yönlendiren bir illetin olması söz konusu değildir.838 Öte yandan Mâturîdî kelâmcıları, Allah’ın hikmet sahibi bir varlık olmasının gereği olarak fiillerinin de hikmetli olduğunu vurgularlar.839 Onların bu düşüncelerinden hareket edildiği takdirde, onun fiillerinde insana yönelik yarar ve maslahatın olduğunu rahat bir şekilde söyleyebiliriz.

Mâturîdî, insanların sonucu yararı umulmayan veya zararından sakınılmayan bir fiili işlemeyi anlamsız bulan bir yaratılış karakterine sahip olduklarını belirtir. Ayrıca ona göre Allah’ın ahirette davranışlara karşı mükâfat vereceğini bildirmesi, insanın fiillerini işlemesinde yararı ve gayeyi gözettiğinin ispatı olarak telakki edilebilir.840 Bu anlamda Mâturîdîlik’te insan fiillerinin yarar-zarar ilkesi ile ilişkilendirildiğini söyleyebiliriz. Ya-rar ve zaYa-rarın insan fiillerine hamledilmesi insanın bu filleri yerine getirebilecek yetkin-likte olması gerektiğini de zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla Mu’tezile’de olduğu gibi Mâturîdî düşüncesinde de insan, ödüllendirmeyi kazanacak fiziksel yapısıyla yani kud-retle donatılmıştır.841 Ancak insana verilen bu özellik kötülük yapmaya eğimli olsa da insana verilmesinin hikmeti onun faydalanması içindir.842

169 sırf şekli ibadetlere indirgemenin doğru olmadığının da altını çizmek gerekir. Çünkü kul-luk ibadetlerde dâhil her türlü hayır ve iyilik amacıyla ortaya konan bütün fiilleri kapsa-maktadır.844

Mu’tezile âlimleri kulluk anlayışlarını, nimet-şükran bağlamında ele almaktadır-lar. Bir önceki başlıkta da belirtmiş olduğumuz gibi Allah’ın insana verdiği ilk nimetin hayat olduğunu söylen Mu’tezile kelâmcıları, bu nimetin karşılığı olarak insanın da ni-meti verene şükran sunması ve böylece kulluğunu göstermesi gerektiğini vurgulamışlar-dır. İnsanın kulluğunu göstermesinin temelinde de Allah’ın emrettiklerini yapmak ve sa-kındırdıklarından uzak durmaktır. Bu anlamıyla Allah’a yönelik şükrün eylemsel olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.845 Şükrün eylemsel olması da itaat ve kulluğun doğ-rudan kudretle ilişkisini akla getirmektedir.846 Zaten “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”847 âyetinin yorumunda Kâdî, Allah’ın kullarından kendisine kulluk etmesini, istediğini belirtir. Çünkü ona göre Allah, onları bunun için yaratmış ve onlara bundan dolayı kudret ve imkân vermiştir. Ancak Allah bunu her ne kadar insanla-rın kulluk yapması için verdiğini belirtse de insanın tercihine göre farklı eylemleri de sergileyebileceklerini hatta küfrü işleyebileceklerinin de altını çizer.848 Nitekim birisine cihat etmek için kılıç veren bir kimse, kılıç mümini öldürmeye uygun bir araç olsa dahi, onu öldürmek için yardım etmiş sayılmaz.849 Aynı âyeti yorumlayan Zemahşeri (538/1143), Allah’ın, insanların tamamından kulluk yapmalarını istediğini; onun isteme-sinin insanların bunu zorunlu olarak yapmalarını gerektiği gibi bir anlama gelmediğini ifade eder. Çünkü ona göre Allah insanlardan iradelerini kullanarak kulluk etmelerini di-lemiş ve onları sorumlu davranmayı yapabilecek donanımla (akıl, irade, ihtiyar, bilgi) yaratmıştır. 850 Şüphesiz bu donanımlardan birinin de davranışın olmasını sağlayan temel etken kudret olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası Mu’tezile’ye göre Allah, insanın itaat ve kulluk etmesini kolaylaştıracak bir lütuf olarak kudreti varoluşuna yerleştirmiştir.851

844 Arslan, Mâturîdî’de İnsanın Yaratılış Hikmeti, 71.

845 Kâdî Abdulcebbâr, Şerhu’l-Usûli’l-Hamse, 82.

846 Kâdî Abdulcebbâr, Şerhu’l-Usûli’l-Hamse, 86-87.

847 Zariyat, 51/56.

848 Kâdî Abdülcebbar, Tenzîhu’l-Kur’ân ani’l-Metâin (Lübnan:Dâru’n-Nadretu’l-Hadise ts.), 402.

849 Kâdî Abdulcebbâr, el-Muhtasâr fî Usûli’d-Dîn, 100-101.

850 Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, thk. Ahmed Hicazi (Riyad: 1998),7:620-621.

851 Kâdî Abdulcebbâr, el-Muhtasâr fî Usûli’d-Dîn, 94.

170 Eş’arîler Tanrı düşünceleri gereği Allah’ın fiillerinde herhangi bir amaç gözetme-dikleri için Allah’ın insana vermiş olduğu kudretin de herhangi bir amaca mebni olmadı-ğını belirtmiş ve kudretin sadece fiilin meydana gelmesi için yaratıldıolmadı-ğını söylemişler-dir.852 Öyle ki Eş’arî Kur’an-ı Kerim’de geçen ve insanın kudretine matuf olan âyetleri de bu çerçevede yorumlayarak insanın amaca yönelik kudretinin olmadığını ispatlamaya çalışır. Bu anlamda o, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”

(Zariyat, 51/56) âyetiyle Allah’ın cinler ve insanlardan yalnızca kendisine kulluk edenleri kastettiğini vurguladığını belirtir. Dolayısıyla insanlar, kendilerinde bulunan bir kudretle belli bir amaç için yaratılmamışlardır. O, bu düşüncesini, “Andolsun biz, cin ve insanların çoğunu cehennem için yarattık” (Araf, 7/179) âyetiyle destekler. Böylece Kur’an âyetleri arasında herhangi bir çelişkinin söz konusu olamayacağından hareketle, Allah’ın yukarı-daki âyet gereğince onların çoğunu cehennem için, ‘ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım’ âyeti gereğince de onların bir kısmını kendisine kulluk et-meleri için yaratmış olduğunu vurgular. İşte Allah’ın kendisine kulluk etet-meleri için ya-rattığı bu kimseler, onun hayatları boyunca kendisinden kulluk etmelerini dilediği cin ve insanlardır.853

Âyetler bağlamında bir açıklama yapmaya çalışan Eş’arî’nin insanın amelinden çok Allah’ın insanı ne için yarattığına vurgu yapmak istediğini görüyoruz. Âyetler’in so-rumluluk ve korku bildiren tarafını ele almayan Eş’arî, bu anlamıyla insana verilen her-hangi bir şeyin de amacının ve gayesinin olmayacağını vurgulamak istemektedir. Ancak oluşturmuş olduğu bu düşüncenin, ekolün diğer âlimleri tarafından kabul gördüğünü söy-lemek zordur. Çünkü bu noktada özellikle Cüveynî’nin ondan farklı bir düşünce sergile-diğini görüyoruz. O, Eş’arî’den farklı olarak insana teklifin olabileceğini düşünmüş ve bunun birinci rüknünün kudret olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla o, Allah’ın insanın hayatının temellerine koymuş olduğu sorumluluğu taşıyabilmesi için amelleri koyarak, insanı bu amellerle imtihan ettiğini belirtir.854

Mâturîdî’ye göre insan, Allah’a kul olmanın gereği olarak ve üzerine vacip olan itaat ve saygıyı yerine getirmek için yaratılmıştır.855 Dolayısıyla o, insanın itaati ve kulluğu

852 Yüksel, Mâturîdîler ile Eş’ârîler Arasındaki Görüş Ayrılıkları, 102.

853 Eş’arî, Kitâbu’l-Lüma’, 113-114.

854 Cüveynî, el-Akîdetu’n-Nizâmiyye fi’l-Arkêni’l-İslâmiyye, 42.

855 Arslan, Mâturîdî’de İnsanın Yaratılış Hikmeti, 89.

171 yerine getirmesi için insan bedenindeki hikmetlere yönelmiştir. Ona göre insanın beden-sel yetkinlikte yani kudret sahibi bir varlık olarak yaratılması onun ibadetler vasıtasıyla mükâfata ulaştırmasıdır. Hatta insan bedenindeki organların birbiriyle uyumlarını insanın yaratılışındaki hikmetlerden biri olarak kabul eder. Bu anlamıyla insan, yakın planda kul-luk için yaratılmış olup insan bedeni de bu kulluğu yerine getirecek biçimde düzenlen-miştir.856 Ancak Allah, insan ile arasındaki kulluk ilişkisi, kölelik temeline değil, ibadet esası üzerin bina etmiştir.857 Dolayısıyla Mâturîdî geleneği ibadet ve kulluk illetlerinin tam olarak belirlenemeyeceğini söylenmişse de, onların bir hikmet ve fayda üzerine ya-ratıldığını da belirtir.858

Mâturîdî “Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım” (Za-riyat, 51/56) Nâyetine dair birçok yorumda bulunur. Âyetteki ibadet kavramının gerçek anlamda alındığında iki anlama geldiğini ifade eder. Birincisi insanlardan ve cinlerden ibadet ve imtihanı kabul etmeyenlere bir cevap niteliği teşkil ettiğini belirtir. Ayrıca o, Allah’ın insana marifet ve temyiz vasıtalarını verdiğini, insana iyi ve kötüyü yapması gereken ile sakınması gerekenleri onlara öğrettiğini ifade eder. Bu anlamıyla Allah insan-ları kendi hallerine bırakmamıştır. Dolayısıyla onun verdiği tüm nimetlere karşı, şükret-mek suretiyle insanı deneşükret-mek için yaratmıştır859 Ayrıca âyetle ilgili yorumlardan birinin;

insan ve cinlerin yaratılmasında, Allah’ın birliğine inanmaları, kulluğu sadece O’na yö-neltmeleri ve verdiği türlü nimetlere karşılık O’na şükretmelerine delil olduğu belirtil-miştir. Ona göre insanlar zaten bu âyeti düşündükleri takdirde onları, Allah’ın birliğine, O’na ibadet ve şükür etmenin gerekliliği bilgisine sahip olacakalrını ifade eder.860

Mâturîdî’ye göre “Hanginizin daha güzel iş yapacağınım sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” (Mülk, 67/2) mealindeki âyet de insanın yaratılış hikmetinin imti-han olduğunu ifade etmektedir. Bu anlamıyla insanın yaratılışının asıl gayesi, Allah’a kulluktur. İmtihan ise bu kulluğun gerçekleşip gerçekleşmediğini ortaya çıkaran ara gaye konumundadır.861

856 Arslan, Mâturîdî’de İnsanın Yaratılış Hikmeti, 122.

857 İlhami Güler, Özgürlükçü Teoloji Yazıları (Ankara:Ankara Okulu Yayınları, 2011), 16.

858 Arslan, Mâturîdî’de İnsanın Yaratılış Hikmeti, 69-71.

859 Ebu Mansur el-Mâturîdî, Te’vilâtu’l-Kur’ân (Beyrut:Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 2005), 9:394.

860 Mâturîdî, Te’vilâtu’l-Kur’ân, 9:395.

861 Arslan, Mâturîdî’de İnsanın Yaratılış Hikmeti, 64.

172 Sonuç olarak baktığımızda Mâturîdî ve Mu’tezile kelâmcıları, Allah’ın, insanı ya-ratmasını ve yeryüzü halifesi olarak görevlendirmesini ona amaçlar yüklediğinin göster-gesidir. İnsanın bu amaçlar doğrultusunda ilerlemesi için ona kendi kudret sıfatından sı-nırlı bir düzeyde vermiş bu kudret ile Allah, insana kendi adına eylem yapmasını istemiş-tir.862 Bu eylemlere destek olarak içinde yaşadığı dünyada hayatını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu her şey Allah tarafından nimet olarak verilmiştir. Bunun karşılığında Al-lah ondan şükran duymasını ve nankörlük etmemesini istemektedir.863

3. KUDRETİN AHLAKİ SORUMLULUĞUN ÖN ŞARTI OLMASI

In document İslâm kelâmı'nda kudret-fiil ilişkisi (Mutekaddimûn dönemi) (Page 181-185)