İsyanın Başlaması ve Genişlemesi

Belgede Şark istiklal mahkemesinde 1925-1927 döneminde Takrir-i Sükun Kanununun uygulanmasi (sayfa 81-84)

2.2. Şeyh Sait İsyanı

2.2.2. İsyanın Başlaması ve Genişlemesi

Musul meselesinin görüşülmekte olduğu sırada, bizim bu bölgedeki haklarımızda ısrarımız üzerine İngilizler tarafından çıkartılıp daha sonra bastırılmış olan Nasturi isyanına dahil olduklarından harp divanınca yargılananlar genelde Kürt istiklal komitesi mensuplarıydı. Yusuf Ziya ve arkadaşları tutuklanmış, Şeyh Sait’te tutuklanma korkusuyla harp divanınca ifadesinin alınması için çağrılmasına rağmen rahatsız olduğunu beyan ederek istinabe suretiyle ifadesini vermişti. Bu durum karşı ihtilal şeflerini de korkutmuş ve isyana hemen başlamak kararına sevk etmiş olacak ki, Şeyh Sait, oğlunun İstanbul’dan hareketi üzerine Hınıs’ta sabredemedi ve oğlu Ali Rıza’yı Şavşal’da karşıladı. Baba oğul yeni talimatı gözden geçirdikten sonra hemen Diyarbakır civarına indiler. Burada bir ay kadar Çapakçur, Ergani ve Genç

176 M.Toker, a.g.e., s.32

177 Mehmet Şerif Fırat s.188 vd.

178 Robert Olson, Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı(1880-1925), Ankara 1992,

dolaylarında dolaşıp halkı ayaklandırmağa çalışırken, 15 Şubat 1925 de Piran’a geldiler. 179

Zaten her yıl Palu’ya dedesinin mezarını ziyaret maksadıyla giden Şeyh Sait’in Piran’a uğraması normal olmasına rağmen o Şubat, sayısı kabarık atlılarıyla, Piran’a gelmesi olağan dışıydı. Her zaman bir kaç silahlı muhafızla yetinen ve Hınıs’tan Palu’ya da en kısa yoldan giden şeyh bu kez yol boyundaki veya dışındaki köylere uğruyor, oralarda kalıyor, vaazlar veriyor kaldığı köyde civar köylerin reis ve ağalarını huzuruna çağırtıp konuşuyor, onların verdikleri atlıları kafilesine katıyordu. Atlıların sayısı böyle artmıştı.

Vaazlarında, dinin elden gittiğinden ve Hilafetin kaldırılmasıyla dinsizlerin hükmü altına düşüldüğünden bahsediyor bu sözlerini, halkı Cumhuriyet Hükümetine karşı kıyama daveti takip ediyordu.

Şeyh Sait’in bu davranışı bir süredir başlamış olduğu için se- yahatinin gerçek maksadı Ankara’ya bildirilmiş, Ankara, gerçek

durumu Genç valisi İsmail Hakkı’dan180 sormuştu. Verilen cevap

ise;

“Şeyh Sait her sene olduğu gibi bu sene de, Palu’da bulunan ecdadının mezarını ziyarete gidiyor asayişi bozan bir hal yoktur.” Şeklinde idi.

Valinin bu cevabı Şeyh Sait’in daha rahat hareket etmesini sağladı. Şeyh Sait yanında kalabalık bir atlı grup olduğu halde Genç181 vilayetinin Ergani kazasına bağlı Eğil nahiyesinin Piran köyüne182, 13

Şubat 1925 cuma sabahı,geldi. Başında şeyhlik alameti yeşil takke beyaz sarık vardı. Şeyh Sait, Piran’da oturan kardeşi Abdürrahim ve kalabalık tarafından karşılandı.

Şeyh, kardeşinin evine yerleşti ve hemen etrafa haberler salındı. Şeyh, Piran’da da civardaki köylerin ağalarını, büyüklerini kabul

179 B.Cemal, a.g.e., s.23

180 Şeyh Sait’le birlikte İstiklal mahkemesinde yargılanarak hapis cezası aldı.

181 Şimdiki Bingöl vilayetinin kazalarından.

182 Piran, etrafı dağlarla çevrili, vadi içinde kurulmuş bir köydür. Bu vadiyi kuzeyden Dizik, güneyden Tumturuk ve

güneybatıdan Şeyh Yusuf tepeleri çevreler. Tabiatın oldukça vahşi bir güzelliği vardır. Şeyh Sait’in, kardeşi Şeyh Abdürrahim'in evine geldiği o günlerde köyün nüfusu 2 bin 500 kadardı. M.Toker a.g.e. s.36

edecekti. Cuma namazından sonra verdiği vaaz halkı çok etkilemiş Şeyh bu vaazda:

“Medreseler kapatıldı, Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı ve din mektepleri Milli’ Eğitime bağlandı. Gazetelerde bir takım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeğe, Peygamberlerimize dil uzatmağa cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeğe başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.” demişti.

Daha sonra Jandarma komutanı üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi yanında teğmen Mustafa Asım Efendi ve 15 kişilik bir müfreze olduğu halde Şeyh Sait’ten yanındaki dört ağır hükümlünün teslimini isteyince Şeyh Sait oldukça yumuşak davranırken

adamlarının vuruşabileceklerini, talakı selase183 üzerine yeminli

olduklarını söyledi. Diğer yandan da durumu el altından kolaçan ettirdi ve adamlarına teslim olmamaları haberini gönderdi. Bahri’nin evine saklananlar on değil, on iki kişiydiler. Aralarında Vartolu Nebi ve arkadaşları da vardı. Bunlar çok önceden suç işlemişler, hapse girmemek için dağa çıkmışlardı.

Jandarma binayı sarmış bir kısmı evin damına çıkmıştı. Teğmenler kapının önünde dolaşıyorlardı. Arada bir içerdekilere “Teslim olun!” diye sesleniyorlardı. Fakat içerden küfürle mukabele ediliyordu. Halk civara birikmişti ve hadiseyi hem merakla, hem de jandarmaya karşı düşmanca seyrediyordu. Şeyh Sait, emrindeki bu

iyi vurucu kimseler yakalandıktan sonra kendisinin

tutuklanmasından korkuyordu. Teğmenlere tekrar şunu rica etti. “Biz onlarla beraber geldik, yoldaşız. Kendilerini şu ara bana bağışlayın ve ben buradayken bir şey yapmayın. Hele ben gideyim, sonra ne isterseniz yaparsınız.”

Jandarma onları salıvermek niyetinde değildi. Bahri’nin evindeki 12 kişiden sekizini bırakmaya rıza gösterdiler. Fakat dört katil mutlaka teslim olmalıydı. Şeyh Sait bunu sağlayacakmış gibi

183 Üçten dokuza boş ol demek suretiyle, kadının başka erkekle evlenmeden, yani hülleye girmeden eski

bir tavır takındı. Evden çıkan sekiz kişi, tepelere bir anda tırmanıp oradan jandarmaya ateş açtılar evde kalan dört kişi de bu ateşe katıldı Abdurrahim ve adamları da yetişip ateş açtılar. Jandarma üç ateş arasında kaldı. Üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi, müfrezesine geri çekilin emri verdi. Bir ölü, iki yaralı bırakmıştı. Jandarmalar eşraftan Zülküf Cafer ağanın evine sığındılar. Ağa yiğit olmasaydı, bunların topunun temizlenmesi işlen değildi.184 Halk, Şeyh Sait’in Cuma vaazının etkisi altındaydı

Jandarmalar çekildikten sonra Şeyh Sait ve adamları arasında bir şaşkınlık vardı. Madem silah patlamıştı, devam etmek mecburiyeti vardı. İsyanı açıktan ilan etmek gerekiyordu. Şeyh Sait “Emir-ül Mücahidin” imzası ile ilk resmi tebliğini yayınladı. Şeyh Sait isyanı başlattığını haber veriyor ve bütün din ehlinden, dini kurtarmak için buna katılmalarını istiyordu.

Şeyh Sait Piran’da fazla kalmak istemedi. Vakit yavaş yavaş akşama yaklaşıyordu. “Yürüyün!” emrini verdi. Cumhuriyet tarihine “ Şeyh Sait İsyanı” diye geçecek olan hareket fiilen başlamıştı.

Şeyh Sait’in isyanın fevri bir hareketle ani olarak patladığı şeklinde ileri sürdüğü iddiasının, jandarma müfrezesine taarruz etmekle beraber hemen telgraf ve Jandarma telefon tellerinin de kesilmesine başlanması nedeniyle kabul görmesi mümkün değildir.

Belgede Şark istiklal mahkemesinde 1925-1927 döneminde Takrir-i Sükun Kanununun uygulanmasi (sayfa 81-84)